ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri
-
@Hope-Breaker tebrikler yeni yaşantınızda başarılar
-
@serel çok teşekkür ederim
-
@mesut1905 çok teşekkürler
-
@Eren-0
Konu üzerinden çok zaman geçmiş ama bende yakın zamanda Houston’a geleceğim. Özlem hanımın şubesi nerede acaba? -
Amerikadaki 10. ayımızda ilk tatilimize gittik :D Her zaman her eyaletin kendine has olduğu, insanların, kuralların, ortamların farklı olduğu söylenir ve biz de bunu deneyimlemiş olduk. Seattle'da yaşıyoruz ve tatil için Miami South Beach'e gittik. Neredeyse ülkenin bir ucundan diğer ucu, iki şehir arasında yerel saat farkı 3 saat ve 6 saat sürdü uçuşumuz. Daha iner inmez uzun zamandır hissetmediğimiz bir sıcaklık ve kuruluk hissettik ve saat sabahın 5.30-6 sularındaydı yani daha ortalıkta güneş bile yoktu :D Bu sıcaklığı en son yıllar önce Kıbrısa gittiğimde hissetmiştim. South Beach çok güzeldi 24 saat açık restoranlar, kalabalık sokaklar yani hiç uyumayan bir şehir oluşu bana İstanbuldaymış gibi hissettirdi. Bunun dışında okyanus dalgalıydı ama tertemizdi ve su ılıktı, çokça yüzdük. Birçok farklı ülkenin mutfağı olduğu için her seferinde farklı şeyler deneyebilmek güzel ama 5.gün sıkılıp yine Türk restoranına gittik :) Restoranın ismi Komma Mediterranean Restaurant, baya güzeldi tavsiye ederim. Bu restoran dışında yine birçok türk restoranı ve dönercisi gördük hatta ismini yanlış hatırlamıyorsam Osmanlızade adında bir lokumcu bile vardı :) Kaldığımız süre boyunca da birçok Türkle yürüdüğümüz yerlerde, sahilde, restoranlarda denk geldik. Bu kadar Türk olduğunu hiç bilmiyorduk, böyle denk gelmek güzeldi :)
Bize göre Miami'nin olumsuz ve kötü yanlarını şöyle sıralayabiliriz; İnsanlar yaşadığımız yere göre çok kabaydı, yaya geçidinde, stop signlarda durmayan birsürü kişi vardı. İnsan kalitesi tüm Miami'de böyledir diye genelleme yapamayız çünkü her yeri gezmedik ve South Beachte çok fazla turist olduğu için bu bahsettiğimiz insanların büyük bir kısmı da bu gruba giriyordur büyük ihtimal. Ama sahilde yüksek sesli müzik açıp rahatsız olanlarla kavga eden latinler mi dersin, birbirleriyle tartıştıktan sonra hiç çekinmeden bir siyahiye nigga diyen kokainden kafayı yemiş meksikalılar mı dersin. Hepsinden bol bol vardı.
Sıcaklık belli bir zamandan sonra bunaltmaya başladı, hava 32 dereceyken hissedilen 37 derece gösteriyordu ve gölgedeyken bile sıcaktan kaçamıyor gibi hissediyorduk :D Fiyatlar yaşadığımız yerdeki bir çok restoranla hemen hemen aynı olduğu için pahalı gelmedi. Hemen hemen her mekanda hesaba %20 auto gratiuty ekleniyor, bu sorun değil ama tip zaten kesin olduğu için servis çok zayıf ve kalitesizdi çoğu yerde.
Sözün özü bizim için Miami tatil için mükemmeldi ama yaşamak için aynı duyguları hissedemedik. -
@hope123 Biz de geçtiğimiz hafta Miami’deydik ve aynen bahsettiğiniz durumları hissettik. New York’tan Miami’ye gittik ve bir anda trafikte kornaya basan makas atan araçları görünce tabi şoka uğradık. Yüzde seksen oranında hispanic nüfusa sahip ve birçok yerde hiç ingilizce bilmeyen insanlara bile denk gelebiliyorsunuz. Benim için en güzel tarafı tabi ki south beach in turkuaz rengi suyu, beyaz kumları ve yollarda rastgele gördüğünüz göz alıcı süpersport otomobiller ve özellikle Ferrari’ler oldu
-
Gerçekten güvenlik kaygısı ve para kazanma sorunu hisseden varsa NH ye gelebilir., ama soğuk ve karlı geçiyor kışın ona göre, araç olarak burada kışın pickup ya da suv gerekiyor.
-
@TOK
5348 Westheimer Rd
Formal bir kira sozlesmesi, adres teyidi (telefon hatti alirken aldiginiz evrak olabilir) ve gocmen vizeli pasaport olmadan hesap acmiyor artik Ozlem Hanim, bilginize.
Otel, Airbnb, 'odami kiraladim' gibisinden bir yazi ile acmiyor yani. -
@Eren-0 teşekkür ederim. Bank of America sayfasında 2 adet kimlik yeterli yazıyor. Pasaport, America vizesi ve local driver license gibi alternatifler var.
Adres olayı mümkün olur mu bilmiyorum. İlk etapta yanında kalacağım arkadaşın adresi ile telefon hattı alabilirsem belki o olabilir.
Ev kiralamak için de bank statement istiyorlar.
Bakalım nasıl geçecek bu süreç. -
Herkese Miamidan merhaba,
Istanbuldan direkt ucus ile Miamiye indik. Havalimaninda polisler bizi aldilar.Bir oda da oturduk ( cok kalabalikti ) daha sonrasinda islemleriniz bitti dediler ve meshur sari zarflari istediler cok basit ve stress yapilmayacak bir surecmis.
Ertesi gun, ilk is olarak T- mobile dan sim kartlarimizi aldik. Sonrasinda en yakin Bank of america ya giderek hesap actirdik.Hepsi cok kolayca oldu.detayli olarak sonra yazacagim yine
-
Bu ileti silindi! -
@eray26 Hayırlı olsun Eray Bey, Ocean Drive’ın bir tozunu attırırsınız artık :)
-
@erenotti miamide kalmayacagim ne yazik ki, Jacksonville e gececegim :)
-
@eray26 Jacksonville izlenimlerinizi bekliyoruz..
-
@MySea deneyim kazaninca direkt yazacagim buraya. Ilk deneyimler guzel ama SSN beklemesi cok sikinti ve sunu net ogrendim amerikada evden once araba daha onemli
-
@TOK, içinde söyledi: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri
@Eren-0 teşekkür ederim. Bank of America sayfasında 2 adet kimlik yeterli yazıyor. Pasaport, America vizesi ve local driver license gibi alternatifler var.
Adres olayı mümkün olur mu bilmiyorum. İlk etapta yanında kalacağım arkadaşın adresi ile telefon hattı alabilirsem belki o olabilir.
Ev kiralamak için de bank statement istiyorlar.
Bakalım nasıl geçecek bu süreç.Ben de ilk arkadaşımın adresini vermiştim ve adres kanıtı istemediler benden çünkü arkadaşım yanımdaydı ve adresini kendisi söyledi benimle kalıyor diyerek. Houston’da Özlem Hanım açmıştı hesabı tabi göçmen vizem vardı. Ama adres isterlerse arkadaşınızın adresine sizin adınıza Amazon’dan falan bir şey satın alıp onu gösterebilirsiniz, kabul edebiliyorlar. Ayrıca telefon hattınızın faturasını da gösterebilirsiniz çünkü ona da adres yazıyorsunuz.
-
@T-C-Kubilay-Dikici, içinde söyledi: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri
@EzgiLera Merhaba aralık ayındaki yazınızdan sonra PART 3 için hergün girip kontrol ediyorum :)
İlginiz için teşekkür ederim. Birkaç gündür yazıyorum. Bitirdiğim zaman yayınlayacağım. Yakında geliyor, az kaldı :)
7 Haziran Editi: Yazmayı sonunda bitirdim ama çok uzun olmuş. Bilmiyorum bu haliyle mi eklerim yoksa kısaltır mıyım… Çok fazla parçaya bölmem gerekecek. Belki önce bir kısmını paylaşıp daha sonra ilgiye göre devam edebilirim. Çok derken abartmıyorum, şaka değil 20bin kelimeden fazla yazmışım ve kendi nezdimde atlaya atlaya yazdığımı düşünüyordum 😅
-
Hikayenin başını kaçıranlar için part-1 ve part-2.
Öncelikle yazdıklarımı okuyup yaptığınız yorumlar, desteğiniz için hepinize çok teşekkür ederim. Fazla mı detaylı oldu acaba, bu kadar yazmasam mı? diye dusunurken, yazmaya devam etmem konusunda çok teşviklendirdiniz beni. O yüzden yine mümkün olduğunca detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Son yazımın üstünden aylar geçti ancak şu an geri kalan kısmı anlatmaya hazır hissediyorum kendimi.
Orijinalinde 20 bin kelime yazmıştım. Ama mümkün olduğunca kısaltmaya çalıştım ve 12 bin kelimeye kadar düşürdüm. Yine de çok uzun biliyorum ama okuma kolaylığı olması açısından parça parça atacağım. Kimse okumazsa anlayışla karşılarım.
Part 3
Evet, en son spoilerdan önce kaldığım yerden devam edeyim. Arkadaşımla beraber New York'tan dönüyorduk ve ev almaya karar verdik. Ancak tam bu sırada ehliyetim suspend edilmiş ama eve henüz posta gelmediği için benim durumdan haberim yok. Ama bazen içime doğuyor sanırım; normalde uzun yolda arkadaşımla beraber araba kullanırız, bu sefer hiç arabayı ver de biraz da ben kullanayım demedim bile, o da teklif etmedi.
Pazartesi günü New York'tan dönerken yolda ev ilanlarına bakıyordum. Normalde condo/town house tarzı bir yer kesinlikle düşünmüyorduk ancak konumu gerçekten çok güzel ve fiyatı ciddi anlamda uygun bir yer buldum. 3+2 olması da ayrıca çekiciydi. Biraz eski bir yerdi ve tadilata gerçekten ihtiyacı vardı. Ama 100 bin dolar altında bir fiyatı olması, tüm o eski olması, tadilata ihtiyacı olması durumunu telafi ediyordu. Oraya epey yükselmiştik ve görmek istiyorduk. Ama New York'tan dönerken neden biraz daha gezmeyelim ki dedik ve Niagara Şelaleleri'ne de uğradık. Ohio'ya döndüğümüzde saat artık geç olmuştu ve ertesi gün eve bakmaya gideceğimizi düşünerek uyudum. Ertesi günü sabah arkadaşım daha isteyken ilan yayından kalktı bile. Biz de evin teklif aldığını düşündük.
Geçen sefer de arkadaşım tek başına ev almaya çalışırken de böyle çok olmuştu, daha evleri görmeden ilandan kalkması aslında alışık olduğumuz bir durumdu. Normalde olsa yine akışına bırakırdım ama belki içimde bir şeyler dürttü beni, belki de beraber ev almaya karar verdikten sonra beğendiğimiz ilk ev olmasının etkisiyle oldu, belki de ya aslında o kadar da iyi değilmiş diyerek kendimi teselli edeceğim bir sebep arıyordum, bilemiyorum. Evle ilgili diğer detaylara bakıyordum. Evin emlak ofis sitelerinden birinde ilandan henüz kalkmadığını gördüm. Belki ilanı kaldırmayı unutmuşlardır, belki de gerçekten henüz teklif kabul edilmemiştir diye hemen onlarla iletişime geçtim. Akımda mı kalsın?
Ev için henüz anlaşma sağlanmadığını, istersem görebileceğimizi söylediler. Tabii dedim hemen randevu ayarlayalım lütfen. Emlakçımız olmadığı için bize emlakçı atayacaklarını söylediler. Aslında arkadaşımın daha önceden beraber ev gezdiği emlakçısı vardı ama hem piyasanın durumundan dolayı arkadaşımın bütçesine uygun ev bulamayışları hem de bizim baktığımız uygun fiyatlı bölgelerin o emlakçının normal bölge ve fiyat portföyünün çok altında kalması sebebiyle yollarını ayırmaya karar vermişlerdi. Üstelik beraber girdiğimiz bu yeni yolda tamamen yeni bir başlangıç yapmak da daha iyi olurdu.
Arkadaşımın iş çıkışı olan saat için yeni emlakçımızla sözleştik. Ben biraz erken gitmiştim arkadaşımdan. Emlakçı da bizden önce gelmişti, bekliyordu. Kapıda kendisiyle muhabbet ettik. Arkadaşım gelmeden eve girmek istemedi emlakçı, sürprizi kaçmasın dedi. Çok tatlı bir kızdı. Espiriler, şakalar derken arkadaşım gelene kadar biz samimi olmuştuk bile. Evin daha önce ilandan kalktığını da söyledim. Hala teklif alımlarının devam ettiğini, cumaya kadar yani 3 gün daha vaktimiz olduğunu söyledi. Bu güzel haber diyerek sevindim.
Arkadaşım geldi ve evi görmek için içeri girdik. Ev beklediğimiz gibiydi, eskiydi ve tadilata ihtiyacı vardı. Evde benden genç hiçbir şey yoktu, ne buzdolabı ne çamaşır makinesi ne başka bir şey. Hatta bunların ilk üretilen beyaz eşyalar olduğu konusunda epey espriler yaptık. Evde tadilat beklediğimiz bir şeydi ama gözümü korkutan 2 şey olmuştu. İlki nedense duvarları kilim gibi bir şeyle kaplamışlardı ve altından ne çıkacağı, neden böyle bir şey yaptıkları meçhuldü. İkincisi evin neredeyse her yerinde ama özellikle pencere önlerinde ve dolaplarda ölmüş böcekler vardı. Belli ki bir böcek sorunu olmuş ve çözmeye çalışmışlar ama ne kadar çözdüler bilmek mümkün değildi.
Yine de fiyata bakınca evin potansiyeli vardı. Teklif vermemek için bir sebep yoktu. Ailem bana yine yardım edecekti. Evet, yine :) Ev 82.500 dolara ilana konmuştu. Emlakçıya 70 bin dolar teklif etmeyi düşündüğümüzü söyledim. Tabi karşı taraftan herhangi bir tadilat falan beklemeyecektik, kendimiz yapacaktık. Emlakçımız olabilir tabi neden olmasın dedi. Ama bize bankadan evrak gerektiğini söyledi. Daha önceden onay aldığımız, bankanın bize ne kadar kredi vermeye istekli olduğunu gösteren bir belge (pre-approved letter). Arkadaşımın daha önceden aldığı belgeyi kullanmak istedik. Önceki sene teklif etmek istediğimiz fiyatın 2 katını vermişti banka bu sene kabul etmemek için sebep yoktu. Ama 6 ay süresi geçtikten sonra ev bulamayıp almaktan vazgeçtiği için uzatma yapmamıştı arkadaşım pre-approved letter için ve süresi geçmişti. Bu sebeple kabul edemeyeceğini söyledi emlakçı. Ben de parayı henüz ailemden almadığım için hesabımda para gösteremiyordum. Ailem bana banka yoluyla en hızlı şekilde para göndermeye çalıştı ama hep bir sıkıntı çıkarttı banka. Ve sonuçta teklif veremedik.
Bu süreçte de eve ehliyetimin suspend edildiği ile ilgili evrak geldi. Aha dedim yine başladık. Türkiye'den dolar çıkmasın diye sürekli sorun çıkartan bankayla mı uğraşayım, işsizlikle mi uğraşayım, ehliyetimi geri almaya mı çalışayım yoksa ev mi bakayım? Hepsini birden yaparım ben :) Zaten hep böyle oluyor. En basit konularda bile insanların zahmetsizce ulaşıp elde ettiği şeyler için hep çabalamak zorunda kalıyorum ben. Şikayetçi de değilim aslında bu durumdan çünkü bu sayede sürekli yeni tecrübeler yaşayıp yeni bilgiler edinmiş oluyorum. Belki de bu yüzden ben kendime çekiyorumdur her zaman zor yolu. Geçmiş tecrübelerimden bildiğim üzere de önce yokuş aşağı yuvarlanır, daha sonra dimdik bir yokuşu çıkarım. Yavaş yavaş çıkarım, yorulurum, enerji ve zaman harcarım ama bilirim ki ben o yokuşu elbet çıkarım, o engeli aşarım. Çünkü daha önce de yaptım, yine yaparım.
-
Part 4
Yine en dipteydim ve hemen planlamaya koyuldum. Önce ehliyeti nasıl geri alabileceğimi araştırdım. Avukatla değil, kendi başıma. Bunun için mahkemeye gitmediğim için kapattıkları dosyamı yeniden açtırmam ve yeni mahkeme tarihi alıp ona katılmam gerektiğini öğrendim. Bununla ilgili bir dilekçe yazmam gerekiyormuş. Dilekcemi yazdım ve mahkemeye verdim. Çok tuhaf aslında ama bunu yaparken içten içe mutlu oldum. Amerika’ya gelmiş ve şimdiden devlete karşı talepte bulunmaya başlamıştım bile. Her ne kadar ehliyetimin olmaması canımı sıksa da bu mahkeme durumu bana heyecan veriyordu. Arkadaşımın mesaisi olmadığı sürece Cuma günleri çalışmıyordu. Cuma günü beraber gidip dilekçeyi verdik. Dilekçeyi inceleyip önümüzdeki Cuma gününe kadar cevap vereceklerini söylediler.
Evde boş bulundukça emlakçıyla da biraz sohbet ettim. Evet, o evi kaçırmıştık ama o emlakçıyla beraber çalışmak istediğimi, aradığımız evin özelliklerini ve baktığımız bölgeleri yazdım. Emlakçımız, tüm kriterlere uygun bir ev bulabileceğimizi düşünüyordu. Cuma günü bir eve bakmaya gittik, ancak fiyat/performans olarak pek beğenmedik.
Tabi bu süreçte, eğer yine bir ev bulursak bu sefer teklif sürecini kaçırmayalım diye soft inquiry ile pre-approved letter veren bir kredi kuruluşundan pre-approved letter aldık. Faizi çok yüksekti ama sıkıntı değil, değiştiririz diye düşünüyorduk.
Ertesi Perşembe günü bir ev gördüm ilanda. Cuma günü arkadaşım yarım gün mesaiye kalabilir diye emlakçımızla Cuma öğleden sonrası için sözleştik. Bu esnada mahkemeden cevap geldi. Dilekçemi kabul etmişler ve davayı yeniden görmek için 2 hafta sonrasına gün vermişlerdi. Evet, yokuşu yavaş yavaş tırmanmaya başladığımı hissediyordum artık.
Arkadaşımın işverenleri beni tanıyorlardı. Önceki sene henüz arabam yokken ve ben arkadaşımın arabasını kullanırken arkadaşımı bırakıyor, alıyor ve bekliyordum. Bu süreçte onlarla tanışıp muhabbet etmiştim. Arkadaşım da işverenlerine, o Cuma günü mesaisi uzayacağı için öğle arasında gelip beni alacağını, daha sonra ev bakmaya gideceğimizi, ehliyetimi kaybettiğim için kendim gelemediğimi söylemiş. Beni aldı, şirkete götürdü, mesaisini bitirmesini bekliyordum. O kadar süre boyunca o şirkete gidip gelmiştim ama daha önce hiç içeriye girmemiştim. İşverenlerinden biriyle içeride denk geldiğimde ehliyetimle ilgili muhabbet ettik, bir süre daha ehliyetim olmayacağını ve arkadaşımın gelip beni almak zorunda kaldığı için üzgün olduğumu söyledim. Normalde bunlar biraz özel konular arkadaşımın işvereniyle paylaşmak için ama bilerek mümkün olduğunca açık ve dürüst olmaya çalıştım çünkü arkadaşımın beni almaya gelirken söylediğinin doğru olup olmadığını anlamaya çalışıyor olabilir diye düşündüm. Ehliyetsizliğin benim için çok sıkıntı olduğundan ve bu yüzden çalışamadığımdan da biraz konuştuk. Daha sonra arkadaşımın müdürü ile karşılaştım. O da durumu duymuş, çalışamıyor olmana çok üzüldüm, umarım bir an önce halledebilirsin dedi.
Emlakçımız ile randevu saatimiz yaklaştığında şirketten çıktık ve bakacağımız eve vardık. Dış cephesi benim en sevdiğim renk olan maviydi. Belki de ilanın en başta ilgimi çekme sebebi rengiydi :) Fiyatı baktığımız aralığın biraz üzerindeydi. Aslında çok üzerinde değildi ama bu fiyatlara bir ev alacaksak en azından tadilat gerektirmeyen bir ev olmasını umuyorduk ve eğer tadilat istiyorsa bu fiyatlar biraz fazlaydı bizim için. Ev tam olarak boşaltılmamıştı. Mümkün olduğunca boşaltılmış ve kalan ıvır zıvır bodruma, garaja konmuştu. Evin içinde çok hoş bir piyano vardı. Birçok tamirat tadilat aleti, bahçe bakım ekipmanları, duvar boyaları ve birçok şey vardı. Ev boş değildi ve hissiyatı da boş değildi. Evdeki yaşanmışlığı hissedebiliyorduk. Ev oldukça eskiydi. Hatta belki baktıklarımızın en eskisi bile olabilirdi. Ama güzel bir enerjisi vardı. Arka bahçesi çok güzeldi. Evet, bütünüyle bakınca muhteşem değildi ama gerçekten güzel bir yerdi. Hali hazırdaki durumunu değil, ileride olabileceği hali görüyordum aslında eve baktıkça. Üç odanın üçünü de kafamda doldurmuştum bile.
Tam evden çıkarken birkaç saat önce Zillow’a yüklenmiş aynı sokakta başka bir ev daha olduğunu gördük. Şu an baktığımız evden daha büyüktü, ekstra bir odası daha vardı, 4+2 bir ev ve fotoğraflarda çok iyi görünüyordu. Fiyatı 10 bin dolar daha yüksekti ama şu an baktığımız eve göre daha yakın zamanda yenilenmiş gibiydi. Hem her ne kadar fiyatı biraz daha yüksek olsa da metrekare başına fiyatına bakınca çok daha ucuza geliyordu aslında. Emlakçımıza o eve de bakabilir miyiz diye sorduk. Hemen ayarlamaya çalışayım dedi. Tam bu sırada evin yanındaki evde garaj satışı hazırlığı yapan çok tatlı bir teyze gördük. Hemen muhabbete giriştim tabi. O da evini geçen sene almış. Aa dedim siz de yenisiniz o zaman. Hayır dedi, bu mahalle gerçekten çok güzel bir mahalle, 18 yıl boyunca şuradaki sarı evde yaşadım ve geçen sene de bu evi aldık, çok fazla uzaklaşmak istemedik mahallemizden diye ekledi. Açıkçası bu konuşmadan sonra mahalleye de bakacağımız eve de daha çok yükseldim. Teyzenin eski evim diye gösterdiği ev, bakmak istediğimiz evin sadece iki yanındaydı. Tam bu sırada emlakçımız telefon görüşmesini bitirmiş ve ilana yeni konmuş evin anahtar kutusunun şifresini almıştı. Teyzeye umarım komşu olabiliriz diyerek veda ettim.
Diğer eve bakmaya giderken arkadaşıma müdüründen mesaj geldi. Müsait olduğumda benimle görüşmek istiyormuş. Peki dedim, işlerimiz bittikten sonra ararım.
Önce dışını gezdik evin. Bahçesi, garajı, verandası, her şeyi güzel görünüyordu. İçeri girdik. Mutfakta ufak tefek tadilat gereksinimi dışında sorunlu bir şey yoktu. Çok güzel bir salonu ve kış bahçesi vardı. Galiba sonunda aradığımızı bulmuş gibiydik. Hem de ilan yeni konduğu için muhtemelen teklif falan da yoktu evde. Fotoğraflardan biraz farklıydı çünkü fotoğraflar ev doluyken çekilmişti, şu an ev boştu. Hemen heyecanla üst kata çıktık. Ama çıktığımız gibi ağzımız açık kaldı. Üst katta resmen tavan dökülüyordu. İçinin yalıtımına kadar yere doğru sarkıyordu. Üstteki tüm odalar aynı şekildeydi, kimisi daha harabe, kimisi yeni yeni dökülmeye başlamış. Banyo kocamandı ama onun da tavanı su almıştı ve üstelik cam tavanlıydı. Odalardan birinin tavanı öyle bir dökülmüştü ki odanın ortasında, yanlışlıkla çarpsanız tüm tavan başınıza düşecek gibi. Açıkçası evin o fotoğrafları karşısında gördüklerimizden sonra bir şaşkınlık yaşadım. Ama neyse, evin geri kalanı belki muhteşemdir, değilse de görmüş olalım diyerek bodruma indik. İnmez olaydık... Ev resmen yan yatmış, bodrumda kocaman çatlaklar var, evin temelinde boydan boya. Bir de yeni boyamışlar muhtemelen çünkü nem alıcı vardı odada ve boya kokuyordu. Çatlağı saymazsak bodrum da çok güzeldi, büyüktü. Hatta o kadar büyüktü ki orayı bile üç ayrı odaya bölmüşlerdi. Ama yeni boyanmış halinde bile kocaman bir boydan boya çatlak varken boyanmadan önce nasıl olduğunu düşününce açıkçası bir an önce çıkmak istedim oradan. Ne hayallerle geldim, ne şoklarla gidiyorum... Bu sefer gerçekten aradığımızı bulduğumuzu düşünmüştüm ama büyük yanılmışım. Evin ilandaki fiyatı $169,900 idi. Ama bırakın oraya 170 bin dolar vermeyi, muhtemelen 70 bin dolar bile vermezdim. Masrafı az olsun çok olsun, deprem ülkesinden geliyorum ben, öyle yan yatmış evi alacak yürek yok bende, hele ki gurbette hiç yok!
Akşamına emlakçımız evin sağlamlığı ile ilgili bir rapor attı. Eve sağlam olmadığını düşündükleri için olsa gerek rapor almışlar. Raporda temelin acil bir sorun teşkil etmediği, yılda bir denetleme tavsiye edildiği yazıyor. Valla torpille mi aldılar, Photoshop mu yaptılar, yoksa raporu kör birine mi yazdırdılar bilmiyorum, ev resmen yana yatık duruyordu. Tamam, bir Pisa Kulesi değildi ama ben de canımı sokakta bulmadım. O saatten sonra yok ya, bu ev dimdik bak, ölçtük, tam 90 derece çıktı, toleransı bile yok diye rapor getirseler de umurumda olmazdı, ben göreceğimi gördüm.
Zaten nasıl bir şok geçirdiysem oradan çıktıktan sonra arkadaşımın müdürünü aramam gerektiğini bile unuttum. Sonra arkadaşım hatırlatınca dedim dur, bir yemek yiyelim de kendimize gelelim önce. Tam da yokuşu tırmanırken azıcık ivme kazandığımı düşündüğümde ne de güzel beni durduracak şeyler oluyor. Arkadaşım, müdürünün bana iş teklifi edebileceğini düşünüyordu ama ben başka bir yerde iş görüşmesi ayarlayabileceğini düşünüyordum. Networkü çok geniş biri olduğu için zamanında benim de mühendis olduğumu ve eğer çevresinde eleman arayan olursa benimle görüştürürse çok memnun olacağımı söylemiştim. Çalıştıkları yer küçük bir yerdi ve benim gibi birine ihtiyaçları olmadığını biliyordum. Ama konuştuğumuzda arkadaşım haklı çıktı. Müdürü bana iş teklif etti. Mühendis olarak değil ama en azından mühendis olarak iş bulana kadar geçici olarak çalışacağım açık bir pozisyonları olduğunu söyledi. Bunu söylerken benden özür dileyerek bu pozisyonu teklif ederken kötü bir niyeti olmadığını, beni aşağılamak istemediğini, yalnızca hazır çalışamıyorken belki değerlendirebileceğimi düşünerek teklif ettiğini söyledi. Ben de teşekkür ettim ve tabi ki yanlış anlamadığımı, görüşüp konuşabileceğimizi söyledim. Pazartesi günü öğleden sonrası görüşme yapmak için sözleştik.
Ben, bana iş görüşmesi ayarlamak için konuşmak istediğini tahmin etmiştim ama kendi şirketlerinde olacağını açıkçası beklemiyordum. Üstelik bu şekilde yaklaşması beni gerçekten çok mutlu etmişti. Pazartesi görüşmenin nasıl olacağını merak ediyordum. Bugün baktığımız ilk ev, mavi ev, Pazar günü açık ev olacakti. Her ne kadar çok hızlı diğer evi görünce üstünü çizmiş olsak da aslında çok da kötü bir ev değildi ve merak ediyordum kaça gideceğini, piyasanın durumunu. O evi de takibe alarak ev arayışına devam etmeye karar verdim.
Hafta sonu gezecek ev bile bulamamıştık. Pazara bir anda yeni ev düşmez oldu, eskiler de bir bir satılmıştı. Yine aynı şey mi oluyor, evler elimizden mi kaçıyor diye düşünmekten kendimi alamadım.
Pazartesi günü arkadaşım sabahtan işe gitti. Müdürü, öğle yemeğinde beni almasını söylemiş, araba kullanamadığım için arkadaşımı göndermiş. Böyle ince düşünceler beni her zaman etkilemiştir zaten. Daha görüşmeye bile gitmeden çok olumluydum. Arkadaşım beni aldı ve görüşmek için gittim.
Görüşmeyi iki patron ve müdür ile yaptık. Shipping & receiving için daha önceden çalışan biri varmış ve bir süre önce işten ayrılmış. Birkaç ay idare etmişler ancak artık oraya yeni birini almayı düşünüyorlarmış yeniden. O pozisyonu bana teklif ettiler. Biraz komikti aslında, ehliyetim bile yoktu ve shipping & receiving pozisyonu için görüşme yapıyordum. Masadaki herkes ehliyetim olmadığını biliyordu, ne zaman geri alabileceğimi sorduklarında iki hafta sonra mahkemem olduğunu ve muhtemelen o zaman alacağımı ama süreçten emin olmadığımı söyledim. Gerektiğinde şirketin minibüsünü kullanabilir misin dediler. Tabi ki kullanabilirim dediğimde nedense biraz şaşırdılar ve emin olmak için truck veya minivan değil, van diye üstüne basarak bir daha sordular. Ben de evet kullanabilirim, zaten araba kullanmayı da öyle bir van ile öğrenmiştim dedim. Hoşlarına gitti sanırım bu durum. Anladığım kadarıyla patronlardan kadın olan o pozisyon için birini almak isterken, erkek olan o pozisyon için birine ihtiyaç olmadığını düşünüyordu. Erkek olan sürekli eğer boş kalırsan içeride üretime de yardım eder misin, depoda yardım eder misin gibi sorular sorarken kadın olan merak etme zaten boş kalmayacaksın, o bölümde çok iş var diyordu. Müdür genelde sessizdi. Arkadaşımla çalışmamın sorun olup olmayacağını sordular. Tabi, evde beraber, işte beraber, herkese uygun değil. Sorun olmayacağını, arkadaşım onlarla çalışmaya başlayana kadar zaten işte de evde de beraber olduğumuzu, bize yabancı bir durum olmadığını söyledim. Sonunda saatlik ücret konusuna geldik. Biliyoruz, sen de mühendissin ama şu an maalesef senin yeteneklerinin altında bir işi sana teklif ediyoruz ve bütçemiz de ona göre diyerek saatlik 17 dolar vermeyi teklif ettiler. Ben ise müdür bana önceki konuşmamızda 17-18 arası bir şey düşünülüyor o pozisyon için dediği için 18 olması konusunda direttim, ev alma sürecinde olduğumuzu bildikleri için, bankanın gözünde de daha iyi olacağını söyledim. Biraz tereddüt etseler de, seni hiç boş bırakmayacağız o halde diyerek kabul ettiler saatlik 18 dolar vermeyi ve mulakati boylece bitirmis olduk.
Erkek olan patron hadi hemen işe başla derken, kadın olan belki kızın planları var, önce bir sorsana dedi. Ben ise arabam olmadığı için zaten her türlü arkadaşımın işten çıkışını bekleyecektim zaten, isterseniz şimdi de çalışmaya başlayabilirim, benim için sorun olmaz dedim.
-
Part 5
Amerika'daki ilk W2 işime pazartesi günü öğleden sonra başlamış oldum böylece. Kısaca benden neler beklendiği, şirketin genel düzeni, yapmam gerekenleri konuşarak ve eğitimlerle ilk günüm -daha doğrusu ilk birkaç saatim- bitmiş oldu. Haftada 4 gün, günde 10 saat çalışma olan bir yerdi. Ev bakmak için bize bolca vakit tanırken arabam olmadan da para kazanmama olanak sağlayan bir işti. Arkadaşımla ise gelip arkadaşımla işe gidecektim. Bu fırsatı bana tanıdıkları için kendilerine minnettarım. Yeniden yokuşu tırmanmaya döndüğümü hissediyordum, şimdi güzel bir ev bulma vaktiydi.
İşten sonra birkaç ev baktık. Evler çok iyi değildi ama piyasa durmuş ve yeni ev gelmiyor gibiydi. Aralarından bizim için uygun olabileceğini düşündüklerimize bakıyorduk ama hep hayal kırıklığıydı sonuç. Hiç içimize sinen bir şey olmamıştı. Kotunun iyisine razı olmaya çalışıyormuşum gibi hissediyordum.
İlk haftam boyunca çalışırken iş çıkışları ev bakmaya devam ediyorduk. Çarşamba iş çıkışı bir eve bakmaya gittik. Ama oraya gitmeden gördüm ki bir önceki hafta baktığımız ama aynı sokakta başka bir ev görünce hızla yön değiştirdiğimiz eski evin -mavi evin- fiyatı 10bin dolar düşmüş ve Pazar günü yine open house olacakmış. Bu durum beni heyecanlandırdı açıkçası. Bu kadar kısa sürede fiyatı düşen ve 2.ye open house olan ev daha önce hiç görmemiştik. Hem ev alınabilirdi hem de pazardaki diğer evler için umut vermişti bu durum bana.
O gün bakmaya gittiğimiz eve vardık. Emlakçımız bizden biraz sonra geldi. O gelene kadar eve dışından biraz baktığımızda umut vaat edici görünüyordu ama ev biraz küçük gibiydi. Garaj ve ev aynı boyuttaydı. Garaj da normalden çok büyük bir garajdı, belki o yüzden ev göreceli olarak bize küçük gelmiş olabilir diye düşündüm. Emlakçı gelince ilk iş garaja baktık, çok büyük ve çok bakımlıydı. O zamana kadar gördüğümüz en iyi garajdı. Muhtemelen garaj olarak değil, atölye olarak kullanılmıştı. Tavanında bile bir sürü ışık ve neredeyse her yerde elektrik vardı. Daha sonra 3 odalı olduğu iddia edilen evin içine girip gezinmeye başladık. İddia edilen diyorum çünkü evin üst katında odamsı bir şey vardı. Muhtemelen oraya oda yapmaya başlanmış ama daha sonra ne olduysa vazgeçilip yarım bırakılmış ve o şekilde oda diye saymışlar. İnşaat malzemeleri bile odada duruyordu hala. Herhalde kendin yap kendin otur modeli bir oda olarak düşünülmüş :) Evin içinde gerçekten iğrenç bir koku vardı. Mutfaga mutfak demek için küçük bir tezgah konmuş ve beyaz eşyalar saçma sapan bir şekilde sağa sola bırakılmış. Oda boyutundan bile küçük bir salon ve ondan bile küçük bir odası vardı. O odanın içersinde de gömme dolap desem değil, giyinme odası desem hiç değil bir alan vardı. Biz belki 3. oda çok iyidir diye evin içerisinde 3. odayı aradık ama bulamadık. Gerçekten 3 odalı diye ilana verilmiş evin 3. odası yoktu. Ya da o dolabimsi seyi de odadan saymislardi. Keşke evi sadece garaj olarak satsalardı. O muhteşem garaja bu ev hakaret gibiydi.
Dışarısı soğuktu, kar yağıyordu. Emlakçımızla 10 bin dolar fiyat düşen evi, mavi evi konuşmak istiyordum. İçinde bulunduğumuz ev öyle kötü kokuyordu ki, dışarıda soğukta konuşmak istemesem de içeride de konusmayi kısa tutmak zorunda kaldık. Emlakçımız da o evi takip etmiş ve fiyatının düştüğünü o da görmüş. Ondan sonra baktığımız her evi onunla kıyasladığımızı o da fark etmiş, aynı dili konuşmamamıza rağmen :) Evin fiyatının 149,900 dolara düştüğünü, teklif vermek istediğimizi ama alabileceğimizin çok üstünde teklif vermek istemediğimizi söyledim. Eve bir teklif olmadığını düşündüğümü çünkü birkaç günde 10 bin fiyat düştüklerini ve hemen yeniden open house yaptıklarını, hem acil satmak istediklerini hem de 145 bine bile teklif almadıklarına inandığımı söyledim. Ama biz 140 teklif edersek ve biri 143'e falan alırsa üzülürüm açıkçası dedim. Emlakçımız kademeli teklif verebileceğimizden bahsetti. Tam olarak aradığım şeydi. Belirli bir aralık olarak teklif verip, o aralıkta baska bir teklif geldiğinde, bizim teklifimizin, o gelen teklifin 1000 dolar üstüne olacağı bir sistem. Peki teklifi yükseltmek için teklif almayi beklerlerse? diye sordum ve zaman kısıtı koyacağımızı, bu durumda genelde 10 gün süre verildiğini söyledi. Emlakçımız daha mesleğinde yeni olsa da egolu biri değildi, böyle ciddi bir mevzu olduğunda bir bilene danışmayı iyi biliyordu. Açıkçası böyle olması benim daha çok hoşuma gitmişti cunku birden fazla kisiyle calisiyor ama sadece iclerinden en sevdigimle iletisim kuruyor gibiydim. 137-143 arası teklif vermek istediğimizi söyledim. Teklif vermeden önce iş arkadaşlarına danışacağını söyledi. Ertesi gün yeniden konuşmak üzere o kötü kokulu evden bayılmadan önce ayrılmış olduk böylece.
Perşembe günü iş arkadaşlarına danıştıktan sonra bize dönüş yaptı. İş arkadaşları teklif süresini 3 gün vermemizi önermişler. Ev open house olup yeni teklifler almadan önce bizim teklifimizin süresi bitiyordu yani. Benim de aklıma yatan böylesiydi aslında ama sure cok kisa olur diye dusunup soylememistim. Çünkü evin uzun surecte, ozellikle open house olduktan sonra teklif alabileceğini düşünüyordum. Perşembe günü 137-143 bin araligi olan teklifimizi yazdık ve gönderdik. Ev arama sürecinde ilk teklifimizi göndermiş olduk ve 3 gün içerisinde ilk cevabımızı alacaktık. Heyecanlıydık, sabırsızdık… Birkaç saat geçti ve cevap geldi bile. Teklifimize karşı teklif vermişler, ellerinde teklif olmamasına rağmen 143 bin verirseniz tamamdir demişler. Ben de pazarlığa oturduk demek ki 140'ta, ortada buluşacagiz diye tahmin ettim. Emlakçımıza, biz de karşı teklif verebiliyor muyuz dedim, tabi ki dedi. Arkadaşım patronuna ve müdürüne sordu. Onların düşüncesini merak ediyor, onların tecrübesine güveniyordu. Sonuçta ilk kez teklif vermiştik ve teklifimiz aslında kabul edilmişti. Arkadaşım düşük bir teklif vererek karşı tarafı gücendirmek ve teklifi baltalamak istemiyordu. Müdür ve patron bu durumun çok normal olduğunu 140’ın orta yol olduğunu ve gücenecek bir teklif olmadığını söylediler. Onlar da benim düşündüğüm gibi düşünüyordu. 139,999 olarak karşı teklif yaptık. Çift sayı sevmediğim için 140 teklif etmek istemedim ve emlakçımıza da amacımızın onları gücendirmek olmadığını, takıntılı bir insan olduğumu açıklamasını özellikle rica ettim. Ama teklife öncekine göre bir şey ekledim: Evde gördüğümüz her şey evde kalacak. Gördüğümüz o tatlı piyano özellikle dikkatimizi çekmişti. Evdeki tamir aletleri ve özellikle bahçe malzemeleri bizi en azından bir süre masraftan kurtarır, idare edilebilir ürünlerdi. Ayrıca evdeki eşyalardan garaja koydukları arasında rengini ve tarzını hiç sevmesem de sehpa, sandalye, koltuk vardı. Bahçede bahçe mobilyası vardı bir süre idare edebilecektik. Zaten bomboş evi 137’ye almis olsak bile tüm bu malzemeleri alsak 140’a gelir diye düşünerek teklifi yeni eklentileriyle yapmıştık. Satıcı birkaç saat içerisinde teklifimizi kabul etti. Tüm eşyalar bize kalacak ve 139,999 ödeyecektik.
Sonunda bir hayal gerçek oluyor gibiydi. O günün nasıl geçtiğini ne arkadaşım ne de ben anlamadık. Heyecanlı, mutlu, umutluyduk. O ev sanki en başından beri olması gereken ev oymuş gibi hissettiriyordu. O ev sayesinde iş bulmuştum çünkü. Ama merak ettiğim bir şey vardı, Pazar günü ev yine open house olacak mıydı? Bizimkinden iyi teklif gelse ne olacaktı? Endişelerimi emlakçıma dile getirdim. Ev yine open house olabilir ama yeni ve daha yüksek teklif gelse bile sizin teklifiniz kabul edildiği için siz öncelikli olacaksınız dedi. Biraz rahatladım ama yine de içimi kemiren bir kurt yok değildi :) Yokuşumu tırmanmaya devam ediyordum, yavaş ve emin adımlarla.
Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.
Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.
With your input, this post could be even better 💗
Kayıt Ol Giriş
Benzer Başlıklar
33
Çevrimiçi60.8k
Kullanıcı5.1k
Konu534.8k
İletiPowered by NodeBB | Copyright © 2026 Yesilkart Forum