GÜNCEL KONULAR


Üyelik oluşturma ve foruma giriş konusunda sorun yaşayan üyelerimiz forum@yesilkartforum.com adresine email gönderebilirler! Forumumuza yeni üye olan arkadaşlar, kullanıcı adı seçerken şu iletideki kurallara dikkat etmeliler.

Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri



  • Arkadaşlar, bu başlık altında ABD'ye greencard ile giren kişilerin yaşam tecrübelerini paylaşacağız.
    Ne zaman girdiler, nasıl zorluklarla karşılaştılar, kolay ev ve iş buldular mı, ABD'ye adapte olabildiler mi? Paylaşılan her bir tecrübe ABD'ye greencard ile gelenlere büyük bir fayda sağlayacaktır.
    Form da yazı yazan, soru soran herkesin tecrübelerini paylaşması gelecek yıllarda kazananlara hatta şuan ABD'ye yerleşmiş olanlara bile çok faydalı olacaktır.
    Ben başka forumlarda bulduğum hikayeleri ilk sayfaya alıntılıyorum, lütfen siz de kendi tecrübe ve deneyimlerinizi konuya aktarın.



  • Ufuk Bey'in tecrübesi.

    Yakından tanıdığım Ufuk abinin hikayesini kendi ağzından dinlediğim kadarı ile sizlerle paylaşağım.
    Ufuk Abi, elektronik mühendisi ve Türkiye'de iyi bir işi varmış,1992 yılında ailesiyle beraber ABD'ye (Texas) göç ediyor. İlk üç sene bulaşıkçılık yapmış, temizlikçilik yapmış ve biraz para biriktirdikten sonra kendisine bir benzin istasyonu kiralamış. Kazandığı paraları doğru şekilde harcayarak şuan 10 tane istasyonun mülkünü almış. Bana söylediği ilk geldiğinde iki işte birden çalıştığı hatta bazen 5-6 saatlik uykuyla işe gittiği. Ufuk Abi niçin kendi mesleğinde ilerlemediğini bilmiyorum ama bana söylediği buraya gelirsen ilk bir kaç sene sürünmeyi göze al, çok çalışırsan ve sabredersen güzel bir hayat kurabilirsin.

    Mustafa Abinin hikayesi

    Mustafa Abi, Türkiye'de bir fabrikada şeflik yapıyorken, amcasının oğlunun hadi sana da greencard formu dolduralım demesi ile greencard çekilişine katılan ve kazandıktan sonra ABD'ye yerleşen birisidir. İlk geldiğinde ingilizce bilmediği için NY-NJ bölgelerinde Türkleri buluyor ve Limuzin şöförlüğü işine başlıyor. Burada çalışarak biraz para biriktiriyor ve kendisine bir ortak bularak bagel store açıyor. Bagel işi gayet güzel bir şekilde işlerken ortağı vefat ediyor ve Mustafa Abi hissesini satıp bir istasyon kiralıyor, kendisi 2 personeli ile birlikte günde 12 saat çalışıyor (2007). Ben kendisi ile tanıştığımda ABD'ye geleli 8 sene olmuştu. Bana söylediği "Ben, buraya gelmekle büyük bir risk aldım, bana herkes sen orada ne yapacaksın, dil bilmesin, iz bilmessin demişti ama onları dinleseydim şimdi bunlara sahip olamazdım." Mustafa Abi geldiğinin 7. senesinde kendisine Navigator son model bir jeep ve 20 yıllık mortgage ile bir ev almıştı.
    Tecrübesinin yeni gideceklere ilham kaynağı olmasını diliyor, kendisine buradan saygılarımı iletiyorum.



  • Bu paylaşım Kinyas isimli arkadaşımız tarafından daha önce yapılmıştı bu başlık altında ayrıca paylaşmak istedim.

    Akşam Gazetesi Yazarı Aylin Löle'nin 2009 Yılında yaşadığı Green Card deneyimi

    ***Yazi icin hemen asagidaki butona tiklayin***

    İçeriği Göster

    AYLİN LÖLE/AKŞAM



  • Arkadaslar özetlemiş bende kısaca özetleyim... benim USA de hic tanıdıgım yoktu 10000 usd ile geldim.. 500 dolara esyalı oda kiraladım ilk aylar orada yaşadım vs derken su an yerleşik bır duzene gectım.. kendı studyo evımdeyım vs ... senin tanıdıkların var nekadar yardımcı olurlar bilemem.. ama ilk geldiğinde ingilizce seviyen mukemmel değilse faydaları olacaktır... mumkun olan en yuksek meblagda nakıtle gel.. veya geldigindede TR den buraya aktar.. yenı bır hayata alısman dıledıgın gıbı bir ıs bulman vs 4-5 ayını alacak.. ama kısacasını söylemek gerekirse calısana burada ekmek daha cok... hayatın fırsatlarıda...güzellikleride...

    alıntı

    Benim geldigim yerde hic tanidigim yoktu bastan soylim. Ilk bir hafta 75$ 'a otelde kaldim. O sirada craiglistten ev aradim. Tek kisi eve cikmaniz zor cunku kredi notu daha onceki ev sahiplerinden referans falan istiyolar. Bende 850$/a redondo beachte 34 yasinda amerikali bi ablanin yaninda ev buldum. 3 aylik kirayi pesin odeyince ev sahibide kabul etti. Niye kira cok derseniz bulundugum mekan oldukca guvenilir bir mekan ve sahil kesiminde oldugu icin. Mesela hic zenci yok bu kesimde eger sehirin icerlerine dogru giderseniz ucuz yerler bulursunuz ama guvenilirmi bilemem. Neyse ev isini cozdukten sonra bizim ablayla (neely) gece hayatina akmaya basladim. Su amerikan filmlerinde gordugunuz barlar ayni burada da insanlar eglenmek icin gidiyolar kimse kiskanclik yok o hatun benim gibi triplerde degil gayet rahatlar. Havalar gayet sicak hatta denize bile girdim yani okyanusa. Diyeceksiniz is falan ne yaptin. Turkiyede havaalaninda yer hizmetleri memuruydum. Buraya geldim internetten Turk hava yollarinin yer hizmetleri yapan firmayi buldum. Onlarda Turkce bilen eleman ariyolarmis ona basvurdum. Oradan haber bekliyorum. 1 ayi gecti bende artik gecen hafta is aramaya basladim. Garsonluk, bulasikcilik, barmenlik, kasiyerlik ne olursa yapicam. Paralar suyunu cekmeye basladi. Yarinda ehliyet sinavina girip araba alicam. Bos zamanlarimda ki su anda her anim bos korsan taksiye cikicam. Burada yasal bi sirket var onlar sana surada yolcu var suraya gidecek diye mesaj atiyolar kabul edersen tasiyosun parani aliyosun. Iyi para var diyolar onu denicem son care. Simdilik bu kadar gelismeler oldukca yazarim gelecek arkadaslara basarilar.
    Gida isini evde yerseniz iki kisi haftayi 100$la kurtarirsiniz. Disarida pahali olur. Tabi mcdonalds'ta yerseniz basabas gelebilir. Ulasim araba yoksa cok uzun suruyo la icin konusuyorum. Arabayla yarim saat kirkbes dakikalik yeri iki saatte gidiyosunuz. Otobusler 1$-1,5$ ama uzun suruyo iste. Benzinin galonu 4,7$ civari. Bunun disinda kiyafet falan alacaksaniz. Salvation army, goodwill gibi ikinci el kiyafet satan yerler var. Ikinci el deyip gecmeyin cogu amerikali bunlardan alisveris yapiyor ararsaniz 5-10$a kaliteli seyler cikiyor. Ev esyasida alabilirsiniz. Telefon isindende bahsedim. Hic endiselenmeyin hemen t-mobile gidip 10$a uluslararasi sinirsiz konusma karti alip kullanabilirsiniz. Ben hergun evle konusuyorum yanliz sadece sabit hat arayabiliyorsunuz. Bunun yaninda amerikada arama yapabilmek icinde paketler var. Ben 50$ a sinirsiz text mesaj ve data kullaniyorum.simdilik bu kadar aklima geldikce yazarim yine.

    ALINTIDIR

    Herkese Selam

    Uzun bir aradan sonra forumda olmak guzel. Yasadigim bircok talihsiz olaya ragmen sansiminda yardimiyla Amerika da yaklasik 3 seneyi dolduruyorum. Herkes birseyler soyluyor. Gel ,gelme,duzenini bozma, denemeye deger filan falan. Ben birtek sunu soyleyeyim. Gemileri yakmadan imkaniniz varsa gelin gorun. Minimum kisi basi 4-5000 dolar masraf yapacaksiniz. Ayrica yaniniza 20 bin dolar civarinda bir para (tabi harcamalar eyaletten eyalete gore degisir ben yaklasik bir rakam soyluyorum) alin. Mumkun oldugunca kalmak icin kendinizi zorlayin. Ama baktiniz olmuyor geri donun. Sizin icinde bulunacaginiz durum geleceginiz yere gore degisir. Dilinize cok guvenmiyor ama yine de sansliysaniz burada dikis tutturabilirsiniz. Eger ailenizle gelecekseniz durumunuz daha da zorlasacak. 2 sene herturlu zorluga azim ve dayanma gucunuz olsun. Sabriniza , sansiniza ve caliskanliginiza guveniyorsaniz gelin. Ama erkenden havlu atacaksaniz ugrasmayin bile . Cunku kaybedeceksiniz. Beni daha onceki yazilarimdan bilenler bilir . Hic pes etmeyecegimi hep belirttim ve pes etmedim . Cokmu yol katettim ? Sayilir. Geldigimde araba satinalmaktan tutunda ev kiralamaya kadar bircok konuda kazik yedim. Hem de Turklerden. Ama hic yilmadim.Biraz da sansimin yardimiyla su anda gelecege guvenle bakiyorum . Okul da mi okuyorum ? Hayir . Kizimi ve esimi okutuyorum. Su an ben deliler gibi calismakla mukellefim. Pes etmedim ve etmeyede niyetim yok. Once esim okuyacak. Evin maddi durumuna katkiya basladiktan sonra insallah ben okula baslayacagim. Her sey adim adim.

    ALINTIDIR 2008 TARİHLİ BİR GÖNDERİ

    Herkese merhaba.
    Aslen Izmir li degilim. Izmir de sadece 2 yil yasadim ve itiraf etmeliyim ki cok guzel bir sehir.
    Neyse aslinda oyle forumlara cok takilan birisi degilim. Yanlis anlamayin zamanim olmadigi icin. Burayi da oyle tesaduf eseri baska bir seye bakarken buldum ve birseyler yazmak istedim ABD ye gelmek burada yasamak isteyenler icin.

    ABD oyle TV lerde gosterildigi gibi ruyalar ulkesi degil. Bunu bir kere bilmelisiniz.
    Eger ingilizce bilmiyorsaniz ve bazi (hepsi demiyorum) turkler gibi ogrenmeye de acik birisi degilseniz burasi kabusunuz olabilir.
    Dil bilmiyorsan, adam gibi muamele goremezsin. Bir kere nerede calisacaksin? Insanlar ile nasil anlasacaksin?
    Turkiye de isini birakacalar;
    Turkiye den aldiginiz diplomalar burada gecerli degil. Simdi bazilari cikip YOK den ve denklikten bahsetmeye kalkabilir. Buradaki universiteler Turkiye deki okullardan alinan kredileri kabul edebilirler. Ama isi sana universite vermeyecek. Ise alacak firmalar da Turkiye den alinan diplomalari hemen hemen hic diploma olarak kabul etmiyorlar. Cok specific yeteneginiz var ise durum baska ama onun icin de yine birilerini taniyor yada o birilerini yakinen taniyan birilerini taniyor olmalisiniz.
    Eger diplomaniz yok ise burada genellikle saatlik islerde calisabilirsiniz. Bu isler de calistiginiz eyalete gore 5.5 dolardan 15 dolara kadar degisiyor. Saatlik 15 dolar iyi para diye dusunebilirsiniz. Ama o yerlerde vereceginiz kira ve ulasim giderleri aradaki farki fazlasiyla kapatacaktir.
    Bu isler de genellikle vasif istemeyen isler. Eger adam gibi bir iste calismak ve aylik $5.000 dolarin uzerinde kazanmak istiyorsaniz, universite bitirmeniz sart. Oyle her universite mezunu da bu kadar maas alamiyor. Iyi ve gecerli bir bolumu bitirmeniz lazim. Ornegin, burada ilkokul ve lise ogretmenlerinin yillik gelirleri 25.000 ila 40.000 dolar arasi. Bunun en az 4 de biri vergi. Kalan ile de cok luks bir hayatiniz olmaz (ABD standartlari icinde).
    Yazilim Muhendisligi (Computer Science yada Software Engineering) burada en cok gelir getiren bolumlerin basinda geliyor. Eger 4 yillik bolumu bitiriseniz en az yillik 55.000 dolar ile baslarsiniz. Eger master iniz var ise yillik geliriniz calisacaginiz eyalete gore 75.000 ile 120.000 dolar arasi degisiyor.
    Programcilik gecmisinizin olmasi isi degistirmiyor. ABD deki universitelerden alinmis diplomanizin olmasi lazim. (Eger iyi bir yerde calisayim derseniz). Diplomasiz bu isleri yapanlar ayni parayi alamiyorlar.
    Yok okulla falan ugrasamam derseniz, omrunuz Wal-Mart, McDonalds’, Burger King vb. Yerlerde vasifsiz olarak calisarak ve dogru durust bir geliriniz olmadan yasamakla gecer.
    Turkiye den gelecekler icin;
    Eger kaybedecek birseyiniz yok ise ve buraya gelme sansin var ise, gel derim. Cunku kaybedecek birseyin yok. En azindan burada bir sekilde bir is bulur ve hayatini idame ettirirsin.
    Duzenli bir isi olanlar; Eger memursaniz ve memur zihniyetindeyseniz yani fazla kendini yormaya aliskin degilseniz, buraya gelmeyi aklinizdan bile gecirmeyin derim. Burada iste yukselmek cok kolay ama isinin hakkini vermen lazim yoksa kapinin onundesin.
    Dedigim gibi saatlik islerde calisarak bir yerlere gelmeniz mumkun degil. Ancak gunu kurtarirsiniz. Simdi burada o sekilde calisip Turkiye ye gore luks arabalara binenler bana karsi olabilirler. Ama burada araba almak hic sorun degil.
    ABD de saglik islemleri cok pahali. Eger oyle sik hastalanan biriyseniz ve cebinizde paraniz yoksa yada saglik sigortaniz yok ise burasi size gore degil. Saatlik islerde calisanlarin yuzde 98 inin saglik sigortasi yok. Bir ornek vereyim. Gecen arkadas kizini acile goturdu. 20 dakika surmus islemler ve 590 dolar odedi ki aslinda oyle yuksek memblag degil. Bir turk arkadas esini hastaneye yatirdi. 1 hafta icinde yapilan tahliller ve hastane ucreti (ameliyat falan olmadi) 30.000 dolarin uzerindeydi.
    Green card ile gelenlere ABD herhangi bir is garantisi vermiyor. Kendin bulmak zorundasin. Burada vatandaslarin sahip oldugu sosyal guvencelerin hemen hemen hibirisine Green Card li olarak sahip degilsin (Bill Clinton zamanindan bir duzenleme).
    Eger burada yasamak istiyorsaniz, kesinlikle ve kesinlikle buradan bir universiteden mezun olmanizi tavsiye ederim.
    Maalesef buradaki turkler konusunda yazilan kotu seylerin hemen hemen hepsi dogru. Bu sebeple kuraracaginiz arkadaslik iliskilerinde cok dikkatli olmaniz lazim. Tamamen tanimadan kimseye (turk yabanci farketmez) guvenmeyin.
    Kriz konusu. Evet kriz burayi da etkiledi. Bu sebeple milyonlarca kisi isini kaybetti. Ise almalarda oncelik vatandaslara veriliyor. Bu konuda yazili birsey yok ama uygulama bu sekilde. Eger yabanci alan bir sirket var ise kesinlikle sizi ucuza calistiracaktir.
    Aslinda yazacak ve anlatacak cok sey var. Burasi cok guzel bir ulke. Kendini insan gibi hissedebildigin bir ulke. Hayat standartlari yuksek bir ulke. Ama cogu kisi buradaki standartlarini Turkiye standartlari ile karsilastiriyor ki buyuk yanilgi. Kendini bu ulkenin standartlari ile karsilastiracaksin ki nerede oldugunu gorebilesin. Yoksa saatlik 8 dolar bile muthis bir para Turkiye standartlari ile. Ama buranin standartlarinda girebilecegin kategorinin bir alti homeless (evsizler) kategorisi.
    Basta dedigim gibi bircok kisi simdi bu yazdiklarima kizacaktir. Ama egri oturup dogru konusalim. Adam akilli dusunduklerinde hemen hemen herkes benimle ayni fikri paylasacaktir.
    Bunlari yazarken de amacim kimseyi incitmek yada yermek degil. Sozlerim buraya gelmis olana degil. Onlar zaten gelmisler. Sozlerim buraya gelmeyi dusunenlere. Eger caliskan bir zihniyetiniz var ise, calismaktan gocunmam derseniz ve kendinizi gelistirmeyi seven biriyseniz burasini cok seveceksiniz. Yada kaybedecek birseyiniz yok ise yine burasi size gore derim.
    Saglicakla kalin (Hizli yazdim eger kelime hatalarim varsa yada dusuk cumleler kurduysam kusura bakmayin).
    Ulkemizde gusel bi isiniz ii bi yasantiniz varsa sevdiklerinizi ardinizda birakip ,coluk-cocuk yollara dusmeyin derim ben...illa da gelicem diyenlerde SAKIN eliniz kolunuzu sallayayak gelmeyin buraya..Hele tanidiginiz (yakin tanidiginiz ,gercekten isinin gucunun arasinda sizinle ilgilenebilecek bi tanidiginiz!) varsa az da olsa Ing varsa,yasiniz 25-27 veya altindaysa,maceraci bi ruha sahipseniz,TR de sifiri tuketmisseniz ,yada sadece EGITIM amacli burda bulunmaniz gerekiyorsa da KESINLIKLE gelin,zaten bu durmda kalsaniz orda ne yapacaksiniz ki!!

    sadece 4 yillik tecrubelerimi aktardim,kimse uzerine alinmasin ...yoksa memleket benim degil,isteyen gelir,istemeyen kalir,herkes kaderini yasar bi sekilde,ama bazen bize firsatlar sunar Allah bakalim hangini secicez die bi anlamda kaderimizi birazda aldigimiz bu kakarlar,yaptigimiz secimler cizer onun icin yazdim yazdiklarimi...o uzuldugunuz an hersey icin cok gec oluyo cunku!

    gelenlerede kalanlarada BOL sans diliyorum,gelenlere daha COK diliyorum hatta cunku COK ihtiyaclari olucak...!

    herksese kucak dolusu sevgiler....

    ALINTIDIR 2011 tarihli bir gönderi



  • AMERIKADA HANGI SEHIRE GELECEGINI KESTIREMEYENLER LUTFEN ASAGIDAKI YAZIYI IYI OKUYUN

    ***Yazi icin asagidaki butona tiklayin***

    İçeriği Göster

    ALINTIDIR 2005 TARİHLİ GÖNDERİ



  • Diger alintilar icin asagidaki butonlari tiklayin:

    ***Tiklayin***

    İçeriği Göster



  • Ben bi ara Virginia'da DCye 20 mil uzaklıkta bulunan Centreville kentinde ve Los Angeles'da California State University'nin yurdunda yaşadım. Amerika'nın bi çok yerinide arabayla gezdim.

    Virginia çok güzel bir yer. Doğa ve şehrin uyumu harika. Evnizden çıktığınızda sokakta gezen "geyikleri" görebilirsiniz. İnsanlar güler yüzlü ve sıcaklar. Amerikanın diğer şehirlerindeki soğukluk kesinlikle yok. OOOFFFF ama çok türk var ÇOOOK!!! Washington DCnin valet (otopark) mafyası türkler. Virginia ve DC de en güzel dükkanlar türklerin. "Divan" bile var Georgetown da 15 dolara iskender satıyorlar. afedersiniz "Türk türkü si..." lafı Virginiada anlam kazanıyor. Klasik kapitalist bir ülke ve türklerde buna baya ayak uydurmuşlar. Araba ödünç alıyosun arkadaş diye gördüğün adam saat başına ücret istiyor. Fakat çokda işe yarıyorlar. 1 ay içinde bana 3 tane iş buldular. AVMde oyuncakçı standı, Pizza Delivery ve fast food pizzacıda iş buldular. oyuncakçıya o zamanlar ingilizcem iyi olmadığı için girmedim. Araba daha almamıştım o yüzden deliveryede giremedim. O yüzden pizzacıya girdim. Saati 8.5 dolara işe başladım. hafta içi 5 gün 5 saat çalışıyodum. Baya güzel para geliyordu. Sonra Bin dolara Mazda 626 aldım 93 model ve ekstra olarak bi çiçekçinin serbest çalışan olarak çiceklerini dağıtıyodum. yakın yerlere 10 dolar uzak yerlere sipariş başı 20 dolar veriyordu kadın. Müsait olduğumda dağıtım yapıyordum. Sonra pizzacı dükkanından ayrıldım, arabayla pizza dağıtmaya başladım. Onunda saati 5 dolardı ve sipariş başına 25 cent veriliyordu. Bahşişler çok iyi geliyordu, Bahşiş vermeyen adam yok amerikada. Gel zaman git zaman ingilizcemde olması gereken ilerleme olmadı. Okul zaten çok kötüydü. Karar verdim Los Angelesa CalState LA e girdim. 8 ay sonra Virginiayı terk edip LAe gittim.

    Los Angeles, valla şimdi ne desem Virginia ve DCden sonra kabus gibi geldi. Ama okul çok iyi bi okul ve hiç türk yoktu okulda. Zaten orda bulunduğum süre boyunca sadece 1 tane türkle tanıştım. Türk yok demiyorum, var tabikide ama ben hep kaçtım. Bütün arkadaşlarım zenci amerikalılardı, aralarında beyazlar ve asyalılarda vardı ama genelde zencilerle dolaşıyordum. Virginiada bi türk vardı o bana "Ne zaman zencileri anlayıp konuşmaya başlarsan o zaman ingilizcen iyi demektir" demişti. Dediği gibi de ingilizcem baya iyi oldu. Tabiki türk aksanım var ama derslerde bile hiç sıkıntı çekmiyordum. Önceden de Fransızca bildiğim için ikinci dil kolay oldu.

    Los Angeles tehlikeli arkadaşlar, paranız varsa güzel yerlerde oturursanız o kadar değil tabiki ama benim babam durumumuz iyi olmasına rağmen bana çok cüzzi bi para yolluyodu, çalışmamı istediği için. İki kere soyuluyodum, üstümde çok az para vardı, 10 ve 15 dolarım alındı. İkisinde yakındaki markete giderken oldu.Fakar birinde çok sağlam bi tekme yedim ( 10 dolara kızdı heralde ). İki soyguncuda zenciydi. Hiç polisi aramadım. Bi kerede Downtownda metroda yanımdaki çocuğa üç kişi olmamıza rağmen, bir zenci (ama ayı boğan yani, adam yer) gelip çocuğa ortada hiç bişey yokken yumruk attı ve çocuğun azı dişi çıktı. O kadar kalabalık ve gündüz olmasına rağmen kimse kılını kıpırdatmadı (biz dahil) ve herif bastı gitti.
    Uyuşturucu, sanki yerden çıkıyormuş gibi heryerde, markete giriyosun herifin teki geliyor. Şunu istermisin yok bunu istermisin. İnanılır gibi değil. Her iki saniyede bir suç işleniyor zaten şehirde . Sokaklar, Katil, torbacı, soyguncu ve hayat kadını kaynıyor. Cinsel ilişkiye giricekseniz iki kere korunun hatta girmeden önce iki kere düşünün. Hollywood, Beverly Hills, Santa monica vs gibi yerler çok güzel ama çok pahalı yerler tabikide. Ben South Pasadenada oturuyodum okul ordaydı yani yurtta kalıyordum. Güzel değil anlicağınız

    Virginiadan ayrıldığım için hep pişman olmuşumdur. Görüğüm diğer yerleride kısa kısa geçim;

    San Fransısco: Çok güzel ve çok pahalı. Hippi ve gay kaynıyor.

    South Carolina: İğrenç bir yer, şehir çok kötü, Türkiyeyi terk etmenize deymez.

    New York: Herkezin bi fikri vardır heralde. Bende şunu söylim. Paranız varsa gidin yoksa boşverin. Kaybolup gidersiniz.

    Philadelphia: Güzel şehir ama küçük, çok akademisyen türk var. İstanbuldan tanıdığım 4 arkadaşım Drexer üniversitesinde Master yapıyorlar. Hayatlarından çok memnunlar.

    Las Vegas: Kesinlikle gidin, 21 yaşını geçin gidin ama ) tatile tabi hafta sonu falan mesela. Kesin Büyük Kanyonunda görün.

    Atlanta: Ben gitmedim, yakın bi arkadaşım ilk olarak oraya gitmişti. Çok ucuz (500dolara villa tutabiliyosun) ama bi numarası olmayan bir yermiş, kötü yani. Nüfusun %80i zenci.

    NOT: İlk olarak amerikaya okumaya gidicekler için söylim. İlk işiniz, evinize yada odanıza girmeden önce, napın ne edin bankaya gidip hemen bir hesap açın. Devlet dairelerinde ( kimlik, ehliyet vs.) sizden oturduğunuz yerin teyidi olarak banka ekstresi ( Bank Statement) isticekler. Oda bir ayı doldurunca geliyor.

    Çok uzattım biliyorum ama umarım anlattıklarım yararlı olmuştur.

    Teşekkürler

    ALINTDIR

    Amerika’dan Türkiye’ye dönüş
    O kadaaaar uzun zamandır beklettiğim bir konu ki bu. Deniz’in okulu ve vazonun kırılıp tekrar yapışmasından sonra bir türlü elimin gitmediği konular listesinde yer alıyor. Çok çetrefilli. Çok bakış açılı. Ve çok herkese-göre-değişir cinsten.
    En nihayetinde, dün gelen bir maille “Artık yeter, yaz kızım kereviz” dedim, ve işte yazıyorum.
    Aşağıdakiler tamamen kendi düşüncelerim, kendi tecrübelerim. Eksiği, gediği, bir başkasına göre doğrusu, yanlışı vardır. Ekleme yapmak isteyenlerin yorum kısmı emirlerine amadedir.
    Amerika’dan Türkiye’ye dönüş yapılır mı?
    Bilmem. Biz yaptık, oldu.
    İlk taşındığımızda çok alıyorduk bu soruyu: Hangi akla hizmet Türkiye’ye döndünüz? Millet oraya gitmeye çalışıyor, ne demeye geldiniz?
    Size ne? demek istiyor insan. O kadar da gözünde büyütme Amerika’yı be kardeşim demek istiyor. Bir hikmet var ki döndük demek istiyor. İlk başta.
    En önce buldumcuk oluyor insan. Canım memleketim! Ne kadar da özlemişim. Hele bir de ailenle aynı şehirdeysen! Çocuğun var, anneanne-babaanne pır dönüyor etrafında. Sen, Amerika’dan Türkiye’ye geldiğin tatillerdeki gibi yaşıyorsun ilk başta. Hiç bitmeyen bir tatil.
    Ama ondan sonra “Reverse culture shock” dedikleri ters kültür şoku devreye giriyor. Ve kendini buraya ait hissetmemeye başlıyor insan. Oraya da ait hissetmiyor. İki arada, bir derede. Keşke gitmeseydim diyorsun. Gidip, oraları görmeseydim. Aklım kalmasaydı.
    Sanırım yaklaşık iki, üç sene sürdü bu ters kültür şoku. Şimdi artık buraya ait hissediyorum kendimi. Alıştım. Ha, sinirlendiğim şeyler yok mu? Elbette var! Bu blogun ortaya çıkış sebeplerinden biri de Türkiye’nin bu kargacık burgacıklığı zaten.
    Bu kadar edebiyattan sonra gelelim işin teknik kısmına.
    Dünkü mailde sormuş San Francisco’dan yazan 4,5 aylık anne adayı:
    sizce neler goturelim kizimiz ve kendimiz icin, TR de bulamayacagmiz ya da fahis fiyat olabilecek olan seyler nelerdir? siz gidince ne kadar zamanda ev duzebildiniz? TR de neleri nerden aldiniz, ne kadarlik bir birikim gerekir tahminen? Hangi markalarda neleri tavsiye edersiniz, gerci burada da hala dogru duzgun bir supurgeye denk gelemedim ama, bu konularda da tavsiyelerinize acigim musait vaktinizde.
    Şimdi şekerim, getirebildiğin her şeyi getir. HER ŞEYİ. Bizim yaptığımız hatayı yapma. Biz, aman televizyonun bilmemnesi uymaz, getirme. Yok saç kurutma makinesinin ayarı uymaz, bırak diye diye bayağı bir şeyi bıraktık. Ha, burada taşınacağımız ev, oradaki evimizin üçte biri büyüklüğündeydi, o ayrı. Ancak sonradan daha genişçe bir eve çıktık. Şimdiki aklım olsa o eşyaların hepsini getirir, eve sığmayanları ya eşe dosta dağıtır ya da bir depoya koyardım. Burada sıfırdan bir şeyleri almak çok daha pahalı çünkü.
    Taşınma kararı verdiğimizde yaklaşık altı aylık hamileydim. Dolayısıyla bebek alışverişimizin hepsini oradan yaptık. Yatak odası, puset, kitap, kılık kıyafet… Her şeyi oradan aldık. Türkiye’de (özellikle de İstanbul’da) bu tür şeylerin daha pahalı olduğu düşüncesinden hareketle aklımıza gelen her şeyi toparladık. Eşyaları konteynerle getireceğimiz için yer sıkıntımız da yoktu.
    Artık Türkiye’de her şey bulunuyor. Benim burada henüz görmediğim çok az şey var. Ama her şey çok pahalı. Oraya göre AŞIRI pahalı. Dört sene oldu döneli, hala buradan alışveriş yapmaya alışamadım. Hala “Ben bunu orada yarı fiyatına alırım yahu!” diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Dolayısıyla yer sıkıntınız yoksa her şeyi oradan alın. Özellikle de bebeğinizin ihtiyacı olacak her şeyi.
    Konteyner işine gelince… Bir 20 m³ bir de 40 m³’lük konteynerler var. Biz üç katlı evimizin eşyasının çoğunu 20 m³ olan konteynere rahatlıkla sığdırdık, hatta yerimiz de arttı. Dolayısıyla dönmeyi düşünenler iyice tartsın yer olayını, 40 m³ bayağı ciddi bir alan.
    “Elektronik eşya getirmeyin” hurafesine tekrar değinmek istiyorum. Getirin kardeşim, getirin. Modern çağda her şeyin bir çaresi var. Bak, millet iPhone’ları alıp, çatır çatır kırdırıp kullanıyor. Adaptör denilen bir aygıt var. Takıyorsun alete, sokuyorsun prize… Ta-taaa! Mis gibi çalışıyor her şey. O yüzden, epilady’ni de getir, süt pompanı da. Abajurunu da, saç kurutma makinesini de.
    Burada kullanmayacağınızı düşündüğünüz, ya da yer sıkıntısı yaratacak şeyleri de getirin. Neyin, kimin işine yarayacağını bilemiyorsunuz. Eşe dosta öyle çok şey dağıttık ve bir o kadar da dağıtabilirdik ki… Bir sürü kuzenim ev kurdu, neler verirdik onlara.
    Ne kadar sürede ev düzdünüz? sorusuna gelince… Biz gelmeden babam eşyalı bir ev tutmuştu bizim için. İlk iki ay orada yaşayıp, bir yandan da ev aramaktı niyetimiz. Ancak evdeki hesap gümrüğe uymadı. Eşyalar beklediğimizden çok daha çabuk sürede geldi. (Halbuki bize hep tam tersini söylemişlerdi.) Eşyalar gelince, boşuna gümrükte bekletip hem para ödemek zorunda kalmayalım, hem de mundar olmasınlar diyerekten apar topar bir ev tuttuk. Ancak eşyalı evin de kirasını ödemiş bulunmuştuk. Böylece bir ay boyunca iki kira verdik, ama nereden bilebilirdik böyle olacağını?
    Türkiye’de ev düzerken yaşadığımız en büyük sorun evlerdeki dolap eksiği. Amerika’da her evin her odasında bir gömme dolap olur. Bazı odalarda ayrı bir oda şeklindedir bu. Dolayısıyla gardrop, yok ray dolap denen kavramlar pek yoktur orada. Ve dolayısıyla öyle evden eve taşınırken dolap sök, tak, yok kira evinde dolap yok, ev sahibine yaptırmaya çalış gibi dertlerle uğraşmazsın.
    Ama Türkiye bu konuda bir felaket! Yeni yapılan evlerde, bir iki odaya, o da belki koyuyorlar bir dolap. Geri kalan ıvız zıvırlarını saklamak sana kalıyor. Dört sene oldu Türkiye’ye döneli, hala tam yerleşemedik bu dolapsızlıktan ötürü!
    Nerelerden neleri aldınız, ne kadar birikim gerekir? sorusu… Bu, hangi şehirden taşındığına göre değişir. Çünkü kardeşim, eğer New York’tan taşınmıyorsan, ve de Amerika’da da belirli bir standardın üzerinde yaşamıyorsan, Türkiye’ye, özellikle de İstanbul’a döndüğünde standardın düşüyor. Orada kullandığın arabanın tıpkısının aynısını iki katı fiyatına alıyorsun mesela. Oranın küçük SUV tipi arabası, buranın “lüks cip” sınıfına giriyor. O kadar ki, bir restorana gittiğinde görevliler “Ahanda, zengin birisi geldi, kapısını açalım da bize bahşiş versin” diye davrandıklarında neye uğradığını şaşırıyorsun.
    Benzin konusu ise başlı başına Amerika’ya geri dönme sebebi. Oradakinin dört katı (rakamla 4, yazıyla dört, DÖÖÖRT katı) para ödüyorsun benzine. Hal böyle olunca ulaşım ciddi bir sorun haline geliyor. Oradayken düşünmediğin kalemler burada ciddi bir masraf olarak çıkıyor karşına.
    Ciddi masraf demişken, aklıma gelen bir başka şey de içme suyu. Amerika’da, en azından bizim yaşadığımız birçok şehirde şehir suyu (bildiğin musluk suyu) güvenle içilirdi. Sıkıysa İstanbul’da musluktan akan suyu içmeye kalk. Dolayısıyla yeni bir kavram giriyor hayatına: Damacana suyu. Yepyeni bir operasyon bu da: Marka seç, bayii bul, damacana al, bitince sipariş ver. Masrafı da cabası.
    Beyaz eşya ayrı bir konu. Amerika’daki evlerin hemen hepsinde buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi, kurutma makinesi var. Evle birlikte alıp (ya da kiralayıp), evle birlikte satıyorsun bunları. Türkiye’de böyle değil, her şeyi kendin alman lazım. Bu da ayrı bir operasyon. Hangi marka beyaz eşya? Taksitle mi, peşin mi? Yanında elektrik süpürgesi hediye mi? Falan filan…
    Ne kadar birikim gerekir? Çok gerekir, çok. Türkiye’deki ev fiyatlarından haberiniz var mı? Bizim oradaki bahçeli, üç katlı, cici bici evimizin parasıyla burada üç oda bir salon bir ara kat belki alınır. O yüzden ev alacağız falan diye düşünüyorsanız bayağı bir birikim gerekir.
    Bunların dışında, okul konusu ayrı bir sorun. Amerika’da, yaşadığınız eyalete göre değişmekle birlikte devlet okul-özel okul ayrımı buradaki kadar derin değil. Özel okullara hakikaten çok varlıklı kesim gidiyor genellikle. Bizim, Miami’ye taşınmadan önce yaşadığımız Baltimore (daha doğrusu Columbia) şehrindeki okullar, ülke genelindeki sıralamada ilk dörde giriyordu bir zamanlar. Dolayısıyla orada yaşasaydık hala, özel okul mu, devlet okulu mu diye bir ikilemimiz olmayacaktı.
    Yukarıda dönerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Dönmeli mi, dönmemeli mi? Yeni Türkü’nün deyişiyle dönmek artık mümkün mü sorusu kişiye, ne kadar zamandır yurtdışında olduğuna, hangi şehre, ne şartlarla döneceğine göre değişir.
    Elbette Amerika’da yaşam standardı daha yüksek. Düzen öyle kurulmuş. Altyapı sorunu denen bir şey yok. Hayat düzenli. Toplu taşıma araçları bile klimalı. Ter kokusu denilen bir şey yok.
    Türkiye’de hayat karmakarışık. Çoğu zaman kelle koltukta. Hayat, hele de İstanbul’da çok pahalı. Ter kokusu yüzünden toplu taşıma araçlarına binmek işkence oluyor bazen.
    Doğru karar verip vermediğini dönmeden bilemiyor insan.
    Gerçi döndükten sonra da bilemiyor ya, neyse…
    Alıntıdır.
    http://blogcuanne.com/2011/01/11/amerikadan-turkiyeye-donus/



  • ***Tiklayin***

    İçeriği Göster

    ***Tiklayin***

    İçeriği Göster

    ***Tiklayin***

    İçeriği Göster



  • ***Tiklayin***

    İçeriği Göster

    ***Tiklayin***

    İçeriği Göster



  • herkese selam
    evet yazdıklarınızda sonuna kadar haklısınız.uzun zaman oldu ama artık hergun olmasa bile haftada bir iki kere yazmaya calışacağım.ben eylul ayında Long Islan da geldim.geldiğimde işim hzır olacaktı ama dakika 1 gol 1 ordan boyumun olcusunu aldım. neyseki cokta vefasız değildi beni karsıladı ve kalacak yer konusunda yardımcı oldu.inanın bana bu da cok onemliydi.bu dakikad sonra artık hic bilmediğim bir yerde iş bulmam lazımdı.ingilizce bildiğimi zannttiğimi dusunmeye baslamıstım cunku cok garip telaffuzları oldugundan dolayı onları anlamakta zorluk cekiyordum.neyseki onlar beni anlıyorlardı.birde kiminle yani hangi turkle karsılassam bana neden geldiğimi buraların cok kotu oldugunu soyluyordu. aksine yabancı yanı amerikalılarla konustugum zaman onlarda cok iyi bir karar verdiğimi soyluyorlardı.yani cok garip birsekilde turkler buraya baska turklerin gelmesini istemiyorlar.budurumda yabancıların yanında is bakmaya basladım ve bingo kendime pakistanlı bırının yanında iş buldum. artık rahatlamıstım.su an hala aynı işte calısıyorum.ailemi de ocak ayında getirdim.long island daha once baska arkadasların dediği gibi araba olmadan asla yasanmayacak biryer.burada eger calısırsanız tabi haftada en az 70 saat inanın bana herturlu gecinirsiniz.cocuklarım okula basladı zaten burda sistem dısarıdan gelen cok fazla insan oldugu icin ona gore ayarlanmıs.yani cocuklar okulda sıkıntı yasamıyorlar ESL egitim programıyla ingilizcede ogreniyorlar.eitimi cok eglenceli bir hale getirmişler.cocuklarım okula giderken gercekte zevk aldıkları biryere gittiklerini her halleriyle belli ediyorlar.burada ev kiraları biraz yuksek.bodrum katlarda evler var onlar biraz ucuz ama eger yerin dibinde yasyacaksan niye geldin buraya.1+1 evler bolgesine gore 1000-1500 usd civarında.2+1 ler de 1250-2000 usd arası.ben geldiğimde benzinin gallonu yaklasık 4 usd idi simdi ise 2.35 usd lere kadar gerilemiş durumda.saati 9 usd ile 11 usd arasında bir geliriniz olur ilk basta. bu tabiki tecrubelenip birde teknik konularda calısırsanız pozitif manada değişir.yani biraz sizin yeteneklerinize kalmış durumda.ssn kartınız gelmeden hiçbişey yapamıyorsunuz.ne bankada hesap acabiliyorsunuz.ne araba alabiliyorsuz.hatta eger sirketten kiralamak istiyorsanız ev bile kiralayamıyorsunuz. arkadaslar bana gore işin zor kısmı baslangıc. egerki buraya geldiğinizde size kalacak yer ayarlayacak biri varsa ve eger kaprisleriniz yoksa bir ay içinde duzeninizi kurabilirsiniz.ben su anda sanki yıllardır burada yasıyormus gibiyim.
    şimdilik bunları yazıyorum.en kısa zamanda yasadıklarımı daha detaylandıracağım. gorusmek uzere.

    msbill'in paylaşımıdır.

    Merhaba arkadaşlar sizlerden biraz ayrı kaldık ama yine buradayım.

    son 1 ay inanılmaz yorucu geçti benim için. evdeki eşyalardan satabildiğim kadarını satmaya çalıştım, kalan eşyaların taşınabilir olanlarını ailelere dağıtıp, kalan eşyalarıda evde bırakıp ne yaparsanız yapın deyip yola çıktık.
    4 mayısta uçağımız vardı uçak yarım saat rötarlı kalktı ve 17:00 gibi Los Angeles e indik. sırt çantalarımızı aldık ve visa kuyruğunun yolunu tuttuk. görevlilere elimdeki sarı zarfı gösterdim bizi başka bir yere gönderirler diye ama hiçte öyle olmadı yabancılar için olan visa kuyruğuna girdik. sıra bize geldikten sonra görevli sarı zarfları aldı, parmak izlerimizi aldı, resmimizi çekip bizi başka en baştaki gişeye götürdü, greencard işlemleri oradan yapılmaya devam ediyormuş. zarı zarfları buradaki görevli aldı ve beklemeye başladık bizimle beraber bekleyen bir rus bir de güney amerikalı bir aile vardı, yaklaşık 30 dakika bekledik, sonra bizi çağırdı görevli. bize bazı kağıtlar verdi, imzalayın diye birde ıstampaya parmağımızı bastırıp parmak izimizi eski usülle kağıtların üzerine bastırdı ve işleriniz bitti gidebilirsiniz dedi.m
    oradan çıktık biryerde valizleri kontrol ediyorlardı ama bizimkileri kontrol etmediler, yeni göçmenmisiniz diye sordular evet dedik, bol şans dediler yolladılar.
    havaalının dışına çıkınca forumdaki arkadaşların tavsiyelerini dinleyip rent a car için shuttle a bindik, biraz ileride zannediyordum, meğer havalimanının dışındaymış. yaklaşık 20 dakika sürdü gitmemiz, gittik araba kiraladık, tabi yine forumdaki arkadaşların tavsiyesi üzerine bak aracı kiraladığım tutar haricinde para vermem bilginiz olsun falan dedim, tamam dediler. kiraladığım araç chevrolette mini van 16 günlük için benden 860$ istediler, ben navigasyonlu araç isteyince bu araçta navigasyon yok, başka bir araç verelim dediler, fiyatı 1600$ dedim, çok pahalı siz bana harici bir navigasyon verin, ilk başta yok falan dediler ama sonunda bir tane buldular onada 190 $ para aldılar, araba fiyatından emin değilim ama navigasyonda kazıkladıklarının farkındayım ancak 14 saat yol kat ettikten sonra ve 24 saat içinde sadece 1 saat uyuyunca 3 üne 5 ine bakmadan navigasyonu aldım, zira gözümden uyku akıyor ve üstüne üstlük en az 1 saat araba kullanmam lazım, neyse tüm işleri halledip 20:30 da yola koyulduk kaybola kaybola akşam 10:30 da kalacağımız yere vardık. o gece yatağa yatınca bir oh çektim zira o halde araba kullanmak beni bayağı yordu. şimdilik geziyoruz telefon, ehliyet ev bulma işlerinide en kısa sürede halledip yeni hayatımızın bize neler getireceğini göreceğiz.
    Buradan herkese sevgilerle.

    Herkese benden de merhabalar ,

    Herkesin paylaştıkları ile bugünlere geldim . Ben de elimden geldiğince paylaşım yapmaya çalışıyorum . Umarım Long island -NY bölgesini tercih edecek arkadaşlara bir faydam dokunur .

    NY ehliyeti olmadan araç alamıyorsunuz . Ehliyet derken Permit de yeterli yani Dmv testi geçmeniz gerekiyor .

    Driver's Manual & Practice Tests | New York State DMV

    Adresindeki sorulara çalışırsanız buradaki sorulardan 20 sinin 15 tanesi birebir aynı çıkıyor ( sadece şıklarının yerlerini değiştiriyorlar ). Zaten 70 ve üstü almanız gerekiyor . Testi geçerçeniz permitinizi alıyorsunuz . Bununla araç alabilirsiniz .
    Araç alırken Brooklyn deki galerilerden uzak durun . İnternetteki cazip fiyatları ile sizi galerilerine çekiyorlar . Sonra aaa biz o araçı sattık ama şu var elimizde diyerek satışı zor araçları size vermeye çalışıyorlar . ( 2 tecrübe ile ve arkadaşların bir çok tecrübesi ile sabittir )
    İlk etapta ev almaya kalkmayın . Kiralamada ise kredi skorunu inceliyorlar . Burada imdadımıza emlakçılık yapan bir Türk arkadaşımız yetişti ve yardımcı oldu . Sayesinde güzel bir firmadan 6 aylık kiralayabildik .6 aylık pek vermiyorlar evleri fakat biz çevreyi tanıyıp daha sonra belirlediğimiz yerden ev alma planlarımız olduğu için kısa dönem kiralamayı seçtik. ( Arkadaşımız izin verirse adını ve tel numarasını buradan paylaşacağım : Fakat önce sormam lazım )
    Kiralama 1 yıl ya da 2 yıl üzerinden yapılıyor . 1 kira bedeli emlakçıya veriliyor ve veren taraf kiralayan . İlk ay kirasını ve 1 aya denk gelecek depozito veriliyor ilk etapta . Çıkışta depozito iade ediliyor . Hiç kimse private house kiralamayı önermiyor . Evde oluşabilecek teknik arızaların ev sahibinin keyfine kaldığını arzu ederse tamiratını yaptırdığını etmez ise sizin hiç bir şey yapamayacağınızı söylediler . Biz de bu yüzden apartment 2 oda tutttuk . Gas-ısınma-sıcak su kiraya dahil . Bu her yerde aynı olmayabiliyor . İyi sormak lazım .
    Burada adresinize gelen green card ve SSN leriniz her kapıyı açıyor . Ben hangi aşamada bu kartları çıkardı isem karşımdaki '' OOOO Great '' diye karşıladı ve işlemlerimiz kolaylaştı .
    Banka olarak CHASE i önerdiler . Ben de hesabı orada açtım . Benimle ilgilenen banka çalışanı 3-4 güne bir arıyor . '' Yardım edebileceğim bir konu var mı ? Bu benim görevim '' diye
    Eşim Tr den banka havalesi yaptı . Garantiden . 10 dakika sonra para hesabıma geçti .
    Araç kiralarken ve ev kiralarken ve araç satın alırken cash yani nakit para kabul etmiyorlar . Araç kiralarken kredi kartı (Yurt dışına açık ) . Ev kiralarken bankadan verilen çekle depoziti ödedim . Yarın , kiralamayı sonuçlandıracağız . Ödeme için ya money order ya da cashier check istiyorlar . Banka ile konuştum . Ödeme yapacağım firmanın bilgilerini istediler ve adını başlık olarak hazırlayacaklarını ve çekin üzerine ödeme yapılacak miktarı yazacaklarını söylediler ve yarın bankaya davet ettiler bu çeki vermek için.
    Araba alırken tecrübelendiğim için çekin üzerine yazmam gereken firma bilgilerini istedim . Belgelerin üzerine yazdılar ve bankada gösteremi istediler . Yarın 2 çeki de halledeceğim .
    Daha önce bu forumda okumuştum . Aynısını yaşadım . Satış elemanı belirlediğim aracın anahtar teslim fiyatını bir kağıda hesapladı ve bana uzattı . Ben yüzümü ekşittim .
    Yanımdaki arkadaşım ve ben aynı anda ''yok banka ile görüşmemiz lazım yok eşim ne der ''tarzında bir diyalogdan sonra ben çok aşağıda bir fiyat verdim . Satış elemanı yanımızdan kalktı ve üst bir yere danışmaya gitti . Döndüğünde '' OK '' dediğinde muhtemelen gözlerimi ayırıp kalakalmışımdır . Çünkü aynı aracı Brooklyn -Port Jeferson ve internette baktığımızdan 5000 Dolar
    daha aşağı bir fiyatla almış olduk.
    Çocukların okullarına gelince : Adresiniz hangi okulu gösteriyorsa çocuğunuz o okula gidecek . Bize çıkan okulu araştırdım gayet güzel bir okul . ( Öğretmenlerinden birini tanıyorum . Tamamen tesadüf ) Bakalım çocuklarla gelince neler yaşayacağız .

    Şimdilik bu kadar . Biraz karışık oldu biliyorum ama siz de hak verin . Kısa zamanda nelerrr yaptım nelerrrr

    esa nın paylaşımıdır

    Merhaba, öncelikle kolay gelsin.
    Ben de LAX'dan giriş yapacağım için birkaç sorum var. Havaalanında işinizin bitmesi kaç saat sürdü? Uçuş için THY mi tercih ettiniz?
    Aracınızı rent-a-car ofisinde mi seçtiniz yoksa daha önce internetten mi?

    Zamanınız olduğunda cevap verirseniz sevinirim

    Cevap
    Merhaba,
    hava alanında işlerimiz 1.5-2 saatte bitti, uçağımız öğleden sonra 5'te inmişti 7 gibi çıktık sanıyorum. biz çıktığımızda herkes valizini almış gitmiş, bizim valizleri kenara ayırmışlardı, sahiplerini arıyorlardı. geldik aldık valiz sırası beklemeden çıktık.
    bu arada ek bilgi iphone kullanıyorsanız hücresel veri kısmını kapatmayı unutmayın, yoksa internete bağlı programlar hiç internete girmeseniz bile kotanızı götürüyor ve fazladan para charge ediliyor.
    biz biletimizi şubat ayının sonunda almıştık, iki kişi gidiş dönüş 5000 TL ödedik THY'den promosyonlu bilet. en güzel direk uçuş zira istanbuldan LAX 14 saat sürüyor.
    aracı rent a car ofisinden seçtim, daha önce araç kiralamamıştım o yüzden internetten önceden seçmeye cesaret edemedim.
    havalimanı binasından dışarı adım atar atmaz karşınıza bir yazı çıkacak rent a car shuttles diye orada gidip beklemeye başlayınca sırayla rent a car şirketlerinin otobüsleri yanaşıyor, shuttle lar ücretsiz kendi yerlerine götürüyorlar. ben nasıl olsa bunların yerleri yan yanadır fiyatı beğenmezsem öbürüne giderim dedim ama hiç öyle olmadı aldı bizi havalimanı dışında bir yere götürdü. biz ordayken 3 tane shuttle yanaştı, Avis, enterprise ve hertz biz sitedekilerin tavsiyesi üzerine enterprise dan kiralayalım dedik, shuttle da yer kalmadı biraz bekledik, avis ve hertz geldi, avis e binelim dedik bildik marka diye baktık sıradaki herkes hertze gitti bizde sürü psikolojisi iyidir mantığı ile hertze bindik, 20 dakikalık bir yolculuktan sonra da araç kiralama yerine ulaştık.
    biraz detaylı oldu ama olsun madem california ya geliyorsunuz hemşehri oluyoruz artık

    noda_megumi



  • merhaba arkadaşlar size ehliyet ile ilgili bir tecrübemi anlatmak istiyorum, ca san mateo da dmv ye gittim. kadın görevli siz pasaport ile başvuruyorsunuz bilmem ne formunu doldurun çıktısını alın gelin, dedi. ben greencard lottery sini kazanarak geldim, bu formu yinede doldurmama gerek var mı dedim. bana greencard ını ver dedi. greencardım yok daha gelmedi dedim. yok olmaz git greencardını getir, yok daha gelmedi bak pasaportumda immigrant visa var diyorum nuh diyor peygamber demiyor. iyi dedim şimdi ülkeye yeni girmişken senin gibi bir salakla tartışamam Türk ehliyetimi zaten kullanıyorum deyip çıktım, çıkarken birde bana sorry diyor, salak. sensin sorry ne sorry si aptallığının sorrysi mi olurmuş. daha önce randevu almadan geldim diye sınava sokmadılar, şimdide greencardım yok diye başvurumu almadılar. adamı sinir ediyor bu aptal işgüzarlar.



  • bugün 4 haziran 2015, amerikaya geleli tam 1 ay oldu. 1 ay içerisinde neler yaptım, kayda değer tek başarım, bankada hesap açmak oldu tabi, o da başarı sayılırsa. iş çin herhangi bir girişimde bulunmadım, henüz ev işini halledip öyle işe başvurmak istiyorum, ama iş olmadığı içinde ev de sorun çıkıyor iki ucu boklu değnek gibi. airbnb den 3. evimi kiraladım, bu arada aklınızda bulunsun daha önce gidip kaldığınız veya tanıdığınız birinin kaldığı bir eve gitmiyorsanız airbnb.com da 15 günlük periyotlar halinde kalın taşınma biraz dert ama bilgisizlikten bir önceki ev kiraladığım yer beni çok rahatsız etmişti, hem evin kokuyor olması hem de bölgenin güvensiz oluşu.
    ev için bir siteyle el sıkıştım ama gelirim olmadığı için Türkiye'deki ortağı olduğum şirketin belgelerini göstereceğim bunlar benim gelirim diye, bide sponsoruz diye bir kağıt aldım onları götürüp verince bakalım kabule edecekler mi? ben ön anlaşma imzalayıp verirken başka bir aile geldi onlarada ön anlaşma imzalatıyordu kadın görevli, kadının bana söylediği 200$ depozito verdiniz 2 hafta sizin için evi tutacağız ama 2 gün sonra gittiğimde bana sizin başvurunuz reddoldu gelirinizi kabul etmiyoruz dermi, 200$'ı geri veriyor ama 35$ başvuru ücretini geri vermiyor.
    san francisco taraflarında ev bakacak kişilere tavsiyem hayward, san leandro, bölgelerini taramalarıdır fiyat olarak en uygun burada bulduk. daha ucuz fiyatlı yerler var ama ben bölgeleri pek sevmedim. benim tutmak istediğim ev 1800$ aylık kirası 2+1 ve 1 banyolu. çöp, su vs için aylık 65$-75$ arası alacaklarmış, elektrik ve gaz siz ne kadar harcarsanız o kadar ödüyorsunuz.burada buna p.e.g. diyorlar ilk ev bakarken peg peg diyip duruyorlar en sonunda dedim bu ne demek diye pasific electric gas mış.
    buraya gelmek isteyen herkesi, motive etmeye çalışıyordum ama buraya gelince insanın içini bir karamsarlık kaplıyor, ne halt etmeye düzeni mi bozdum diye aklıma geliyor ama söylemiyorum kendimi motive ediyorum, gelecek güzel olacak diye. geçenlerde bir Amerika da uzun yıllar yaşayan Türklerle ilgili bir röportaj izliyorum, daha yeni yapılmış. tabi bu bahsettim kişiler 40 senedir buradalar. bir teyze dedi ki biz amerikaya 1 yıllığına gelmiştik sonra 2 sene yaşayalım gidelim dedik, 2 sene sonra 5 seneye uzattık dönme planımızı şimdi de onlarca yıl oldu buradayız diyor ve ekliyor "Amerikaya yeni gelen Türkler ilk 1 sene çok zorlanır, 1 seneyi atlattıktan sonra daha kolaydır"
    kendime tulumba.com dan çaydanlık çay falan sipariş ettim efkar bastıkça çay içeyim bari diye.
    ilk bir ayın sonunda efkar dolu bir yazı oldu, ama ev işini halledip bir iş bulursam bu efkar dolu satırların kaybolacağı kanaatindeyim.
    Türkiye'de yazdığım bir kitabım vardı kitabı gelmeden ingilizceye çevirmiştim onu burada yayın evleri ile görüşüp bastırmayı deneyeceğim, birde akıllı telefonlar için oyun projem vardı onu yazdırmayı başarabilirsem birde onda şansımı deneyeceğim. yani bir kaç farklı yoldan ilerliyorum bakalım hayat bize ne getirecek.
    sağlıcakla kalın



  • selam arkadaşlar uzun süredir siteye giremiyordum girmişken bir şeyler yazayım dedim.
    amerikaya gireli 2 ay oldu. ehliyetin sözlü kısmını geçtim evi ayarladım yarında işe başlayacağım daha doğrusu training e gönül isterdi ki kalifiye biri olarak istediğim tarzda bir yerde işe başlayayım ama maalesef burada işe alımlar çok uzun sürüyor 6 ayı bulabiliyor, bu süre sonunda alınıp alınmayacağınızda meçhul. bende bir markette part time olarak meyve reyonunda iş buldum, benim masraflarıma yetmeyecek ama bir yerden başlama mecburiyeti var en azından artık bir başlangıç yapmış oldum.
    burada bulunduğum süre zarfında şunu söyleyebilirim ki eğer bekar olarak gelmiyorsanız ve işinizi ayarlamadan geliyorsanız maalesef sizi psikolojik olarak yoran bir süreçle karşı karşıya kalıyorsunuz. bunlarda geçer diyerek kendi kendime telkinde bulunuyorum ama yine de çok zorluyor. çok kolay düzen kuran bazı kişileri görünce demek ki sorun bende diye düşünmeden edemiyorum. bu arada bilgisi ve parası olan varsa san francisco bölgesinde yemek işi yapılabilir ama Türk mutfağı diye kasmayın açın bir bagel cı veya pizza cı çokta rahat edersiniz, müşterisi hazır. bir ara kendim ticaret yapabilir miyim diye araştırdım ama gözüm yemedi.
    şimdilik bu kadar yeni tecrübelerim oldukça yazmaya devam edeceğim. hoşçakalın



  • Merhaba Arkadaşlar,

    uzun bir uğraşın sonunda bugün ehliyetimi aldım, aslında ehliyet almak gibi basit bir işlemde niye bu kadar uğraştığın derseniz amerikalıların iş güzarlığından. ilk geldiğimde dmv ye gittim yazılı sınava girmek için bana randevunuz yoksa sınava almıyoruz dediler, daha önce internette araştırdığımda san mateo da (california) direk gidip sınavı alan birileri olduğunu okumuştum, onu göz önünde bulundurarak gittim sınava ama olmadı maalesef sonra internetten randevu aldım, gittim oradaki vatandaş greencardını göster diye tutturdu, ya daha gelmedi al sana pasaporttaki vizem diyorum anlamıyor, iyi dedim bu sefer greencardın gelmesini beklemeye başladım nihayet greencard geldi sınav randevusu alıcam san francisco bölgesinde müsait yer yok en erken 1 ay sonra, bende sacramento dan aldım randevuyu ertesi gün müsaitti gittim sınavı Türkçe istedim geçtim. sonra başladım permit i beklemeye 1 ay geçti hala gelmedi, burada bir arkadaşla konuşurken öğrendim meğer bunlar newyork gibi resminin basılı olduğu permiti göndermiyorlarmış sınavı geçince elime verdikleri bir kağıt vardı permit buymuş. neyse direksiyon sınavı için randevu alacam ama o da 1 aydan önce müsait değil. ben yine kızdım direksiyon sınavınıda sacramento dan aldım, bu sabah 6 da kalktım 2 saatte vardım sacramento ya benimle sınava eşlik edecek arkadaşı aldım evinden gittik sınav yerine iyi hazırlanmışım aracın farlarını falan kontrol ediyor sınava girecek hoca dedi senin fren lambalarından birisi yanmıyor, haydaaa, neyse bana bir saat süre verdi git tamir ettir gel dedi. bende arkadaşımın arabası var buraya yakın aracı alıp geleyim onunla sınava girebilir miyim dedim, olur dedi. gittik aracı baktık farlar stoplar hepsi yanıyorlar, sonra geldik sınav yerine tam sınava girecem bu sefer hoca dedi bu arabanın registration ı bitmiş, dedim bunun registration işini içeride halledelim gelelim sınava alırmısınız dedi yok 1 saat süre doldu git yeni randevu al. yarın randevu müsait muhtemelen ama 2 saat git gel bir dünya iş tabi, neyse dmv ye girdik arkadaşın registration işini halledelim gelmişken diye önümüzde var 65 kişi, bari direksiyon sınavı için yeni randevu alayım diye gittim, arkadaş "ya senin newyork ehliyetin var bir sor bakalım, belki direksiyon sınavını atlatırlar." . " ehliyet expired olalı 3,5 sene olmuş kabul etmezler" dedim ama yine de bir sorayım dedim. sağolsun oradaki dayıcım bir sorun olmaz numara al bekle gişede hallederler dedi tabi ben yinede inanmıyorum, bizde çölde kutup ayısı ile karşılaşan bedevi şansı olduktan sonra kesin bir şey çıkar dedim. ama sağolsun gişedeki yenge çatır çatır işlerimi halletti ehliyetiniz size posta ile gönderilecek dedi. niyetim sınava girip ehliyeti almaktı aman önemi yok ehliyeti verdiler ya. aklınızda bulunsun başka bir eyaletten ehliyetiniz varsa gittiniz eyalette yazılı sınavı geçince direksiyon sınavına sokmadan ehliyeti veriyorlar, diğer eyaletten ehliyetiniz expired olsa bile. bu kural başka eyaletlerde geçerli mi bilmiyorum ama california ve florida da geçerliymiş.



  • Merhaba arkadaşlar sizlerle bugün farklı bir tecrübemi paylaşacağım, ilk geldiğim günden beri Amerikayı eleştirmeyip Amerikalıların neyi neden yaptığını anlamaya çalışmanın ne kadar faydalı olduğunu görüyorum. Buraya geldiğimde en gıcık olduğum şeylerden bir tanesi birisini aradığında telefonu açmayıp mesaja düşmesiydi. hatta cep telefonlarında bile bunu görünce yuh artık demiştim ama artık niye böyle olduğunu anlıyorum, çünkü geldiğimde bir kaç siteden iş başvurusu yapmıştım sağolsunlar numaramı oradan aldılar heralde her iki günde bir düzenli olarak birileri "Efendim, biz kariyer eğitimleri satıyoruz size şunu verelim bunu verelim" tabi konuşmayı hemen girmiyorlar. biraz konuşuyorlar sonra manager larına aktarıyorlar falan belliki the wolf of wall street i izlemişler. hiç sektirmiyorlar galiba 30 kere falan aradılar artık konuşmuyorlar no no diyip kapatıyorum.

    bir haftadır yeni telefon sapığım dolandırıcılar, beni arayıp "amerikaya yeni gelenler arasında amerikan hükümeti bir çekiliş yapar ve size geri ödemesiz 9000 dolar verir, sizde bu talihlilerden birisiniz vıdı vıdı vıdı" tabi ben bu tarz dolandırıcılık hikayelerini duyduğum için istmiyorum diyorum bi de masustan şaşırıyorlar "aaa niye istemiyorsunuz biz sizi salak sanmıştık"
    bu tecrübelerden sonra yabancı numara ararsa açmıyorum, bekliyorum eğer önemliyse ikinci defa zaten arar veya mesaj atar diyorum.
    bu da burada yaşadığım ilginç anılardan bir tanesi
    anladığım kadarıyla burada buna alışmak gerekiyor, borsacısı dolandırıcısı eksik olmuyor


  • ⭐⭐⭐⭐⭐

    Bu konu da, ABD'ye gelmeyi beklerken, cayinizi biskuvinizi alip vakit gecirebileceginiz bir konu 🙂

    Sizler de ilgili deneyimlerinizi bu konuya aktarabilirsiniz...



  • Harika bir konu



  • Yesilkart Forum Facebook Grubu'ndan:

    Sadi'nin hikayesi:
    Sadi`yi bir aksam ustu yaninda getiren Mehmet tanistirdi:
    -“Arkadasta Izmirli” diye.
    Temiz yuzlu,biyikli,tiknaz efendi bir adamcagiz. Izmirde
    beyaz esya satan ve Tv tamiri yapan dukkani varmis.Kucuk bir aile
    isi, lottery ciktiginda cebine 3-4 bin dolar koyup bir arkadasinin tavsiyesiyle buldugu
    Mehmetin yanina gelmis.
    Plani is guc edinip karisi ve liseyi yeni bitiren oglunu oyle
    getirmekti.Bir yandanda dukkani satmaya calisiyorlardi.
    O aksam ustunu daha sonra sik sik hatirladim.
    Kahvelerimizi icerken uyarilar listesine gectim.
    -“Buraya gelen herkes bastan iyi gider sonra isleri ikilemek
    daha fazla kazanmak gerektigi cikar ortaya oysa yapilmasi gereken
    belli bir sure dayanip ailece desteklesip kendini yetistirmek.
    Ingilizce ilerletilmeden bir meslek edinilmeden saati 6 dolarlik
    islerle kalmanin sonu yok.Bu arada olacak ilk sey cocugunuz
    esinizle sorunlar yasamaktir ne olursa olsun ailenize vakit
    ayirin.”
    Sadi ingilizce bildigini o konuda sorunu olmadigini belli bir mesleki egitimi olmasada elektronikten anladigini,oglunun pirlanta gibi bir cocuk oldugunu ondan yana bir korkusu olmadigini soyledi.
    Yapilacak isleri toparladik oncelikle bir banka hesabi acmasi ve is bulmasi gerekiyordu.Bankaya beraber gitmeye karar verdik.Ertesi gun bankada biraz tepismemiz gerekti ama sonucta cek defterini aldik. Is konusunu Mehmet calistigi restoranda managerle konusarak halletti. Boylece Sadi et kesici olarak basladi. Bu kibar kilikli,sessiz adami restoranda ilk gordugumuzde durumdan hic memnun degildi ama bu baslangic dedik. Mehmet Sadiye ev buldugunda garajlari yoklayip temel esyayi da ayarladik.

    Simdi sira aileyi getirmeye gelmisti.Ama Izmirden gelen haberlere gore dukkanin parasinin tamamini hemen alamayacaklardi karisi bekleyecekti ama oglan geliyordu.
    Uzunca bir sure sonra Mehmet'e Sadinin ne durumda oldugunu sordum. Heyecanla dedikodulari aktardi.Oglan gelmis restoranda ona ayarlanan isi begenmemisti bastan, ama sonunda garsonluga baslamisti. Sadi simdi daha az yardim istiyordu cunki oglan biraz ingilizce biliyordu.
    Bir kac gun sonra rastladim Sadi`ye.
    Bir bisikletin tepesinde titrek bir sekilde geliyordu. Biraz mahcup bir tebessumle karisinin bir hafta sonra gelecegini dukkan satis islerinin aksadigini ama biraz pesinat aldiklarini anlatti.
    Ona yolladigim bedava ingilizce kursu adresine muracaat edip etmedigini sordum.
    -“Vakit yokki”dedi..Hem artik gerekte kalmamisti oglan ingilizce derdini cozuyordu.

    -“Ama sende ogrenmelisinki bir elektronik kursuna yollayip sertifikani falan alalim” diye geveledim.
    -“Hanim icin konustunmu managerle?” sorusuda
    -“Hayir hanim calismayacak” cevabini aldim.
    Ikinci asamaya gelmislerdi bu asamadan sonra artik isler iyice sarpa sarana kadar ne desen dinletemezdin.
    Birkac gun sonra Mehmet geldi taze haberlerle.
    -“Biliyormusun Sadinin karisi oglanin kiz arkadasinida getiriyormus yaninda?”

    -”Yok ya..delimi bunlar daha pacalarini toplamis degiller birde kiz arkadasmi ithal ediyorlar?”.
    -”Kenan soyledi.Kiz anasina arkadaslik edecekmis.”
    -“Iyide daha kendilerini doyuramiyorlar kizi ne sifatla getiriyorlar,kizinda ailesi falan yokmu boyle koyup yollamislar, 18 yasinda oglan isi yok gucu yok.”
    -”Karisi para ile geliyormus”dedi Mehmet.
    Bir sonraki duyusum Sadi’yi bir birbucuk ay sonra oldu.
    Mehmet telefon etti
    -“Ya Mine abla Sadi`ye araba alacagiz” dedi.
    -”Eee. dedim bana ne.Hani bunlarin oglu tercume islerini yapiyordu?”
    -“Orasi oylede sen bana lazimsin.Ben kefil olacagim,kredisi yetmiyor.”

    Yarim saat sonra Mehmet karsimda oturuyordu.Hikayenin geri kalan kismini anlatti. Kadincagiz kiz arkadas ve para ile gelmisti. Ilk is evdeki mobilyalar atilmis hersey yenilenmisti.

    -“Lazarustan kart aldik onlara.Tabak canaga kadar butun evi dosendiler,karisi pek asalet.
    -“Aman ne iyi sende simdi kefil olacaksin arabaya oglemi?”.
    -”Yaa abla ne yapayim illa istediler,ama sende gelki soralim benim durumum ne olur diye.”
    Iceri gidip giyindim. Arabada aklima geldi
    -”Ne araba aliyorlar peki?”
    -“Ooo” dedi “goreceksin,bir Blazer SUV. Oglan illa ondan istiyormus.”
    -“Nee?delimi bunlar?”
    -“18.000 dolarmis,96 model galba.Ben gordum yesil renkli pek sahane bir araba”
    -“96 model arabaya o para baglanirmi ,hadi bunlar bilmiyor sen hangi cesaretle kalkipta buna kefil oluyorsun?”
    -“Oglan illa ondan istiyor”
    -“Bana bu fiyat cok gibi gorunuyor.”

    -”Kredileri yok ondan yuksek cikiyor fiyat”.

    Galeriye vardigimizda “karisma…tut ceneni”diyordum kendikendime.
    Sadi karisini tanistirdi.
    Oglanla kiz arkadasi oldugunu anladigim genc hatun bir kenarda evraklari dolduruyorlardi.
    -“Nasil sevdinizmi Amerikayi”dedim.
    -“Ayy hayir hic alisamadim bu memlekete ne kadar acayip bir yer.”dedi kadin.

    Konuyu degistirmek icin acele Sadi'ye donup
    -“Emin misin bunu almak istediginden daha yeni Sevda`ya son model bir araba aldik kampanyadan yari fiyata hem garantiside var.” O dakkaya kadar selam bile vermemis olan oglan kartal gibi atladi.
    -“Bu Blazer ama”dedi.
    -“Biliyorumda fiyat yuksek ve 96 model bir araba.”
    -“Olurmu “ dedi oglan “bunlar Turkiyede kac para biliyormusunuz siz”

    -“Evette burasi Amerika “dedim.
    Daha fazla uzatmadan sisman siyah dealera dondum.Adam kagitlari doldururken
    -”Arabayi gordunmu ?”dedi.
    -”Hayir ama Fiyatini duydum”.Koca zenci kaslarini kaldirarak bir suzdu.
    -”Evet ama icinde ekstralari var “dedi.
    -”Ne gibi?
    Zenci bu defa tamamen dogruldu yuzume bakarken
    -“CD player falan“ dedi..Sonrada sordu
    -“Akraba falanmisin?”
    -“Mehmet icin tercumanim “dedim.”Co signerligin yukumluluklerini ogrenmek istiyorda?Para odenmezse ne olacak gibi.”
    Geldigini gormedigim Kenan arkamdan atladi turkce olarak
    -“Ne diyonuz siz ne demek odenmezse?”
    Duymazdan geldim.
    -“Bilirsin dedim o durumda ne olacak?”.
    -”Sigorta yapiyoruz hani Sadi calismiyorsa falan sigorta karsilayacak”.
    -”Iyide bir sure “dedim.
    -“Evet tabii ama bu Mehmetin kredisini yukseltecek “dedi
    -”Yaa tabii duzenli odenirse”
    Goz goze geldik ikimizde biliyorduk ne oldugunu. Alan memnun satan memnundu. Bu arada Kenan biraz ilerde babasina birseyler anlatiyordu Sadi bana dogru geldi.Belliki oglan benim sordugum sorulari tercume etmisti.
    -”Birseymi vardi Mine hanim “dedi.
    -”Yok Sadi Memetle ilgili kosullari soruyordum arabada biraz pahali emin misin bunu istediginizden baktinizmi iyice.”
    Kendinden emin bir sekilde
    -”Ama bu Blazer“dedi.
    Oglanda yanimiza gelmisti
    -”Hem zaten sen kim oluyon’ diye diklendi.Babasi susmasini isaret ederken
    -“Mehmet istedigi icin geldim dedim o istedi bende sordum...hadi hayirli olsun.

    Mehmete “senin yuzunden birde firca yedim diye soylendim, sartlar dedigim gibi odenmezse sen odiyeceksin isi yoksa odiyecek sigorta var ama genede sen sorumlusun.”

    Donup Sadinin karisini arastirdim gozlerimle.Ilerde dik dik bana bakan kizla dikiliyorlardi.
    -”Memnun oldum tanistigimiza ve hayirli olsun.El sikistik kiza baktim kafasini cevirince bende ustelemedim.Mehmet ziplaya ziplaya gorundu birazdan.
    -“Tamam dedi bitirdik isi..onlarin daha biraz kagit isi var ama biz gidebiliriz.
    -“Simdi otur basla duaya da bunlar bes sene boyunca hic tokezlemesinler. Yoksa yanmissin.”
    -“Yok yok dedi konustuk onu dukkan satilinca kalani toptan vereceklermis.Simdi zaten 4000 dolar odediler. Sonrada gulerek ekledi zaten karisi ile gelen 10000 dolarda oyle bitti ya,”

    Giderken
    -“Yaa sagol Mine abla dedi.
    -“Ne yaptikki” ..guldum “Sen duaya basla simdiden.”Oda guldu..
    -“hehh is becerdik gene dimi?”
    -“Hemde nasil dedim kafami sallarken hadi hayirlisi.”

    Evde Sadi`nin karisinin dedigini dusundum.Greencardlari yasal izinleri ve yeni bir yasam heyecani ile gelmislerdi. Kadinlar buyuk olcude eslerine bagimliydilar ve burda bu baslangicta daha da artmisti ama sanki Turkiyede farklimiydi?Mehmetin karisi ilkokul mezunuydu Sadinin karisi buyuk ihtimalle biraz daha iyice orta yada lise mezunu ama ikiside belli bir meslek sahibi degillerdi yasamlarinin buraya kadar olan kismini ev kadini olarak gecirmislerdi.
    Karisinin Mehmet’e disari cikmak icin burda ne cok baski yaptigini hatirladim.Mehmet iki iste birden calisiyor birinden oburune yetismeye debeleniyordu. Iki iside bedene dayali idi eve vardigindaysa en son iteyecegi sey biryerlere gitmekti.
    Sadinin karisini Turkiyede gozumun onunde canlandirmaya calistim ,bu saatte birinin evinde gunde olurdu buyuk ihtimal. Altin zincirini takmis,siyah rugan cantasini eline almis belki koltugunun altina gezmelik terlikleri ve orgusunu koydugu naylon poseti sikistirmis olarak.Cikistada salina salina dukkana ugrar dukkandaki kalfaya “Oglum Sadi beyle bana bi cay getiriver hele” der kocasi ile oturmus tesbihini ceken komsu dukkanin sahibi filanca efendiye hal hatir sorardi.
    Mehmetlerdede karisi soylenirdi Kemeraltina gidebilmek icin herhalde.Ama komsu evleri, mahalle icindeki toplantilar falan onun ozgurluk alanlari olsa gerek idi.Vede tabii ailesi vardi gidip gelecegi.Simdiyse ilk defa kendi parasini kazaniyordu.Restoranin firin kisminda yaptigi isi cokta ciddiye alarak yapiyor ,biri ustune geldimi kavga bile ediyordu.Once anlamamistim niye beraber calistigi meksikali kizla keki yanlis,dogru pisirdi diye tepistigini ama sonra anlatirken kavramistimki ilk defa birseyleri iyi biliyordu ve bildigini gosterebiliyordu bu sekilde.
    Sadinin karisinin isi biraz daha zor olacakti. Sadiyede kosullar agir geliyordu bu pek belliydi.Onlar kucuk dunyalarinda bir yerdeydiler mahallenin esrafindan Sadi bey ve karisi olmak birseydi, burda ise Meksikalilardan bir farklari kalmamisti.Ehh diye dusundum simdi Blazerlarida var.
    -”Yollarlar artik Blazerin resimlerini Turkiyedeki ese dosta”

    Sadi'yi bir sonraki gorusum aylar sonra oldu.Sadi’nin karisi Amerikayi hic sevmemisti, oglanin kiz arkadasi ile aile arasinda sorunlar cikmaya baslamisti ve son gelen habere gore kadinin dukkanin satisinda cikan sorunlardan dolayi Turkiyeye gitmesi gerekiyordu.
    Gene bir Cumartesi telefon caldi Mehmet`ti.

    -“Yoldayim sana geliyoz”
    -“Buyrun bakalim”
    Daha on dakka gecmeden Mehmet arkasinda Sadi ile kapidaydi.
    -“Merhaba buyrun”
    -“Rahatsiz ediyoruz”dedi Sadi.
    -“Yok rica ederim gelin terasa cikalim.Eee nasilsiniz ne zamandir gorusemedik.”
    -“Yaa oyle oldu ”dedi Sadi.”Biliyorsunuz burdaki kosusturmayi is guc.”

    Mehmet atildi..
    -“Mine abla sana gene isimiz dustu.Sadi Turkiye’ye gidiyorda,su arabayi ne yapsak diyorduk.”
    Biran durdum,diyecek cok sey vardi ama gozum Sadi’nin yere indirilmis gozlerine ilisince sustum.
    -“Ne oldu?” dedim.
    -“Bizim dukkanin satis isi olmadi Hanim o is icin gitmisti simdi benimde gitmem gerekecek,o cozemedi.Oglanlada bazi sorunlarimiz oldu zaten.”
    -“Bir dakka”dedim “Cay koymustum sunu demliyeyim, geliyorum”
    -“Zahmet etmeseydiniz. Biz oylesine geldik zaten.”

    Iceri gectim Mehmet arkamdan geldi cayi demlerken.
    -“Neler oluyor?”dedim.
    Kisik bir sesle anlatti.
    -“Sorma kadin geri gelmiyormus,oglanda gecenlerde kizla ev tutup cikti. Kavga ettiler bunlar.Simdi oglani reddecekmis bu,Turkiye`dende ya gelir ya gelmez geri ne yapacaz?”

    -“Dur bakalim konusalim bir” Kapiya yurudum Mehmet pesimdeydi.
    Terasa vardigimda Sadi elinde sigarasi gozleri dalmis nehri seyrediyordu icim sizladi daha bir sene dolmamisti o ilk terasta konusmamizin ustune.
    O kendine guvenli gulumseyen yuzu hatirladim,hani ben anlattikca birazda sikilip “Aman canim bu da amma uzatti” der gibi kibarca tebessum ederek beni dinleyen halini,umut doluydu bu adam o zaman “Cocugum icin burdayim” demisti “Oglani burda okula yolliyacagiz”.”Kendiniz icinde burdasiniz yeni baslangic yapiyorsunuz kendiniz ne yapacaginizi da planlayin her imkan var,geleceginizi simdi yeniden bu defa bilerek dusunerek kendiniz hazirlayacaksiniz.”.
    Biz Turkler galba milletce bu kavrama alisik degildik.Kadercilikmiydi bu acaba yada plansiz programsiz yasama aliskanligimi ulkenin getirdigi.Artik yasam kendi ellerimizde bile olsa bir turlu duzenleyip ne istedigimizi bulduramazdik.Mehmet'lede hep bunun kavgasindaydik.Vakti yoktu ingilizce ogrenmeye,yirtinmistim son zamanda gir bari bir elektrikcinin yaninda calis madem anliyorsun bu isten hic degilse iki sene calisirsan sertifikani alirsin omrunu 7-8 dolarlik islerde 14 saat calisarakmi gecireceksin diye.
    Sadi`nin karsisina yerlestim.
    -“Eee anlat bakalim simdi neler olup bitiyor”

    -“Sormayin herseyi berbat ettik evlattanda olduk”dedi.Gozleri dolmustu.
    -“Deme oyle Sadi.Neden evlattan olasinki?”
    -“Olduk,olduk “dedi.”O kizi getirdik hata ettik koynumuzda yilan besledik oglani aldi elimizden duymussunuzdur evi terkettiler ikisi. Anasinida benide kahrettiler.Kiz dide dide bunun kafasini sonunda becerdi.”
    -“Iyide Sadi oglan zaten 18 ini gecmisti alt tarafi eve cikmislar ne olacakki hem unutma Amerikadayiz burda bu isler boyledir.Kaldi ki Turkiye'de bile artik gencler birlikte yasiyorlar hem oglan calisiyor dimi?Ehh eli de ekmek tutuyor demekki.”
    -“Yok oyle degil.Ben onu buraya garsonluk yapsin diyemi getirdim okuyacakti guya.”
    -“Yahu dedim isin kotusu iyisimi var,birak evleri olsun dert degil gene gider okula bu ilk sene en zoru idi alismak kolaymi bambaska bir memlekete geldiniz.Eger destek olursan onlarda yollarini bulacaklardir.”
    -“Yok gorecek gozum yok.O orospu kilikli kiz geri gitmedikce bakmam yuzune,oglan simdi evlenecektirde onlan cunki kizin oturma izni bitmek uzere.Ben gidip Turkiyede onu evlatliktan reddedecegim,INSe bildirecegim iptal etsinler greencardinida.”
    Diyecek cok sey vardi aslinda ama vazgectim bu adam tartisacak durumda degildi ve cok ciddiydi.
    -“Sadi anladim kizginsin ama unutma Kenan da senin biricik evladin kolaymi boyle silip atmak onlar genc,belki yaptilar dusuncesizce seyler ama unutma sen babasin.”
    Kufretmeye basladi,onu ilk defa boyle goruyordum agzindan kopukler sacarak anlatiyordu oglanin nasil kucukken kaza gecirip olumlerden dondugunu,nasil gunlerce uyku uyumayip basinda beklediklerini buna karsilik oglanin nasil kizdan yana ciktigini,kizin zaten ise yaramaz oldugunu,anasininda nasil bunu koyup yolladigini falan.
    Lafini kestim
    -“Bak dedim dinle simdi,birincisi bu kizi siz getirdiniz dimi yani yasal olarakta kizin sponsoru simdi sensin.”
    Olgun bir sesle
    -“Evet” dedi “Dusundum onuda INSe artik sorumluluk almayacagimi yazacagim o zaman evlenemezde oglanla dimi?”
    -“Bu ise aklim ermez ama nereye yazarsan yaz birsey degisecegini sanmam ikiside 18 in ustunde kimseden izin gerekmiyor.Oglani reddetmekte son derece sacma bir fikir INS’i ilgilendirmez senin lottary ile geldi ama artik kendi adina greencardi var ve kimse iplemez senin reddini falan.”
    Bir sessizlik oldu.Mehmet firsattan istifade atildi.
    -“Esas biz arabayi konusacaktik”
    Konunun degismesinden memnun
    -“Yaa”dedim “Birde o var dimi.Sen donmeyi dusunmuyormusun?”
    -“Yok belki donerimde 6 aydami bir senedemi ne zaman biter bu isler belli olmaz.”
    -“Peki sen bir para almistin dukkan icin dimi?O ne olacak,baskasina nasil satacaksin?”
    -“Bu adamlar odiyemeyiz diyorlarmis kalan parayi simdi krizde olduya,hanimida sokmuyorlarmis dukkana benim gitmem sart oldu.Geri almak icin o 10000 dolari odemek lazim tabii.Yapacagiz birseyler.”
    Durum iyice umutsuz gorunuyordu.
    -“Ben caylari koyayim” diye ayaklandim. Mehmet’te ardimdan zipladi.
    -“Dur sana yardim edeyim abla “diye.
    Daha koseyi donmeden kulagima fisildamaya basladi
    -“Bu donmez gibi geliyor bana ne dersin?”
    -“Hahhh bak iste bunda haklisin.”dedim.
    -“Napacaz arabayi?”
    -“Ne mi yapacagiz?Soylemedimmi ben sana o zaman bagira bagira sen odeyeceksin.”
    -“Ya abla ben Meryem'e daha yeni araba aldim nasil oderim ucunu.”
    -“Mehmet bana mi soruyorsun simdi.”
    Hizli hizli hazirladim bardaklari.Sekerligi Mehmet'in eline tutusturup tepsiyle disari yurudum.Sadi elindekini sigarayla bir yenisini yakiyordu.
    Caylar dagitilirken sesizlesti ortalik.Ta ki Mehmet
    -“Eee ne yapiyoruz simdi arabayi” deyinceye kadar.
    Aklima geldi..
    -“Peki” dedim “evi tutuyormusun?”
    -“Yok”dedi Sadi.”Esyalari satiyorum evide bosaltacagim,para lazim simdi orda.”
    -“Iyide” dedim “nasil satacaksinki onca seyi garage sale'de de bes para etmez.”
    -“Oldu olanlar”dedi.Hakkatende olmustu olanlar.”Varsa bir istediginiz?”diye cekingen bir sesle ilave etti”Televizyon gibi Mehmet dediydi sizinki bozulmus galba?Benim buyuk televizyon iyidir biliyorsunuz yenide aldiydik bari yabanciya gitmesin.”
    Dogruydu oturma odasindaki tv yi iki yumruklamadan calismiyordu
    -“Olabilir..iyi olur ama aybasindan once odiyemem 10 gun bekletebilirmisin bence birini bulursan sat,satilmazsa alirim.”
    -Tamamdir benim gitmem daha iki uc hafta surer.
    Mehmet sicradi yerinden..
    -“Yaa abla su arabayi da sen alsana”belliki kafasi hep ordaydi.
    -“Delimisin araba alacak halimmi var benim.”
    -“Ben sana co signer olurdum’
    Iste orda kendimi tutamayip patlattim kahkahayi bu nasil bir karekterdiki asla huyundan ve iyi niyetinden vaz gecmiyordu.
    -“Mehmet daha oyle bir aylik gideri karsilayacak durumda degilim.
    -“Hani yabanciya gitmesin demistim”dedi.
    -“Bakin” dedim “Pazartesi gidelim durumu anlatalim dealer`a belki geri verebiliriz.Sen ne zaman planliyorsun gitmeyi Sadi?”
    -“Iki haftayi gecirmiyeyim diyorum”dedi”Bu ayin kirasindan fazlasini vermem hem boylece.”
    -“Biliyorsun dimi Amerika disinda 6 aydan fazla kalamazsin yoksa greencardin yanar fazlasi icin izin alman lazim”
    Halinden belliydiki artik o kart falan cok derdinde degildi.
    Ikinci bardak caylarini bile icmediler gitmeden once Sadi bir ara lafin arasinda olmazsa arabanin parasini Turkiyeden yollayacagini soyledi.
    Arkalarindan bakarken dusunuyordum yeni bir hayat kurmaya kalkmak bu kadarmi zor ve pahali bir bedele sahipti. Mehmetin kapisini actigi arabaya binen bu omuzlari dusmus,cehresi uzamis sakallari ile kararmis adam bunlari haketmismiydi?

    Pazartesi calisiyordum Mehmet ofisten aradi dealer`a gitmek yerine telefon numarasini aldim.Sisman dealer hatirladi olayi. Araba satin almiyorlardi takas yapilabilirdi, arabayi sabahtan goturup degerlendirmeye sokmalari gerekiyordu.6 ay once sattiklari araba olmasi birsey degistirmiyordu.

    Mehmet'i arayip durumu anlattim.Belki dedim senin Kia'yi da verip yenisini alirsin ve boylece cok zarar olmaz sende yeni araba edinmis olursun. Mehmet bu fikri beyendi.
    Ardindan birkac gun ses seda cikmadi bende ariyamadim.
    Haftanin sonuna dogru kapi calindi actigimda Mehmet ve Sadi kollarinda koca bir televizyonla iceri daldilar.
    Kirk yil dursam almayacagim 36 ekran bir televizyonum olmustu.Muhabbet kisa surdu, ceki yazarken bir yandanda gelismeleri dinliyordum mobilyalar harac mezat gitmisti dortte bir fiyatini bile bulamadan,arabanin parasi Turkiyeden yollanacakti Sadi olmadigi surecede araba Mustafa'nin evinin onunde duracakti.
    Geldikleri gibi hizla gittiler.Oglum kapida yuzume bakiyordu ..
    -“Bakma oyle “dedim gulumseyerek “Hosuna gitmedimi buyuk ekran televizyon?”
    Birkac gun sonra Mehmet'i aradigimda Sadi gitmisti,arabanin parasini turkiye'den yollayacakti.
    -“Mehmet?”dedim”soyledigim gibi devir icin kagit aldinmi?”
    -“Yok o gun konustuk 7000 dolar veririz dediler bizde satmadik”
    -“Nasil tutacaksin bu arabayi sen, araba senin ustune bile degil demedimmi ben sana satis kagidini al diye”
    -“Ya yolliycam dedi !”
    -“Mehmet adamin 10000 dolar borcu var zaten Turkiyede neyle odiyecek gittiginde orda bir duzenide olmayacakki senin aklin yatiyormu buna?”
    -“Ne bilim yaa”
    Tartisacak degildim.Yanliz o arada Mehmet Kenan`in tahmin edildigi gibi evlenmis oldugunu haber verdi.Baba ogul gitmeden once karsilasmamislardi son telefon konusmasinda Sadi oglani tehdit edince oglanda polise basvurup koruma karari cikarttirmisti.
    Telefonu kapatirken ogrenilmesi gereken seyler arasina Amerikan usulu ebeveyin olmayida eklememiz gerektigini dusunuyordum.Bu seyleri ya ogrenecektik yada cocuklar bize ogreteceklerdi burda oyunun kurallari nede olsa farkliydi.

    Mehmet simdide Kenan'li hikayeler anlatir olmustu.Kenan iki iste birden calisiyor karisi evde onu bekliyordu.Greencard sahiplerinin esleri uzun sure calisma izni yada greencard alamiyorlardi Kenanin vatandas olmasina kadar surecekti bu yani 4 uzun sene daha.Kiz okula devam etmek istemisti ama international student fee'leri yuksekti.Mehmet bunu anlatirken laf olsun diye sordum..
    -“Kenan niye orduya katilmiyorki?Vatandasligini hemen alir garsonluktan iyidir hem okula gitme imkanida bulabilir boylece.”
    Bu oylesine soylenmis bir lafti Mehmet'in yemeyip icmeyip Kenan`a yetistirecegini kim tahmin edebilirdiki.

    Kenan kisin sonuna dogru ortaya cikti gene Mehmet telefon etmis
    -“Abla sana geliyoz”demisti ve herzamanki gibi yoldan ariyordu.

    Kenan o aylar onceki tuysuz oglana benzemiyordu daha bir buyumus olgunlasmisti selamlasip adet uzere opustuk.

    -“Ne var ne yok neler yapiyorsun,karin nerde?”
    -“Aaa bilmiyormusunuz Turkiyeye gitti gecen ay, ben orduya katiliyorum AirForce a kaydimi yaptirdim bile boot camp doneminde yanliz kalamazdi hemde istedik ki okula ara vermesin ben Subatta gidiyorum,bu defa tavsiyenizi dinledim.”
    -“Cok sevindim herseyin yolunda olmasina.” Sasirmistim acikcasi ordu lafi ederken dinlenecegini dusunmemistim.Kenan uzun uzun anlatti orduya katilir katilmaz vatandasligini alabilecekti boylece karisida haklarini alabilecekti, ustelik iki dil bildigi icin linguistic olarak calisabilecekti ve kesin olmasada ona Izmirde bir gorev ayarlayabileceklerini vaad etmislerdi.Boylece belkide karisi okulu Turkiyede bitirme sansini da kazanabilecekti.Sonrada o zor soruyu sordum
    -“Babanlardan haber varmi?” Karanlik bir suratla basini egdi
    -“Var olmaz olaydi” sonrada homurdandi”Asagilik herif”
    -“Kenan bari sen yapma”dedim”Seni ne cok sevdigini biliyorsun tamam bazi seylerde catistiniz ama ne zaman adin gecse gozleri dolar adamin.”
    -“Neler oldu bilmiyorsunuz”dedi disleri arasindan gene.

    Soyle bir donup Mehmete bakti sonra basini one egip anlatmaya basladi Sadi`nin burda kalan elektrik telefon ve kredi karti boclarini biliyorduk son aylarda Mehmet araba haricinde bircok baska borcu da odemek zorunda kalmisti arabanin taksitleri ise hic gelmemis ama Izmirde yanina yollanan bir tanidikla arabanin satis karari elinden alinmisti.Hikayenin sadece bu kismini biliyordum.
    -“Annemi terketti”dedi.Hic sesimi cikartamadim. Sadi haber bile vermeden donmustu Turkiyeye karisi annesinin evinde kaliyordu bir sabah sadece kapida belirivermisti. Bir kac ay sonrada gene geldigi gibi kaybolmustu,ogrenmislerdiki karisinin eve sik sik gelen cocukluk arkadasi ile yasamaya baslamislar sehrin obur ucunda.
    Geride karisi ile olan ortak hesabinda ve kredi kartlarinda buyuk miktarda borclar birakarak gitmisti bu defada.
    -“Uzuldum”dedim,baska diyecek birsey bulamamistim.
    Bir sessizligin ardindan Kenan o genc isiltili yuzunu kaldirdi yari sakaci yari kirik bir sesle
    -“Ama ne piyangoymus dimi”dedi.
    Derin bir nefes aldim evet ne piyangoydu ya!
    -“Ama en azindan sen yasamini kendi aileni kurmayi basardin, yeni hayatinda basarili olacagini biliyorum”

    Aksam uzandigimda Sadi`yi dusundum o tiknazca efendiden adami, kim bilir nasil bir bunalim icindeydi. Yeni bir yasama soyunmus her anlamda basarisiz olmus, kimligini yitirmisti sonunda.Karisi suclamismiydi onu bilmem ama onun kendini sucladigindan ve kendiyle hesaplasamadigindan eminim.O efendiden esnaf adami dukkanina yururken selamlanan, dukkandaki kalfasini tatli sert hasliyiveren kendi halinde adami mutfaklarda meksikalilarla ter dokturen, bisiklet tepelerinde titreten amerika yemisti. Karisini terk edisini anlayabiliyordum..Kabul ediyorum degil anlayabiliyorum..Kendine saygi duyan, kimbilir belki Amerika gormuslugunden dolayi pek takdir eden bir kadinla ucuncu bir denemeye kalkmisti sanirim.Hic degilse bildigi bir ortamda,bildigi kurallarla. Evet isini, esini buyuk ihtimalle sayginligini kaybetmisti ama sanirim en zoru bu adamcagiz kendine guvenini kaybetmisti.

    Yeni yilin ilk gunu sabah kalktigimda gozlerimi ogusturarak telefondaki mesajlari dinliyordum ikinci mesajda duydugum sesle birlikte aniden dogruldum ses
    -“Mine hanim diyordu Turkiyeden ariyorum bir hatirinizi sorup yeni yilinizi kutlayayim istedim insallah bu yil sizin icin cok guzel bir yil olur”
    Donup butona bir daha bastim dogrumu duyuyorum diye mesaj Amerika saati ile hemen yeni yila girer girmez birakilmisti.Kimbilir bu adamcagiz sabahin o saatinde nasil bir hesaplasmada idiki kalkip beni aramisti.
    Bir animsama belki Kenanla ilgili bir haber alabilme belki sadece ve sadece gecmisle hesaplasmanin bir parcasi olarak.

    Buyuk ekran televizyon gecen gun bozuldu.Tabii garantisi yoktu Sadi Amerikada hicbirseyi kurallarina gore oynamamistiki,hic uzulmedim benim 36 ekran televizyona gecisime zaten daha vardi….



  • Yesilkart Forum Facebook Grubu'ndan:

    Yeni bir Ülkeye Gelirken Düşünülmesi ve Bilinmesi Gerekenler

    Genelde Amerikaya gelmek, yerleşmek dendiğinde ilk konuşulan şeyler nasıl vize alınır, nerde kalınır, nasıl iş bulunur soruları. Gelmeden önce öğrenmeye anlamaya çalışılan şeyler hep somut olarak günlük yaşamda yer alan şeyler.

    Ne varki bu büyük değişikliğin birde çok daha önemli ve sizin günlük yaşamınızı hatta tüm hayatınızı etkileyecek başka bir boyutu var. Psikolojik boyut.

    İnsanın yaşamını değiştirmeye karar vermesi kolay değil. Bazen bunu bilinçli bazende pek farkına varmadan yaparız. Ama eğer bir şekilde kıta değiştirme kararı vermişseniz en azından yaşamınızın tamamen değişeceğini biliyorsunuz demektir.

    Bu kararı vermeden önce bilinmesi gereken pek çok şey var. Hazırlanması gereken evrak ve bavullar yanında hatta onlardan çok daha önce kendinizi bu fikre ve gerçeğe hazırlamalısınız.Daha da önemlisi kendinizi iyice bir sorgulamalısınız.

    Her geçen gün daha bir globalleşen dünyada, ulaşımın ve haberleşmenin kolaylaşması ile birlikte insanların hareketliliği de artıyor. Ana babalarımızın kuşağındaki gibi doğduğu yerde ölen insan sayısı git gide azalıyor. Ama bununda yani sıra getirdiği ciddi bedeller ve sorunlar varki özellikle Amerikaya göçmen olmaya karar verdi iseniz bunları kesinlikle öğrenmeniz ve değerlendirmeniz gerek.

    1. Göçmen mi yoksa Geçici İşçi misiniz?

    2. Geride bıraktığım neler benim için ne kadar önemli?

    3. “Nobody” olmaya hazırmısınız?

    4. Eğer yanlız gelmiyorsanız ilişkilerinize ne kadar güveniyorsunuz?

    Göçmen mi yoksa Geçici İşçi misiniz?

    1950 lerde Almanya`nın Türkiye’den işçi talep etmesi üzerine başlayan Geçici işçi kavramı Türkiye’de Almancı olarak tanımlanıyor çoğunlukla. Bu dönemde ve takip eden yıllarda akın akın insanımız Avrupa’ya daha iyi imkanlar ve daha çok para kazanmak üzere giderken bu göçün ardından gelecek sosyal problemleri hiç hesaplamadılar.

    Ne varki başlangıçta bir iki yıllık çalışma hayatı düşüncesi ile başlayan bu göç ler zamanla uzayıp ikinci üçüncü kuşaklara intikal etti. Ve ortaya çıkan sorunlar git gide de buyudu.

    Ana ve babalar kendilerini geldikleri ülkeye ait hissederken bu yeni kuşaklar her iki ülkeye de ait olamamak gibi sorunlarla karşılaştılar.

    Amerika Avrupa’dan cok daha farklı bir ülke! Sadece uzakligi degil kültür olarak ta Avrupa’dan cok daha farklı olmasininda getirdigi kendine mahsus konumlar var.

    Amerika’ya doğru bu maceraya başlarken kendinize sormanız gereken ilk soru “Ben Geçici İşçimiyim yoksa Göçmenmiyim” olmalı.

    Bu seyahatinizin amacı daha iyi koşullarda çalışıp para biriktirip ülkeye geri dönmek mi yoksa bu yeni ülkeye sahiden yerleşip burayı kendinize vatan bellemek niyetindemisiniz?

    Amerika Avrupadan çok daha açık ve özellikle yeni göçmenlere toleranslı bir ülke. Geçmişinin göçmenlerden oluşmasından dolayı sizi olduğunuz gibi kabullenmeye hazır bir ortam.bulacaksınız.

    Ama aynı zamanda tamamen değişik bir kültür ve yaşam biçimi de söz konuşu.

    Tanıdığım bir çok Türk büyük hayallerle Amerikaya gelip yerleştikten sonra emekliliklerinde Türkiye’ye geri dönebilme hayalı kuruyor. Ne varki bu ülkede geçirilen her gün bu dönüşü biraz daha zor hatta imkansız yapabilir.

    Geride bıraktiğim neler benim için ne kadar önemli?

    İnsanın yaşamı sadece iş, çalışmak ve para kazanıp para harcamak olmadığı için bu maceraya atılırken özellikle sizin için nelerin değerli olduğunu, ne gibi alışkanlıklarınız olduğunu ve bugün ki yaşam şeklinizi baştan gözden geçirin.

    StatueofLiberty002[1]Aileniz, arkadaşlarınız sizin için ne kadar önemli. Onlarla geçirdiğiniz vakit günlük yaşamınızın ne kadarını kapsıyor. Sosyal hayat sizin için ne anlam ifade ediyor? Yeniliklere ne kadar açıksınız? Ne tür hobileriniz var?

    Örneğin tanıdığım bir Türk erkek geçmiş yaşamında günün büyük kısmını kahvede geçirirmis. Burdaki yaşam da bunu yerini alacak başka bir aktivite ve arkadaşlar bulamadığı için boş zamanında ne yapacağı onun için ciddi bir problem olmaya başladı.

    Bir arkadaşımın Fransız eşi koşulları çok iyi olduğu halde bu ülkeden nefret edip 2 seneden sonra işlerini ve düzenlerini bırakma pahasına Avrupa’ya geri dönmek istedi. Niye diye kendisine sorduğumda “Bu ülkede dost bulmak imkansız, ilk geldiğimiz gün yandaki evde oturan komşumuz bahçedeki çitin arkasından bize Merhaba deyip sohbete başlamıştı. Bende ne sıcak kanlı kadın diye düşünerek sevinmiştim.Ama iki sene boyunca ne yapatıysam bu ilişki çitin öbür tarafına geçmedi” dedi.

    Bir başka Türk hanım, akşam üstleri örgüsünü alıp arkadaş evlerindeki toplantılara gidemediği için kocasını burda bırakıp Türkiye’ye geri dondu.

    Başta çok önemsiz ve küçük gözüken bu detayların sizin yaşamınız için ne denli önem taşıdığına ancak siz karar verebilirsiniz. Ama bu kararı almadan önce bu detayları kesinlikle düşünmekte fayda olduğunu gelecek senelerde sizlerde göreceksiniz.

    Genelde bu göçe karar verilirken maddi koşulların daha iyi olacağı, yaşam şartlarının çok daha ileri gideceği göz önüne alınmakta. Ama unutmayınki bunun birde ciddi bir psikolojik cephesi var.

    “Nobody” olmaya hazırmısınız?

    Yeni bir ülkeye yerleşmek ve birden bire sizi kimsenin tanımadığı, nerden geldiğinizi bilmediği ve önemsemediği bir ortamda bulmak çarpıcı ve rahatsız edici bir deneyim.

    Her ne kadar yeni gelenler diğer Türklerin yakınında ve desteği ile bir başlangıç yapma şansına sahip olsalarda burdaki Türk grubununda Türkiyede ki gibi olmadığını olamayacağını kısa zamanda farkederler. Zamanla günlük yaşamda bu tür eş dost ilişkilerine vakit bulamadığınızı göreceksiniz. Yavaş yavaş yaşamınız Türkiye’de olmadığı bir biçimde önceden planlanmaya, her saat ve dakikanız hesaplanmaya başlayacak. Ve bu yeni gelenler için çok anlaşılır bir durum olmadığı için tepki ile karşılanmakta.

    ChicagoUSAÇat kapı ziyaretler, uzun ev oturmaları zamanla pek uygulanamayacak lüksler olmaya başlar.

    Sabah 6 da kalkmak zorunda iseniz akşam 10 da yatağa gitmeniz gerektiğini kısa bir sürede anlayacağınız gibi, birkaç denemeden sonra telefon edip haberleşmeden birilerinin kapısında belirmeninde pek akıllıca olmadığını kapıda kaldığınızda yada gittiğiniz evin planları olduğunu gördüğünüzde anlayacaksınızdır. Bu yaşam biçimi değişiklikleri zaman zaman yeni gelenlerle eskiler arasında derin çelişkilere ve kırgınlıklara yol açar. Daha da önemlisi genelde ilk gelindiğinde yardım alınan kişi ile gırtlak gırtlağa gelinir.

    Bunu deneyimlerimle en iyi bilenlerden biri olarak çok düşünüp araştırdım ve sonuçta bunun suçlusunun NoBody Sendromu olduğuna karar verdim. Bu benim yarattığım değil ama benim adını taktiğim bir sendrom. Göçmenlerde çok yaşanan bir duruma takılmış bir isim. Kim bilir bu konuda araştırma yapan, Göçmen Psikolojisi konusu olanlarda buna belki başka bir ad takmışlardır. Tabii bu her Göçmeni vuran bir konuda değil belki ama ben yinede iyi kötü hemen her göçmenin bu sendromu kendi kültür ve geçmişi doğrultusunda yaşadığına inanıyorum.

    Nobody sendromu belli bir yaşta başka bir ülkeye göçüp birden bire kendinizi bulduğunuz durumdur.

    Dedimya bu herkesi ve her koşulu belki tam anlamı ile kapsamaz ama çoğunlukla herkes bir yerinden bir kısmını yaşar.

    “Taş yerinde ağırdır”diye güzel bir ata sözü vardır. Bunun anlamı kişinin doğup büyüdüğü ait olduğu ortamdaki değerinin ne kadar farklı olduğu ile ilgilidir. Öyleki doğal çevremizde ailemiz, senelere dayanan ilişkilerimizde dost ve arkadaşlarımız, iş hayatında bizi uzun uzun inceleme değişik koşullardaki tutumlarımızı gözleme şansı bulmuş iş arkadaşlarımızla bir anlam ifade ederiz.

    Ama ömrünüzün bir yarısında kalkıp göçmen olarak bir yere geliyorsanız birden bütün bu kimlik ve bu kimlikle gelen kolaylıklardan mahrum kalıyorsunuz demektir. Ve göçmenlikte bu sendrom en şiddetli şekilde o ilk bir iki aylık balayı sonrası hissedilmeye başlar. Özellikle de belli bir yaşta ve belli bir konumdan geliyorsanız.

    Öncelikle çok basit şeyleri bile bilmemek koyar insana. Alışverişte kasada parayı öderken o garip makinaları kullanmayı keşfedebilmek, girip bir benzin istasyonundan benzin almak, aksanınızı ve dilinizi anlamayan birine derdinizi anlatabilmek için debelenmek. Hele ve hele ilk adımınızda hazır bir işiniz yada çok geçerli bir mesleğiniz yoksa. Kendi ülkesinde mimar yada mühendis olanların bulaşıkçılık, taksi şoförlüğü yapması yaptıkları bu işlerle kendi ülkelerindeki yaşam standartlarının üstünde bir standartta sağlasalar da derin psikolojik sorunlar yaratabilmektedir.

    Tanıdık bir bakkalın “Ohh merhaba abi” si, çaycının “beyim bir tavşan kanı istermişin”i aslında egoları farkına varmadan besleyen, insanların güven duygularını arttıran küçücük farkedilmeyen katkılar, ama önemli katkılar. Bir işiniz olduğunda iki telefon edip yaptırabilmeniz yada halledebilecek birilerine erişebilmeniz, parasız kalsanız borç alabileceğiniz akrabalar, eş dostun olması yaşamı inanılmaz kolaylaştıran şeylerdir içinde yaşarken farketmesekte. Birden bire bütün bunlardan yoksun kalmak ise tam anlamı ile “No body” olma sendromudur işte.

    Göçmen erkekler bunu çok daha şiddetle yaşarlar kadınlardan. Kadınların zaten çok fazla bir öz güveni ve önemli bir rolü olmayan toplumlardan geldiklerinde bu ülkeyi çok sevip çok çabuk alıştıklarını izlersiniz. Gün be gün kendilerine edinebilecekleri yeri ve rolü ve bunların ne denli kolaylıkla edinilebileceğini gördüklerinde derin bir sevgiyle bu yeni ülkeye bağlanır ve gelen özgürlüğü ve toplumsal rolü benimserler. Oysa erkekler çoğunlukla geride ne olursa olsun kendilerine verilmiş o önem ve statü yerine sıfırdan başlamayı bir türlü kabullenemezler. Çoğu buruklaşır ve bezginleşir yeniden kendilerini kabullendirmek için gereken çaba ve uğraş yerine geçmişte ne olduklarını durup durup vurgulamayı yeğlerler ve çoğu zaman gerideki yaşamın bir uzantısını burdada arayıp dururlar. Gerginlik ve durumu kabullenememe dışarıya da yansıyıp onları sempatik olmaktan uzak ve çevrelerindede çabuk kabulenilemez bir hale getirir.

    Bütün bu dış savaşımın yani sıra o özledikleri saygınlığı bunca ararken evde de saygınlıklarını kaybetmekte olduklarını düşünmeleri normaldir. Eş dış yaşama kendini kolaylıkla uydurmaya başlamış keşfettiği yeni özgürlükler ve rolde eski rolünün dışına evdede çıkmaya çalışmakta, çocuklar ise bu yeni dünyada eski geleneklerin uygulanılmaya çalışılmasına kesinlikle karşı çıkmaktadırlar. Hatta daha da ileri gidip bu kırık dökük konuşan ebeveynin hiçbir şey bilmediklerini düşünüp onlardan utanıyor bile olabilirler. Bütün bu faktörler arasında kişinin kendine ve geleceğe olan güvenini koruyabilmesinin ne kadar zor olduğunu anlayabilirsiniz. Kaybolmamak ve sadece ayakta kalmak değil, daha da ileriye gidebilmek ve başarmak için normalden çok daha büyük bir çaba ve psikolojik olarak ciddi bir şekilde güçlü olmak gerekir.

    Doğal olarak geçen süreçte insanlar bulundukları çevreye alışıp o ilk zamanın Nobody hissini atsalar yada azaltsalarda bazen bu duygu taa dipte bir yerde kalakalır ve derin bir özlem olarak kendini gösterir. Artık o özlem memleket özlemindende öte adı konmasada ordadır ve ne yazıkki birçok kişiyi yaşadığı bu yeni ortamı bir türlü sevememe ve ait olamama şeklinde etkiler.

    Göçmenlik sadece yeni bir yaşama başlamak değil aynı zamanda yep yeni bir insan olarak doğmaya benzer. Buna böyle bakar ve positif bir tutumla bunu eğlenceli bir macera olarak kabul ederseniz ve kendinizi yeniden yepyeni bir insan olarak inşa edip yeni bir çevreye kabul ettirmeyi hedeflerseniz birçok şey daha kolay gelebilir.

    Unutmayın Nobody olmak kolay değil belki ama o Nobody`i bir “Somebody” ye çevirdiğinizde alacağınız hazzı hiçbirşey karşılayamaz..Ve kaç insana kendini geçmiş yanlışlarından uzakta yeniden oluşturma şansı verilir.

    Eğer yanlız gelmiyorsanız ilişkilerinize ne kadar güveniyorsunuz?

    Tamamen değişen bir ortama eğer bir çift yada ana baba olarak geliyorsanız bu yeni yaşamın ilişkilerinizi nasıl etkileyeceğini de göz önünde bulundurmalısınız. Bu yeni yaşamda ilişkinizdeki rol dağılımlarının değişeceğini ve her bireyin bulunulan ortamda farklılaşırken bu değişimlerin ilişkiyi de etkileyeceğini unutmamalısınız.

    Örneğin evil iseniz esiniz sizi evlendiğiniz dönemdeki işiniz, statünüz ve toplumda temsil ettiğiniz yerle tanımış ve o şekilde kabul etmiş demektir. Amerika’ya geldiğinizde büyük ihtimalle ilk bulacağınız işler ülkenizdekiler seviyesinde olmayacak. Dış dünyadaki saygınlığınız ülkenizdeki ile kıyaslanmayacak seviyede olacak artı bilgi ve görgünüzde bu ülkede kendi ülkenize göre son derece kısıtlı ve yetersiz olacak.Eşinizin mesela Mühendis olan size bir benzinci de çalışırken görmesi, Mac Donald’s’da drive-thru’ya girmeyi beceremediğinizi izlemesi nasıl etkileyecek.

    Yada tam tersi, ülkenizde akşam eve geldiğinizde yemeği hazırlamış evi toplamış olan eş burda çalışmaya başlamış ve size burda herkes bu işleri paylaşıyor bu akşam sen niye yemeği yapmıyorsun dediğinde, yada iş yerinden kızlarla girls night out’a gidiyorum ben bu akşam dediğinde ilişkiniz nasıl etkilenecek?

    kidsUSATurkMahmut ve Rusanla tanışalı nerdeyse 12 yıl olmuş.O Ohio’nun soğuk bir kışında gittiğimiz bir restauranda çalışan Türkler olduğunu duyup tanışmıştık. Mahmut upuzun ip ince bir oğlancık. Oğlancık dediğime bakmayın gene 20 lerin sonlarında 30’ların başlarında bir yerde. Ama öyle temiz öyle dümdüz bir insanki daha ilk günden onun o kendine mahsus yürüyüşü ile gülüşüne vuruluyorsunuz. Zaman içinde pek çok şeyi paylaştık. Ne zaman birşeyde yardıma ihtyacım olsa hemen ne yapar yapar o çalıştığı üç işi falan bir şekilde iptal eder hemen yanımızda biter. Rusan ise oldukça göstrisli bir kızcağız sarısın mavi gözlü fıkır fıkır. Birde oğulları var. O zamanlar 3-4 yaşlarındaydı tabii. Ele avuca sığmayan ve zaman zaman beni deli edip “Yahu çocuklar biraz ingilizceniz düzelsinde sizi bir “ana baba” okuluna yollayalım” dedirten cinsten.

    Aslında kötü bir çocuk değil, ama kendileri daha çocuk olan ana babanın gerçekten düzensiz ve kötü yönlendirmesi ile şaşkın ne yapacağını bilmez bir oğlan. Amerika’ya Greencard lottary ile gelmişler. Nasıl bir cesarettir bilinmez; dil bilmeden, geçerli bir diploma olmadan daha yaşadıkları şehirden dışarı çıkmamışken bir şekilde çıkan bu imkana kısmettir deyip atlamışlar. Önceleri gelir gelmez kimseleri bilmedikleri için bir iki defa yer değiştirmişler. Birilerinin verdiği bir isim, öylesine verilmiş bir telefon numarası ne bulurlarsa değerlendirmişler. Önce güneyde bir eyalette bir Türk’ün garaj üstündeki tek odalı misafir hanesinde yaşayıp onun fuar işlerinde çalışmış Mahmut, Rusan da evin temizliğine bakmış karın tokluğuna. Sonra bakmışlar bu böyle sürüp gidecek ve para pul göremeyecekler Ohio’da buldukları başka ahbab tavsiyesi ile yüklenip buraya taşınmışlar.

    Müdürü Türk olan bu restaurandda bir iş, bir diğer Türk restaurantta gece işi ve zamanla edinilen eş dostun evlerinde tamirat. Mahmut ben onu bildim bileli 3 iste birden çalışır hep. Önceleri haftada bir bütün mektuplarını toplar getirirdi bakar ayıklardık beraber faturaları ve junk mailleri.Sonraları ikide bir kavga eder olduk, onu sıkıştırır daha ne kadar bu asgari ücretli işlerde kendini öldüreceğini sorardım.. İngilizce kursuna gitmesi, bir sanat edinmesi gerektiğini söyledikçe boynunu kırar “Ama vakitmi varki” derdi. Bir türlü ona anlatamamıştım vakti yaratırsa 3 iste yaptığı parayı bir iste kazanacak bir sanat edinirse geleceği olabileceğini. Rusan ise daha becerikli idi. Belki ilkokul mezunu bile değildi ama ingilizcesini televizyon izleyerek ilerletmiş daha sonrada ona ayarladığımız bir kilisenin bedava kurslarını kaçırmadan takip etmişti.

    İşte o noktadan sonra anlaşmazlıkları günden güne arttı ve bana kadar yansımaya başladı. Rusan artık gezmek dolaşmak istiyordu oysa Mahmut akşam eve geldiğinde gece yarısı tekrar gideceği ikinci işinden önce ancak yemek ve uyumak için zaman buluyordu. Rusan artık Mahmud’u beyenmiyor onu devamlı ilgisiz olmakla suçluyordu. Sonunda Mahmut çareyi onada iş ayarlamak ve araba kullanmayı öğretmekte buldu. Artık ikişide restaurantta çalışıyorlardı ama farklı saatlerde çünki evde bir çocuk vardı ve çocuğa baktırmak büyük masraf olacaktı. Geçen yıllar içinde adım adım uzaklaşmalarını izledik. Mahmud internete merak sarmış ve her nasılsa birden bire Türkiye’den Amerikaya gelmeye çalışan hatunların hücumuna uğramış ama sanırım bu durum Rusan’ın onu devamlayan horlayan tutumu içinde tam bir çıkış olmuştu.

    Rusan ise kendi gücü ile sarhoş durumdaydı artık öncelikle kazandığı paradan beş kuruş eve vermeyeceğini ilan ederek başladı. Bu aralarında epey bir tatsızlık yarattıysada Mahmut sonunda ellememeye başladı. Ardından Rusan elden düşme eski arabasını beğenmemeye illa Mahmud’un aldığı yeni arabadan istemeye başladı. Böylece kapıları önünde iki yeni Buick ve tabii olabildiğince yüksek faizli iki araba ödemeleri oldu. Buda Mahmud’un dahada çok çalışması demekti.

    Biz taşındıktan sonra çok fazla takip edemedik gelişmeleri ama Rusan’ın peşpeşe trafik kazaları Mahmud’un durmadan artan iş sayısı bu aradada okula başlayan oğlanın iyiden iyiye bozulan davranış biçimi ve büyük ihtimalle psikolojisine ilişkin bölük pörcük haberler geldi gitti. Bir müddet sonra boşandıklarını öğrendik. Boşanma kağıt üstünde olmuş ama hala bağlantıları kopmamıştı..İlişkileri ne seninle ne sensiz bir durumdaydı. Ne başka birileri ile yapabiliyorlar ne de bir araya gelebiliyorlardı. California’ya geldikten sonra Mahmut’tan bir telefon aldık gelip buraları görmek istiyordu.

    Buyur ettik. Çıka geldiğinde gene aynı uzun oğlancıktı daha da zayıflamış tam bir karikatür olmuştu. İnternetteki Türk kız arkadaşlarını anlattı hepsi buralara gelmek istiyordu. Ama Mahmut’ta aptal değildi. Türkiye’ye gidip tanıştığı pek hocbeş ettikleri birine Amerika’ya dönüşte “Ben sensiz yapamayacağım Türkiyeye geri geleceğim senin için” demiş ve ortalık karışmıştı. Kız ailesinin evlenmelerine izin vermeyeceğini kendisinin üniversite onun ise ilk okul mezunu olduğunu söylemeye başlamıştı. Mahmut buna iyi bozulmuştu. “Burda beraber olmaya gelince iyi oluyor ilişkide Türkiyede olmuyor ne işse” deyip deyip gülüyordu.

    Bu arada Rusan`a da ineternette chat öğretmiş böylece onunda yakasından düşeceğini ummuştu. Şimdi ise Rusan’ın ikide bir Amerika içinde ve Türkiye’de birilerine ziyaretlere gitmesi yüzlerce dolarlık telefon kartları kullanıp bu adamlarla konuşmasına çok bozuluyordu.

    Artık Ohio’da kalmak istemediğini California’ya gelip yeni bir hayat kurmak niyetinde olduğunu söylediğinde açıkçası sevindim. Onun gibi bir eski dostun yakında olması her zaman içi hoş birşeydi. Üstelik beni bir köşede yakalayıp “Ben elektrikçi olmaya karar verdim olmasa okula da gideriz ama o lisansı alacam” dediğinde üstünden 12 senede geçmiş olsa böyle bir karar verdiği için gurur duydum onla. Şimdi bu dosta yeni bir başlangıçta yardım ederken bir yandanda düşünüyorum. Eğer hiç gelmeselerdi bugün Türkiye’de büyük ihtimalle beraber iyi bir evlilikleri olacaktı. Acaba öyle dahamı iyi olurdu?

    Çocuklar ise başlı başına bir konu. Ne yazıkki en çok sorun yaşanan cephelerden biri de yeni göçmenler için çocuklar. Özellikle geldiğinizde yanınızda okul çağında çocuğunuz varsa ciddi çelişkiler yaşamaya hazır olun.

    Çocukların ülkeye alışmaları büyüklere göre kolay oluyor. Yaş ne kadar küçükse sorunda daha azalıyor gibi. Okula ilk başladıklarında dil problem ile karşılaşmanın yanında birde kendilerini kabul etirme sorunu yaşıyorlar.

    Üstelik eğer yakından izlerseniz çocukların dünyasının büyüklerinkinden çok daha vahşi ve acımasız olduğunu görürsünüz. Kendilerinden olmayan, tanımadıklarını aralarına almadıkları gibi onlara karşı çok saldırgan davranışlarda gösteriyorlar.

    Bu durumda çocuklar genelde kendileri gibi gurup dışında kalanları arkadaş olarak seçme eğlemine giriyorlar. Ne varki bu dışlananlar bir çok zaman problemli, hatta tehlikeli olanlar olabiliyor. Bu şekilde gang çetelerine katılan, yada uyuşturucu ve hap alışkanlıkları edinen pek çok yeni göçmen çocuk görmek mümkün.

    Diğer bir problemde gün be gün çocuklar kendilerine çıkış bulup uyum sağladıkça, ev yaşamları ile çelişkeye düşmeleri. Onlar okulda sokakta artık Amerikalı olarak kabul edilmeye başladıklarında evde ailelerinin tamamen başka bir kültürü empoze etmeleri çatışmalara ve kopmalara neden oluyor.

    Ana babalarından utanan onların okula gelmesini istemeyen çocuklar, arkadaşlarını evlerine davet etmek istemeyenler gibi pek çok durum gördüm. Ve adım adım bu farklılık büyüdükçe aile ile çocuklar arasında ciddi uçurumlar oluşuyor. Özellikle kendi kültürünü korumak isteyen ebeveyn ile artık kendini bu ülkenin bir ferdi olarak hissetmek isteyen ve bu konuda bazen aşırıya kaçan gençlerin sürtüşmelerine pek çok örnek verilebilir.

    İşte gelmeden düşünmeniz ve hesaplamanız gereken psikolojik etkenlerden bir kaç örnek. Bunlar herkes için illa olacak şeyler değil belki ama ne yazıkki pek çoğumuz gelmeden önce işin bu yanını hiç düşünmediğimiz ve bilmediğimiz için sorunları ve sorun olabilecekleri baştan tesbit etme şansımız olmadı.



  • Merhabalar,

    Benim arac kiralam icin bir sorum olacakti. Netten baktigimda secimlerde US citizen/live in US secenekleri var ve bunlara fiyat neredeyse %50 daha ucuz.
    Permament residence olarak bizde bunlardan yararlanabiliyor muyuz?
    Yoksa yuksek fiyatli olani mi oduyoruz?

    Tesekkurelr


Log in to reply
 

Benzer Başlıklar

62
Online

6.7k
Users

2.1k
Topics

105.8k
Posts

| | | |

Powered by NodeBB