• Kayıt Ol
    • Giriş
    • Arama
    • Kategoriler
    • Güncel
      • Popüler Konular
      • Beğenilen İletiler
    • Popüler Konular
    • Beğenilen İletiler
    • Takip Duvarı
    • Takip Edilen Başlıklar
    • Yer İmleriniz
      • Kullanıcılar
      • Gruplar
    • Kullanıcılar
    • Gruplar
    • Harita
    • Takvim
    • Social Media
      • Facebook Group
      • YouTube Channel
      • Facebook Page
      • Twitter Page
      • Instagram Page
    • Arama
    1. Ana Sayfa
    2. EzgiLera
    Üyelik oluşturma, email adresi onayı veya foruma giriş konusunda sorun yaşayan üyelerimiz [email protected] adresine email gönderebilirler!
    • Profil
    • Takip Edilenler 7
    • Takipçiler 126
    • Konu 1
    • İleti 2171
    • En İyi 1644
    • Tartışmalı 6
    • Gruplar 1

    EzgiLera

    @EzgiLera

    ⭐⭐⭐⭐

    Teşekkür etmek için yeni bir ileti yazmanıza gerek yok, yazdığım iletiye like atmanız yeterli :)
    Anlayışınız için teşekkürler.

    3857
    İtibar
    4368
    Profil Görüntülemeleri
    2171
    İleti
    126
    Takipçiler
    7
    Takip Edilenler
    Katılım Tarihi: Son Çevrimiçi Zamanı:
    Konum Cleveland

    EzgiLera Takip etme Takip Et
    ⭐⭐⭐⭐

    EzgiLera tarafından gönderilen en iyi iletiler

    • RE: [Arşiv] DV2022 Mülakat Deneyimleri

      25 Mayıs 2022 sabahı İstanbul'dan Ankara'ya doğru eşimle beraber yola çıktık. Yolda geze dolana yavaş yavaş gidiyorduk. Bolu'da alışveriş ve yemek için durduğumuzda kalacağımız otel için rezervasyon yaptık. UK Ankara Hotel. Çift kişi için geceliği 550 TL. Bolu'daki son molamızdan sonra yola çıkıp durmadan Ankara'ya vardık. Otel büyük, eskiden Seğmen Otel'miş, yenilenmiş ve isim değiştirmiş. Elçiliğe yürüme mesafinde. Odaları güzel, temiz. Otele girişimizi yaptık ve eşim banka dökümü almak için bankaya gitti. Birikimimiz benim hesabımdaydı ama asıl talihli eşim olduğu için ısrarla banka hesap dökümü almak konusunda diretti. O hesap dökümü alırken ben bir duş aldım ve fotoğraf çekimi için hazırlandım. Eşim geldikten sonra bir fotoğrafçıya gittik ve 2 kişi 4er fotoğraf çektirdik. 60+60 120 TL. Eğer mail olarak da istiyorsanız fotoğraf başı +10 TL ücreti varmış. Fotoğrafçıdan çıkıp yemeğe gittik ve döndüğümüzde fotoğraflarımız hazırdı, teslim aldık. 2 fotoğraf için yaklaşık yarım saat sürer baskısı demişti, biz 1 saat sonra gittik. Akşamı otel odasında dinlenerek geçirdik ve mülakata birkaç saat kala uyuduk. Her ne kadar sürekli uyanıp saate baksam da dinlendim yine de 🙂

      26 Mayıs 2022 Mülakat Günü

      Sabah kalktım, eşimi uyandırdım. Bir müddet hazır olmasını bekledikten sonra 7buçuğa doğru otelde kahvaltı için üst kata çıktık. Gayet sakin bir şekilde kahvaltı yapıyorduk. Bir yandan eşime hazır mısın, heyecanlı mısın diye soruyordum. Hayır diyordu ama sürekli onu sorarlarsa ne derim bunu sorarlarsa ne derim diye soruyordu 🙂 Odadan 8'de çıktık. Daha biraz ilerlemiştik ki fotoğrafların odada kaldığını anladım. Eşim geri döndü, fotoğrafları aldı. Arabanın anahtarını da odaya bırakacaktı ama unutup yanına almış. Yanımızda evraklar, eşimin cüzdanı, otel odasının kartı ve araba anahtarından başka bir şey yoktu. Hatta ben kimlik bile almamıştım yanıma 🙂
      Yolu biraz ilerlemiştik ki ruhsatı da almadığımız geldi aklıma. Araç değerlemeleri yanımızdaydı ama ruhsat yoktu 🙂 Ben zaten elbet bir evrak unutacağımızı biliyordum ama neyse dedim, önemli değil zaten ruhsat, hesaptaki paranın yeterli olacağını düşünüyordum.

      08.17'de elçiliğin önünde sıradaydık. Önümüzde biraz heyecanlı bir hanımefendi ve 2 çocuğu vardı. Kadın sürekli bir şeyler unutup Kaktüs kafeye koşup geliyordu 🙂 Onlar sıranın en önüne geldiğinde kadının elinde siyah bir poşet ve içerisinde çocukları için yiyecekler vardı. Güvenlik poşeti görünce onu içeri sokamazsınız dedi. Kadın tekrar kaktüs kafeye doğru koştu ve geri dönüş yolunda güvenlik bizi çağırdı. Bize, siz gelin onlar hazır değilse dedi. Ben de yok hanımefendi geldi zaten dedim. Ve önden onlar girdi. Onların pasaport kontrolleri yapılırken yabancı bir beyefendi geldi. Sanırım daha önce sıradaymış ve bir eksik için geri göndermişler. Güvenlik kendisini biraz sonra alacağını söyledi. Kadın ve çocuklarından sonra bizi değil, o beyefendiyi çağırdı. Onunla da işi bittikten sonra bizi çağırdı.

      Güvenliğe pasaportlarımızı verdik ve covid formu doldurduk. 1 form doldurmamızın yeterli olduğunu söylediler. Forma yazmak için saati sorduğumda 08.30 olduğunu söyledi güvenlik. X-ray cihazından geçerken üzerimizde hiçbir eşya olmamasını istediler ama bende kolye küpe vardı, sorun olmadı. Eşimin gözlüğünü bile çıkarttırdılar 😅 X-rayden geçerken eşimin cüzdanını görmek istediklerini çünkü içinde bir şey olduğunu söylediler. Arabanın kartı olduğunu gösterdik. A tamam o zaman dediler. O meşhur ağır kapıya doğru uzandığımda anladım ne kadar ağır olduğunu ve güvenlik aynı anda uyardı kapı ağırdır diye. Eşim açtı kapıyı. Kapı, koridor dedikleri dış alana doğru açılıyor. Koridordan yürüyüp mülakat bölümüne geçtik ve o kapı da yine ağır ve dışa doğru açılıyor. Oradaki deskte pasaportlarımızı istediler yeniden, 2 adet güncel fotoğrafımız olup olmadığını sordular var dedik. Ve bize sıra numarası verildi. 0222 🙂

      Eşim ve ben sıra numarasını gördükten sonra bugün çok şanslı olduğumuzu anlamıştık. Çünkü 0 ve 2'ler bizdik... Biz evlenmeye Eskişehir'deyken (alan kodu 222) karar vermiştik ve orada da eğlenmeye 222'ye gitmiştik. Her ne kadar düğün daha geç olsa da, ben resmi tarihimiz özel tarih olsun istediğim için 02.02.2020'de nikah yapmıştık. 02.02.2022'deki 2. yıl dönümümüzü kutlarken Ankara'nın 466 mülakat vermesiyle mülakata Ankara'da girmeye karar vermiştik. 2022 talihlisi idik ve mülakat sıra numaramız da 0222'ydi.

      Mülakat salonu doluydu. 23 sandalye vardı ve oturacak yer yoktu. Salonun köşesine, klimanın yanına geçtik ve ayakta bekleyerek insanları izlemeye başladık. Hem mülakat yapılan bankolar, hem para alınan banko, hem de evrak teslim edilen bankolar görüş açımızdaydı. Herkesi gözlemliyordum. Özellikle 5 numaralı mülakat bankosunun sesi çok yüksekti. Mülakatı yapan kişinin ne dediğini çok net duyabiliyordum. Herkes onaylanıyordu. Biz ise mülakat ücretinin ödesi için 7 numaralı bankoda numaramızın yanmasını bekliyorduk. Eşime heyecanlı olup olmadığını tekrar sordum. Aslında heyecanlıydım ama numaramızı gördükten sonra heyecan kalmadı, versinler vizemizi gidelim dedi 🙂 5 numaralı bankodan soruları ve onayları duydukça da rahatladığını düşünüyorum. Çünkü kısa sürüyordu ve rahattı mülakatlar.

      Bizden önce girmiş yabancı bey 221 numarası ile 7 numaralı bankoda ücretini öderken, bizim numaramız 11 numaralı bankoda yanınca biraz şaşırdım. Tam ödeme sırası bize gelecek diye beklerken önce evrak teslimi için çağırmışlardı. Evrakları kişi kişi ayırarak dizmiştim ama evrakları teslim alan beyefendi kişi kişi ayırmadan istedi.

      +Önce geçerli pasaportlarınızı verin.
      Verdik.
      +ABD vizesi olan pasaport var mı?
      -Evet benim var.
      +Tamam onu da verin.
      Verdik.
      +Nufüs kayıt örneklerinizi ve adli sicil kayıtlarınızı verin.
      Verdik.
      +Evlilik cüzdanınız ve fotokolerini verin.
      -Biz fotokopi çektirmemiştik.
      +1 tane de mi yok?
      -Yok hiç çektirmedik fotokopi.
      +Neyse tamam. Hallederim ben.
      Evlilik cüzdanını da verdik.
      +Şimdi asıl talihlinin orijinal diplomasını ve fotokopisini verin.
      Verdik.
      -Benimkine gerek yok mu?
      +Yok.
      +Mali evraklarınızı verin.
      Benim üzerime olan Eskişehir'deki evin tapusunu ve benim banka hesabımı (yaklaşık 50bin dolar karşılığı TL, döviz ve altın) uzattım. Eşimin hesap dökümünü arıyordum.
      +Bunlar yeterli.
      -Ama asıl talihlinin hesabı değil o.
      +Tamam bunlar yeterli zaten, başka gerek yok.
      (Hatta tapuyu da geri verecekti ama emin olamadı, vermedi geri)
      +Sağlık raporlarınızı da verin.
      Verdik.
      +2şer tane de güncel fotoğraf verin.
      Verdik.
      +Maskenizi indirir misiniz?
      -İndirdim.
      +Tamam başka bir şeye gerek yok.
      -Teşekkürler.

      Köşemize geçip tekrar 7 numaralı bankoyu beklemeye başladık. Bu arada eşime, aslında önce evrakları vermemiz daha iyi oldu, bize sıra daha erken gelir böyle çünkü evrakları içeride işlemeye başladılar bile dedim.
      Telegram grubundan bir beyefendi ve ailesi ile tanışıp muhabbet ettik o arada. Biraz heyecanlılardı. Aslında heyecanlanacak bir şey yok diyordum ki 7 numaralı bankoda numaramız yandı. Kişi başı 330 dolar nakit verdik. Ve anlamsız şekilde uzun sürdü bu parayı ödemek. Sanırım sistem biraz ağır işliyor. Hatta o ara eşime, mülakat bile bu kadar uzun sürmeyecek 🙂 dedim. Ödemeyi yaptıktan sonra muhabbete geri döndük 🙂
      Heyecanlanacak bir şey yok, 5 numaralı bankonun sesi çok açık zaten, herkesi onaylıyorlar dedim 🙂 Bizim ruhsatı unuttuğumuzu söyledim ve o da unutmuş. Sorun olmaz, hesabınızda yeterli para var zaten dedim 🙂 Harita mühendisiymiş kendisi. Kolayca iş bulursunuz merak etmeyin dedim. Bizim Mayıs submitliler olarak bu senenin şanslı kısmı olduğumuzdan ama geride kalanlar için de üzüldüğümüzden bahsettik biraz.

      Bu arada salon boşalmış, oturacak yerler çokça vardı. Bir görevli yanımıza gelip lütfen boş sandalyelere oturun diye bizi uyardı. Oturduktan kısa süre sonra, önce tanıştığımız ailenin evrakları için ışık yandı, daha sonra da bizim için 5 numaralı bankoda mülakat ışığı yandı. Bu kadar çabuk beklemiyordum. Bizden önce içeri giren 2 çocuklu hanımefendi bile hala bekliyordu oysa 🙂

      Biz eşimle yanyana dururken hep ben solda dururum o sağda durur. Bankoya gittiğimizde de öyle durduk. Sanırım bu yüzden olsa gerek, bankodaki görevli bey soruları genelde bana bakarak sordu ama eşim asıl talihli olduğu için ben onun cevap vermesini bekledim.

      Günaydın hoşgeldiniz nasılsınız? dedikten sonra, öncelikle sağ elimizi kaldırarak söylediklerimizin doğruluğuna dair yemin etmemizi istedi. Eşim yemin ediyorum dedi ben yemin ediyoruz dedim ve yemin ediyorum diye düzelttim daha sonra 😅 Önce eşimin parmak izlerini sonra benim parmak izlerimi aldı.

      Nereye yerleşmeyi düşünüyorsunuz? dedi.
      Florida dedik ikimiz de aynı anda.
      Ooo Florida çok güzel. Neden oraya gitmeyi düşünüyorsunuz? dedi.
      Ben eşime baktım. Eşim de turizm sektöründe olduğum için dedi ve sonra aynı anda yine maliyet avantajı dedik.
      Orada tanıdığınız, akrabanız, arkadaşınız veya o tarz biri var mı? diye sordu.
      Yok dedik.
      Daha önce Amerika'ya gittiniz mi? dedi.
      Eşim hayır dedi. Ben evet dedim.
      Turizm mi? Dedi.
      Evet, turist olarak gitmiştim dedim.
      Eşime dönüp bir anda "Do you speak English?" diye sordu ve eşim de "So so" diye cevap verince güldü.
      Merak etmeyin oraya gidince çok hızlı öğrenirsiniz dedi.
      Umarım bir an önce gideriz dedim.
      Tebrikler, vizenizi onaylıyorum dedi.
      Teşekkürler dedik.
      Pasaportumu ve turist vizemi göstererek artık bunu iptal ediyorum dedi ve turist vizeme iptal damgasını bastı.
      Lisans diplomasının orijinalini, evlilik cüzdanını ve iptal vizeli eski pasaportumu geri verdi.
      Bir de bizim tapu vardı dedim. Çok anlamadı gibi. Resimli bir şey dedim.
      Mali evrakların arasından tapuyu epey aradı. Sonra buldu. Tapuyu da ve nedense imza sirkülerini de geri verdi. Bunlara gerek yok mu dedim. Yok dedi.
      Pasaportlarınız 3 ila 5 gün içerisinde PTT'ye verilecek dedi.
      Tekrar teşekkür ettik ve oradan ayrılıp daha önce dikilerek beklediğimiz yere gittik, evrakları dosyaya geri koymak maksadıyla. Oraya gittiğimiz gibi salondaki görevli peşimizden geldi ve sizin mülakatınız bitti di mi diyerek bize kapıyı gösterdi 😅
      Bu arada muhabbet ettiğimiz aileye bakmak için tekrar salonu kestim ama aile hala evrak vermekle meşguldü sanırım çünkü onları göremedim. Gerçekten evrak teslimi mülakattan daha uzun sürüyor 🙂

      Mülakatı hangi dilde yapmak istediğimiz sorulmadı. Ben işsiz olmama rağmen paranın kaynağı sorulmadı. Güncel olarak burada ne iş yaptığımız sorulmadı. Orada ne iş yapacağımız sorulmadı. Mülakatta bana az, eşime çok soru gelmesini bekliyordum ama cevapları hep ben versem de sanki bir sorun olmazdı çünkü solda ben olduğum için genel olarak bana bakarak sormuştu soruları, sen asıl talihli değilsin, neden atlıyorsun demezdi herhalde. Ayrıca, mülakat başlarken maskem tam takılıydı ama evrak alırken maskemi indirip suratımı görmek istediği aklıma gelince, yeminden sonra parmak izi verirken maskeyi indirdim. Salonda da birçok kişi maskesi yarım takılı duruyordu. Hiç uyarıldıklarını da duymadım. Sanki yavaş yavaş önlemleri gevşetiyor gibiler.

      Otele dönüp odaya çıktığımızda saat 9.49 idi. Ben öğlen olmuştur diyordum. Halbuki her şey 1.5 saat bile sürmeden olup bitmişti.

      İnişli çıkışlı bir 2 yılın sonunda "Tebrikler vizenizi onaylıyorum" cümlesini duymak kadar rahatlatıcı bir şey yok. Yine de vize basılı pasaportu görene kadar tam anlamıyla da rahat edemeyeceğim gibi. Aman bir sıkıntı çıkmasın artık diyorum. Kendim adına rahatlamış olmak güzel bir şey ama bir yandan aklım hala geride kalanlarda...

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part-2

      Hayatın insanı nereye götüreceği belli olmuyor, bazen akışına bırakmak lazım. Sırf ne güçlü olduğumu göstermek için akıntıya direnmek, onunla mücadele ederek hiçbir şey elde edemeyeceğimi bile bile kendimi boş yere hırpalamak yerine, ben kendimi akışa bıraktım. Bunu dayanmaya gücüm olmadığı için yapmadım, sonunda akıntının durulup olmam gereken yere beni götüreceğini bildiğim/umduğum için yaptım. İyi ki de yapmışım. O geçen sürede geniş ailemle çokça görüntülü görüşme yaptım. Anlattığım olayların hiçbiri benim yüzümdeki gülüşü silmemişti, onlardan da bunu sıkça duydum. Ne zaman arasak gülüyorsun, mutlusun demişlerdi. Çünkü her şeye rağmen gerçekten mutluydum, onlar da benimle dertlenmek yerine benimle mutlu oldular, beni mutlu görmek onlara da iyi geldi.

      Birkaç ay sonrasında, Martta, arkadaşım ile oturduğumuz apartman dairesinin kontratı bitecekti. Başta da buraya gelirken dediğim gibi ben buraya geçici olarak gelmiştim, kontrat bittiğinde başka bir eyalete taşınmak istiyordum. Arkadaşım ise kendine satın almak için ev bakıyordu. Maaşlı işe de girdikten sonra bir kredi kuruluşundan kredi onayı almıştı zaten. Onayı 6 ay boyunca geçerliydi, 1 yıla uzatma opsiyonu vardı. Kontrat bitmeden doğru evi bulmak ve satın almak, kontrat bitince de oraya taşınmak istiyordu. Ama ben zaten kışı burada geçirmiş olacaktım kontrat bittiğinde. O yüzden Ekime kadar kalmak sorun olmazdı. Evi alırsa Ekime kadar burada kalabileceğimi düşünüyordum. Ev gezmelerinde ona eşlik ediyordum, hem bu kadar uygun fiyatlı evler olması da insanı cezbediyordu. Üstelik kendime ev alacağım günler için de piyasayı öğrenmiş ve tecrübe kazanmış oluyordum.

      Arkadaşımla çok ev gezdik. Bütçesine uygun evlerin hiçbiri içimize sinmedi. Tam güzel ev bulduk, hadi bunu gezelim dediğimiz evler aynı gün yüksek bir teklif alıp piyasadan kalktı. Bütçesinin üst sınırında olan gezdiğimiz evlere ise teklif yapmak istediğimizde emlakçımız sürekli “daha şimdiden istedikleri fiyatın üzerinde teklif yapılmış” diye geri dönüş yaptı. Biz teklif bile yapamadık. Emlakçımız şu an piyasada çok az ev var, pandemi yüzünden fiyatlar da yükseldi, evler liste fiyatının %40 üzerine gidiyor şu an, eskiden alıcının piyasası olan piyasa, şu an satıcının piyasası maalesef dedi. Nisan Mayıs gibi pazara çok ev düşecektir, o zaman satın almak için daha uygun zaman olur diye de ekledi. Zaten neredeyse sonuna geldiğimiz kontratı yeniledik. Çünkü burada ev alıp burada yaşamak isteyen arkadaşım, gittikçe ümitsizliğe kapılıyor ama emlakçının bahsettiği o piyasa değişimini de görmeden vazgeçmek istemiyordu. Eğer o zaman da güzel ev bulamazsam ben de seninle taşınırım, ev alamadıktan sonra burada yaşamanın da anlamı yok ki dedi. Haklıydı. Çok para verdikten sonra her eyaletten ev alınabilirdi. Ya da ev almayacak ise herhangi bir yerde kirada beraber yaşayabilirdik.

      Kontratı yeniledik, havalar ısındı, malum zaman geldi çattı. Ama piyasada değişiklik olmadı. Evet ev sayısı arttı ama fiyatlarda bir düşüş olmadı. Arkadaşım hala maaşlı işinde çalışmaya devam ediyordu. Ben ise artık sıkılmış olsam da delivery yapmaya devam ediyordum. Maaşlı iş bulmak istiyordum ama henüz nerede yaşayacağım bile belli değilken buna adım atamıyordum. Delivery işlerinin kazançları düşüyordu. Üstelik havaların da ısınmasının getirdiği rehavet, o hadi bugün çıkıp gezelim, çalışmayalım hissiyatı ile eskisi gibi çok çalışmıyordum. Önceden sabah erken saatte çıkıp, akşamları da çalışan ben, öğleye doğru çıkıp hava kararmadan bırakıyordum çalışmayı. Araba almak, telefon almak gibi hedeflerim de kalmadığı için kendime yetecek kadar çalışıp rahat takılıyordum. Zaten parayı nereye harcayacaktım ki çok çalışsam? Hazır bahar rehaveti de üzerimdeyken, bir arkadaşımızın yanına, Virginia’ya gittik gezmek için. Amerika’ya geldiğimde potansiyel olarak yaşayabileceğim çok yeri gezmiştim ama yol üzeri olmadığı için seçeneklerim arasında olan Virginia’ya gitmemiştim.

      Virginia'yı çok beğendim. Buranın doğası evet çok güzel ama Virginia ayrı bir güzel. Tabi daha kalabalık oluşu ve trafiği biraz sıkıntı olsa da rahatsız edici düzeyde değil. Virginia dönüşü planımızı yaptık. Orada iş bulup oraya taşınmaya karar verdik. Ekime kadar her şeyi hallederiz diye konuştuk. Ohio ev piyasası arkadaşıma istediğini veremedi. Virginia için çok yükselmişken oradan bakmaya başladık evi. Ev fiyatları buradan daha yüksekti ama evler daha güzeldi, daha yeniydi. Yine de bütçeye uygun bir şeyler bulunabilirdi. Arkadaşım kredi aldığı yere bu düşüncesinden bahsedince ilk golü yedik. Nerede çalışıyorsanız kredi teklifiniz orada geçerli, başka eyaletten ev almak istiyorsan önce oradan bir iş bul sonra yeni kredi teklifi oluşturalım dediler… Hayaller suya düştü. Bunun üstüne arkadaşım bir de işini bıraktı. Çünkü çok hayal kırıklığına uğramıştı, burada çalışıyor ama ev bulamıyordu, orada bulsa kredi vermiyorlardı. O da taşınmak istiyordu. Bu saatten sonra artık burada çalışmasının anlamı kalmadığını söylüyordu.

      Yaz gelmişti. Amerika'ya geleli 1 yıl olmuştu tam. Delivery işlerinin paraları iyice düştü, kazandırmıyordu. Ama iyi kötü idare ediyordum. Yazın her yerde işlerin böyle olduğunu bildiğim için çok da umursamadım açıkçası. Yıl dönümüm üzerinden daha birkaç gün geçmişti ki kaza yaptım. Arabamın tamir edilmesi gerekiyordu. Hem taşınma işimizi hem çalışmamı aksattı bu durum. Zaten az çalışıyordum, araba da tamire gidince hiç çalışmadım bir süre. Bu süreyi taşınma işine enerjimi harcayarak geçireyim dedim ama arabanın tamirde olması ve bu yüzden bir süre para kazanamamış olmam uyanmama neden oldu. Bu delivery işlerine güvenerek taşınmak akıl karı değildi. Hele ki kazancın düşük olduğu şu yaz döneminde. Gitmeden önce maaşlı bir iş bulmam gerekiyordu. Aksi halde böyle bir durum olduğunda işler sarpa sarabilirdi. Virginia'da yaşam maliyeti daha yüksekti ama gelirler de ona göre yüksekti. Ancak işsiz kalınca risk daha büyük oluyordu. Ben burada yaşarken sadece bonus olduğu zaman delivery yapmaya çıktığımda bile, birkaç gün çalışıp o ayın masrafını kurtaracak kadar kazanabiliyordum. Ki yaz aylarının geri kalanını bu şekilde geçirdim arabam tamirden döndükten sonra. Çok çalışıp az kazanmak insanın moralini bozuyor. Ben çok kazanabileceğim o nadir zamanlarda çalışmayı tercih ettim ve az çalışıp kendime yetecek kadar kazandım. Ayda 5 güne kadar düştü çalışmam yaz dönemi. Hobi olarak kupon toplayıp alışveriş yapıyordum yazın. Ama gezmeyi de ihmal etmedim tabi. Chicago'yu gezdikten sonra şunu anladım, ben artık kalabalık şehir insanı değilim. Hele ki şehir merkezindeki o büyük büyük binalar, sıkışık trafik, insan kalabalığı, hayat pahalılığı. O kadar bunaldım ki, planladığımdan erken döndüm Chicago’dan.

      Yaz bitmek üzereydi. Yaşadığımız sitenin yönetimi ile konuştuk. Taşınmak istediğimizi söylediğimde taşınmak için 60 gün önceden haber vermemiz gerektiğini ve kontratımız olduğu için 2 kira ceza ödeyeceğimizi söylediler. Algılayamadım. 2 kira ceza ödesek çıkıyor muyuz dedim, 60 gün sonra çıkıyorsunuz dediler. Peki haber verip 60 gün sonra çıksak ceza ödüyor muyuz dedim, 2 kira kadar dediler. Kısaca bugün çıkmak istiyorum dediğimiz an cebimizden 4 kira çıkıyor. Geldi mi ikinci gol… E biz zaten Eylül kirasını ödemiştik, 4 kira demek Ocak sonuna kadar ödemek demek. Yani 2 kira eksik ödemek için 6 ay erken mi çıkacağız? Gideceğimiz yerde hazır iş veya ev de yok. Böylece taşınma işi iyice sarpa sardı. Kontrat bitiminde çıkmak maddi açıdan en mantıklı seçenek gibi görünüyordu. Tam bunları değerlendirirken arkadaşımın bıraktığı iş yeri eğer hala taşınmadıysa yeniden işe başlamasını teklif etti aylar sonra. Su akıp yolunu buluyor gibi görünüyor bir şekilde, direnmenin anlamı yok. Arkadaşım da ertesi hafta işe başlamayı kabul etti. İşe başlamadan önce son bir seyahat vakti öyleyse.

      Bir dostumuz ve ailesinin yanına New York'a gittik. Aile ortamına, huzura ihtiyacımız vardı. Aradığımızı fazlasıyla bulduk. Muhteşem zaman geçirdik. Tüm o bunaltıcı süreci arkamızda bırakıp yeni bir sayfa açtık. Onların yanındayken uzun zamandır bakmadığımız ev piyasasına bir göz atalım dedik. Gerçekten fiyatlar daha uygun görünüyordu artık. Ama aylardan Nisan-Mayıs değil, Eylül olmuştu. Geç olmuştu ama olmuştu beklenen. Ohio'ya son bir şans vermek üzere dönüş yoluna geçtik. New York'a giden biz ve Ohio'ya dönen biz kesinlikle aynı değildik. Dostumuz ve ailesi sayesinde bakış açımız değişti. Onlarla geçirdiğimiz birkaç gün bize çok şey kattı. Dönüş yolunda arkadaşım, "Önceki sefer tek başıma denedim olmadı, bu sefer beraber deneyelim mi ev almayı?" dedi. Geçici bir süre diye geldiğim, bir an önce taşınmak istediğim eyaletten ev almak mı? Zaten ne planladıysam tersi olmadı mı hep 🙂 ?

      Eve döndükten sonra kendimde yeniden çalışma isteği buldum, en azından maaşlı bir işim olana kadar. Tamam artık çalışıp para kazanma vakti, artık yeni hedefim var derken daha bir hafta bile olmamıştı ki posta kutusunda bana gelmiş bir zarf vardı. Sürüş ayrıcalıklarımın açığa alındığı yazıyordu. Araştırdım ve sebebinin yaz başında yapmış olduğum kazadan sonra katılmam gereken ama katılmadığım mahkeme olduğunu gördüm. Üç kez mahkeme düzenlenmiş ve katılmadığım için artık araba kullanamıyormuşum, süresiz olarak. Üç ayda zar zor aldığım ehliyetimi bir yıl olmadan kaptırmıştım bile. Ve böylece üçüncü golü yemiş oldum. Nedir şu ehliyetten çektiğim, geldiğimden beri anlamıyorum ki… Hemen hal çaresi nedir diye araştırmaya başladım. Avukat, "Hiçbir şeyin garantisi yok, ceza öder misin ehliyeti geri alır mısın bilemem, 1.000 dolar ver başlayalım" dedi. Avukatsız suçu kabul etsem 237 dolar ceza görünüyordu. Onu ödeyerek sürüş ayrıcalıklarıma tekrar kavuşabiliyordum ama başka sıkıntılar çıkma ihtimali vardı. Riski alsam bile 2-3 hafta gibi bir süre alıyormuş sürüş ayrıcalıklarımı geri almam. Ve ben tabii ki bunları değil, daha zor yolu seçtim, süreci kendim yürütüyorum. Tüm bu kazalar ve mahkeme süreci çok detaylı ve bence forumda bulunması gereken bilgiler içeren konular. O yüzden onlara şimdi girmeyeceğim, kendi iletilerini yazdıktan sonra linkini eklerim ama direkt sonucu söyleyeceğim. Mahkeme süreci hala devam ediyor ancak hakimden bu süreçte sürüş ayrıcalıklarımı geri vermesini rica ettim, verdi. Sürüş ayrıcalıklarıma geri kavuşmam yaklaşık 5 hafta sürdü. Hem de öyle ters zamana gelen 5 hafta ki.

      Peki bu 5 haftada ne oldu? Öncelikle arabayla başlayalım. Tam kasko yenilenme zamanına denk geldi ve ben şirket değiştirmeyi düşünüyordum. Başka şirketlerden ehliyetim açığa alındığı için aylık 500 dolar gibi bir ödeme çıkınca şok oldum. En sonunda kendi sigortacıma yazdım. Ehliyet durumumu görmesin diye önce ben yazmak istedim ama gördü mü görmedi mi bilmiyorum. "Ben yurt dışına çıkıyorum, arabayı kullanmayacağım, otoparkta durduğunda başına bir iş gelirse kapsayan ama full coverage olmayan ucuz bir sigorta teklifin varsa ver yoksa iptal ettireceğim" dedim. Gerçekten böyle bir sigorta varmış. Ayda 26 dolara storage coverage yaptırdım. Eğer arabayı kullanırsan, araba yerinden hareket ettiği anda sigortan geçersiz olur dedi. Güzel, sıkıntı yok zaten yurt dışında olacağım dedim. Arabanın çalıştırılması sıkıntı değil, sadece yerinden oynamaması gerekiyor bu sigorta için. Zaten ehliyetim yokken araba kullanacak halim de yok. Ekim ortası gibi de Türkiye'ye gidip yarım kalan resmi işleri halletme planım vardı zaten.

      5 haftada olan ev ve işle ilgili kısımları anlatmadan önce bu yazıyı burada kesiyorum. Buradan sonrası çok detaylı bilgi gerektiren kalem kalem yazmak istediğim kısım. Ama hikayemin sonu güzel bitiyor. Yediğim onca gole rağmen sonunda kazanan ben oldum 🙂

      Yani iyi ki kısacık yazacağım dedim, yine dayanamadım. Gerçi bunlar daha buz dağının görünen kısmı. Daha anlatacağım, detaylandıracağım çok şey var. Ama bu günlük bu kadar yeter. Umarım keyifle okumuşsunuzdur buraya kadar, sizi çok sıkmamışımdır.

      Part-3 ve sonrası:

      https://yesilkartforum.com/forum/topic/4926/abd-ye-yeni-taşınmış-göçmenlerin-i̇lk-aylardaki-deneyimleri/1491?_=1720769202307&lang=en-US

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part-1

      1.5 yıl aradan sonra herkese selamlar!

      Bu başlığa yazacak o kadar çok şey var ki… Hepsini bir iletiye değil, bir sayfaya bile sığdırmam mümkün değil. O yüzden ana konuları ilgili başlıkların altına detaylı yazmak üzere şu an sadece buraya kısacık, hatırlatma tarzında bir yazı bırakmak istiyorum. Detayları yazdıkça linklerini eklerim.

      Öncelikle, Amerika'ya yerleşmemin üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçmesine rağmen, bu kadar aktif olduğum foruma yazmayı neredeyse tamamen bırakmış kadar azaltmamın sebebini açıklamak istiyorum. Amerika'ya eşim ile beraber ilk girişi yaptıktan çok kısa bir süre sonra boşanma kararı aldık ve yollarımızı ayırdık. Henüz resmi olarak boşanmamız gerçekleşmeden kendi özel hayatıma dair bir şeyler paylaşmak istemedim. Ancak geçtiğimiz ay Türkiye'ye gittim, resmi olarak boşandık ve geri döndüm. O yüzden artık geçen bu 1,5 seneyi yavaş yavaş hatırlayabildiğim kadar detaylı anlatmaya hazırım.

      Mülakatımızı ve mülakatımıza kadar yaşadıklarımızı detaylı olarak bu iletide anlatmıştım zaten. Mülakattan sonra olanları, ilk girişten önce neler yaptığımızı ve ilk girişimizi detaylı olarak ilgili konu başlığında anlatacağım. Ancak özetle gelmeden önce şunu belirtmek isterim ki niyet ettiğim her şeyi yaptım. Herkesle vedalaştım, evimizi kapattık, tüm eşyalarımızı sattık, arabamızı sattık. Nakite çevirebileceğimiz her şeyi nakite çevirip bir kısmını yanımıza aldık, bir kısmını ise daha sonra Amerika'da hesap açınca erişmek üzere TEB hesaplarımıza yatırdık.

      Uçak biletini almadan önce Kadir Bey ile çok konuştum, kendisinden araç almak için önceden haber verdim. Hatta Florida'ya yerleşmek istememize rağmen sırf ondan araç almak için ilk girişimizi Houston'dan yaptık. Çünkü bence Amerika'da üç şey çok önemli: İlki araba almak, ikincisi ev kiralamak ve tabii ki üçüncüsü iş bulmak. Cebimizde biraz birikmiş olunca işi önceliklendirmedim, hem zaten SSN falan da beklemek lazım. Ben bu üçlüden en önemlisinin araba olduğuna karar verdim çünkü eğer büyük şehirde değilseniz araba olmadan eliniz kolunuz bağlı, istediğiniz hiçbir yere gidemiyorsunuz ve hiçbir işinizi halledemiyorsunuz doğal olarak. Tabii Uber çağırmak veya araç kiralamak gibi alternatifleri var ama Kadir Zora'dan araç almak varken o alternatiflere yönelmek çok cezbetmedi beni.

      Kadir Bey de sağ olsun bize çok yardımcı oldu. Uçaktan indiğimizde bizi karşılaması ve otelimize götürmesi için birini gönderdi, Fatih. Fatih sadece bizi otele bırakıp gitmedi, otele vardığımızda, check-in yapıp odamıza yerleşmemize bile yardımcı oldu. Ertesi sabah Kadir Bey'in eşi, Ayşegül Hanım, otelimizden bizi alıp dükkana kadar bizzat kendisi götürdü, kahvaltımızı beraber yaptık. Ve sonunda Kadir Bey ile yüz yüze orada tanışmış olduk. Bizim için isteğimiz özellikte ve bütçemize uygun birkaç araç ayırmıştı. Onların hepsini ve daha bile fazla aracı eşim ve ben tek tek denedik. Hatta bazılarını birkaç kez kullandık. Aslında bu kısımları bu kadar detaylı anlatmayacaktım da konuya girince çıkamadım. Günün sonunda bir Lincoln MKZ'de karar kıldık ve ertesi günü aracı almak üzere Kadir Bey ile anlaştık. Ahh o araba yaktı beni o araba! Neyse, şimdilik detay yok.

      Aracı hallettikten sonra planım 10-15 gün kadar sürecek bir road trip ile Orlando'ya gitmekti. Hem yeni ülkede hayata başlamanın baskısı ve stresini hemen hissetmemek için, hem eyalet eyalet şehir şehir gezip kültürü görüp yaşamak için, hem zorlu bir pandemi ve DV sürecinin üzerine güzel bir tatili hak ettiğimiz için böyle bir planım vardı. Tabii amacım bir de yedek plan yapmaktı kendime. Evet Orlando'ya gidip yerleşecektik ama ya sevmezsek, ya umduğumuz gibi çıkmazsa, ya mutlu olamazsak diye potansiyel olarak yaşayabileceğimiz şehirleri görmek üzerine bir rota belirledim. Üstelik bu süreçte de SSN'lerimiz gelmiş olacaktı. Bir daha ne zaman böyle bir fırsat elde ederiz bilmiyordum. Bir arkadaşım da bize dahil oldu ve keşif tatili başladı. Bazen aksaklıklar ile bazen beklediğimden de iyi şekilde geçti. Yolda güzel tecrübeler edindik, güzel yerler gördük, çeşitli insanlarla tanıştık, şehir potansiyellerini değerlendirdik, 2 bin milden fazla yol yaptık ama yine de iyi dinlendik ve çok güzel yedik.

      Amerika'ya vardıktan 2 hafta sonra Orlando'daydık. SSN'lerimiz de gelmişti, planım tıkırındaydı. Sonunda her şey mükemmel olmasa da olmadı... Orlando'ya vardıktan birkaç gün sonra boşanma kararı aldık eşimle. O zamana kadar her şey planladığım ve istediğim gibi giderken bir anda her şey değişti. Boşanmak karşılıklı kararımızdı, en doğrusuydu, kavgayla gürültüyle değil, anlayış ve saygıyla ayrılıyorduk. Zaten bu yüzden resmi boşanmamız acil bir şey değildi, Türkiye'ye döneceğimiz zamana bırakmıştık. Ertesi sene Türkiye'ye gidip yarım kalan resmi işleri halletmek üzere anlaştık. Ama yine de tüm bunlar beklenmedik bir durumdu.

      O zaman artık benim orada kalmayacağıma karar verdim. En azından bir süre arkadaşımın yanında yaşayıp maddi ve manevi kendimi topladıktan sonra Orlando'ya dönecektim. Çünkü arabanın eşimde kalmasına karar verdik ve Türkiye'den nakite çevirdiğimiz tüm paramızdan, önce arabayı alıp sonra gezerken de harcadığımızdan kalan kısmını yarı yarıya bölüştük. Sonuç olarak elimde, yeni bir araba alacak ve ne zaman bulacağım belli olmayan işten bir gelirim olana kadar, tek başıma yaşayacak kadar param kalmamıştı. O saatten sonra harcamalarımda daha dikkatli olmalıydım. 2 hafta kadar daha Orlando'da kalıp eşimin iş ve ev bulmasına yardımcı oldum. Bu süreçte Orlando'da ikimize de ehliyet almaya çalıştık ama bir türlü kısmet olmadı bana. Amerika'ya gelişimin üzerinden tam 1 ay geçmişti ve uçağa binip Ohio'ya doğru, o zaman geçici olarak geldiğimi sandığım ama an itibarıyla hala yaşadığım eyalete doğru yola koyuldum.

      Hayatım boyunca da, Amerika serüvenim boyunca da her zaman maddi ve manevi yanımda olan ailem, Ohio'ya vardıktan sonra araba alabilmem için maddi destekte bulundular. Artık cebimde araba alabilecek kadar para vardı bu destekle. Önce ehliyet almam gerekiyordu. Şu ehliyet konusunda o kadar şanssızım ki geldiğimden beri... Ehliyetimi ancak yaz bittikten sonra elime aldım. Amerika'ya geldiğimden beri 3 aydan fazla vakit geçtikten sonra... Bu konuda şimdilik detay vermiyorum ama ilgili başlık altında çok detaylı anlatacağım siz de aynı sorunları yaşamayın diye.

      Ehliyeti bir türlü elime alamadığım için tabi araba da alamadım ve geldiğimde yaparım dediğim delivery işlerini de yapıp para kazanamadım. Sürekli cepten yedim bu süreçte. Güzel bir cep telefonum bile yoktu, arkadaşımın ödünç verdiği bir telefonu kullanıyordum idareten ve ne zaman para kazanacağım belli olmaz, cebimdeki param bitmesin diye bir telefon bile almamıştım kendime. Ama cebimdeki para azaldıkça alabileceğim araba seçenekleri de azalıyordu.

      Günlerimi çalışmadan geçiriyordum ama arkadaşım çalışıyordu. Delivery işleri yapıyordu. Ben de en azından vakit geçsin diye ona eşlik ediyordum, böylece kendim çalışmaya başladığımda daha ilk günden işin inceliklerini bilerek başlamış olacaktım. Tabi işin zorluğunu da gördüm. 2 kez kaza yapıp polis çağırdık. İkisinde de arkadaşımın hiçbir suçu yok, %100 karşı taraf suçlu. Spoiler vereyim hadi yine dayanamadım 🙂 Ehliyetimi alamama sebeplerimden biri de bu kazalardan biri. Direksiyon sınavımdan önceki gün olmuştu ve direksiyon sınavına arkadaşımın arabasıyla girecektim. Sigortaya falan kendi adımı eklettirmiştim her şey hazırdı. Araç çalışır yürür durumdaydı, hiçbir hata uyarı ışığı yoktu, airbag vs patlamamıştı ama kaza soldan olduğu için şoför kapısı dışarıdan açılmıyordu, bozulmuştu, yalnızca içeriden açılıyordu. O şekilde direksiyon sınavına gittiğimde "safety issue" diyerek beni sınava almayıp 1 ay sonrasına gün verdiler.

      Eylül sonu Ekim başı gibi nihayet ehliyetim elime geçtiğinde, artık güzel bir araba alacak param kalmamıştı. Ailem yine destek olmayı teklif ettiğinde artık istemedim, isteyemedim. Arabam olmasa da arkadaşımın arabasının sigortasında adım olduğu için şimdiden sıraya gireyim, hazır olsun diyerek arkadaşımın arabası ile delivery uygulamalarına kayıt oldum. Uber Eats çok kısa sürede açıldı, daha beklerim sanıyordum. Uygulama açıldıktan sonra arkadaşım, “Hadi gel Amerika’daki ilk paranı kazanalım” diyerek arabasını verdi ve yaz boyu onun için yaptığımız gibi bu sefer de benim için delivery yapmaya çıktık. Şeytanın bacağını sonunda kırmıştım 🙂 Şansımın geri dönmesini umuyordum bundan sonra. Artık iyi kötü bir araba alıp düzenli olarak para kazanmam gerekiyordu. Bu arada gözünüz korkmasın, Amerika’da araba almak normalde bu kadar zor bir şey değil. Benim bu kadar zorlanıyor olma sebebim, hala pandemi-çip krizi vs yüzünden hem piyasa çok yüksekti hem de çok az araç vardı. Ayrıca kuzeydeki arabaların pas sorunu olması da gözümü korkutuyordu. Ve tabi bir de Lincoln etkisi vardı, ama bunu sonra anlatacağım.

      Şansım yavaş yavaş geri dönmeye başladı. Ben kara kara şu araba işini ne yapsam diye düşünürken arkadaşım maaşlı işe başladı ve onun işte olduğu saatlerde arabasını ödünç vermeyi teklif etti. Bu durum gerçekten beni çok rahatlattı çünkü saçma sapan içime sinmeyen bir araba almadan para kazanacak, sonra da biriktirdiğim parayla iyi bir araba alabilecektim. Arkadaşımın birkaç haklı kuralı vardı tabii. İnsan taşımacılığı yapmayacaktım, sabah onu işe bırakıp öğlen yemek için almaya gidecektim ve tabii sonrasında iş çıkışı onu alacaktım. Bu yüzden iş yerine yakın bölgede çalışabilirdim çünkü öğle yemeğine ne zaman çıkacağı veya işten ne zaman çıkacağı belli olmuyordu. Karlı havalarda arabasını vermeyecekti. Daha sonrasında akşamları, onu işten eve bıraktıktan sonra da çalışmak istediğimde tehlikeli mahallelere gitmemem karşılığında kabul etti. Bu şekilde çalıştığımın ilk haftası kendime telefon almaya yetecek parayı kazandım ve telefon aldım. Ama yine yarınım ne getirir bilemediğim için telefon parasını kazanmış olmama rağmen taksitle aldım telefonu.

      2-3 ay arkadaşımın arabasıyla çalıştıktan sonra artık havalar da iyice soğuyup karlı havaların da çoğalmasıyla sonunda içime sinen bir araba buldum. Üstelik yazın galerilerden baktığım arabalardan daha uygun bir fiyata ilk sahibinden bir araba buldum. 2018 model Hyundai Elantra. Amerika’ya yerleşirken bir liste yapıp hangi arabaları alabileceğimi yazsam ilk 10'a bile girmeyecek bir araba, burada bana en uygun gelen ve en çok içime sinen araba oldu. Amerika’ya geleli yarım yıl olmuş, hiç hayalini kurmadığım bir arabayla çalışıyor, hiç yaşayacağımı tahmin etmediğim bir eyalette, Amerika’da yaşarım dediğim müstakil evin tam zıttı olan çok katlı bir binanın apartman dairesinde, ay ben o kadar soğukta yaşayamam dediğim soğukta yaşıyordum. Hiçbir şey umduğum, beklediğim veya planladığım gibi değildi. İşin tuhafı, mutluydum, huzurluydum…

      Ben doğa aşığı bir insan değilim, değildim. Kampa gitmem, pikniğe gitsem toprağa oturmak yerine yere bir şey serip onun üstüne otururum, kumsala gitsem kuma yatmak yerine sandalye koyar ona otururum. Kış sporlarını sevmem, hatta kar topu oynamayı bile sevmem, çok üşürüm zaten, evde yorgan altında yatmayı tercih ederim. Ama yemyeşil doğası tertemiz havası olan bir yere geldim, hala kamp yapmıyorum ama o yeşili görmek o havayı içime çekmek bile bana huzur veriyor. Sincapları, tavşanları, geyikleri görmek beni mutlu ediyor. En tuhafı, soğuktan donup yorgan altından çıkmayan ben, kış boyu dışarıda, bazen dizime kadar ulaşan karın içinde yürürken, -30 derece soğukta tişörtün üzerine giydiğim polarımla delivery yaptım, kalın montumu üzerime giymedim ve hiç hasta olmadım. Kendimi yeniden keşfediyorum resmen.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] DV2022 Mülakat Deneyimleri

      Bunları yazsam mı yazmasam mı uzun zamandır kararsızdım. Benim için oldukça uzun bir süreç oldu, içimi dökeyim istiyordum ama kimseyi de sıkmak istemiyordum. En sonunda aman yazayım, kimse okumasa da en azından bana hatıra kalsın dedim. Biraz uzun, gereksiz bir yazı olursa kusura bakmayın. Altta direkt mülakat deneyimime de geçebilirsiniz.

      Hikayeye biraz baştan başlamak istiyorum.
      Sene 2019...
      DV2021 greencard çekilişi için başvuru yaptığım zaman... Kazanacağımdan emin bir şekilde yaptım başvuruyu. Hem sonuçlar açıklanana kadar da evlilik süreci ile meşgul olacağım, zaman da çabuk geçer, oh ne güzel diye düşünüyorum. Başvuruyu yaptım, süreçle çok ilgilenmeden ama hep aklımın bir köşesinde Mayıs'ta kazanacağım düşüncesi var. Eve eşya alırken "Çok pahalı olmasın zaten Amerika'ya gideceğim, çok kaliteli olmasına gerek yok gidene kadar idare etsin yeter" vb. şekilde davranıyorum sürekli. Tabi ailem, eşim sen çok güvenme ona daha bir şey belli değil diyorlar... Yine de tüm masrafları minimumda tutmaya çalışıyorum tabi. Her şeyin en ucuzunu alamamış olsam da "hiçbir şekilde bizi borca sokmayacak" şeyler tercih ettim. Neden? Çünkü takıdan gelen parayı borca harca vermektense, çekilişi kazandıktan sonra onunla Amerika'da hayat kuracağım kendime.
      Neyse. Nişan, nikah, kına, düğün derken vakit bir güzel aktı geçti. Sonuçların açıklanmasına kaldı 2 aycık 👀 Alaçatı'da balayındaydık eşimle, ömrümden 2 yılı erteletecek, tüm her şeyin bahanesi olarak kullanılacak o haber geldi... "Türkiye'de ilk covid19 vakası görüldü."
      Tabi biz daha 2 gün önce düğün yapmışız, balayındayız. Bir yandan oh diyoruz, ucuz atlattık, bir yandan korkuyoruz otelde milletle içiçe olduğumuz için. Yine de sevinçliyiz pandemi öncesi son düğünü yaptığımız için. Bilmiyoruz ki bu bizden 2 yılı götürecek! Tabi o hafta pandemi de ilan edildi dünyada.

      2020 Mayıs geldi. Heyecanla sonuç sayfasına baktım. Zaten son 2 ay çok zor geçmişti. Annemin, babamın doğum günü vardı, kutlayamadım. Eşimin doğum gününü evde 2 yetim gibi geçirdik. Evlendik, evimize kimse uğramadı, biz kimseye gidemedik. Evlenmeden önce yaptığımız en basit aktivitelerden -sinemadır, sahil gezmesidir, kafede arkadaşlarla vakit geçirmektir- hiçbirini yapamadık. Sokağa, markete alışverişe bile çıkmıyordum. Tıkıldım eve kaldım. Hem de öyle yoğun, yatmadan yatmaya eve gidip ancak uyumaya vakit bulabildiğim yoğun bir evlilik sürecinden sonra. Yine de Mayıs olmuştu. Sonuç sayfasına bakıyorum, sonuçlar 6 Haziran'da açıklanacak yazıyor. İngilizceyi unuttum sanırım, yanlış anlıyorum diye düşünerek biraz internette araştırma yapınca öğrendim ki sonuçlar 6 Haziran 2020'de açıklanacakmış, pandemi yüzünden... Böylece pandeminin ilk golünü hissetmiş oldum.

      Mayısı bile zor beklemişken 2020 Haziran daha da zor geldi. Her şeyi o güne başlamıştım. Kazanacak ve gidecektik. Eşim ev almak istiyordu, arabayı satıp krediye girecektik. Pandemi sebebiyle 1 yıl ertelemeli, çok düşük faizli, uzun ödeme dönemi olan kredi veriyorlardı. Dur dedim, olmaz. Paramızı harcayamayız, biz Amerika'ya gideceğiz. Tamam dedi, 6 Haziranı bekliyorum öyleyse. O gün geldi. Daha birkaç dakika olmuştu sonuçlar açıklanalı. Düşe düşe zorladım ve öğrendim kazandığımı. Yerimde duramıyordum, koşmak istiyordum, haykırmak istiyordum. Artık kesinleşmişti. Kazanmıştım ve gidecektim. Eşimle kimseye söylememe kararı aldık. Ama ben duramam ailemle paylaşırım dedim. Tamam başka kimse bilmesin dedik. O hafta sonu o kadar enerji doluydum ki uyuyamadım bile.

      Ertesi günü annemlere gittim. Size çok güzel bir haberim var dedim. Zaten sabaha kadar uyuyamadığım için tüm foruma göz atmış, süreci çoktaaan öğrenmiştim bile o mutlulukla. Ben anlatmaya başladıkça annemin endişelendiğini, babamın gözlerinin dolduğunu gördüm. Ben heyecanlı heyecanlı anlattıkça anlatıyordum onlarsa sus pus beni dinliyorlardı. Peki siz ne düşünüyorsunuz dedim. Annem -kendisi mantık insanı- tabi ki gideceğin için üzülüyorum ama senin adına mutluyum, ne kadar çok istediğini biliyordum, sonunda hayallerin gerçek oldu dedi. Babam -kendisi duygusal- ama Amerika çok uzak dedi. Gözleri dolmuş, ağlamamak için kendini tutuyor, zor konuşuyordu. Keşke Avrupa olsaydı, orası daha yakın, yok mu öyle Avrupa'da falan bir ülke dedi. Biliyorsun, ben Amerika'da yaşamak istiyorum ama dedim. Evet ama acil bir şey olsa, biz nasıl geleceğiz sen nasıl geleceksin dedi. Gitmeyeyim mi istiyorsun dedim. Gitme demiyorum tabi ki ama keşke daha yakın olsaydı dedi. Biraz hüzünlü, biraz duygusal, biraz heyecanlı, biraz mutlu, çokça endişeli...

      Bizim için DV2021 süreci yeni başlayacaktı ancak pandemi yüzünden süreci yarıda kalan, mağdur olmuş, gelecekleri belirsiz DV2020'ler vardı önümüzde. Onlar için endişelendik, üzüldük, çabaladık, destek olmaya çalıştık. Ama DV2021'in daha kötü olacağını hiç düşünmemiştim. DV2020'ler dava sayesinde, küçük bir bölümü olsa da, vizelerine kavuşmuştu, geride kalanlar için ise 9095 adet rezerv vize için umut vardı. Kötünün iyisi diyebileceğimiz bir durumdaydılar.

      Ekim 2020, DV2021 süreci resmi olarak başlamıştı. Ancak Eylül'de fark ettiğim, davalar yüzünden diye düşündüğüm yavaşlama, devam ediyordu. Hatta daha da kötüydü. KCC telefonlara çıkmıyordu. Sebep hep aynıydı, pandemi. Her şeyin bahanesi olmuştu. Ama biz sanıyorduk ki, suçlusu Trump. O giderse her şey düzelecek. Kasım 2020 seçimlerinde kaybettiğinde hep beraber sevindik. Tamam dedik, artık önümüz açık. Trump'ın koyduğu yasak 31 Aralık 2020'de bitecek ve bizim için asıl süreç o zaman başlayacaktı. Geride kalan 9 ay Ankara gibi büyük bir konsolosluğun biz dv kazananlarına vizelerini vermeleri için oldukça yeterliydi.

      Ocak 2021, tam yasak bitti derken Trump yasağı 31 Mart 2021'e kadar uzattı. Aman, 20 Ocakta Biden başkanlık koltuğuna oturacak, her şey güllük gülistanlık olacak zaten. Ankara için kalan zaman yeter...

      Biden geldi, Trump gitti, yasaklar kalktı, dünyadaki konsolosluklar bir bir açılmaya başladı. 137 konsolosluk bir bir açılırken Ankara'dan ses yoktu. Zaman geçiyordu. Ama olsun, Ankara büyük konsolosluk, kalan zaman yeter...

      Vakit geçiyor, konsolosluklar açılıyor, davalar açılıyor ama Ankara'dan ses yok. Artık Mayıs geliyordu. Gözümü DV2022'ye dikmiştim çoktan. Hobi olarak yine kazanacaktım. Hem de bu sefer düşük bir CN bekliyordum. Ne de olsa DV2021 ile gidecektim ki. Yine de totem yapmıştım. Eğer 7bin üzerinde bir numara ile kazanırsam davaya dahil olacaktım ama altında olursa dahil olmayacaktım. Çünkü yeni yılımı Amerika'da geçirmek istiyordum ve 7bin altında olursam 1 Ocak 2022'den önce vizemi alır giderim diyordum. Ama 7bin üzerinde olursam da davaya katılacak ve geçen seneki davaya katılanlar gibi Eylül'de vizeyi alıp gidecektim. Her türlü gidecektim ben. Ankara büyük konsolosluk, biliyorsunuz.

      8 Mayıs 2021, DV2022 sonuçları açıklandı. Bu sefer de eşim kazandı. Case numberımız 14binlerde... 7bin üzerinde olduğu için davaya katılmaya karar verdim. Ankara 1 mülakat bile dağıtmamış olmasına rağmen DV21'den ümidimi kesmiş değildim. GoodluckvBiden davasına dahil olduk $500 ödeyerek. Ama yine de DV2022 için ds260 formunu doldurmuş ve göndermiştim, pek de hevesli olmayarak. Hatta formu ilk gün doldurmuş olmama rağmen 10 gün sonra submit ettim. Submit ederken bile gevşek davranmıştım, aslında ne gerek var zaten DV21 ile gideceğiz diyordum.

      Haziran 2021 geldiğinde Ankara ilk mülakatları dağıtmıştı Temmuz için, 18 mülakat... Hem Ankara mülakat dağıttı diye mutlu hem de az olduğu için hüzünlüydük. Neyse, davaya dahil olmuştuk zaten. Haziran biterken bir akşam uyuyakaldım erkenden ve bir mülakat furyası daha geldi. 211 mülakat. Onaylı olan herkes Ağustos ayı için mülakat almıştı. Ne yazık ki, istisnalar hariç, yalnızca case number 9bine kadar onaylıydı Ankara'da mülakat bekleyen Türkler. Yine de umutlar bitmiş değildi. Önümüzde koskoca Eylül ayı vardı.

      Ağustos ayında işten çıkarıldım. Sebep: Pandemi dolayısıyla iş yok. Pandemi bir gol daha atmıştı... Annemin doğum gününde başladığım işten kardeşimin doğum gününde kovuldum 🙂 Dv2021 ile gideceğiz zaten, önemli değil dedim. Ağustos biterken, Eylül için birkaç Türk mülakatı ve yabancılar için mülakat verdiler. Biz davadan hala umutluyduk. DV21 ile gideceğimizi düşünüyordum.

      Eylül geldi, Ankara ekstra mülakat vermedi. Mahkemeler, hemen davacıların vizesini verin demedi. Davacıların %31'i için vizeler rezerv edildi ama kime verilecek, ne zaman verilecek hala belli değil... Sonuç olarak -istisnalar hariç- 10bin ve üzeri olan hiçkimse DV21'de vizesini alabilmiş değil 😔

      Ekim ayının gelmesiyle davadan ve DV2021'den gözümü ayırmış, DV22'yi takip ediyordum. Ankara Ekim ayına DV22 için de mülakat vermemişti. Kasım ayına ise planlanan sadece 1 mülakat vardı. DV22 için de işler yolunda gitmiyordu. Süreçte bir tuhaflık vardı. Mayıs ayında formu submit eden yüksek numaralar evrak talebi/onayı alırken case numberı tek haneli olan kişi bekliyordu. Bayağı 0000x idi case numberı ve süreci ilerlemiyordu.

      8 Aralık 2021 günü, sürekli KCC'ye attığım maillerden birine evrak onayı cevabı gelmişti. Bir yandan mutluydum çünkü DV21'de onayı olan hiçkimse mülakatsız kalmamıştı, bir yandan tedirgindim hem sürecin gidişatı yüzünden hem de acaba yanlış mı gönderdiler diye. Hemen tekrar mail attım ve birkaç saatte yine onay olacak şekilde cevap geldi. Resmen mülakat habercisi maili almıştım. Ertesi günü ise açıklama yapıldı. Artık evrak talebi/onayı kaldırılmış ve DV2022 boyunca bu şekilde pilot uygulama sürecekti. Ds260 formu submit etmek, mülakat almak için yeterliydi. Tam onay aldım, yolu yarıladım derken tekrar başa dönmüştüm. Kafalar karışıktı. Aralık ayının sonlarına doğru Şubat için Ankara yine çok az mülakat vermiş ve bu kişiler ilk 100'de olanlardı. Mayıs ayında submit etmiş, onay almış kişiler değildi. Ocak ayı ise zaten boş geçilmişti.

      Ocakta yeni mülakat dağıtılmadı, Mart mülakatlarının dağıtılmasını bekliyorduk. Bu arada Şubat için dağıtılan ve case number olarak tekrar en başa dönen bir avuç mülakat, bizi tatmin etmemişti ve ben bu sene işimi şansa bırakmak istemiyordum. Başka bir ülkeden oturum alıp, orada mülakata girmek istiyordum. En azından şu kısır döngüden kendimi kurtaracak bir şeyler arıyordum. İşim de yoktu, Türkiye'de durup beklememe gerek yoktu. Eşimle bunu konuştuğumda önce Ocak ayında alacağı maaşı görmek istedi. Asgari ücrete %50'den fazla zam yapılmıştı ve eşim alacağı zammı bilmiyordu. Eğer zamlı maaşım beni tatmin etmezse tamam gidelim dedi. Zaten kaybedecek bir şeyimiz de yoktu.

      1 Şubat günü eşimin maaşı yattı. Zam %27 idi. Beklentinin çok çok altında. Bana dedi ki, tamam gidelim, nereye ve ne zaman gideceğimize karar ver, 1 hafta içinde planlamasını yapalım. Ve ben araştırmaya başladım. Ertesi günü, 2 Şubat 2022'de evliliğimizin 2. yıl dönümünü kutlamak için yemeğe çıkmıştık. Malta'da bir dil okuluna gitmeye karar verdik. Mart'ta kuzenimin düğünü vardı, ben okulu ayarladıktan sonra eşim istifasını verecek, ihbarı için 1 ay daha çalışacak ve Mart'ta düğünün ertesi günü gidecektik. Akşam eve döndüğümde çok yorgun hissediyordum. Normalde doğru düzgün uyumayan ben, o gün akşam 10 bile olmadan uyuyakalmıştım. Ve ben uyuyakalınca yine bir mülakat furyası... Ankara Mart ayı için 466 mülakat dağıtmıştı. Ama biz bültenin biraz üzerinde olduğumuz için mülakatı kıl payı kaçırdık. Bu kadar yoğun mülakat verildiğini ve onaylılara mülakat verildiğini görünce Maltaya gitmekten vazgeçtik çünkü Ankara'nın silkelenip kendine geldiğini ve böyle devam edeceğini sanmıştık. Nisan ayı current sayıları açıklanmış ve current olmuştuk. 13500 olan bülten bir anda 27000e yükselmişti.

      Mart 2022'de, case numberımız artık current olduğu için Nisan ayına mülakat bekliyorduk. Ancak o 2nl bir türlü gelmedi. Nisan için 1 Türk bile mülakat alamamış, Ankara yalnızca yabancılara çalışmıştı. Mart bitmek üzereydi. 29 Mart akşamı annem kahve falıma baktı. Sana 1-2 gün içerisinde uzun boylu bir erkek tarafından beklediğin haber gelecek dedi. Keşke dedim. Önceden işe girmemi çok istemiştin ve doğum gününde sana işe giriş belgemi vermiştim, keşke bu sene de mülakat belgemi versem sana dedim. Ertesi günü annemin doğum günüydü. Annem, doğum gününde farklı hastane ve muayenehanelerden sabah 9'la akşam 16.00 arası 4 farklı randevu almış. İnsan doğum gününü hastane hastane gezerek geçirir mi ya? Ben de mecbur, annemle beraber gittim. Ben gidince anneannem de geldi. Üçümüz Kadıköy'de o hastane senin bu hastane benim geziyorduk. Tam 3. Hastaneden çıkmış arabaya doğru gidiyorduk ki anneannem bileğini burktu ve düştü. İyiyim ben iyiyim dese de iyi değildi. Arabaya bindik ve son doktorun muayenehanesine gittik. Anneannem ise daha kötü olmuştu. Anneannem için daha sonra hastaneye geri döndük. Ayağını atele aldılar. Günümüz hastanelerde geçmişti ve yorgun şekilde anneannemin evine gittik. Hem anneannem için hem annem için üzülüyordum. Ben Ankara'dan bıkmış, anneannem ayağını burkmuş, babam covid pozitif olduğu için evde karantinada, annem ise doğum gününü böyle geçiriyor. Yorgun ve tükenmiştim. Uykum geliyordu yine erkenden. Anneme dedim ki uykum geliyor benim, hadi seni evine bırakayım da evime geçeyim ben de. Tamam şu çayımı içip kalkarım dedi. O sırada telefonuma bakarken o uzun boylu erkekten beklenen haber geldi. Durumum "in transit" görünüyordu, mülakat almıştım! 30 Mart 2022, saat 22.13te 2nl gelmişti. Mülakat tarihi 26 Mayıs 2022. Heyecandan kalkıp halay çekmeye başladım annemle. Ama anneannem bize dahil olamıyordu, babamla beraber sevinemiyorduk, eşim evde beni bekliyordu. Sevincim kısa sürdü. Buruk bir sevinçti. Çünkü Ankara'nın yine onaylılara mülakat dağıtacağını düşünüyorduk ama maalesef yine sadece bir avuç mülakat dağıtmıştı, tek 1 güne... 2 yıldır bunu bekliyordum ve yeterince sevinememiş gibiydim.

      Nisan ayında yine bir avuç mülakat dağıtıldı Haziran'a. 1 ay sonra mülakatım vardı ama mülakattan çok geride kalanları düşünüyordum. Hem DV21'den geride kalan çok dostum vardı hem de DV22'de de işler yolunda gitmiyordu yine. Ankara Mart mülakatları ile ağzımıza 1 parmak bal çalmış ve geri çekmişti kendini. Gelmiyordu o mülakat furyası bir türlü. Ben ise Unganlara gidip sağlık muayenemi olmuştum. Hem vakit geçsin, hem biraz daha neşeleneyim diye Unganlar sonrası ailemle ufak bir gezi planı yaptık.

      Ankara'dan çıktıktan sonra Sivas'a gittik, köye. 3 gün orada babaannemi ve dedemi ziyaret ettik, biraz gezdik. Amerika'ya gideceğimi onlara söyleyemedim, üzülmesinler diye. Ama kendilerini alıştırmaları için, bir iş kovaladığımı ve olursa belki 6 ay falan Amerika'ya gidebileceğimi, sonrasında ise yine İstanbul'da olmayacağımı, taşınacağımı söyledim. Sivas'tan çıktıktan sonra Tokat'ı gezdik ve 4 gün Ürgüp'te kaldık. Annem ve babamla beraber Ürgüp'ü ve çevresini gezdik. Tamam artık dönelim derken bayramı da Adana'da geçirmeye karar verdik. Bu gezi bana iyi gelmişti, moralim düzelmişti. Geride kalanlar için hala hüzünlüydüm ama kendim için mutluydum. Adana dönüşü, bayram bittikten sonra Unganlara uğrayıp sağlık raporlarımızı teslim aldım. İstanbul'a döndük. İstanbul'a dönünce bu sefer gidiş hazırlıklarına başladım.

      Mayıs gelmiş çatmış, mülakata sayılı günler kalmıştı. Hem DV2023 sonucunu bekliyor hem mülakatıma ve gidişime hazırlanıyordum. Bu seneki çekilişte elimde greencard olsun ve tekrar kazanmayayım istiyordum. Ama geride kalanlardan en azından birkaçı ve birkaç yakınım kazansın istiyordum. Tekrar kazanamadım. Yakınlarım da kazanamadı. Geride kalanlardan da kazanan olmadı 😔 Mülakat ve gidiş için kafamdaki planlamamı tek tek yapıyordum. Önce dişçiye gittim ve dişlerim için bir planlama yaptık, 10 gün sonra başlayacaktı. Ben de bu arada evin eşyaları için biriyle görüştüm. Daha sonra kedimizi alıp ailemin yazlığına gittim. Amerika'ya ilk gidişte kediyi götüremeyeceğim. Kedinin yazlığa alışması gerekiyor çünkü ben yokken ailemde kalacak. Orada biraz vakit geçirip kedinin de alıştığına emin olduktan sonra İstanbul'a geri döndüm. Dişim için tedaviye başladım. Bu arada aracı da satışa koymuştuk. Birkaç alıcı ile konuştum/görüştüm. Ancak satışını yapmadık henüz. Eşim de kendisi için doktor kontrollerine gidiyordu ve kendisinde boyun fıtığı çıktı, ameliyat olmalısın dediler. Biz yine karışmıştık. Bir an önce aracı ve ev eşyalarını satıp gitmek, Amerika'da hayatımıza yeniden başlamak istiyorduk. Bu sefer kendi sürecimiz karışmıştı. Yine ufak çaplı bir belirsizliğin içerisinde buldum kendimizi. Ama olsun, vize olduktan sonra halledilir. Ve bu geçen zamanda mülakat günü iyice yaklaştı. İstanbul'da belgelerimiz için son kontrollerimizi yaptık. Bu arada ben mülakata gireceğim ve çıktığımda sevincimi paylaşacağım, Ankara da o akşam Temmuz için yüzlerce mülakat verecek, herkes çok mutlu olacak diye umarken, 24 Mayıs akşamı Ankara yine bir avuç mülakat dağıtarak Temmuz ayını da kapattı. Yola çıkmadan önce moralim çok bozulmuştu. Bir yandan ben mutlu olurken bir yandan geride kalanlar vardı. Bu yüzden olsa gerek, mülakat için hiç heyecanlanamıyordum. Buruk yanım ağır basıyordu.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      @MomisCan Her şeyi tek başınıza, 3 küçük çocuğunuzla, kimseden destek almadan yapmış olmanız gerçekten takdir edilesi. İngilizce konusunda ise geriye dönüp baktığınızda eminim siz de keşke daha çok ağırlık verseydim diyorsunuzdur ama içinde bulunduğunuz durumu da forumdan takip ettiğim kadarıyla biliyorum. O zamanlar en büyük sorununuz İngilizce bilmemek değil, mülakat alabilmekti ki, tabi ki bunu önceliklendirmekte haklısınız. Mülakat alamadıktan sonra anadiliniz gibi İngilizce konuşsanız ne fayda 🙂

      Sizin vesileniz ile benzer bir süreç örneği de ben vereyim. Hikayedeki ana karakter ben olmadığım için çok detay vermeden kısaca anlatacağım.

      Birkaç ay önce bir aile dostumuzun oğlu yanıma Ohio’ya geldi. DV2024’te en son mülakat alanlardan biri. Hatta süreçten bile vazgeçmiş, artık olmayacağını kabullenmiş ve Almanca öğrenmeye başlamıştı Almanya’ya gitmek için. Eylülde 2. dağıtımla mülakat aldı. Mesleği hemşirelik. İngilizcesi neredeyse sıfır.

      Geldiği gün havaalanından arkadaşımla beraber onu aldık. Eski bir telefonla geldiği için şarjı bile yoktu, indiğinde görüşemedik ama küçük bir havaalanı olduğu için birbirimizi bulmamız zor olmadı. O gelmeden iPhone siparişi vermişti. Hemen yeni telefonunu kurduk ve Visible E-sim ile hattını hallettik daha arabadayken.

      O gelmeden önce ben bankadan randevu almıştım. Eve geçip valizleri bıraktıktan sonra bankaya gidip hesabını açmaya gittik ancak bize “adres kanıtı” yüzünden sorun çıkarttılar ve ben olmasam kolayca çözülemeyecek, en azından o gün çözülemeyecek bir sorundu. Yardımımla ve biraz da bankaya baskı yapmamla sorunu çözdük ama uğraştırdılar. İlk gün kütüphaneyi de öğrettim.

      İlk hafta ilk kredi kartını, bilgisayarını, ihtiyacı olabilecek birçok şeyi de aldık beraber. Bu süreçlerde hep yanındaydım. Ama şunu fark ettim ki ben orada olduğum sürece İngilizce konuşmuyor, hatta konuşulana kulak vermiyor, hep ben konuşuyorum. Önce yavaş yavaş Panerada kendisi bir şeyleri istemeye başladı. Aslında hala konuşamıyordu ama kendisi sempatik ve güler yüzlü biri, beden diliyle bile isteğini anlatabiliyordu, sadece ya farkında değildi ya da ben varım diye olaya çok dahil olmak istemiyordu.

      Ben gittikçe geri çektim kendimi. Arabası için ilanlara kendisi baktı, translate kullanarak pazarlığını kendisi yaptı, araba bakmak için randevuyu kendisi aldı. Test drive yapmaya beraber gittik. Aracı sahibinden aldığı için plakası yoktu, sahibi plakasız sattı. O yüzden DMV’ye de beraber gittik. Henüz SSN gelmediği ehliyet alamamıştı, kimliği olmadığı için de temp tag veya normal plaka veremediler. Hatta DMV’deki memur, aracı senin üstüne yapalım diye teklif etti bana. Başka bir çaresi yok mu dedim. Bu arada dedim ya arkadaş çok sempatik, onun güler yüzlülüğü sayesinde DMV’deki memur çok çaba sarf etti, İngilizce konuşamadığının farkındaydı o yüzden daha da yardımcı olmaya çalıştı. En sonunda SSN olmadan State ID çıkartabileceğimizi, onunla da plaka alabileceğimizi anladım ama memur daha önce hiç böyle bir işlem yapmadığı için Ohio merkezi arayarak yardım istedi ve onların yardımıyla yaptı işlemi. Yaklaşık 2 saat geçirdik orada ama halloldu. Belki de ben tek olsam yapamazdım ama İngilizce bilmeyen sempatik biri olunca yardımcı olmaya daha istekliler bence.

      Kütüphaneye gittiğinde kimliği olmadığı için kütüphane kartı çıkartamamıştı, kimliği aldığı gibi kütüphaneye üye olmaya gitti, tek başına. İngilizce kursları olduğunu biliyordu. İngilizce kursu için kayıt olmasına da yardım ettim ama her şeyi ben yapmadım. Sadece kursun başlayacağı gün adının kayıtlı olmasına emin oldum, geri kalan kayıt işlemini o günü gidip kendisi halletti.

      Daha sonra SSN geldi ve Walmarta iş başvurusu yaptık. Başvuruyu yaparken de yardım ettim ama ararlarsa sen konuş dediğinde hayır o zaman işi alamazsın dedim. Neyse ki mesaj attılar ertesi gün iş görüşmesine gel diye. Ertesi gün iş görüşmesine tek gitti ve işi aldı. İş görüşmesinde kursu olduğunu söyledi ve çalışma günlerini/saatlerini o şekilde ayarlamalarını istedi. Özellikle Walmart bu konuda çok anlayışlı. 1 hafta içerisinde işlemleri halloldu ve çalışmaya başladı.

      Sonuç olarak toplam bu süreç 3 hafta sürdü. 3 hafta içerisinde telefon hattı, banka hesabı, kredi kartı, kimlik, araba, İngilizce kursuna yazılma, SSN ve iş bulmayı halletmişti. Kendi deyimiyle ben olmadan asla yapamazdı ama bence ben sadece yol gösterendim, kendi sayesinde halloldu.

      İşe başladıktan birkaç hafta sonra İngilizce bilmediği için psikolojisinin kötü etkilendiği bir dönem oldu. Bence bu birçok kişide oluyor çünkü yeni bir yere geliyorsanız ve hemen çevre edinemiyorsanız yalnızlaşıyorsunuz, bu da kötü ekiliyor. Kendisi de Türkiye’de çok sosyal bir insanken burada öyle bir çevresi olmayınca modu düştü tabi ki.

      Aldım karşıma konuştum. Bunların çok normal olduğunu anlattım, derdini anlamaya çalıştım. İngilizce kursunda hoca sadece İngilizce konuştuğu için dersi anlamadığını, kursu bu yüzden bırakmak istediğini; iş yerinde çalışma arkadaşlarının ortamına giremediğini, burada yapamayacağını ve Türklerin olduğu bir bölgeye gitmek istediğini söyledi.

      Bu duruma kesinlikle karşı çıktım ve kendisini zorlamasını istedim. Kursta daha dikkatli olmasını, dersi anlamadığını bana değil de açık açık hocasına söylemesini, hayatından Türkçe’yi çıkartmasını (telefonda çok fazla Türk arkadaşlarıyla konuşuyor ve Türkçe dublajlı diziler filmler izliyordu), iş yerinde ise İngilizce bilmediği için insanlardan uzak durmak yerine daha da çok konuşmaya çalışmasını, bu şekilde bir şans vermesini istedim.

      Kursta hocasıyla konuştuktan sonra hocası ona derslerden 1 saat önce gelip birebir ders yapmayı teklif etti (kursların ve bu derslerin tamamen ücretsiz olduğunu belirtmeyi unuttum sanırım). İş yerindeki arkadaşları ise bir gün dışarıda görüşelim demişlerdi ve kendisi ne zaman diye sorunca dışarıda buluşmalar başladı.

      Şimdi, gelmesinin üzerinden 3.5 ay geçtikten sonra, kursun ara tatile girmesinden ve soğuklar yüzünden derslerin iptal olmasından dolayı hadi artık kurs olsun bugün diye isyan ediyor kursun olmadığı günlerde 🙂 İş arkadaşları ile haftada en az 1 kez dışarı çıkıyor ve “Bu hayatı Amerikalılarla yaşayacaksın yaa!” diyor 🙂 Market alışverişini zaten kendisi yapıyor, kafeye bara tek gidiyor, hatta banka işlerini bile kendisi hallediyor. İngilizcesi hala çok iyi değil, zaten 3-4 ayda mucizevi şekilde öğrenemez, yine de burada yaşayabilmeyi, hayata tutunmayı öğrendi, çaba sarf ediyor. Bu süreçte daha çok yardım edip daha çok yanında olsaydım, ya da gitmeye karar verdiğinde Türklerin yanına gitseydi, şu an olduğu kadar iyi bir konumda olamazdı.

      İngilizce’niz olsun olmasın burada yeni bir hayata başlamak kolay değil. Psikolojik olarak buna kendini hazırlamak da çok kolay değil. Bazı şeyleri yaşayarak öğreniyorsunuz ve pes etmedikçe, çabalamaya devam ettikçe bazı şeyleri yoluna koyabiliyorsunuz. İngilizce bilmek evet çok büyük bir artı, özellikle buradaki hayata adapte olmak için çok büyük katkısı var ama İngilizce biliyorsunuz diye her şey güllük gülistanlık olmuyor, bilmiyorsunuz diye göçmenlikten vazgeçeceğiniz, hiçbir şeyi kendiniz halledemeyeceğiniz anlamına da gelmiyor.

      Sizin de sürecinizin en başından beri nasıl bir çaba sarf ettiğinizi görüyorum. Bu göçmenlik yolunda başarılı olacağınıza inanıyorum. Kimsenin dedikleri moralinizi bozmasın ama kendinizi konfor alanına da alıştırmayın. Zorlansanız da konfor alanından çıkıp kendinizi sınayın. Evet insanlardan yardım almak güzel ama benim tecrübe ettiğim kadarıyla, yardım almayıp kendinizi zorladığınızda hem tatmininiz artıyor hem de daha hevesli ve öğrenmeye açık oluyorsunuz. Ne olursa olsun çabalamayı bırakmayın. Geriye dönüp baktığınızda iyi ki diyeceksiniz. Gerçi sizin çabalamayı bırakacak biri olduğunuzu düşünmüyorum ama hani anlık bir mod düşüklüğünüz olur, kötü bir zamana gelir diye söylüyorum.

      Kendime eleştiri: İyi ki kısa yazacağım dedim, yine paragraflar yazmışım 🙂

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] DV2022 Mülakat Deneyimleri

      Aslında tüm süreci uzuuuun uzuun yazıp içimi dökmek istiyorum ama şimdi değil, mülakattan sonra yazacağım. Gerçi Unganlar deneyimimi de mülakattan sonra yazacaktım da dayanamadım 🙂

      30 Mart Çarşamba akşamı gelen maille, mülakat tarihim 26 Mayıs 2022 olarak belli olduktan sonra Unganlar için randevu bakmaya başladım. Ne olur ne olmaz diye hemen mülakat öncesine de almak istemiyordum. Hem de cumartesi günü için randevu almayı istiyordum ki eşimin işinden izin alması falan sorun olmasın. Unganların sitesinde uyarı olarak en erken 1 ay öncesi için randevu alın yazıyordu ancak sisteme baktığımda daha öncesi için de randevu seçebildiğimi görünce, 1 ayın öncesine almaya karar verdim. Uygun değilse onaylamazlar, yeniden randevu alırım diye düşünmüştüm. Böylece en erken boş tarih olan 23 Nisan Cumartesiye eşim ve kendim için randevu aldım.

      Telegram grubunda bayrama randevu alan ve arayıp konuştuğunda bayramda çalışmadıklarını öğrenen biri olduğunu okuyunca biraz panik yaptım. Bizim randevularımız 1 Nisan Cuma günü onaylanmıştı ancak yine de şüpheye düştüm, Unganları teyit için aradım.

      + Bizim randevumuz vardı 23 Nisan'da ve onaylandı, çalışıyor musunuz o gün?
      - Evet, çalışıyoruz.
      + Bayramda çalışmadığınızı duyunca teyit etmek istemiştim de.
      - Evet, bayramda çalışmıyoruz.
      + (Beynim yanmış bir şekilde) E ama 23 Nisan?
      - (Gülerek) 23 Nisan'da çalışıyoruz ama yarım gün.
      + Tamam o zaman bir sorun yoksa geliyoruz o gün. Eminsiniz di mi?
      - (Yine gülerek) Evet, öğleye kadar çalışıyoruz, gelin siz.

      21 Nisan Perşembe öğleden sonra ikimiz de PCR test yaptırdık ve sonuçlarımız negatif çıktı. En korktuğum şey zaten pozitif çıkmasıydı, neyse ki sorun olmadı ve Cuma akşamı İstanbul'dan Ankara'ya doğru yola çıktık.

      23 Nisan 2022 Unganlar Deneyimi

      Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra navigasyona Unganların muayenesini yazıp konakladığımız yerden yola çıktık ve konuma vardıktan sonra gördüğümüz ilk otoparka aracımızı park ettik. 2-2buçuk saat civarı orada kaldık ve 20 TL ödedik otopark için.

      10.35'te benim, 10.55'te eşimin randevusu için saat 10 sularında Unganlara giriş yaptık. Okuduğum yüzlerce mülakat tecrübesinden olsa gerek, sanki ilk kez gidiyor gibi değildim oraya. Sağdaki asansöre binerken bile tereddütüm olmamıştı 🙂 Yukarı 4. Kata çıktık ve Dr. Mehmet Ungan yazan kapıdan içeri girdik.

      İçeri girdiğimde daha güler yüzlü, pozitif bir karşılama bekliyordum ama biraz sinirli ve stresli bir karşılama beni şaşırttı (Gerçi ben de resmi tatilde çalışsam sinirli olurdum herhalde 🙄 ). Saatini söylemeden, bugün randevumuz olduğunu söyledim. Randevularımız arasında 20 dk olması, randevuya erken gelmiş olmamız gibi şeylerin hiç lafı bile geçmedi. PCR testi yaptırıp yaptırmadığımızı sordu ve yaptırdığımızı söyledikten sonra evraklarımızı vermemizi istedi. Bize bunları söylerken bir yandan da yanındaki kıza işe öğretiyordu. O zaman anladım aslında neden sinirli olduğunu 🙂 Evraklarımızla ve işlemlerimizle yeni kızın ilgilenmesini istedi.

      Belki o da lazım olur, aman bu da eksik olmasın diye yanımıza aldığımız bir dünya belgenin arasından, istenilen belgeleri ayıklarken biz, bu sırada Dr. Mehmet Ungan kızların yanına geldi ve kısık sesle, artık önce aşağıya göndermemelerini, önce muayene edeceğini söyledi. Saat geç oldu çıkış yaklaştı tarzında bir şeyler de dedi ama o kısımları net duyamadım.

      • Pasaport
      • PCR test sonucu
      • Covid19 aşı kartı
      • DS260 Confirmation Page (Case number teyidi için sadece birimizinkini vermiştim ama yanlış hatırlamıyorsam baktıktan sonra geri verdi onu)
        Not: Aslında varsa diğer aşılar için aşı kartı da burada verilecekmiş ama yeni kız bizden istemediği için ben vermemiştim.

      Anca ayıkladığımız istenilen evrakları, pasaportun arasına koyup (sanki rüşvet veriyoruz 🙂 ) işlemlerimiz için yeni kıza teslim ettik. İşi bilen kız, yeni kıza asıl talihliden başlayarak işlemlerimizi yapmasını ve bizi peşpeşe odalara almasını söyledi. O zaman anladım ki kimin randevusunun önce olduğu önemli değil, asıl talihli önemli, her zaman olduğu gibi.

      Yeni kız önce eşimi fotoğraf çekimi için çağırdı. Biraz uğraştıktan sonra halletti ve onu odaya götürdü. Onu beklerken birkaç kişi geldi, genelde İranlı ve PCR testi yaptırmadan gelenler vardı. İşi bilen kız, PCR testi olmayanları bugün git, test yaptırdıktan sonra pazartesi dön diyerek geri gönderdi. Nedense anlamamakta direnip ısrar ediyorlardı. Sonuç almaya gelen de birkaç kişi vardı. Onlar için de bir kağıt hazırlanmış ve sorabilecekleri tüm soruların cevapları o kağıtta bulunmasına rağmen ısrarla soru soruyorlardı. Kız da sürekli size verdiğimiz kağıdı okuyun, cevaplar orada deyip duruyordu. Bir kez daha sinirli hali için hak verdim kendisine.

      Yeni kız döndükten sonra beni fotoğraf için çağırdı. Saçım başım biraz dağılmıştı sabah duş alıp çıktığım için. Fotoğrafın başka bir yerde kullanılıp kullanılmayacağını sordum, kullanılmayacak, sadece sağlık raporu için dedi.

      Fotoğraf çekimi bittikten sonra beni odaya götürdü. Yeni kız bana kilo ve boy ölçümü yaparken, eşimin muayenesini bitiren Dr. Ungan odaya girdi. Yeni kızın benimle işini bitirmesini ve benim soyunup önlüğü giymemi bekledi. İç çamaşırlarınıza kadar soyunup bornoz gibi önlüğü giyiniyorsunuz. Bu sırada doktorla aramızda branda vardı ama sedyenin önündeki cam perde açıktı 😅 talimatta gösterildiği şekilde önlüğü giyip sedyeye oturdum ve Dr. Ungan geldi. Uzanmamı istedi. Bir yandan vücuduma bakıyor bir yandan sorular soruyordu.

      Alkol sigara kullanıyor musun?
      Nadiren sigara.
      Düzenli kullandığın ilaç var mı?
      Hayır.
      Ameliyat oldun mu?
      Evet, ayak bileğimi kırmıştım platin takıldı.
      Ben de oradaki ize bakıyordum. Başka bir yara izin var mı?
      Kaşımda dikiş izi var, salıncak çarpmıştı küçükken.
      Doğum yaptın mı?
      Hayır.
      Daha önce uzun süre yurtdışında bulundun mu?
      Birkaç ay Amerika'da sadece.
      Tamam şimdi kalk nefesini dinleyeceğim.
      (Oturdum)
      Nefes al, nefesini tut, tamam şimdi bırak.
      Geliyorum şimdi dedi, gitti. Elinde 2 aşı ile geri döndü.
      Aaa benim aşı kartım vardı.
      Onu girişte vermeniz gerekiyordu (Bir yandan aşının kapağını açmıştı bile).
      Onlar istemedi ben de size getirdim.
      Neyse siz kartı verin, dosyanıza işlerim, tekrar sorun olmasın (Bunu söylerken 1 aşıyı yapmış, onu yaparken de diğer aşının kapağını açmıştı çoktan).

      İkinci aşıyı da yaptıktan sonra aşı belgemi istedi. Hem onu verdim hem de ameliyatımla ilgili raporumu verdim. Dr. Ungan bilgileri işlerken ben de açık pencereye karşı üzerimi giydim. Tamam ben işledim bunları diyerek belgelerimi geri verdi ve teşekkür ederek odadan ayrıldım.

      Muayeneden çıktığımda işi bilen kız eşimle bizim hesabı yapmıştı. Tabi belgeyi önceden vermediğim için 250+250 dolar ödeme çıkmış, onu da cuma günü kapanış efektif kur (14.75) ile çarpmış, hesabı anlatıyordu eşime. Ödeme için içeri geçelim derken dahil oldum ben. Ayrı ayrı 2 kartla ödesek olur mu çünkü ben taksit yaptıracağım dedim. Yanlış anlaşılmamak için, sizden değil, bankanın kendisinden diye de ekledim. Olur ama 1 kişi alacağım içeri, 2 kartın da şifresini bilen biri benimle gelsin dedi.

      3689 TL (250 dolar * 14.75) idi kişi başı ödemeler. Ama Enpara kredi kartı 3.000 TL'ye kadar faizsiz taksit yapıyor. Ben de içeri gittiğimizde kıza önce 3bin sonra küsüratını çekseniz olur mu dedim. Denemedim daha önce ama olabilir dedi. 2 kart da aynı şekilde mi olsun dedi, evet dedim. Bu arada biraz muhabbet ettik kendisiyle.

      Yabancılar daha yorucu oluyormuş. Genelde PCR sonucu da getirmiyorlarmış. Ben de düzen lab PCR test yapmıyor mu, neden pazartesi gelin diyorsunuz dedim. Yapıyorlar ama onlar zaten çok yoğun olduğu için sonuçlar geç çıkıyor, dışarıda 1 saatte falan sonuç veren yerler var ama her ihtimale karşı pazartesi gelin diyoruz biz dedi. PCR ile sorunu olan varsa 1 saatte yaptırıp aynı gün gelip şansını deneyebilir bence.

      2 karttan da 3000+689 TL çekim yaptırdım. Enpara ile 3bin TL yi de 9 taksite böldürdüm sonrasında 🙂 Deske geri döndük. Düzen lab'a inip (3. Kat), oradaki işimizi bitirip geri dönmemizi söyledi. Unganlardaki muayenemiz, ödeme kısmı dahil, yarım saatten biraz uzun sürdü.

      Düzen lab'a indik aşağıya. Kayıtta sıra yoktu, içerisi de çok kalabalık değildi. Ben daha kalabalık bekliyordum 😅 2 kişi için 95 dolar (1397.07 TL) ödeme yaptım. Kan tahlili ve röntgen çekimi yapılacaktı sadece, idrar tahlili yoktu.

      Genç bir kız 1 tüp kan aldı benden, genç bir erkek de 1 tüp eşimden kan aldı. Röntgen sırası beklemeye başladık. Röntgenin önünde bekliyorduk, yarım saat olmuştu ama içeri giren çıkan kimse olmamıştı. Sanıyorum ki üst düzey çalışan olan bir abla geldi, röntgende sıranın birikmiş olmasına kızdı. Röntgen çekmesi gereken hanımefendi yan tarafta muhabbete dalmış son yarım saattir 😅 Yavaş yavaş bekleyenleri almaya başladı. Yarım saat de öyle sıra bekledik.

      Röntgen çektirirken üst kısım her şeyi soyunmamı, verdikleri önlüğü giymemi söyledi. Telli/telsiz sütyen olup olmaması fark etmiyor, her şeyi komple çıkartın, kolye falan varsa çıkartın, alt tarafı soyunmayın, önlüğü giyin dedi. Pek bir gönülsüz önlüğü giydim ve röntgen çekildi. Sonrasında iyi ki önlükle çekmişler dedim çünkü önlüğün röntgene değen yeri pislenmişti.

      Hiç memnun olmamış şekilde Düzen lab'dan ayrılıp tekrar Unganlara çıktık. Evrakları teslim edip içi boş pasaportları geri aldık.

      -Pazartesi öğleye kadar aranmazsanız, pazartesi 3'ten sonra sonuçları alabilirsiniz. Eğer bir sorun olursa aranacaksınız.
      +Peki sorun olursa Pazartesi mi gelmemiz lazım yoksa herhangi bir zaman gelebilir miyiz? Bizim mülakatımıza daha 1 ay var da 🙂
      -Herhangi bir zaman gelebilirsiniz, sorun değil.
      +Sonuçları da daha sonra alabiliriz değil mi?
      -Evet evet, sorun olmaz.

      Teşekkür edip güler yüzlü bir uğurlama ile oradan ayrıldık. Mülakata ve vizeye bir adım daha yaklaşmış olmanın hafifliği ile güzel bir Ankara gününde gezdik geri kalan zamanda.
      Pazartesi bir telefon gelmedi. Bayram sonrası perşembe günü Ankara'ya gidip raporlarımızı almayı düşünüyorum.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part 10

      Sonunda eve vardım ama düzelmeye başlayan hastalığım tekrar kötüleşti. Ertesi gün ölmediğim sürece işe gitmeyi istiyordum çünkü izinden yeni dönmüştüm ve hasta olduğumu söyleyip gitmezsem iş yerinde hakkımda olumsuz bir izlenim bırakabileceğimi düşündüm. En azından sabah işe gidip, eğer çok kötü hissedersem öğleden sonra izin alırım diye düşündüm.

      Pazartesi sabahı işe gittim. Öksürüyordum ama dayanıyordum. Yokluğumda iş yerinde bazı değişiklikler olmuştu. Artık haftada 4 gün değil, 5 gün çalışmaya başlamıştık. Arkadaşım bu durumdan memnun değildi ve işi bırakabileceğini söyledi. Ona, "Saçmalama, o kadar uğraştık. En azından 7 gün dayanman lazım. 7 iş günü sonra evi alıp alamayacağımız belli olacak," dedim.

      Sabah üretimde işe başladım. Bir saat çalıştıktan sonra müdür yanıma gelip konuşmamız gerektiğini söyledi. Beni hasta halde işe gelmemden dolayı eve göndereceğini düşündüm. Ancak, odaya girdiğimde iş görüşmesi yaptığım zamanki gibi patronlar ve müdür vardı. Bana, işe alındığım pozisyon için benden vazgeçtiklerini, oraya zaten saatlik 18 değil, 16 dolara birini düşündüklerini, eğer onlarla çalışmaya devam etmek istiyorsam üretimde çalışmaya devam edebileceğimi ama saatlik 14 dolar alabileceğimi söylediler. Şaşırdım. Çünkü üretim işleri burada saatlik minimum 18 dolardan başlıyor ve işin ağırlığına göre ücret yükseliyor.

      O an, iş teklif ettiklerinde yeteneklerime uygun olmayan bir iş teklif ederken özür dileyerek yapan insanlar, şimdi daha ağır bir iş karşılığında daha az para vermeyi teklif ediyorlardı. Düşünmek ve arkadaşıma danışmak için zaman istedim. Aslında düşünecek bir şey yoktu. Teklif kabul edilebilir değildi. Onlar için ben bu kadar çabalarken, kötü bir yolculuktan sonra hasta halde işe gelirken, onların bu teklifi, kendimi boşuna bu kadar hırpalamama üzdü beni. Ancak, sırf su işi bıraktım diye bu kadar uğraştığımız evi kaçırmak istemiyordum. Bu yüzden arkadaşıma danışmadan cevap vermek istemedim.

      Arkadaşım, bizim odaya gorusmeye girdigimizi görmüstu. Cikinca rengim atmis olacak ki odadan çıktığımda hemen bir sorun olduğunu anladı ve yanima gelip direkt "Ne yapıyoruz, eşyalarımı toplayayım mı?" diye sordu. Hızla konuştuğumuzu anlattım ve çok sinirlendi. "Hemen çıkışını yap, burada durmamızın bir anlamı yok," dedi. Ama ev? dedim. Zaten banka sürecini baltalamışlardı, şimdi de hala ev almaya çalıştığımızı bildikleri için böyle yapıyorlar, kusura bakma ama bana kazık atan insanlara ben bir kuruş bile kazandırmam, bu yüzden ev kaçacaksa da kaçsın, üzülmem dedi.

      Çıkışımı yaptım ve eşyalarımı topladım. Arkadaşım müdürüyle konuşup, onlarla işinin bittiğini söyledi. Üçü de şaşırdı ve hemen arkadaşımın yanına geldiler. Benim bu görüşme sonunda işi bırakacağımı bekliyorlarmış ama arkadaşımın da işi bırakacağını tahmin edememişler. Üçü de arkadaşımı durdurup konuşalım, sorun ne, kesin kararlı mısın, istersen bugün izin al kafanı topla tarzı şeyler söylediler. Arkadaşım, kadın patronun banka sürecimizi baltaladığını, şimdi de hala buna devam ettiğini, bu yüzden onlarla çalışmak istemediğini ve bu sefer onu tekrar işe başla diye çağırmamalarını söyledi. Kadın patron, "Ben bu ithamları dinleyemem," diyerek oradan ayrıldı ve diğer ikisi arkadaşım ile sakince vedalaştılar.

      Bu durumlar Türkiye'de alışık olduğumuz ama Amerika'da olmamasını umduğumuz durumlar. Ki zaten normalde de yok. Bizim patronlar Balkanlardan, yani kültür benzerliği malum... O yüzden bunları okuyan kimse "Amerika'ya ben bunları mı yaşamaya gidiyorum?" diye düşünerek yanılgıya kapılmasın. Çoğunuzun başına gelmeyecek böyle olaylar. Hele ki daha kurumsal bir yerde çalışıyorsanız çok rahat olursunuz. Ama bunlar hayatın içinde olan şeyler 🙂

      İkimiz de işimizden olmuştuk ve henüz evi alıp alamayacağımız kesin değildi. Önümüzdeki 10 gün sancılı geçecek gibi görünüyordu. Ama en azından dinlenip iyileşebileceğim, sonunda biraz zaman ayırabilirdim kendime. Ve sonunda cash getirdigim parayi bankaya yatiracak firsat da olusmustu. Olan oldu artik, bardaga bos tarafindan bakmanin bir anlami yok degil mi bu saatten sonra?

      Biz işyerinde çalışırken iki haftada bir pay stub alıyorduk. Ancak hemen çalıştığımız hafta değil de, mesela 1. ve 2. hafta çalıştığımız parayı 3. haftanın sonunda alıyorduk. Yani bir hafta hak ediş haftası, bir hafta maaş haftası oluyordu böylece. Benim ilk çalıştığım hafta hak ediş haftasıydı. İlk pay stub bu yüzden bir haftalıktı. Daha sonra ben Türkiye'deyken ikinci pay stub geldi, o tam 2 haftalikti. Türkiye'de bulunduğum iki haftalık sürenin ilki maaş, ikincisi hak ediş haftasıydı. Yani bir sonraki pay stub sıfır olacaktı Türkiye'de olduğum için. Ama Türkiye'den döndükten sonraki pazartesi sabahı çalıştığım parayı muhtemelen daha sonra uğraşmamak için önceki hafta -ben Turkiye'deyken- çalışmışım gibi yatırdılar bana. O yüzden sıfır olmadı.

      Ve biliyor musunuz? Kredi evraklarımı bu sayede tamamladım. İşten çıkmış olmasam ve onlar parayı o hafta yatırmamış olsa, pay stub alamayacak, evraklarımı tamamlayamayacaktım. Bankanın kredi verme şartının bir aylık maaşlı çalışma olduğunu söylemiştim en başta. İki haftada bir maaş aldığımız için ikimizin de üçer tane pay stub ibraz etmesi gerekiyordu. Arkadaşım benden önce çalışmaya başladığı için o tamamlamıştı evraklarını ama ben sadece iki tane gönderebilmiştim ve bir tanesi eksikti. Bankacıma, "Bildiğin üzere Türkiye'deydim o yüzden para kazanamadım," dedim. "Biliyorum ama miktar önemli değil, önemli olan evraklarının tam olması," dedi ve sırf işten ayrıldığım için elimde olan o pay stub sayesinde evraklarım tamamlanmış oldu.

      Yani dişimi sıkayım, ev almak için 7 gün daha çalışayım deyip çalışmaya devam etseydim eğer, sırf çalıştığım için evraklarım eksik kalmış olacak ve zaten krediyi alma şansım varsa da o şansı bitirmiş olacaktım. Cuma günü tamamlamamız gereken son evraklar da tamamlandıktan sonra artık Salı gününe her şey sonuçlanmış olmalı.

      Ben ne planlar yaparsam yapayım, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, su akıp yolunu buluyor gerçekten. Benim müdahalelerimin hiçbir etkisi yok sanki. Ama müdahale etmediğim durumda işler çığırından çıkacak gibi oluyorlar. Bazen tüm çabalarımın boşa olduğunu düşünüyorum, bazense bulunduğum yere tırnaklarımla kazıyarak geldiğimi. Bu durum kimi zaman beni yıpratmış, tüketmiş oluyor, kimi zamansa emeklerimin karşılığını aldığımı hissettiriyor.

      Ben olacağını düşünüyordum, arkadaşım olmayacağını düşünüyordu. Eğer olmazsa ben cidden çok üzülecektim. Çünkü sırf bunun için dönmüştüm, döndüğüm gibi işimi de kaybetmiştim, ki iş olmasa muhtemelen biraz daha geç dönerdim. Ama olmazsa her şey boşuna gibi gelecekti.

      Pazartesi günü sonunda o uzun zamandır beklediğimiz karar maili geldi. Kredimizi onaylamışlar! 🙂 Bankacı, bizi tebrik eden bir mail attı ve 7’sinde (Salı) title company ile imzaları atabileceğimizi söyledi. Ben de emlakçımıza güzel haberi verdim, evrakları gönderdim. Emlakçı title company ile görüşme ayarlamış. 8’i görünüyordu. Neden? dedim, evraklarda öyle görünüyor dedi. Bankacıya teyit etmek için tekrar yazdım. Evet, 7’si için hazırız dedi. Ama evraklara gitmiş 8’i yazmış. Zaten giderayak son golünü atmasa olmazdı 🙂 Emlakçımıza tekrar yazdım. Evrakları yanlış doldurmuş, 7’si uygunmuş dedim. Bizim randevumuzu 7’sine aldık ama satıcı için 8’i olan tarih değişmedi.

      Salı günü title company’den bir kadın çalışanla buluştuk. İstersek evimize gelebileceğini, istersek dışarıda buluşabileceğimizi söyledi. Biz Panera’da buluşmayı tercih ettik, kabul etti. Çok sevimli, kıpır kıpır, enerjik, güler yüzlü bir kadındı. Title company ne iş yapar onu biraz açıkladı bize. Çok kısa bir özet geçmek gerekirse, evi alırken, evin gerçekten bizim olacağına emin olmamız için arada bir garantör. Yani aslında bizi korumak için varlar. Yarın bir gün biri çıkıp "Bu evin %99 hissesi benimdi aslında, siz %1 hisseyi almışsınız" diyemez ya da bir banka gelip "Bu evin borcu var, ben bu eve el koyuyorum" diyemez. Öyle bir durum olursa artık bu bizim değil, title company’nin sorumluluğunda.

      Başta emlakçımız olmak üzere bu süreçte tanıştığımız, çalıştığımız herkesten çok memnun kalmıştık, bankacımız hariç. Ama bankacıdan her ne kadar memnun olmasak da, bankanın kredi şartlarından memnunduk çünkü kredi çekebilmiştik.

      Çarşamba günü emlakçımızla yeni evimizin -mavi evimizin- önünde buluştuk. Bize anahtarlarımızı teslim etti. O anahtarlarda kan, ter, gözyaşı, emek vardı. Çok uğraştık, çok yıprandık, çok yorulduk, çok direkten döndük, çok inişler çıkışlar yaşadık ama başardık. En baştan söylemiştim, hikayemin sonu güzel bitiyor 🙂 Size yaşadıklarımı anlattığım şu son 12 bin kelimelik hikayem, sadece iki aylık bir sürede yaşandı.

      Devamı var mı? Var. Bu kadar can alıcı mı? Sanmıyorum. Bundan sonrası klasik bildiğiniz, herkesten görüp duyduğunuz şeyler çünkü. Bir tek şu mahkeme sürecini detaylıca anlatacağım ekstra olarak, o kadar. Eğer buraya kadar okuduysanız, gözlerinizi bu kadar yormama izin verdiğiniz için teşekkür ederim. 🙂

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] Sayılarla DV2022

      Henüz ilk bülten açıklanmamışken merak edilen bir diğer konu olan kotalardan biraz bahsetmek istiyorum.
      DV2022 talihlisi birçok kişi özellikle ülke kotasına takılacağından korkuyor.

      3 çeşit kota var. Genelden özele doğru bunlar:

      • Genel (dünya) kota
      • Bölge kotası
      • Ülke kotası

      Genel kota, tüm dünyada en fazla kaç DV vizesi basılacağının sayısıdır.
      Son yıllarda, NACARA programının kotasının da DV programına dahil edilmesiyle, bu kota yaklaşık 55bin kişi civarındadır.

      Kişi: Aile üyeleri dahil toplam talihli sayısı, yalnızca asıl talihli sayısı değil.

      NOT: Biden yönetime geldikten sonra bu kotanın 80bin kişi olmasını da içeren bir yasa tasarısı taslağından bahsetmişti ancak henüz kabul edilmedi ve gelecekte ne olacağı belli değil. Yasa tasarısı kabul edilse bile, bu madde kabul edilmeyebilir. O yüzden 80bin kişilik kotaya henüz bel bağlamamak lazım. Öyleyse biz 55bin kişi ile devam edelim şimdilik.

      Bölge kotası, DV çekilişine dahil bölgelerden (region) vize verilecek yaklaşık kişi sayısıdır. İlk iletide bahsedildiği gibi 6 farklı region var ancak bunların hepsine eşit sayıda vize dağıtılmıyor.
      Avrupa (EU) bölgesi için genel kotanın %36sı verilmektedir. AoS falan eklenince 55binlik kota üzerinden yaklaşık 20bin kişi yapıyor.
      Yani 55bin kişinin ortalama 20bini EU'dan vize alıyor.

      Ülke kotası, özellikle DV2022 kazananlarını en çok korkutan kota olmasına rağmen, ben Türkiye'nin bu kotaya takıldığına hiç denk gelmedim.
      Toplam verilecek vize sayısının %7'sinden fazlası bir ülkeye verilemez. Genel kotanın %7'sinden fazla sayıda kişi bir ülkeden seçilemez değil, seçilebilir ancak %7'sinden fazlasına vize verilemez. Şu şekilde daha net açıklayabiliriz bunu:

      55bin kişi genel kota.
      3.850 kişi ülke kotası (55bin x %7).

      Bu kota, Türkiye'den 5bin kişi seçilmişse, 3851. olarak seçilen kişi vize alamaz anlamına gelmiyor. Kaçıncı seçilen kişi olmaktan bağımsız, önce seçilen kişilerden 3850 tanesi vize aldıysa kota doluyor ve vize basımı duruyor.

      Yani 6bin seçilen varsa ve 5999. seçilen kişi Türkiye'den 2bininci vizeyi daha ancak aldıysa, 6bininci olarak seçilen kişi de 2001. vizeyi alabilir.

      Ülkelerden maksimum seçilen kişi sayılarını sanıyorum ki DOS belirliyor. Seneden seneye değişiklik gösterebilir bu sayı. Örneğin DV2020 için 4500 iken DV2021 için 6000 idi.
      Bu durum seçilen kişiler eleniyor şeklinde değil de maksimum sayıyı geçince kazandığını öğrenemiyor şeklinde oluyor. Hatta bunlar da boşlukları oluşturan durumlardan biri ama boşluklar başka bir iletinin konusu 🙂
      Bu duruma örnek, DV2020'de Rusya'dan seçilen 5bininci kişi, 2020EU00019XXX case numbera sahip olmasına rağmen, DOS'un DV2020 için ülke bazında belirlediği maksimum kişi sayısını (4500) aştığı için sonuç sayfasında "has not been selected" yazısını gördü ve kazandığını hiç öğrenemedi. Buna karşın DV2021'de Rusya'dan seçilen 5500. kişi 2021EU00035XXX case number sahibi olup sonuç sayfasında "You have been randomly selected" yazısını görerek kazandığını öğrenmiştir.

      Biraz uzun uzun anlatmış oldum ama umuyorum ki faydalı ve açıklayıcı olmuştur.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] DV2022 Mülakat Deneyimleri

      Biz DV2021lerin bu başlığında maalesef bizden kimse deneyimini yazamadı (henüz). Umarım 2022lerin bu başlık altında bol bol deneyimini okuruz.

      Kazanan herkese sürecinde bol şanslar!

      Kazananlar için tavsiyeler:

      Süreç uzun ve yıpratıcı. Zamanınızı daha kolay geçirmenizi sağlayacak uğraşlar edinin kendinize. Akıl ve ruh sağlığınıza dikkat etmeniz gerekiyor.

      Kazandığınızı cümle aleme duyurmayın. Tamam forumda biz bizeyiz, sıkıntı yok. Ama sürekli sizi görüp, ne oldu senin iş bak hala buradasın? diye soru soranlarla muhatap olup canınızı sıkmak istemiyorsanız vizenizi alana kadar sevincinizi biz bize yaşayalım.

      Parayı dert etmeyin. İş o raddeye gelene kadar daha çooook sorununuz olacak. Para, en kolay çözülen olay. Onu zamanı gelince şey ederiz 🙂

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Hikayenin başını kaçıranlar için part-1 ve part-2.

      Öncelikle yazdıklarımı okuyup yaptığınız yorumlar, desteğiniz için hepinize çok teşekkür ederim. Fazla mı detaylı oldu acaba, bu kadar yazmasam mı? diye dusunurken, yazmaya devam etmem konusunda çok teşviklendirdiniz beni. O yüzden yine mümkün olduğunca detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Son yazımın üstünden aylar geçti ancak şu an geri kalan kısmı anlatmaya hazır hissediyorum kendimi.

      Orijinalinde 20 bin kelime yazmıştım. Ama mümkün olduğunca kısaltmaya çalıştım ve 12 bin kelimeye kadar düşürdüm. Yine de çok uzun biliyorum ama okuma kolaylığı olması açısından parça parça atacağım. Kimse okumazsa anlayışla karşılarım.

      Part 3

      Evet, en son spoilerdan önce kaldığım yerden devam edeyim. Arkadaşımla beraber New York'tan dönüyorduk ve ev almaya karar verdik. Ancak tam bu sırada ehliyetim suspend edilmiş ama eve henüz posta gelmediği için benim durumdan haberim yok. Ama bazen içime doğuyor sanırım; normalde uzun yolda arkadaşımla beraber araba kullanırız, bu sefer hiç arabayı ver de biraz da ben kullanayım demedim bile, o da teklif etmedi.

      Pazartesi günü New York'tan dönerken yolda ev ilanlarına bakıyordum. Normalde condo/town house tarzı bir yer kesinlikle düşünmüyorduk ancak konumu gerçekten çok güzel ve fiyatı ciddi anlamda uygun bir yer buldum. 3+2 olması da ayrıca çekiciydi. Biraz eski bir yerdi ve tadilata gerçekten ihtiyacı vardı. Ama 100 bin dolar altında bir fiyatı olması, tüm o eski olması, tadilata ihtiyacı olması durumunu telafi ediyordu. Oraya epey yükselmiştik ve görmek istiyorduk. Ama New York'tan dönerken neden biraz daha gezmeyelim ki dedik ve Niagara Şelaleleri'ne de uğradık. Ohio'ya döndüğümüzde saat artık geç olmuştu ve ertesi gün eve bakmaya gideceğimizi düşünerek uyudum. Ertesi günü sabah arkadaşım daha isteyken ilan yayından kalktı bile. Biz de evin teklif aldığını düşündük.

      Geçen sefer de arkadaşım tek başına ev almaya çalışırken de böyle çok olmuştu, daha evleri görmeden ilandan kalkması aslında alışık olduğumuz bir durumdu. Normalde olsa yine akışına bırakırdım ama belki içimde bir şeyler dürttü beni, belki de beraber ev almaya karar verdikten sonra beğendiğimiz ilk ev olmasının etkisiyle oldu, belki de ya aslında o kadar da iyi değilmiş diyerek kendimi teselli edeceğim bir sebep arıyordum, bilemiyorum. Evle ilgili diğer detaylara bakıyordum. Evin emlak ofis sitelerinden birinde ilandan henüz kalkmadığını gördüm. Belki ilanı kaldırmayı unutmuşlardır, belki de gerçekten henüz teklif kabul edilmemiştir diye hemen onlarla iletişime geçtim. Akımda mı kalsın?

      Ev için henüz anlaşma sağlanmadığını, istersem görebileceğimizi söylediler. Tabii dedim hemen randevu ayarlayalım lütfen. Emlakçımız olmadığı için bize emlakçı atayacaklarını söylediler. Aslında arkadaşımın daha önceden beraber ev gezdiği emlakçısı vardı ama hem piyasanın durumundan dolayı arkadaşımın bütçesine uygun ev bulamayışları hem de bizim baktığımız uygun fiyatlı bölgelerin o emlakçının normal bölge ve fiyat portföyünün çok altında kalması sebebiyle yollarını ayırmaya karar vermişlerdi. Üstelik beraber girdiğimiz bu yeni yolda tamamen yeni bir başlangıç yapmak da daha iyi olurdu.

      Arkadaşımın iş çıkışı olan saat için yeni emlakçımızla sözleştik. Ben biraz erken gitmiştim arkadaşımdan. Emlakçı da bizden önce gelmişti, bekliyordu. Kapıda kendisiyle muhabbet ettik. Arkadaşım gelmeden eve girmek istemedi emlakçı, sürprizi kaçmasın dedi. Çok tatlı bir kızdı. Espiriler, şakalar derken arkadaşım gelene kadar biz samimi olmuştuk bile. Evin daha önce ilandan kalktığını da söyledim. Hala teklif alımlarının devam ettiğini, cumaya kadar yani 3 gün daha vaktimiz olduğunu söyledi. Bu güzel haber diyerek sevindim.

      Arkadaşım geldi ve evi görmek için içeri girdik. Ev beklediğimiz gibiydi, eskiydi ve tadilata ihtiyacı vardı. Evde benden genç hiçbir şey yoktu, ne buzdolabı ne çamaşır makinesi ne başka bir şey. Hatta bunların ilk üretilen beyaz eşyalar olduğu konusunda epey espriler yaptık. Evde tadilat beklediğimiz bir şeydi ama gözümü korkutan 2 şey olmuştu. İlki nedense duvarları kilim gibi bir şeyle kaplamışlardı ve altından ne çıkacağı, neden böyle bir şey yaptıkları meçhuldü. İkincisi evin neredeyse her yerinde ama özellikle pencere önlerinde ve dolaplarda ölmüş böcekler vardı. Belli ki bir böcek sorunu olmuş ve çözmeye çalışmışlar ama ne kadar çözdüler bilmek mümkün değildi.

      Yine de fiyata bakınca evin potansiyeli vardı. Teklif vermemek için bir sebep yoktu. Ailem bana yine yardım edecekti. Evet, yine 🙂 Ev 82.500 dolara ilana konmuştu. Emlakçıya 70 bin dolar teklif etmeyi düşündüğümüzü söyledim. Tabi karşı taraftan herhangi bir tadilat falan beklemeyecektik, kendimiz yapacaktık. Emlakçımız olabilir tabi neden olmasın dedi. Ama bize bankadan evrak gerektiğini söyledi. Daha önceden onay aldığımız, bankanın bize ne kadar kredi vermeye istekli olduğunu gösteren bir belge (pre-approved letter). Arkadaşımın daha önceden aldığı belgeyi kullanmak istedik. Önceki sene teklif etmek istediğimiz fiyatın 2 katını vermişti banka bu sene kabul etmemek için sebep yoktu. Ama 6 ay süresi geçtikten sonra ev bulamayıp almaktan vazgeçtiği için uzatma yapmamıştı arkadaşım pre-approved letter için ve süresi geçmişti. Bu sebeple kabul edemeyeceğini söyledi emlakçı. Ben de parayı henüz ailemden almadığım için hesabımda para gösteremiyordum. Ailem bana banka yoluyla en hızlı şekilde para göndermeye çalıştı ama hep bir sıkıntı çıkarttı banka. Ve sonuçta teklif veremedik.

      Bu süreçte de eve ehliyetimin suspend edildiği ile ilgili evrak geldi. Aha dedim yine başladık. Türkiye'den dolar çıkmasın diye sürekli sorun çıkartan bankayla mı uğraşayım, işsizlikle mi uğraşayım, ehliyetimi geri almaya mı çalışayım yoksa ev mi bakayım? Hepsini birden yaparım ben 🙂 Zaten hep böyle oluyor. En basit konularda bile insanların zahmetsizce ulaşıp elde ettiği şeyler için hep çabalamak zorunda kalıyorum ben. Şikayetçi de değilim aslında bu durumdan çünkü bu sayede sürekli yeni tecrübeler yaşayıp yeni bilgiler edinmiş oluyorum. Belki de bu yüzden ben kendime çekiyorumdur her zaman zor yolu. Geçmiş tecrübelerimden bildiğim üzere de önce yokuş aşağı yuvarlanır, daha sonra dimdik bir yokuşu çıkarım. Yavaş yavaş çıkarım, yorulurum, enerji ve zaman harcarım ama bilirim ki ben o yokuşu elbet çıkarım, o engeli aşarım. Çünkü daha önce de yaptım, yine yaparım.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera

    EzgiLera tarafından gönderilen son iletiler

    • RE: Amerika'da Yaşayanlardan Yaşam Maliyeti Örnekleri

      Birkaç gün önce burada benzin fiyatları $4’ü geçti, pandemiden beri ilk defa. Şu an $3.40-3.99 arası ama yine yükselir gibi. 2 ay önce $2.5 civarı gidip geliyordu.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: DV2025 Mülakat Deneyimleri

      @gucarslan, içinde söyledi: DV2025 Mülakat Deneyimleri

      merhaba arkadaşlar,
      forum üyelerimizden sn. @caner1245, bu başlıktaki bütün deneyimleri bir pdf'te toplayacak bir yazılım kodu geliştirdi.

      dv2025_mülakat_deneyimleri.pdf

      bu listede 1. ~ 135. sayfalar arasındaki tüm mülakat deneyimlerini bulabilirsiniz.

      *ilgili dökümanda eksikler / hatalar olacağınız lütfen unutmayın.

      kendisine emekleri için çok teşekkür ediyoruz.
      herkese iyi okumalar 😉

      Çok hoş bir düşünce olmuş. Böylece deneyimler sayfalar arasında kaybolup gitmemiş olur. Yapanın ( @caner1245 ) emeğine, düşüncesine sağlık.

      Yalnız 2 önerim var.

      İlgili deneyime atıf yapan link olsa çok iyi olur. Böylece soru sormak isteyen linkten ilgili iletiye gidip sorusunu sorabilir.

      Deneyim ne şekilde yazılmış olursa olsun, düz yazı olmuş. Okuma kolaylığı açısından kişilerin deneyimleri yazdığı gibi paragraflar, vurgu yerleri belirtilse çok daha hoş olur.

      Ama belgede aratma yapmak için güzel, ham bir belge olmuş.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: DV2027 Sohbet Odası

      @Keremtk, içinde söyledi: DV2027 Sohbet Odası

      @EzgiLera AP incelemesi diğer konularda olabilir. Mesela adli sicil belgesi veya askerlik durum belgesi gibi evraklarda olabilir. Ancak en az lise diploması yada teknik işlerde uzmanlık gerektiren işlerde 2 yıllık son 5 yılda iş deneyimi göstermesi gerekiyor. Bunlar en temel gereklilikler olduğu için diğer evraklar gibi AP incelemesine bırakılmadan red yeme olasılığı çok yüksek.

      Eğer başvuru zamanı lise mezunu olunmadığı halde lise mezunu seçilirse evet red ihtimali çok yüksek yalan beyan yüzünden. Ancak lise mezunu olmadığını beyan ederse ve mülakata girdiğinde de diplomasını “henüz” almadığını söylerse AP’ye kalır.

      Süreç ve vizeler bitmeden belge sunulmazsa zaten vize basılmaz.

      Daha önce bu şekilde lise mezunu olmayan ve çalışma şartını şartıladığını anlayamadıkları birini AP’ye bırakıp CV istemişlerdi. Sonra onayladılar.

      Önemli olan vizenin basılması gereken zamanda diploma sahibi olmak. AP’ye bırakıp vizenin basılacağı zaman öteleniyor ve diploma için şans tanınıyor gibi düşünebilirsiniz.

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: DV2027 Sohbet Odası

      @Keremtk, içinde söyledi: DV2027 Sohbet Odası

      Tüm olay DS260 formunu doldurmak ile alakalı. DS260 Formunu dolduracağınız sırada eğer lise diplomanız yoksa ve mülakat tarihi alırsanız elenme ihtimaliniz var. Şöyle olur mu mesela Mayıs ayında başvurular açıldı siz haziran veya temmuz ayında diploma alacaksınız o zaman herhangi bir sorun olmaz. Ancak 2027 haziran veya temmuz ayında mezun olacaksınız o zaman mülakat alma şansınız zora giriyor. Erken mülakat tarihi alıp gittiğinizi düşünelim. Başvurucu yeterli gereklilikleri o an itibari ile sağlamıyor denilerek iptal edilir. Tekrar mülakat alamazsınız. DS260 formu dolduracaksınız kazanırsanız. Orada mezuniyet belirtmeniz gerekecek. Ve insanlar kazandıklarında DS260 formunu ilk 1 ay içerisinde dolduruyor. Mezun olana kadar ds260 forumunu doldurmayayım derseniz geç kalırsanız geç mülakat alma durumunuz oluşur ve mülakat tarihi kota dolumuna veya son zamanlara denk gelir.

      DS260 doldurmakla alakalı değil aslında, mülakat anında elinde diploma olup olmaması ile alakalı. Mülakat esnasında diploma varsa sorun yok DV’ye uygunluk şartı için. Diploma yoksa ama geri kalan her şey tamamsa, eksik belge sebebiyle AP’ye kalır. Fiscal year bitene kadar ya da eldeki tüm vizeler tükenene kadar diploma alınması halinde, eksik belge tamamlanır ve vize talep edilir.

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: DV2027 Sohbet Odası

      @johnlennon Mantıklı bir bakış açısı, çünkü bir önceki pasaport şartı zamanında haber verilmediği için dava açılarak iptali edilmişti. Yani bu sene çekiliş başvurularını açarlarsa ya pasaport şartı henüz uygulanmayacak, son kez, ya da bekleyecekler.

      Beklerlerse mayıs haziran gibi başvuruları açıp mali yıl başlamadan sonuçları açıklayacaklarını pek sanmıyorum açıkçası. Muhtemelen bu bahanelerle bu seneyi atlatıp direkt DV2028 başvurularını açacaklar Ekim-Kasımda.

      Neyse, başvurular açılsın da geç olsun güç olmasın. Tabi vize vermedikleri sürece başvuruların yapılmasının da pek bir anlamı yok ama temennim vize basımında sorun yaşanmaması. Bu kadar düzenlemeler, kararlar boşuna değildir diye umut ediyorum.

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: Amerika'da Yaşayanlardan Yaşam Maliyeti Örnekleri

      @Selimdiskaya52, içinde söyledi: Amerika'da Yaşayanlardan Yaşam Maliyeti Örnekleri

      Genel olarak hatlara ne kadar ödüyorsunuz? T-Mobile yeni phone line için bana 60 usd fiyat çıkarttı

      Ben normalde operatörden telefon almaya karşıydım çünkü fiyatlar asla mantıklı değildi. Sözde yeni telefonu $0 karşılığı veriyorlar ama hem eski telefonu (iyi bir model genelde) takasa geri istiyorlar hem de hat fiyatlarını pahalıya veriyorlar ya da o telefonu almak için pahalı tarife almanızı şart koşuyorlar.

      Ben Visible kullanıyordum. Bir sürü operatörü de denedim yıllar boyunca. Spectrum ve Boost dışında hep prepaid kullandım. Bazı operatörler aşırı ucuz, bazıları uygun fiyatlı, bazıları ise ortalama. O yüzden bir hesap yapmıştım ve “Major Carrier” diye bilinen ana operatörler genelde bu hesabı yenemiyordu. Hesap şu:

      Ortalama hat fiyatı aylık ~$10 (bazen bedava mesela Spectrum, bazen $5, bazen $25 kullandığım oldu)
      Son model iPhone taksiti ~$35 (36 ay, takassız, unlocked)

      Yani ayda $45 ödeyerek zaten sınırsız hat + unlocked son model telefon sahibi olabiliyorsam neden operatörden “bedava” telefon almak için $65 ödeyeyim aylık ve üstelik 3 yıllık taahhüt vereyim ki diye düşünüyordum. Ama kampanya bulunca bu tongaya ben de düşmüş bulundum 😅

      ~$260 ödüyorum Verizona vergiler dahil. 5i telefon olmak üzere toplam 7 cihaz ve hat. Takasa da hiçbir şey vermedim.
      Geçen gün hesapladım, sadece cihazları almış olsam aylık ~$218 ödeyecektim.

      Normalde %50 indirimli ev interneti kampanyası da var ama benim adreste Verizon Fiber yok. Kutuyu da ben istemiyorum yavaş diye. Çok güzel deal kaçırıyorum diye üzülürken geçen gün AT&T bizim adrese kampanya yaptı. Aylık $35 karşılığı 1-gig fiber veriyor. Hemen aldım 😅

      Sonuç olarak ayda ~$300 karşılığı 7 hat, 7 cihaz + 1-gig ev interneti.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      @betülkya, içinde söyledi: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      @aysegul çok teşekkür ederim maalesef atladığım bir aksilik daha oldu Ayşegül hanım ya polis çevirdi 45 ile gitmemiz gereken yerde 56 ile gitmişiz ve çocuk için oto koltuğu daha almamıştık mahkemeye çıkacağız gün vermelerini bekliyoruz. Bunu da yaşadık 🫣😂 resmen tecrübe dolu zamanlar geçiriyoruzz

      Off The Record diye bir uygulama var. Oraya bir bakın. İlk cezanız olduğu için sizi savunacak bir avukat bulabilirsiniz. Tabi fiyat ne çıkar bilemiyorum çünkü 2 farklı ceza var.
      Ama avukat olmasa bile mahkemeden korkmayın, çıkın derdinizi anlatın. Sakın mahkemeye gitmemezlik yapmayın.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: DV (Green Card) Çekilişinin Durdurulma Kararı (Aralık 2025)

      @blueboy21, içinde söyledi: DV (Green Card) Çekilişinin Durdurulma Kararı (Aralık 2025)

      @EzgiLera Kart elimizde olmadığı sürece demişsiniz ama SSN'ler geldikten sonra zaten iş resmiyete dönmüş olmuyor mu? Yani SSN'lerin gelipte greencardların iptal olacağı bir senaryoya göre mi bunu dile getirdiniz?

      Fiziksel olarak greencardlarınızı almadığınız sürece onlar “greencard” değil, sadece birer vize. Vizeler iptal edilebilir.
      SSN size oturum izni vermez, sadece bir vergi numarası gibi, kimlik numarası gibi düşünebilirsiniz. Work and Travel ile gelen gençlerin de, sınırdan kaçak gelenlerin de SSN’i olabiliyor.

      Gündem içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: DV (Green Card) Çekilişinin Durdurulma Kararı (Aralık 2025)

      @burkingham, içinde söyledi: DV (Green Card) Çekilişinin Durdurulma Kararı (Aralık 2025)

      halihazırda vizesini almış ama giriş yapmamış olanları etkileyeceğini sanmıyorum. onlar tarafından çok fazla bilgi eksikliği var. pandemide küresel ve ciddi boyutta bir salgın vardı. bu sefer vizesini almış olanları iptal etmesi için hukuken bir hakkı var mı?

      Vizeyi iptal etmiyorlar. 6 aylık geçerliliği olan vizenizi elinizde tutarken, ben o vizeyi artık tanımıyorum diyor ve o vize ile ülkeye girişleri kapatıyorlar. Beklerken de vizenizin süresi bitiyor. Eğer fiscal year bittiyse aynı vizeyi tekrar alma ihtimaliniz bile olmuyor. O saatten sonra keşkelerle hayatınıza devam ediyorsunuz.

      Gündem içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera
    • RE: DV (Green Card) Çekilişinin Durdurulma Kararı (Aralık 2025)

      @Göktuğ-Yılbaşı, içinde söyledi: DV (Green Card) Çekilişinin Durdurulma Kararı (Aralık 2025)

      @EzgiLera haklısınız. Bilmediğim için soruyorum, daha önce böyle bir durum yaşanmadı gerçi ama şimdi bir panikle bilet alıp gitsek ve kapıdan bu karar yüzünden geri çevrilsek ancak 1-2 ay sonra bu karar bozulsa o zaman tekrar bu vizeyi kullanabilir miyiz yoksa hakkımız yanmış mı olur? Açıklamayı yarım yamalak yaptıkları için insanın hakkında türlü türlü senaryo canlanıyor 😔

      Önemli olan sizi nasıl geri gönderdikleri aslında. Vizeniz iptal edilmediyse, girişte size ban verilmediyse sorun yaşamamanız lazım. Eğer gördüğünüz vizeyi iptal edin gibi bir karar çıkmazsa da durduk yere iptal edeceklerini sanmıyorum. Tabi ki yaşayıp göreceğiz, kesin bir şey yok.

      Aslında 2020 talihlisi vardı hatırladığım bu durumda ama sonucunu hatırlamıyorum. Arayıp bulamadım, belki sadece Telegramda konuşulmuştur 😞 Yasak biteceği gün uçağa binmişler, onlar inmeden yasak tazelenmişti. Yanlış hatırlamıyorsam geri gönderildiler ama vizelerine ne oldu, daha sonra yine giriş yapabildiler mi hiç hatırlamıyorum. Belki @gucarslan hatırlar.

      Gündem içinde yayımlandı
      EzgiLera
      EzgiLera