1.5 yıl aradan sonra herkese selamlar!
Bu başlığa yazacak o kadar çok şey var ki… Hepsini bir iletiye değil, bir sayfaya bile sığdırmam mümkün değil. O yüzden ana konuları ilgili başlıkların altına detaylı yazmak üzere şu an sadece buraya kısacık, hatırlatma tarzında bir yazı bırakmak istiyorum. Detayları yazdıkça linklerini eklerim.
Öncelikle, Amerika'ya yerleşmemin üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçmesine rağmen, bu kadar aktif olduğum foruma yazmayı neredeyse tamamen bırakmış kadar azaltmamın sebebini açıklamak istiyorum. Amerika'ya eşim ile beraber ilk girişi yaptıktan çok kısa bir süre sonra boşanma kararı aldık ve yollarımızı ayırdık. Henüz resmi olarak boşanmamız gerçekleşmeden kendi özel hayatıma dair bir şeyler paylaşmak istemedim. Ancak geçtiğimiz ay Türkiye'ye gittim, resmi olarak boşandık ve geri döndüm. O yüzden artık geçen bu 1,5 seneyi yavaş yavaş hatırlayabildiğim kadar detaylı anlatmaya hazırım.
Mülakatımızı ve mülakatımıza kadar yaşadıklarımızı detaylı olarak bu iletide anlatmıştım zaten. Mülakattan sonra olanları, ilk girişten önce neler yaptığımızı ve ilk girişimizi detaylı olarak ilgili konu başlığında anlatacağım. Ancak özetle gelmeden önce şunu belirtmek isterim ki niyet ettiğim her şeyi yaptım. Herkesle vedalaştım, evimizi kapattık, tüm eşyalarımızı sattık, arabamızı sattık. Nakite çevirebileceğimiz her şeyi nakite çevirip bir kısmını yanımıza aldık, bir kısmını ise daha sonra Amerika'da hesap açınca erişmek üzere TEB hesaplarımıza yatırdık.
Uçak biletini almadan önce Kadir Bey ile çok konuştum, kendisinden araç almak için önceden haber verdim. Hatta Florida'ya yerleşmek istememize rağmen sırf ondan araç almak için ilk girişimizi Houston'dan yaptık. Çünkü bence Amerika'da üç şey çok önemli: İlki araba almak, ikincisi ev kiralamak ve tabii ki üçüncüsü iş bulmak. Cebimizde biraz birikmiş olunca işi önceliklendirmedim, hem zaten SSN falan da beklemek lazım. Ben bu üçlüden en önemlisinin araba olduğuna karar verdim çünkü eğer büyük şehirde değilseniz araba olmadan eliniz kolunuz bağlı, istediğiniz hiçbir yere gidemiyorsunuz ve hiçbir işinizi halledemiyorsunuz doğal olarak. Tabii Uber çağırmak veya araç kiralamak gibi alternatifleri var ama Kadir Zora'dan araç almak varken o alternatiflere yönelmek çok cezbetmedi beni.
Kadir Bey de sağ olsun bize çok yardımcı oldu. Uçaktan indiğimizde bizi karşılaması ve otelimize götürmesi için birini gönderdi, Fatih. Fatih sadece bizi otele bırakıp gitmedi, otele vardığımızda, check-in yapıp odamıza yerleşmemize bile yardımcı oldu. Ertesi sabah Kadir Bey'in eşi, Ayşegül Hanım, otelimizden bizi alıp dükkana kadar bizzat kendisi götürdü, kahvaltımızı beraber yaptık. Ve sonunda Kadir Bey ile yüz yüze orada tanışmış olduk. Bizim için isteğimiz özellikte ve bütçemize uygun birkaç araç ayırmıştı. Onların hepsini ve daha bile fazla aracı eşim ve ben tek tek denedik. Hatta bazılarını birkaç kez kullandık. Aslında bu kısımları bu kadar detaylı anlatmayacaktım da konuya girince çıkamadım. Günün sonunda bir Lincoln MKZ'de karar kıldık ve ertesi günü aracı almak üzere Kadir Bey ile anlaştık. Ahh o araba yaktı beni o araba! Neyse, şimdilik detay yok.
Aracı hallettikten sonra planım 10-15 gün kadar sürecek bir road trip ile Orlando'ya gitmekti. Hem yeni ülkede hayata başlamanın baskısı ve stresini hemen hissetmemek için, hem eyalet eyalet şehir şehir gezip kültürü görüp yaşamak için, hem zorlu bir pandemi ve DV sürecinin üzerine güzel bir tatili hak ettiğimiz için böyle bir planım vardı. Tabii amacım bir de yedek plan yapmaktı kendime. Evet Orlando'ya gidip yerleşecektik ama ya sevmezsek, ya umduğumuz gibi çıkmazsa, ya mutlu olamazsak diye potansiyel olarak yaşayabileceğimiz şehirleri görmek üzerine bir rota belirledim. Üstelik bu süreçte de SSN'lerimiz gelmiş olacaktı. Bir daha ne zaman böyle bir fırsat elde ederiz bilmiyordum. Bir arkadaşım da bize dahil oldu ve keşif tatili başladı. Bazen aksaklıklar ile bazen beklediğimden de iyi şekilde geçti. Yolda güzel tecrübeler edindik, güzel yerler gördük, çeşitli insanlarla tanıştık, şehir potansiyellerini değerlendirdik, 2 bin milden fazla yol yaptık ama yine de iyi dinlendik ve çok güzel yedik.
Amerika'ya vardıktan 2 hafta sonra Orlando'daydık. SSN'lerimiz de gelmişti, planım tıkırındaydı. Sonunda her şey mükemmel olmasa da olmadı... Orlando'ya vardıktan birkaç gün sonra boşanma kararı aldık eşimle. O zamana kadar her şey planladığım ve istediğim gibi giderken bir anda her şey değişti. Boşanmak karşılıklı kararımızdı, en doğrusuydu, kavgayla gürültüyle değil, anlayış ve saygıyla ayrılıyorduk. Zaten bu yüzden resmi boşanmamız acil bir şey değildi, Türkiye'ye döneceğimiz zamana bırakmıştık. Ertesi sene Türkiye'ye gidip yarım kalan resmi işleri halletmek üzere anlaştık. Ama yine de tüm bunlar beklenmedik bir durumdu.
O zaman artık benim orada kalmayacağıma karar verdim. En azından bir süre arkadaşımın yanında yaşayıp maddi ve manevi kendimi topladıktan sonra Orlando'ya dönecektim. Çünkü arabanın eşimde kalmasına karar verdik ve Türkiye'den nakite çevirdiğimiz tüm paramızdan, önce arabayı alıp sonra gezerken de harcadığımızdan kalan kısmını yarı yarıya bölüştük. Sonuç olarak elimde, yeni bir araba alacak ve ne zaman bulacağım belli olmayan işten bir gelirim olana kadar, tek başıma yaşayacak kadar param kalmamıştı. O saatten sonra harcamalarımda daha dikkatli olmalıydım. 2 hafta kadar daha Orlando'da kalıp eşimin iş ve ev bulmasına yardımcı oldum. Bu süreçte Orlando'da ikimize de ehliyet almaya çalıştık ama bir türlü kısmet olmadı bana. Amerika'ya gelişimin üzerinden tam 1 ay geçmişti ve uçağa binip Ohio'ya doğru, o zaman geçici olarak geldiğimi sandığım ama an itibarıyla hala yaşadığım eyalete doğru yola koyuldum.
Hayatım boyunca da, Amerika serüvenim boyunca da her zaman maddi ve manevi yanımda olan ailem, Ohio'ya vardıktan sonra araba alabilmem için maddi destekte bulundular. Artık cebimde araba alabilecek kadar para vardı bu destekle. Önce ehliyet almam gerekiyordu. Şu ehliyet konusunda o kadar şanssızım ki geldiğimden beri... Ehliyetimi ancak yaz bittikten sonra elime aldım. Amerika'ya geldiğimden beri 3 aydan fazla vakit geçtikten sonra... Bu konuda şimdilik detay vermiyorum ama ilgili başlık altında çok detaylı anlatacağım siz de aynı sorunları yaşamayın diye.
Ehliyeti bir türlü elime alamadığım için tabi araba da alamadım ve geldiğimde yaparım dediğim delivery işlerini de yapıp para kazanamadım. Sürekli cepten yedim bu süreçte. Güzel bir cep telefonum bile yoktu, arkadaşımın ödünç verdiği bir telefonu kullanıyordum idareten ve ne zaman para kazanacağım belli olmaz, cebimdeki param bitmesin diye bir telefon bile almamıştım kendime. Ama cebimdeki para azaldıkça alabileceğim araba seçenekleri de azalıyordu.
Günlerimi çalışmadan geçiriyordum ama arkadaşım çalışıyordu. Delivery işleri yapıyordu. Ben de en azından vakit geçsin diye ona eşlik ediyordum, böylece kendim çalışmaya başladığımda daha ilk günden işin inceliklerini bilerek başlamış olacaktım. Tabi işin zorluğunu da gördüm. 2 kez kaza yapıp polis çağırdık. İkisinde de arkadaşımın hiçbir suçu yok, %100 karşı taraf suçlu. Spoiler vereyim hadi yine dayanamadım
Ehliyetimi alamama sebeplerimden biri de bu kazalardan biri. Direksiyon sınavımdan önceki gün olmuştu ve direksiyon sınavına arkadaşımın arabasıyla girecektim. Sigortaya falan kendi adımı eklettirmiştim her şey hazırdı. Araç çalışır yürür durumdaydı, hiçbir hata uyarı ışığı yoktu, airbag vs patlamamıştı ama kaza soldan olduğu için şoför kapısı dışarıdan açılmıyordu, bozulmuştu, yalnızca içeriden açılıyordu. O şekilde direksiyon sınavına gittiğimde "safety issue" diyerek beni sınava almayıp 1 ay sonrasına gün verdiler.
Eylül sonu Ekim başı gibi nihayet ehliyetim elime geçtiğinde, artık güzel bir araba alacak param kalmamıştı. Ailem yine destek olmayı teklif ettiğinde artık istemedim, isteyemedim. Arabam olmasa da arkadaşımın arabasının sigortasında adım olduğu için şimdiden sıraya gireyim, hazır olsun diyerek arkadaşımın arabası ile delivery uygulamalarına kayıt oldum. Uber Eats çok kısa sürede açıldı, daha beklerim sanıyordum. Uygulama açıldıktan sonra arkadaşım, “Hadi gel Amerika’daki ilk paranı kazanalım” diyerek arabasını verdi ve yaz boyu onun için yaptığımız gibi bu sefer de benim için delivery yapmaya çıktık. Şeytanın bacağını sonunda kırmıştım
Şansımın geri dönmesini umuyordum bundan sonra. Artık iyi kötü bir araba alıp düzenli olarak para kazanmam gerekiyordu. Bu arada gözünüz korkmasın, Amerika’da araba almak normalde bu kadar zor bir şey değil. Benim bu kadar zorlanıyor olma sebebim, hala pandemi-çip krizi vs yüzünden hem piyasa çok yüksekti hem de çok az araç vardı. Ayrıca kuzeydeki arabaların pas sorunu olması da gözümü korkutuyordu. Ve tabi bir de Lincoln etkisi vardı, ama bunu sonra anlatacağım.
Şansım yavaş yavaş geri dönmeye başladı. Ben kara kara şu araba işini ne yapsam diye düşünürken arkadaşım maaşlı işe başladı ve onun işte olduğu saatlerde arabasını ödünç vermeyi teklif etti. Bu durum gerçekten beni çok rahatlattı çünkü saçma sapan içime sinmeyen bir araba almadan para kazanacak, sonra da biriktirdiğim parayla iyi bir araba alabilecektim. Arkadaşımın birkaç haklı kuralı vardı tabii. İnsan taşımacılığı yapmayacaktım, sabah onu işe bırakıp öğlen yemek için almaya gidecektim ve tabii sonrasında iş çıkışı onu alacaktım. Bu yüzden iş yerine yakın bölgede çalışabilirdim çünkü öğle yemeğine ne zaman çıkacağı veya işten ne zaman çıkacağı belli olmuyordu. Karlı havalarda arabasını vermeyecekti. Daha sonrasında akşamları, onu işten eve bıraktıktan sonra da çalışmak istediğimde tehlikeli mahallelere gitmemem karşılığında kabul etti. Bu şekilde çalıştığımın ilk haftası kendime telefon almaya yetecek parayı kazandım ve telefon aldım. Ama yine yarınım ne getirir bilemediğim için telefon parasını kazanmış olmama rağmen taksitle aldım telefonu.
2-3 ay arkadaşımın arabasıyla çalıştıktan sonra artık havalar da iyice soğuyup karlı havaların da çoğalmasıyla sonunda içime sinen bir araba buldum. Üstelik yazın galerilerden baktığım arabalardan daha uygun bir fiyata ilk sahibinden bir araba buldum. 2018 model Hyundai Elantra. Amerika’ya yerleşirken bir liste yapıp hangi arabaları alabileceğimi yazsam ilk 10'a bile girmeyecek bir araba, burada bana en uygun gelen ve en çok içime sinen araba oldu. Amerika’ya geleli yarım yıl olmuş, hiç hayalini kurmadığım bir arabayla çalışıyor, hiç yaşayacağımı tahmin etmediğim bir eyalette, Amerika’da yaşarım dediğim müstakil evin tam zıttı olan çok katlı bir binanın apartman dairesinde, ay ben o kadar soğukta yaşayamam dediğim soğukta yaşıyordum. Hiçbir şey umduğum, beklediğim veya planladığım gibi değildi. İşin tuhafı, mutluydum, huzurluydum…
Ben doğa aşığı bir insan değilim, değildim. Kampa gitmem, pikniğe gitsem toprağa oturmak yerine yere bir şey serip onun üstüne otururum, kumsala gitsem kuma yatmak yerine sandalye koyar ona otururum. Kış sporlarını sevmem, hatta kar topu oynamayı bile sevmem, çok üşürüm zaten, evde yorgan altında yatmayı tercih ederim. Ama yemyeşil doğası tertemiz havası olan bir yere geldim, hala kamp yapmıyorum ama o yeşili görmek o havayı içime çekmek bile bana huzur veriyor. Sincapları, tavşanları, geyikleri görmek beni mutlu ediyor. En tuhafı, soğuktan donup yorgan altından çıkmayan ben, kış boyu dışarıda, bazen dizime kadar ulaşan karın içinde yürürken, -30 derece soğukta tişörtün üzerine giydiğim polarımla delivery yaptım, kalın montumu üzerime giymedim ve hiç hasta olmadım. Kendimi yeniden keşfediyorum resmen.