@MomisCan Her şeyi tek başınıza, 3 küçük çocuğunuzla, kimseden destek almadan yapmış olmanız gerçekten takdir edilesi. İngilizce konusunda ise geriye dönüp baktığınızda eminim siz de keşke daha çok ağırlık verseydim diyorsunuzdur ama içinde bulunduğunuz durumu da forumdan takip ettiğim kadarıyla biliyorum. O zamanlar en büyük sorununuz İngilizce bilmemek değil, mülakat alabilmekti ki, tabi ki bunu önceliklendirmekte haklısınız. Mülakat alamadıktan sonra anadiliniz gibi İngilizce konuşsanız ne fayda 
Sizin vesileniz ile benzer bir süreç örneği de ben vereyim. Hikayedeki ana karakter ben olmadığım için çok detay vermeden kısaca anlatacağım.
Birkaç ay önce bir aile dostumuzun oğlu yanıma Ohio’ya geldi. DV2024’te en son mülakat alanlardan biri. Hatta süreçten bile vazgeçmiş, artık olmayacağını kabullenmiş ve Almanca öğrenmeye başlamıştı Almanya’ya gitmek için. Eylülde 2. dağıtımla mülakat aldı. Mesleği hemşirelik. İngilizcesi neredeyse sıfır.
Geldiği gün havaalanından arkadaşımla beraber onu aldık. Eski bir telefonla geldiği için şarjı bile yoktu, indiğinde görüşemedik ama küçük bir havaalanı olduğu için birbirimizi bulmamız zor olmadı. O gelmeden iPhone siparişi vermişti. Hemen yeni telefonunu kurduk ve Visible E-sim ile hattını hallettik daha arabadayken.
O gelmeden önce ben bankadan randevu almıştım. Eve geçip valizleri bıraktıktan sonra bankaya gidip hesabını açmaya gittik ancak bize “adres kanıtı” yüzünden sorun çıkarttılar ve ben olmasam kolayca çözülemeyecek, en azından o gün çözülemeyecek bir sorundu. Yardımımla ve biraz da bankaya baskı yapmamla sorunu çözdük ama uğraştırdılar. İlk gün kütüphaneyi de öğrettim.
İlk hafta ilk kredi kartını, bilgisayarını, ihtiyacı olabilecek birçok şeyi de aldık beraber. Bu süreçlerde hep yanındaydım. Ama şunu fark ettim ki ben orada olduğum sürece İngilizce konuşmuyor, hatta konuşulana kulak vermiyor, hep ben konuşuyorum. Önce yavaş yavaş Panerada kendisi bir şeyleri istemeye başladı. Aslında hala konuşamıyordu ama kendisi sempatik ve güler yüzlü biri, beden diliyle bile isteğini anlatabiliyordu, sadece ya farkında değildi ya da ben varım diye olaya çok dahil olmak istemiyordu.
Ben gittikçe geri çektim kendimi. Arabası için ilanlara kendisi baktı, translate kullanarak pazarlığını kendisi yaptı, araba bakmak için randevuyu kendisi aldı. Test drive yapmaya beraber gittik. Aracı sahibinden aldığı için plakası yoktu, sahibi plakasız sattı. O yüzden DMV’ye de beraber gittik. Henüz SSN gelmediği ehliyet alamamıştı, kimliği olmadığı için de temp tag veya normal plaka veremediler. Hatta DMV’deki memur, aracı senin üstüne yapalım diye teklif etti bana. Başka bir çaresi yok mu dedim. Bu arada dedim ya arkadaş çok sempatik, onun güler yüzlülüğü sayesinde DMV’deki memur çok çaba sarf etti, İngilizce konuşamadığının farkındaydı o yüzden daha da yardımcı olmaya çalıştı. En sonunda SSN olmadan State ID çıkartabileceğimizi, onunla da plaka alabileceğimizi anladım ama memur daha önce hiç böyle bir işlem yapmadığı için Ohio merkezi arayarak yardım istedi ve onların yardımıyla yaptı işlemi. Yaklaşık 2 saat geçirdik orada ama halloldu. Belki de ben tek olsam yapamazdım ama İngilizce bilmeyen sempatik biri olunca yardımcı olmaya daha istekliler bence.
Kütüphaneye gittiğinde kimliği olmadığı için kütüphane kartı çıkartamamıştı, kimliği aldığı gibi kütüphaneye üye olmaya gitti, tek başına. İngilizce kursları olduğunu biliyordu. İngilizce kursu için kayıt olmasına da yardım ettim ama her şeyi ben yapmadım. Sadece kursun başlayacağı gün adının kayıtlı olmasına emin oldum, geri kalan kayıt işlemini o günü gidip kendisi halletti.
Daha sonra SSN geldi ve Walmarta iş başvurusu yaptık. Başvuruyu yaparken de yardım ettim ama ararlarsa sen konuş dediğinde hayır o zaman işi alamazsın dedim. Neyse ki mesaj attılar ertesi gün iş görüşmesine gel diye. Ertesi gün iş görüşmesine tek gitti ve işi aldı. İş görüşmesinde kursu olduğunu söyledi ve çalışma günlerini/saatlerini o şekilde ayarlamalarını istedi. Özellikle Walmart bu konuda çok anlayışlı. 1 hafta içerisinde işlemleri halloldu ve çalışmaya başladı.
Sonuç olarak toplam bu süreç 3 hafta sürdü. 3 hafta içerisinde telefon hattı, banka hesabı, kredi kartı, kimlik, araba, İngilizce kursuna yazılma, SSN ve iş bulmayı halletmişti. Kendi deyimiyle ben olmadan asla yapamazdı ama bence ben sadece yol gösterendim, kendi sayesinde halloldu.
İşe başladıktan birkaç hafta sonra İngilizce bilmediği için psikolojisinin kötü etkilendiği bir dönem oldu. Bence bu birçok kişide oluyor çünkü yeni bir yere geliyorsanız ve hemen çevre edinemiyorsanız yalnızlaşıyorsunuz, bu da kötü ekiliyor. Kendisi de Türkiye’de çok sosyal bir insanken burada öyle bir çevresi olmayınca modu düştü tabi ki.
Aldım karşıma konuştum. Bunların çok normal olduğunu anlattım, derdini anlamaya çalıştım. İngilizce kursunda hoca sadece İngilizce konuştuğu için dersi anlamadığını, kursu bu yüzden bırakmak istediğini; iş yerinde çalışma arkadaşlarının ortamına giremediğini, burada yapamayacağını ve Türklerin olduğu bir bölgeye gitmek istediğini söyledi.
Bu duruma kesinlikle karşı çıktım ve kendisini zorlamasını istedim. Kursta daha dikkatli olmasını, dersi anlamadığını bana değil de açık açık hocasına söylemesini, hayatından Türkçe’yi çıkartmasını (telefonda çok fazla Türk arkadaşlarıyla konuşuyor ve Türkçe dublajlı diziler filmler izliyordu), iş yerinde ise İngilizce bilmediği için insanlardan uzak durmak yerine daha da çok konuşmaya çalışmasını, bu şekilde bir şans vermesini istedim.
Kursta hocasıyla konuştuktan sonra hocası ona derslerden 1 saat önce gelip birebir ders yapmayı teklif etti (kursların ve bu derslerin tamamen ücretsiz olduğunu belirtmeyi unuttum sanırım). İş yerindeki arkadaşları ise bir gün dışarıda görüşelim demişlerdi ve kendisi ne zaman diye sorunca dışarıda buluşmalar başladı.
Şimdi, gelmesinin üzerinden 3.5 ay geçtikten sonra, kursun ara tatile girmesinden ve soğuklar yüzünden derslerin iptal olmasından dolayı hadi artık kurs olsun bugün diye isyan ediyor kursun olmadığı günlerde
İş arkadaşları ile haftada en az 1 kez dışarı çıkıyor ve “Bu hayatı Amerikalılarla yaşayacaksın yaa!” diyor
Market alışverişini zaten kendisi yapıyor, kafeye bara tek gidiyor, hatta banka işlerini bile kendisi hallediyor. İngilizcesi hala çok iyi değil, zaten 3-4 ayda mucizevi şekilde öğrenemez, yine de burada yaşayabilmeyi, hayata tutunmayı öğrendi, çaba sarf ediyor. Bu süreçte daha çok yardım edip daha çok yanında olsaydım, ya da gitmeye karar verdiğinde Türklerin yanına gitseydi, şu an olduğu kadar iyi bir konumda olamazdı.
İngilizce’niz olsun olmasın burada yeni bir hayata başlamak kolay değil. Psikolojik olarak buna kendini hazırlamak da çok kolay değil. Bazı şeyleri yaşayarak öğreniyorsunuz ve pes etmedikçe, çabalamaya devam ettikçe bazı şeyleri yoluna koyabiliyorsunuz. İngilizce bilmek evet çok büyük bir artı, özellikle buradaki hayata adapte olmak için çok büyük katkısı var ama İngilizce biliyorsunuz diye her şey güllük gülistanlık olmuyor, bilmiyorsunuz diye göçmenlikten vazgeçeceğiniz, hiçbir şeyi kendiniz halledemeyeceğiniz anlamına da gelmiyor.
Sizin de sürecinizin en başından beri nasıl bir çaba sarf ettiğinizi görüyorum. Bu göçmenlik yolunda başarılı olacağınıza inanıyorum. Kimsenin dedikleri moralinizi bozmasın ama kendinizi konfor alanına da alıştırmayın. Zorlansanız da konfor alanından çıkıp kendinizi sınayın. Evet insanlardan yardım almak güzel ama benim tecrübe ettiğim kadarıyla, yardım almayıp kendinizi zorladığınızda hem tatmininiz artıyor hem de daha hevesli ve öğrenmeye açık oluyorsunuz. Ne olursa olsun çabalamayı bırakmayın. Geriye dönüp baktığınızda iyi ki diyeceksiniz. Gerçi sizin çabalamayı bırakacak biri olduğunuzu düşünmüyorum ama hani anlık bir mod düşüklüğünüz olur, kötü bir zamana gelir diye söylüyorum.
Kendime eleştiri: İyi ki kısa yazacağım dedim, yine paragraflar yazmışım 