Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri
-
O kadaaaar uzun zamandır beklettiğim bir konu ki bu. Deniz’in okulu ve vazonun kırılıp tekrar yapışmasından sonra bir türlü elimin gitmediği konular listesinde yer alıyor. Çok çetrefilli. Çok bakış açılı. Ve çok herkese-göre-değişir cinsten.
En nihayetinde, dün gelen bir maille “Artık yeter, yaz kızım kereviz” dedim, ve işte yazıyorum.
Aşağıdakiler tamamen kendi düşüncelerim, kendi tecrübelerim. Eksiği, gediği, bir başkasına göre doğrusu, yanlışı vardır. Ekleme yapmak isteyenlerin yorum kısmı emirlerine amadedir.
Amerika’dan Türkiye’ye dönüş yapılır mı?
Bilmem. Biz yaptık, oldu.
İlk taşındığımızda çok alıyorduk bu soruyu: Hangi akla hizmet Türkiye’ye döndünüz? Millet oraya gitmeye çalışıyor, ne demeye geldiniz?
Size ne? demek istiyor insan. O kadar da gözünde büyütme Amerika’yı be kardeşim demek istiyor. Bir hikmet var ki döndük demek istiyor. İlk başta.
En önce buldumcuk oluyor insan. Canım memleketim! Ne kadar da özlemişim. Hele bir de ailenle aynı şehirdeysen! Çocuğun var, anneanne-babaanne pır dönüyor etrafında. Sen, Amerika’dan Türkiye’ye geldiğin tatillerdeki gibi yaşıyorsun ilk başta. Hiç bitmeyen bir tatil.
Ama ondan sonra “Reverse culture shock” dedikleri ters kültür şoku devreye giriyor. Ve kendini buraya ait hissetmemeye başlıyor insan. Oraya da ait hissetmiyor. İki arada, bir derede. Keşke gitmeseydim diyorsun. Gidip, oraları görmeseydim. Aklım kalmasaydı.
Sanırım yaklaşık iki, üç sene sürdü bu ters kültür şoku. Şimdi artık buraya ait hissediyorum kendimi. Alıştım. Ha, sinirlendiğim şeyler yok mu? Elbette var! Bu blogun ortaya çıkış sebeplerinden biri de Türkiye’nin bu kargacık burgacıklığı zaten.
Bu kadar edebiyattan sonra gelelim işin teknik kısmına.
Dünkü mailde sormuş San Francisco’dan yazan 4,5 aylık anne adayı:
sizce neler goturelim kizimiz ve kendimiz icin, TR de bulamayacagmiz ya da fahis fiyat olabilecek olan seyler nelerdir? siz gidince ne kadar zamanda ev duzebildiniz? TR de neleri nerden aldiniz, ne kadarlik bir birikim gerekir tahminen? Hangi markalarda neleri tavsiye edersiniz, gerci burada da hala dogru duzgun bir supurgeye denk gelemedim ama, bu konularda da tavsiyelerinize acigim musait vaktinizde.
Şimdi şekerim, getirebildiğin her şeyi getir. HER ŞEYİ. Bizim yaptığımız hatayı yapma. Biz, aman televizyonun bilmemnesi uymaz, getirme. Yok saç kurutma makinesinin ayarı uymaz, bırak diye diye bayağı bir şeyi bıraktık. Ha, burada taşınacağımız ev, oradaki evimizin üçte biri büyüklüğündeydi, o ayrı. Ancak sonradan daha genişçe bir eve çıktık. Şimdiki aklım olsa o eşyaların hepsini getirir, eve sığmayanları ya eşe dosta dağıtır ya da bir depoya koyardım. Burada sıfırdan bir şeyleri almak çok daha pahalı çünkü.
Taşınma kararı verdiğimizde yaklaşık altı aylık hamileydim. Dolayısıyla bebek alışverişimizin hepsini oradan yaptık. Yatak odası, puset, kitap, kılık kıyafet… Her şeyi oradan aldık. Türkiye’de (özellikle de İstanbul’da) bu tür şeylerin daha pahalı olduğu düşüncesinden hareketle aklımıza gelen her şeyi toparladık. Eşyaları konteynerle getireceğimiz için yer sıkıntımız da yoktu.
Artık Türkiye’de her şey bulunuyor. Benim burada henüz görmediğim çok az şey var. Ama her şey çok pahalı. Oraya göre AŞIRI pahalı. Dört sene oldu döneli, hala buradan alışveriş yapmaya alışamadım. Hala “Ben bunu orada yarı fiyatına alırım yahu!” diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Dolayısıyla yer sıkıntınız yoksa her şeyi oradan alın. Özellikle de bebeğinizin ihtiyacı olacak her şeyi.
Konteyner işine gelince… Bir 20 m³ bir de 40 m³’lük konteynerler var. Biz üç katlı evimizin eşyasının çoğunu 20 m³ olan konteynere rahatlıkla sığdırdık, hatta yerimiz de arttı. Dolayısıyla dönmeyi düşünenler iyice tartsın yer olayını, 40 m³ bayağı ciddi bir alan.
“Elektronik eşya getirmeyin” hurafesine tekrar değinmek istiyorum. Getirin kardeşim, getirin. Modern çağda her şeyin bir çaresi var. Bak, millet iPhone’ları alıp, çatır çatır kırdırıp kullanıyor. Adaptör denilen bir aygıt var. Takıyorsun alete, sokuyorsun prize… Ta-taaa! Mis gibi çalışıyor her şey. O yüzden, epilady’ni de getir, süt pompanı da. Abajurunu da, saç kurutma makinesini de.
Burada kullanmayacağınızı düşündüğünüz, ya da yer sıkıntısı yaratacak şeyleri de getirin. Neyin, kimin işine yarayacağını bilemiyorsunuz. Eşe dosta öyle çok şey dağıttık ve bir o kadar da dağıtabilirdik ki… Bir sürü kuzenim ev kurdu, neler verirdik onlara.
Ne kadar sürede ev düzdünüz? sorusuna gelince… Biz gelmeden babam eşyalı bir ev tutmuştu bizim için. İlk iki ay orada yaşayıp, bir yandan da ev aramaktı niyetimiz. Ancak evdeki hesap gümrüğe uymadı. Eşyalar beklediğimizden çok daha çabuk sürede geldi. (Halbuki bize hep tam tersini söylemişlerdi.) Eşyalar gelince, boşuna gümrükte bekletip hem para ödemek zorunda kalmayalım, hem de mundar olmasınlar diyerekten apar topar bir ev tuttuk. Ancak eşyalı evin de kirasını ödemiş bulunmuştuk. Böylece bir ay boyunca iki kira verdik, ama nereden bilebilirdik böyle olacağını?
Türkiye’de ev düzerken yaşadığımız en büyük sorun evlerdeki dolap eksiği. Amerika’da her evin her odasında bir gömme dolap olur. Bazı odalarda ayrı bir oda şeklindedir bu. Dolayısıyla gardrop, yok ray dolap denen kavramlar pek yoktur orada. Ve dolayısıyla öyle evden eve taşınırken dolap sök, tak, yok kira evinde dolap yok, ev sahibine yaptırmaya çalış gibi dertlerle uğraşmazsın.
Ama Türkiye bu konuda bir felaket! Yeni yapılan evlerde, bir iki odaya, o da belki koyuyorlar bir dolap. Geri kalan ıvız zıvırlarını saklamak sana kalıyor. Dört sene oldu Türkiye’ye döneli, hala tam yerleşemedik bu dolapsızlıktan ötürü!
Nerelerden neleri aldınız, ne kadar birikim gerekir? sorusu… Bu, hangi şehirden taşındığına göre değişir. Çünkü kardeşim, eğer New York’tan taşınmıyorsan, ve de Amerika’da da belirli bir standardın üzerinde yaşamıyorsan, Türkiye’ye, özellikle de İstanbul’a döndüğünde standardın düşüyor. Orada kullandığın arabanın tıpkısının aynısını iki katı fiyatına alıyorsun mesela. Oranın küçük SUV tipi arabası, buranın “lüks cip” sınıfına giriyor. O kadar ki, bir restorana gittiğinde görevliler “Ahanda, zengin birisi geldi, kapısını açalım da bize bahşiş versin” diye davrandıklarında neye uğradığını şaşırıyorsun.
Benzin konusu ise başlı başına Amerika’ya geri dönme sebebi. Oradakinin dört katı (rakamla 4, yazıyla dört, DÖÖÖRT katı) para ödüyorsun benzine. Hal böyle olunca ulaşım ciddi bir sorun haline geliyor. Oradayken düşünmediğin kalemler burada ciddi bir masraf olarak çıkıyor karşına.
Ciddi masraf demişken, aklıma gelen bir başka şey de içme suyu. Amerika’da, en azından bizim yaşadığımız birçok şehirde şehir suyu (bildiğin musluk suyu) güvenle içilirdi. Sıkıysa İstanbul’da musluktan akan suyu içmeye kalk. Dolayısıyla yeni bir kavram giriyor hayatına: Damacana suyu. Yepyeni bir operasyon bu da: Marka seç, bayii bul, damacana al, bitince sipariş ver. Masrafı da cabası.
Beyaz eşya ayrı bir konu. Amerika’daki evlerin hemen hepsinde buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi, kurutma makinesi var. Evle birlikte alıp (ya da kiralayıp), evle birlikte satıyorsun bunları. Türkiye’de böyle değil, her şeyi kendin alman lazım. Bu da ayrı bir operasyon. Hangi marka beyaz eşya? Taksitle mi, peşin mi? Yanında elektrik süpürgesi hediye mi? Falan filan…
Ne kadar birikim gerekir? Çok gerekir, çok. Türkiye’deki ev fiyatlarından haberiniz var mı? Bizim oradaki bahçeli, üç katlı, cici bici evimizin parasıyla burada üç oda bir salon bir ara kat belki alınır. O yüzden ev alacağız falan diye düşünüyorsanız bayağı bir birikim gerekir.
Bunların dışında, okul konusu ayrı bir sorun. Amerika’da, yaşadığınız eyalete göre değişmekle birlikte devlet okul-özel okul ayrımı buradaki kadar derin değil. Özel okullara hakikaten çok varlıklı kesim gidiyor genellikle. Bizim, Miami’ye taşınmadan önce yaşadığımız Baltimore (daha doğrusu Columbia) şehrindeki okullar, ülke genelindeki sıralamada ilk dörde giriyordu bir zamanlar. Dolayısıyla orada yaşasaydık hala, özel okul mu, devlet okulu mu diye bir ikilemimiz olmayacaktı.
Yukarıda dönerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Dönmeli mi, dönmemeli mi? Yeni Türkü’nün deyişiyle dönmek artık mümkün mü sorusu kişiye, ne kadar zamandır yurtdışında olduğuna, hangi şehre, ne şartlarla döneceğine göre değişir.
Elbette Amerika’da yaşam standardı daha yüksek. Düzen öyle kurulmuş. Altyapı sorunu denen bir şey yok. Hayat düzenli. Toplu taşıma araçları bile klimalı. Ter kokusu denilen bir şey yok.
Türkiye’de hayat karmakarışık. Çoğu zaman kelle koltukta. Hayat, hele de İstanbul’da çok pahalı. Ter kokusu yüzünden toplu taşıma araçlarına binmek işkence oluyor bazen.
Doğru karar verip vermediğini dönmeden bilemiyor insan.
Gerçi döndükten sonra da bilemiyor ya, neyse…ALINTIDIR.
Arkadaslar merhaba uzun zaman oldu yazmak istedim inanın fırsat bulamadım.2015 talihlisi olarak ilk mülakata gırenlerdeniz ve sanırım ABD ye de ilk giriş yapanız. . 35 gun oldu biz ABD ye geleli. Ilk olarak sunu söylemeliyim burada SSN olmadan bir hiçiz. Bu çok söylendi ve yazıldı ama inanın durum bu neyse SSN elimize giriş yaptıktan 1 hafta sonra geldi. Ama SSN nin gelmesi ev tutmamıza da yetmedi iş soruyorlar ve kredi geçmişi istiyorlar.biz yeni geldigimizi ve bi yerden başlamadan kredi yapamayacağımızı anlatsak da anlamıyorlar ve güvenmiyorlar. 3 aylık peşin kira deposit verme teklifimizi söylemiyorum bile duşunun. Neyse esim ve cocuğumuzda sağolsun bir turk arkadasımız yardımcı oldu onların 2 odasını kıraladık 1 aylığına. Bu arada SSN ve 20.gunde green card elimize ulaştı.ev aramaya başladık tabi.ev için başvuru yaptık iş olmadıgı için sorun çıkarıyorlar ama yıne 3 aylık kıra deposıt teklifimizi verdik bakalım cvp bekliyoruz.ve apartman ile de görüştük onlar bu konuda daha esnekler banka da hesabın var mı ve tabiki paran var mı diye kağıt istiyorlar işin yoksa.varsa yıne bir miktar peşinat ile kiralıyorlar. Bakalım bize hangisi kısmet olacak. Tabi ev haricinde buradaki en buyuk sıkıntı araba.turk arkadasın arabasını da kiralamıstık ama bugun ıtıbarı ile arabamızı aldık.biz bayi den garantisi olan bir araba tercih ettik açıkcası. Burada garantı cok önemliymiş.burada araba alırken pazarlık sıstemı cok ilginç.gidiyorsunuz delaler size arabanın fiyatının ve bilgilerinin oldugu bir kağıtlara geliyor başlıyorsunuz pazarlığa.ayrıca biz burada öğrendik kellybluebook.com diye bir site var bulduğunuz arabanın bilgilerini girip en iyi alabileceğiniz fiyatı bulabiliyorsunuz ve sizi kandırmaları biraz zor oluyor.neyse dönelim pazarlığa kağıda düşündüğünüz fıyatın altında bi fiyat yazın ve pazarlık başladın.daeler patrona sorayım diyor ve patron size yeni bi fiyat veriyor siz yazıyorsunuz o yazıyor ve bi yerde bitiyor bu arada saat nasıl geçiyor anlamıyorsunuz ama bunu yapmazsanız çok fena fiyat arttırıyorlar.vergiyi iyice hesapların onlara güvenmeyin fiyata ne koymuşlar onlarıda inceleyin.sonuç itibarı ile size yardımcı olacak bir tecrübeli arkadasınız varsa ne mutlu. Biz o kadar şanslı değildik eşimle birlikte aldık ama sonuç olarak sanırım başardık.gelelim diğer konulara ingilizce kursuna yarın başlayacağız ücretsiz olarak community College de.kütüphanelerinde araştırın bunlar ücretsiz oldugu için talep fazla o yuzden hemen kayıt yaptırın arkadaslar.cocukların okul konusuna gelirsek bizim ufaklık 2.sınıfa basladı bu 3.haftası oluyor bizden cabuk alıştı inanın 2.gunde çocuklarla ingilizce konusmaya basladı .tabi biz cok sevindik. Okula kayıt olurken istedikleri en önemli şey ası kartı lutfen onu unutmayınnnnn...... Daha sonra pasaport ve verdikleri formları doldurduktan sonra olay bitiyor.okulları konusunda turkıye deyken ne okuduysak ne duyduysak doğru burada cocuklara verilen degeri görünce hem mutlu olduk hem ülkemiz adına uzuldum açıkçası.tabi bu arada okul puanlarını iyice araştırın ona göre evlere bakın iyi bir okul için.bizim çocugun gittiği okul 10 puan....yasama gelirsek açıkcası bizim hoşumuza gitti kuralların işlediği ve herkesin uyduğu bir yer.biz cabuk alıştık umarım hep boyle gider.herkesin yazdığı gibi çalışmayı seviyorsan burada yaşayabilirsin yoksa yapamazsın zaten.burada 70-80 yasında insanların hala çalıştığına sahıt oldum çalışmak istediği sürece işten atılmaları söz konusu değilmiş sasırdım seviyorlar çalışmayı..... Su anda aklıma gelenler bunlar arkadaslar sorularınız olursa cevap verebildiklerimi yanıtlamaya çalışırım.umarım vizesini alanlar ve mülakatı sabırsızlıkla bekleyen tüm arkadaslarım istediklerinize yeni yaşamlarınıza bir an önce kavuşursunuz..herkese basarılar diliyorum.görüşmek dileğiyle....
Amerika'da gecerli 2 lisan vardir, Ingilizce ve Ispanyolca. Eger Ispanyolca'niz iyiyse Hispanic'lerle iyi anlasirsiniz. Turkleri severler.
Bu konunun bana ait ilk mesajini gorunce duygulandim. Yaklasik 7 sene once yazmisim. Ilginc. ABD'de 5 yil kaldiktan sonra ABD vatandasi oldum. Ayrica 2 sene de orduda gorev aldim. Honduras, Turkiye (Malatya radar ussu'nde tercuman olarak) ve Filipinler'de bulundum. Ordudan ayrilip tazminatimi aldiktan sonra Venezuella'ya yerlestim. Su anda Venezuella'da yasiyorum esim de burali. Venezuella'nin genelinde 80-100 kadar Turk var. 2 senelik bir kontratim daha var, ardindan tekrar ABD'ye donecegim. Simdilik durum bu arkadaslar...
7 yil sonra yapilan durum guncellemesimihir palas rumuzlu kişinin tecrübeleri
Temmuz 2012
ALINTIDIR. -
Herkese selam,Dv-2004 greencard talihlisiyim gecen yaz basinda 3 ayligina gittim amerikaya ama is yok,is ortami cok zor.Unv. mezunu olmama ragmen copculuk,bekcilik ve metro istasyonunda jeton satarak calistim.Tabi sonunda dayanamayarak Turkiye'ye dondum.Amerikaya gitmek isteyenlere tavsiyem,sadece 1 konuda isin uzmani olun.O isi en iyi siz yapin.O zaman orada is bulursunuz,ama bizim klasik turk mantigiyla ne is olsa yaparim seklindeki yaklasimlarla ac kalirsiniz oralarda.
Yasadigim bir cok olay oldu Amerika'da,bu yaz yine gidecegim,bu sefer kalici olmayi amacliyorum.
Amerika'da aralikli olarak kaldim su ana kadar ama toplarsak 6 ay kadar bulunmusumdur orada.Su anda da Turkiye'de Amerika'da cok gecerli bir dil olan ispanyolca kursuna yazildim ve ipanyolca dersleri aliyorum.bir yanda da part time muhendislik isleri yapiyorum dogalgaz firmalarina.Sizlere yardimci olmasi icin orada neler yaptigimdan biraz bahsedeyim.
Amerika’nın Texas eyaleti Killeen şehrine “greencard gocmeni” olarak geldiğimde başıma geleceklerden haberim yoktu. Bir yere turist olarak belli bir süre için gelmekle, orada yaşamını kurmaya çalışmak çok farklı. Çünkü turist olarak geldiğinizde, geri döneceğinizi bildiğiniz için zaman içinde sizi rahatsız edebilecek noktaları görmüyorsunuz, ayrıca gündelik yaşamın rutinleri de sizi sıkmadığından sadece anınızı yaşıyorsunuz; günlük yaşam ve gerçekler ise çok daha farklı.
Girişimden olumsuz bir yazı yazacağımı düşünmenizi istemem, zira her yerin kendine özgü artıları ve eksileri var. Elma ile armutu da karşılaştırmak doğru olmaz diye düşünüyorum. Ankara’da doğmuş büyümüş ve üniversiteden sonra İstanbul’a yerleşip 11 yılını orada geçirmiş bir “city girl”ün Texas’a taşınmasıyla “cowgirl”e dönüşme sürecini ve nihayetinde sekiz aydır Texas’ta küçük bir şehirde yaşayan biri olarak gözlediklerini ve izlenimlerini sizlerle paylaşmak istedim. Tabii ki yazacaklarım sadece kişisel gözlemlerime dayalı olup, tüm Amerika’yı kapsa(ya)maz. Zaten benim ışıklı-büyüleyici, şık ve genelde ince yapılı insanların gezindiği Los Angeles sokaklarından sonra “bigger is better” anlayışından hareketle böceklerinden, kamyonlarına, hatta insanına herşeyin ortalama 2 kat büy]uk olduğu Texas arasında gözlediklerim bile epeyce farklı.
Çevremde öncelikle ilk dikkatimi ceken, 7 tepeli, sokakları labirent ve canlı bir organizmaymışçasına sürekli (fakat maalesef plansız) büyüyen İstanbul’umdan sonra yerleşim alanları ile merkezi iş alanlarının birbirinden ayrı planlandığı, cadde ve sokakların kareli metod defterinde çizilmişçesine birbirine dik ve paralel sistemde bloklardan oluşan bir yapılaşmanın varlığı oldu. Kendiliğinden ve zaman içinde değil, önceden çizilmiş-planlanmış olduğu belli, içinde yaşaması kolay ama süprizi ve tadı olmayan mekanik bir yapılaşma… Tarifler doğu-batı gibi yönlere ya da 2 blok sonra sağa, 1 blok sonra sola şeklinde bloklara dayalı yapılıyordu. Benim yaşadığım bölge, coğrafi açıdan çok düz olduğu ve en yüksek bina 7 katlı olduğu için de başlangıçta etraf gözüme çok düz ve yavan göründü. Nerede Beşiktaş’ın Boğaz’a, Balat’ın Haliç’e nefis vistalar veren gizemli dar sokakları, dik yokuşları… Ayrıca betonarme apartmanlar yerine, bahçeli ahşap evleri de gözüm başta yadırgadı.
İkinci farklılık, sokakların oldukça boş ve temiz olmasıydı. “Nerede bu insanlar, sokaklarda oynayan çocuklar yok mu?” diye aklımdan geçirdiğimi anımsıyorum. Tabii herşey gibi insanların hayatları da o kadar sistemli ve programlı ki, çocukların okulları yoksa bale kursları ya da beyzbol antremanları oluyor. Çalışmayan annelerin en birincil vazifesi, aile tipi bir arabayla çocukları programlarına getirip götürmek. Çünkü burada toplu taşımacılık yok denecek kadar az, bir de sokaklarda çöpün arkasından fırlayarak ödünüzü koparan ve adrenalinizi yükselten kedi-köpekler yok (yerine bol bol sincap görebilirsiniz ya da arabanızın önüne bir geyik fırlayabilir). Yollarda gördüğüm “geyik” tabelaları beni başta epey güldürmüştü. Burada korna sesi duymak neredeyse imkansız, insanlar trafikte inanılmaz sabırlı ve bizdeki uygulamanın tersi, yayalara öncelik tanınıyor.
Amerika güzel, gerçekten heyecan verici. Herşey sistemli çalışıyor, ama bence eksik olan birşeyler var. İnsanlar birbirlerini tanımıyorlar, zaten buna istek ya da zamanları da yok. Burada iletişim cok sahici değil ve insanlar içten değiller sanki. Korkunç bir izole edilmişlik, üst düzeyde bireyselleşme, konu-komşuluk yok, herkes "kendi" hayatını yaşayıp, "kendi" hedeflerinin peşinden koşuyor, o yüzden de zamanlar kısıtlı, yemekler fast food, arkadaşlıklar yüzeysel, konuşmalar "chat", uykular "nap". Herşey hızlı ve "light" yani, derinlik ve gereksiz ayrıntı yok.
Amerikalılar, objektif olmak gerekirse, herkesin hakkına-özgürlüğüne çok saygılı ve sözlerine sadık, dakik insanlar. Ayrıca güleryüzlüler. İlk geldiğimde en yadırgadığım, hatta hala zaman zaman tuhafıma giden şey, sokakta ya da markette yürürken, tanımadığım insanların “merhaba” demesi, hal hatır sorması, hapşırdıklarında ya da yanınızdan geçerken hafifçe dokunduklarında bile özür dilemeleri oldu. “Tanışıyor muyuz” dememek için kendimi zor tutuyordum ama zamanla gördüm ki, toplumsal bir alışkanlık bu; yani adetten soruluyor. Yoksa gerçekte “who cares?”… Yine de hoşuma gitmediğini söyleyemem. İletişimle ilgili bir not da, kişilerin mahremiyet alanlarına saygılı olmanız gerektiği, yani kuyrukta beklerken (kuyruk ihlali sözkonusu bile olmaz) insanlara fazla yaklaştığınızda rahatsız oluyorlar ve bunu beden dilleriyle belirtiyorlar. O yüzden Türkiye’deki yaklaşma mesafesinin en az 2 katını baz almanızı öneririm. Arkadaşlarla da ya tokalaşılıyor ya da sadece yanaktan 1 kere öpüşülüp bir kucaklaşılıyor, bizdeki gibi 2 yanaktan değil yani : ) Ayrıca “gesture” denen vücut hareketlerinize dikkat etmek gerekiyor, her kültürün kendine özgü bir iletişimi oluyor ne de olsa. Ancak genellemek gerekirse, iletişimde bizim kadar el-kol hareketi yapmadıklarını ve birbirlerine fazla dokunmadıklarını gözlediğimi söyleyebilirim.
Temizlik anlayışları bizdekinin tersi gibi. Herkes bahçesine bakmakla ve kapısının önünü temiz tutmakla yükümlü (bizim şehirde çimler 2 foot’u geçmeden kesilmezse gelip ceza kesiyorlar), haftanın belli günü herkes çöp bidonunu yola çekiyor, çöpler düzenli toplanıyor (herkesin belli çöp limiti var, fazla çöpe para alıyorlar). Burada, bizdekinin tersi, sokaklar çok temiz, evlerde ise ayakkabı ile dolaşılıyor (belki de sokakların temizliğinden), klozetlerde taharet musluğu yok ve genelde her ailede kedi ya da köpek var. Herhalde sokaklarda göremediğimiz kedi-köpek ırkı ev içine alınmış, ailenin bir ferdi gibi kabul ediliyorlar, mezarlıkları bile var.
Değindiğim gibi toplu taşımacılık gelişmemiş (New York, Los Angelas, San Francisco, Chicago gibi büyük şehirleri kasdetmiyorum) ama 1,5 saat uzaklıkta yaşadığım ve büyük şehir addedilen Texas eyaletinin başkenti Austin’de bile gelişmiş bir otobüs sistemi ve metro yok. O yüzden burada araba, ayakkabınız gibi. Bir evde kaç nüfus varsa, o kadar da araba olmak durumunda. Türkiye’de arabasız ve ehliyetsiz yaşamak mümkün olduğu halde, burada insanların ehliyetsiz olmalarına tuhaf bakılıyor. Sadece turistler ve genelde yabancı öğrencilerin arabaları yok, diyebiliriz. Arabalar da Türkiye’deki gibi ulaşılması zor nesneler değil, ikinci el bir arabayı makul fiyatlara alabiliyorsunuz (zaten 1. el araba da pek tercih edilmiyor, ayrıca pazarlıksız araba alana “yeni gelen” ya da “saf” gözüyle bakılıyor). Bu konuda son bir not da, kaldırımlarda arabalar yok ve “değnekçilik” sistemi (!) burada yok.
Sosyal hayata gelince… Büyük metropolitanlar dışında yapılacaklar çok çeşitli değil. "Outdoor" aktiviteleri seviyorsanız şanslısınız. Texas’ın % 80’i sular üzerine kurulu olduğundan (tabii bunun nefes almanıza etkisi başka bir yazı konusu) çok büyük ve güzel gölleri var. Dalma, balıkçılık ya da kamp yapabilirsiniz. Arkadaşlarla göl kenarı barbekü ya da evde mangal partileri çok yaygın. Ama kültürel aktiviteler derseniz, Austin’de seçenekler maalesef İstanbul’daki kadar çeşitli değil. Çok fazla müze yok ama Austin Tarih Müzesi ziyarete değer, insan “yüzlerce yıllık tarihimize rağmen biz niye bunları yapamıyoruz?” diye düşünmeden edemiyor. Burada sinemaya gidebilirsiniz, Texas Üniversitesi’nde bir oyun izleyebilirsiniz ya da (tüm USA için geçerli) BlockBuster’dan bir film kiralar evde izlersiniz. Sinemalarda enteresan birşey, koltuk numarası yok, mola / film arası da yok. Biletini alıp kafana göre oturuyorsun. İlk sinemaya gittiğimde 3 saat kalkmadan oturmak zorunda kaldım ve epey zorlandım. Alaska-Frigo da yok tabii… Allahtan koltuklar rahat ve kocaman (Texas standartlarında) ve de patlamış mısırlar çok lezzetli. Üstüne peynir tozu dökebilirsiniz. Zaten marketlerde de herşeyin tozu-tuzu var (soğan tuzu vs.). Sinemadan sonra markete alışverişe gittik, gece 1’de alışveriş yapmak çok ilginç geldi, en azından kalabalık yoktu (hoş, ben kalabalıklara hasretim ya . Burada büyük marketler 24 saat açık. Çünkü talep var. İnsanlar farklı vardiyalarda çalışabiliyorlar, dolayısıyla birinin gecesi öbürünün gündüzü olabiliyor. Marketlerde envayi çeşit ürünü bulmak mümkün ama çekirdekli tuzlu zeytin ya da Türk kahvesi için büyük şehirlerdeki etnik marketlere gitmek ya da interneti kullanmak gerekiyor. (Yine de tiryakilerinin çaydanlık ve cezvelerini yanlarında getirmeleri şiddetle tavsiye olunur.) Meyve ve sebzeler genelde yıkanmış oluyor ve organik (hormonsuz) olanları pahalı. Bizdekinin tersi, dönmuş ürünler burada daha ucuz, tazeler pahalı. Meyve-sebze konusunda ülkemizin değerini daha bir anladım. Taze meyveler “Flea Market” denen “Bit Pazarları”nda daha uygun bulunabiliyor. Tüketici hakları çok gelişmiş, beğenmediğiniz malı belli süre içinde (bazen hiçbir neden göstermeksizin) iade edebiliyorsunuz, müsteri daima haklı.
Konserlere gelince… San Antonio’da gittiğim Justin Timberlake-Christina Aguilera konseri tek deneyimim ama şunu söyleyebilirim “şov” dünyası nelere müktedir anladım. 30.000’den fazla kişi en ufak itişme-kakışma olmadan yerlerimize yerleştik ve 3,5 saat gerçek dünyadan kopmuşuz. Biz sahada olduğumuz için ayaktaydık ama herkes numaralı yerinde durmak zorunda idi. Bizden 2 sıra arkaya düşmüş arkadaşımız yanımıza gelmek istediğinde görevliler gelerek uyardı ve arkadaşımız yerine yollandı. Omuzlara çıkmak yasak (düşüp de yaralanırsanız dava açabilirsiniz çünkü). Yani teknoloji ve atmosfer çok güzel ama herşey kurallara bağlanmış. Coşkunuzu yaşayamıyorsunuz ya da kurallar çerçevesinde yaşıyorsunuz. Öte yandan o kalabalıkta ezilen, yaralanan da olmuyor. İhtimal dahilinde ilk yardım odası ve ambulans hazır, bekliyor.
Restoranlara gelince… Bizde suya para veririz ya, burada su genelde ücretsiz. Birşey içmek istediğinizde belirtmezseniz “buzlu” geliyor. İçeceklere genelde bir kere para ödeyip sonra doldurup doldurup tekrar içebiliyorsunuz. “All you can drink” deniyor. Porsiyonlar çok büyük ve maalesef zamanla mideniz genişlediğinde size de normal gelmeye başlıyor. Bizdeki gibi herşeyi ekmekle yemek alışkanlığı yok. Burada insan emeğinin sözkonusu olduğu her yerde (sadece restoranlarda değil, garip gelecek ama taksilerde bile) tutarın yaklaşık %15’i kadar bahşiş vermeniz gerekiyor. Yemeğin artanını da “dog bag” deyip (köpeğime paket yaptırıyorum gibilerinden) paketletme ve eve götürme şansınız var. “All you can eat” açık büfelerde ise istediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz. Söylemeye gerek yok, fast food’un ana vatanındayız. Ucuz ve her yerde oluşları ile zaman sorunu yaşayanların (=tipik Amerikan) kurtarıcısı olsa da, fast food yemek sağlıksız bir seçim ve burada zincir restoranlar Türkiye’deki kadar temiz değil demek haksızlık olmaz. Bir farklılık da, sokaklarda gezen dondurma arabaları var (bizdeki gibi yayan gezmiyorlar), müziğini uzaktan duyan kapısının önüne çıkıyor.
Toplumsal hayatta ilgimi çeken 1-2 nokta ise… aslında sokakların burada çok da güvenli olmadığı, “homeless” denen bir grubun varlığıydı. Bizde de "Sokak Cocukları" vs. var ama burada kimileri bunu kendi tercihiyle yaşam biçimi olarak seçmiş, kimileri de gerçekten evsiz. Aile bağları Türkiye’deki kadar sıkı değil (ben fazla evsizimizin olmamasını buna bağlıyorum) ve herkesin belli yaştan sonra “kendi” hayatı var. Çocuklara erken yaşta kendi işlerini yapmaları öğretiliyor ve aile içi işlerde de katkıları bekleniyor, bizdeki “dokunmayalım ders çalışsın” anlayışı yok. Genelde 18’inden sonra kolej, iş ya da orduya katılarak yaşantılarını çiziyor ve aileleriyle ancak "Christmas" gibi özel günlerde bir araya geliyorlar. Ebeveynler de çok yaşlanınca çocuklarının evine torun bakmaya değil de, “nursing house”lara gidiyorlar. Herkes maddi-manevi sıkıntısından kendisi sorumlu, ben bu anlamda Türkiye’nin çok daha iyi durumda olduğunu ve bu değerlerimizi yitirmemeye çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Texas’ta olduğum için söylemiyorum, gerçekten genelde belli saatten sonra sokakta çok rahat dolaşamıyorsunuz, tehlikeli olabiliyor.
Gündelik hayatta bana ilginç gelen kavramlar ise ilki, "laundrymat"lar, yani çamaşırhaneler. Türkiye’de hemen herkesin evinde beyaz eşyası vardır ama burada öyle değil, çamaşırlarınızı götürüp yıkayabileceğiniz ortak çamaşırhaneler var. İkincisi, GYM’ler çok yaygın. Sağlıklı yaşam trendinin çıkışa geçmesiyle ‘gym’e gitme neredeyse herkesin gündelik olarak yaptığı bir aktivite olmuş. Yerel yönetimin sağladığı ücretsiz tenis kortları vs. de var. Üçüncü olarak, kütüphaneler ücretsiz. Sadece Sosyal Güvenlik Numarası ve adresinizi vererek üye olup bir seferde 3 haftalığına, 20 taneye kadar kitap, kaset, CD, DVD ya da video kaset alabiliyorsunuz. Burada rastlamadım ama kütüphanelerin, büyük şehirlerde evsizlerin rağbet ettiği mekanlar olduğunu duydum. Kütüphanelerde internet olanağı da var. İnternet demişken… Burada internet kullanımı hayatın içine o kadar işlemiş ki; bizdeki gibi sadece fatura ödeme ya da e-mailleşme amacıyla kullanılmıyor, hemen her hizmeti internet üzerinden alma / verme imkanınız var. Local chatroom’larda sanal arkadaşlar edinip sonra gidip şahsen tanışabiliyorsunuz. Uzaktan çalışma (tele-working), home office kavramları çok yaygın. İşinizi evden internet üzerinden yürütmek, kendi işinin sahibi olmak Amerikalılar'ın tercih ettiği çalışma biçimleri. Bunun yanısıra hemen her meslekte “licensed / registered” (lisansli / kayıtlı) olmanız gerekiyor. Masör ya da mimar, farketmiyor, mesleğinizde belli testlerden geçmiş ve yeterliliğinizi ispatlamış olmanız gerekiyor. Bu sınavlar da eyaletten eyalete farklılık gösteriyor. Yani burada herhangi bir hizmet aldığınızda yüklüce para ödemeniz gerekse bile (avukat da tutsanız, doktora ya da masöre de gitseniz) insanların işinin ehli olduğuna güvenebiliyorsunuz, biliyorsunuz ki bu kişiler defalarca test edilmiş. Aklıma gelen bir farklılık da, arabanızla yanaşabileceğiniz ATM’ler var (ilk bakışta benzin istasyonuna benziyor), bir de araba bankacılığı var (-ki o daha da ilginç, arabanızla yanaştığınız istasyonlarda para ve dokümanınızı silindirik bir tüpün içine koyup düğmeye basıyorsunuz, havalandırma kanalı gibi kanallar ile banka içine ulaşıyor, gerekli işlemi yaptıktan sonra aynı kanalla size geri yolluyorlar) ya da arabadan fast food ısmarlayabiliyorsunuz. Bir diğer farklılık da, benzin istasyonlarında kendi benzininizi kendiniz dolduruyorsunuz, Türkiye’deki lüksünüz burada yok. “Kendi işini kendin gör” mantığı. Bayan okuyucular için söyleyeyim, Türkiye’deki lükslerimizden biri olan ev temizliğine yardımcı hanım almak, burada çok pahalı, kuaförler ve güzellik hizmetleri de öyle, ShortCuts adlı zincir kuaförde bir kesim-fön $42 (bu fiyat alışveriş merkezi ici kuaförlerde daha da pahalı). Ev tipi ürünler çok gelişmiş ama işçilik pahalı olduğu için salona gitmek gerçek bir “lüks”.
Biraz uzunca bir yazi oldu ama yeterince detayli sanirim.Kisacasi Amerika’da yaşamak tam bir macera ve ciddi cesaret istiyor.Ben bu sene temelli olarak gidiyorum Amerika’ya ama Türkiye gibi bir ülkenin değerini herkes bilsin.Ve çaresi olmayanlar dışında sırf macera olsun diye düzeninizi bozmayın.mihir palas rumuzlu kişinin tecrübeleri
mart 2005
ALINTIDIR.Valla USA'de yasamak hic kolay degil,sinekten yag cikarmk gerekiyorsa onu da yapacaksin tabii ki.Ben buradaki listeden ozellikle lokantacilarin bazilarini tanirim,gitmistim cunku.Simdi Amerika'ya gelmek isteyenlere Amerika'da yasam ile ilgili biraz daha detayli bilgi vereyim.
Amerikaya ilk defa gelip yasayacaksaniz mutlaka homesick olacaksiniz. kendi yemeklerinizi ozleyecek, kendi insanlarinizi arar olacaksiniz sokaklarda. Bu tabiki gecici bisey. Birde surekli kendi ulkenizi ve sehirinizi ozleyeceksiniz iste bu gecici bisey degil malesef.
Burda amerikali erkekler opusmez dogrudur. yalnizca el sikisir yada soyle hafif yana kayarak sariliyormus gibi yapilir ama omuz omuza degdirilir esasinda. Hatta burda bazi kadinlar, kadin kadina bile opusmuyorlar. Amerikaya geleceklere en onemli tavsiye ise cok acik ve durust olmalari. burda hayat durustluk uzerine kurulmus.
Karsinizdakinden asla beklentiniz olmasin Amerika da her koyun kendi basina ona gore. Dostluk arkadaslik kavrami cok farkli burda TR ye gore. beklentilerinizi yaninizda getirmeyiniz. Burda her milletten her cesit insan var dolayisi ile herkesinde cesit cesit huylari adetleri var bunlari hosgoru ile karsilamanizi tavsiye ederim. onu elestirip bunu elestirip hic bir yere varamazsiniz.
Insanlarla konusurkenimali yada ustu kapali seyler soyleyip insanlarin sizi anlamasini beklemeyin TR deki gibi, siz kendinizi acikca anlatmadikca yada ifade etmedikce onlar sizi anlayamayacaklardir. ( bu ornek benim basimdan gecti).
Bazi eyaletlerde araban olmazsa olmaz,mutlaka araba edinilmeli.
Burda kiyafet cok ucuz gozlerinize inanamiyacaksiniz, sayet alis verisi seviyor ve yeni seyler almak sizi eylendiriyorsa bence hic valiz getirmeyin agirlik yapmasin. Ayakkabilar 15-30 dolar arasi tshirtler falan 7-15 dolar arasi elbiseler falan filan.(tabi parasi olup harcayabilicekler icin)
Agiz tadimiz farkli oldugu icin yemekleri hic begenmeyeceksiniz basta, cok yagli yada sekerli gelecek tatlari, ama dogru marketleri bulup oralardan alis veris yaparsaniz kendi zevkinize uygun seyler bulacaksiniz.
Ilk basta kilo alinabilir ucuz yemeklere saldirmaktan ekonomi yapmaya calismaktan 1 dolara koca hamburgerler yemeklerden dolayi sonra normale doneceksiniz.
Bazi eyaletlerde sigara cok pahali onun icin internetten siparis edebilirsiniz.
Halk kutuphanelerinde internet var herkese acik ve bedava elini kolunu sallaya sallaya iceri girip eger internet meskulsa listeye adini yazip sira sana geldiginde sinirsizca internet kullanabilirsiniz. zaman sinirlamasi yok.
Ingilizce ogrenmek icin amerikaya gelecekseniz ingilizceyi universitelerden almaya calisin ve okul yurdunda kalin. unv. ingilizceyi daha iyi ogretiyorlar ve yurtta arkadas edinirsiniz.
Amerikada kacak yasamak cok zor kacaga dusmemenizi tavsiye ederim. SSN siz hayat nerdeyse imkansizlasti. Kacaklarin cogunun yok ve bu yuzden eskiden ehliyet alanlar simdi ehliyetlerini bile yeniletemiyor. SSN siz zaten ne ev kiralayabilirsin nede telefon alabilirsin kisacasi ssn cok onenli.
TR den kisa gecici olarak geliyorsaniz mutlaka seyahat sigortasi yaptirin dunyanin binbir turlu hali var. Burda saglik cok cok pahali. Simdi bir cok seyahat sirketi ugrasiyor bu sigorta isiyle.
Aamerikadan TR yi aramanin en ucuz yolu calling card lardir ve bunu mezun dan yada tulumba.com dan alabilirsiniz. nasil arama yapacaginizla ilgili butun ayrintilar e mail la size yollaniyor.
Sayet amerikada hastalanir ve acile giderseniz sizi paraniz yoksa bedava tedavi etmek zorundalar.
Amerikada hemen hemen herkes unv. mezunu yada master yapmis yada doctora yapmis. en azindan Austinda benim gozlemledigim oyle.
Amerikada her is istir para kazandirir. TR deki gibi siniflandirma yada bu assagilik is bu yukarilik is kavramlari yok. onlar bizim kompleksli millet olmamizdan kaynaklaniyor. garsonluk, kasiyerlik, tamircili,elektrikcilik bunlar burda iyi isler.
TR den gelirken elektrikli aletlerinizi bosuna getirmeyin bir sure sonra voltaj farkindan bozulacaktir. burda her turlu elektrikli aleti cok ucuza alirsiniz. utu 15 dolar, sac kurutma makinasi 10-15 dolar civarinda. hemde iyi seyelr oyle uyduruk falanda degil. begenmediginiz calismayan seyi herzaman iade etme yada degistirme sansiniz var. tuketici haklari super burda, bir mali iade ederken sebebini soylemenize bile gerek yok paranizi geri oduyorlar.
insanlar sokakta ve alis veris merkezlerinde goz goze geldiklerinde bir birine gulumsuyor ve nasilsiniz diye soruyor. yadirgamayin sakin cok normal. yada bir dukkana giriyorsunuz direk nasilsiniz nasil gidiyor diye soruyorlar.
Amerikada kimse kimsenin evine cat kapi gitmez zaten masafalerde cok uzak oldugu icin kimse bunu yapmaya cesaret edemez.
burda herkesin kendi ozel hayati vardir ve kimse kimseninkini elestirmez yada mudahale edemez.
21 yasin altindakilere ne sigara nede icki satilmaz. 21 yas alti bara ve discoya da giremez.
irkcilik cok buyuk suctur. sakin allahin pis yunanlisi demeyin bir yunanliya yada diger ulkeden birine, sahit gosterirse herif siz onu ona derken. bu lafinizdan dolayi hapse girersiniz. burda hapis cezalari cok agir ve isliyor.
polis sizi durdurdugu zaman mutlaka isbirligi yapin.
sakin uyusturucu bulundurmayin aracinizda yada bir baskasini aracini odunc aldiysaniz ve arkadasiniz da esrar piposu kullaniyor ve onuda arabada birakmis diyelim ve poliste sizi durdurdu aramada arkadasinizin arabasinda arkadasinizin piposunun buldu ama su anda arabayi siz kullaniyorsunuz. cezayi siz yersiniz, position of drug pipe tan.mihir palas rumuzlu kişinin tecrübeleri
mart 2005
ALINTIDIR. -
herkese selam
evet yazdıklarınızda sonuna kadar haklısınız.uzun zaman oldu ama artık hergun olmasa bile haftada bir iki kere yazmaya calışacağım.ben eylul ayında Long Islan da geldim.geldiğimde işim hzır olacaktı ama dakika 1 gol 1 ordan boyumun olcusunu aldım. neyseki cokta vefasız değildi beni karsıladı ve kalacak yer konusunda yardımcı oldu.inanın bana bu da cok onemliydi.bu dakikad sonra artık hic bilmediğim bir yerde iş bulmam lazımdı.ingilizce bildiğimi zannttiğimi dusunmeye baslamıstım cunku cok garip telaffuzları oldugundan dolayı onları anlamakta zorluk cekiyordum.neyseki onlar beni anlıyorlardı.birde kiminle yani hangi turkle karsılassam bana neden geldiğimi buraların cok kotu oldugunu soyluyordu. aksine yabancı yanı amerikalılarla konustugum zaman onlarda cok iyi bir karar verdiğimi soyluyorlardı.yani cok garip birsekilde turkler buraya baska turklerin gelmesini istemiyorlar.budurumda yabancıların yanında is bakmaya basladım ve bingo kendime pakistanlı bırının yanında iş buldum. artık rahatlamıstım.su an hala aynı işte calısıyorum.ailemi de ocak ayında getirdim.long island daha once baska arkadasların dediği gibi araba olmadan asla yasanmayacak biryer.burada eger calısırsanız tabi haftada en az 70 saat inanın bana herturlu gecinirsiniz.cocuklarım okula basladı zaten burda sistem dısarıdan gelen cok fazla insan oldugu icin ona gore ayarlanmıs.yani cocuklar okulda sıkıntı yasamıyorlar ESL egitim programıyla ingilizcede ogreniyorlar.eitimi cok eglenceli bir hale getirmişler.cocuklarım okula giderken gercekte zevk aldıkları biryere gittiklerini her halleriyle belli ediyorlar.burada ev kiraları biraz yuksek.bodrum katlarda evler var onlar biraz ucuz ama eger yerin dibinde yasyacaksan niye geldin buraya.1+1 evler bolgesine gore 1000-1500 usd civarında.2+1 ler de 1250-2000 usd arası.ben geldiğimde benzinin gallonu yaklasık 4 usd idi simdi ise 2.35 usd lere kadar gerilemiş durumda.saati 9 usd ile 11 usd arasında bir geliriniz olur ilk basta. bu tabiki tecrubelenip birde teknik konularda calısırsanız pozitif manada değişir.yani biraz sizin yeteneklerinize kalmış durumda.ssn kartınız gelmeden hiçbişey yapamıyorsunuz.ne bankada hesap acabiliyorsunuz.ne araba alabiliyorsuz.hatta eger sirketten kiralamak istiyorsanız ev bile kiralayamıyorsunuz. arkadaslar bana gore işin zor kısmı baslangıc. egerki buraya geldiğinizde size kalacak yer ayarlayacak biri varsa ve eger kaprisleriniz yoksa bir ay içinde duzeninizi kurabilirsiniz.ben su anda sanki yıllardır burada yasıyormus gibiyim.
şimdilik bunları yazıyorum.en kısa zamanda yasadıklarımı daha detaylandıracağım. gorusmek uzere.msbill'in paylaşımıdır.
Merhaba arkadaşlar sizlerden biraz ayrı kaldık ama yine buradayım.
son 1 ay inanılmaz yorucu geçti benim için. evdeki eşyalardan satabildiğim kadarını satmaya çalıştım, kalan eşyaların taşınabilir olanlarını ailelere dağıtıp, kalan eşyalarıda evde bırakıp ne yaparsanız yapın deyip yola çıktık.
4 mayısta uçağımız vardı uçak yarım saat rötarlı kalktı ve 17:00 gibi Los Angeles e indik. sırt çantalarımızı aldık ve visa kuyruğunun yolunu tuttuk. görevlilere elimdeki sarı zarfı gösterdim bizi başka bir yere gönderirler diye ama hiçte öyle olmadı yabancılar için olan visa kuyruğuna girdik. sıra bize geldikten sonra görevli sarı zarfları aldı, parmak izlerimizi aldı, resmimizi çekip bizi başka en baştaki gişeye götürdü, greencard işlemleri oradan yapılmaya devam ediyormuş. zarı zarfları buradaki görevli aldı ve beklemeye başladık bizimle beraber bekleyen bir rus bir de güney amerikalı bir aile vardı, yaklaşık 30 dakika bekledik, sonra bizi çağırdı görevli. bize bazı kağıtlar verdi, imzalayın diye birde ıstampaya parmağımızı bastırıp parmak izimizi eski usülle kağıtların üzerine bastırdı ve işleriniz bitti gidebilirsiniz dedi.m
oradan çıktık biryerde valizleri kontrol ediyorlardı ama bizimkileri kontrol etmediler, yeni göçmenmisiniz diye sordular evet dedik, bol şans dediler yolladılar.
havaalının dışına çıkınca forumdaki arkadaşların tavsiyelerini dinleyip rent a car için shuttle a bindik, biraz ileride zannediyordum, meğer havalimanının dışındaymış. yaklaşık 20 dakika sürdü gitmemiz, gittik araba kiraladık, tabi yine forumdaki arkadaşların tavsiyesi üzerine bak aracı kiraladığım tutar haricinde para vermem bilginiz olsun falan dedim, tamam dediler. kiraladığım araç chevrolette mini van 16 günlük için benden 860$ istediler, ben navigasyonlu araç isteyince bu araçta navigasyon yok, başka bir araç verelim dediler, fiyatı 1600$ dedim, çok pahalı siz bana harici bir navigasyon verin, ilk başta yok falan dediler ama sonunda bir tane buldular onada 190 $ para aldılar, araba fiyatından emin değilim ama navigasyonda kazıkladıklarının farkındayım ancak 14 saat yol kat ettikten sonra ve 24 saat içinde sadece 1 saat uyuyunca 3 üne 5 ine bakmadan navigasyonu aldım, zira gözümden uyku akıyor ve üstüne üstlük en az 1 saat araba kullanmam lazım, neyse tüm işleri halledip 20:30 da yola koyulduk kaybola kaybola akşam 10:30 da kalacağımız yere vardık. o gece yatağa yatınca bir oh çektim zira o halde araba kullanmak beni bayağı yordu. şimdilik geziyoruz telefon, ehliyet ev bulma işlerinide en kısa sürede halledip yeni hayatımızın bize neler getireceğini göreceğiz.
Buradan herkese sevgilerle.Herkese benden de merhabalar ,
Herkesin paylaştıkları ile bugünlere geldim . Ben de elimden geldiğince paylaşım yapmaya çalışıyorum . Umarım Long island -NY bölgesini tercih edecek arkadaşlara bir faydam dokunur .
NY ehliyeti olmadan araç alamıyorsunuz . Ehliyet derken Permit de yeterli yani Dmv testi geçmeniz gerekiyor .
Driver's Manual & Practice Tests | New York State DMV
Adresindeki sorulara çalışırsanız buradaki sorulardan 20 sinin 15 tanesi birebir aynı çıkıyor ( sadece şıklarının yerlerini değiştiriyorlar ). Zaten 70 ve üstü almanız gerekiyor . Testi geçerçeniz permitinizi alıyorsunuz . Bununla araç alabilirsiniz .
Araç alırken Brooklyn deki galerilerden uzak durun . İnternetteki cazip fiyatları ile sizi galerilerine çekiyorlar . Sonra aaa biz o araçı sattık ama şu var elimizde diyerek satışı zor araçları size vermeye çalışıyorlar . ( 2 tecrübe ile ve arkadaşların bir çok tecrübesi ile sabittir )
İlk etapta ev almaya kalkmayın . Kiralamada ise kredi skorunu inceliyorlar . Burada imdadımıza emlakçılık yapan bir Türk arkadaşımız yetişti ve yardımcı oldu . Sayesinde güzel bir firmadan 6 aylık kiralayabildik .6 aylık pek vermiyorlar evleri fakat biz çevreyi tanıyıp daha sonra belirlediğimiz yerden ev alma planlarımız olduğu için kısa dönem kiralamayı seçtik. ( Arkadaşımız izin verirse adını ve tel numarasını buradan paylaşacağım : Fakat önce sormam lazım )
Kiralama 1 yıl ya da 2 yıl üzerinden yapılıyor . 1 kira bedeli emlakçıya veriliyor ve veren taraf kiralayan . İlk ay kirasını ve 1 aya denk gelecek depozito veriliyor ilk etapta . Çıkışta depozito iade ediliyor . Hiç kimse private house kiralamayı önermiyor . Evde oluşabilecek teknik arızaların ev sahibinin keyfine kaldığını arzu ederse tamiratını yaptırdığını etmez ise sizin hiç bir şey yapamayacağınızı söylediler . Biz de bu yüzden apartment 2 oda tutttuk . Gas-ısınma-sıcak su kiraya dahil . Bu her yerde aynı olmayabiliyor . İyi sormak lazım .
Burada adresinize gelen green card ve SSN leriniz her kapıyı açıyor . Ben hangi aşamada bu kartları çıkardı isem karşımdaki '' OOOO Great '' diye karşıladı ve işlemlerimiz kolaylaştı .
Banka olarak CHASE i önerdiler . Ben de hesabı orada açtım . Benimle ilgilenen banka çalışanı 3-4 güne bir arıyor . '' Yardım edebileceğim bir konu var mı ? Bu benim görevim '' diye
Eşim Tr den banka havalesi yaptı . Garantiden . 10 dakika sonra para hesabıma geçti .
Araç kiralarken ve ev kiralarken ve araç satın alırken cash yani nakit para kabul etmiyorlar . Araç kiralarken kredi kartı (Yurt dışına açık ) . Ev kiralarken bankadan verilen çekle depoziti ödedim . Yarın , kiralamayı sonuçlandıracağız . Ödeme için ya money order ya da cashier check istiyorlar . Banka ile konuştum . Ödeme yapacağım firmanın bilgilerini istediler ve adını başlık olarak hazırlayacaklarını ve çekin üzerine ödeme yapılacak miktarı yazacaklarını söylediler ve yarın bankaya davet ettiler bu çeki vermek için.
Araba alırken tecrübelendiğim için çekin üzerine yazmam gereken firma bilgilerini istedim . Belgelerin üzerine yazdılar ve bankada gösteremi istediler . Yarın 2 çeki de halledeceğim .
Daha önce bu forumda okumuştum . Aynısını yaşadım . Satış elemanı belirlediğim aracın anahtar teslim fiyatını bir kağıda hesapladı ve bana uzattı . Ben yüzümü ekşittim .
Yanımdaki arkadaşım ve ben aynı anda ''yok banka ile görüşmemiz lazım yok eşim ne der ''tarzında bir diyalogdan sonra ben çok aşağıda bir fiyat verdim . Satış elemanı yanımızdan kalktı ve üst bir yere danışmaya gitti . Döndüğünde '' OK '' dediğinde muhtemelen gözlerimi ayırıp kalakalmışımdır . Çünkü aynı aracı Brooklyn -Port Jeferson ve internette baktığımızdan 5000 Dolar
daha aşağı bir fiyatla almış olduk.
Çocukların okullarına gelince : Adresiniz hangi okulu gösteriyorsa çocuğunuz o okula gidecek . Bize çıkan okulu araştırdım gayet güzel bir okul . ( Öğretmenlerinden birini tanıyorum . Tamamen tesadüf ) Bakalım çocuklarla gelince neler yaşayacağız .
Şimdilik bu kadar . Biraz karışık oldu biliyorum ama siz de hak verin . Kısa zamanda nelerrr yaptım nelerrrresa nın paylaşımıdır
Merhaba, öncelikle kolay gelsin.
Ben de LAX'dan giriş yapacağım için birkaç sorum var. Havaalanında işinizin bitmesi kaç saat sürdü? Uçuş için THY mi tercih ettiniz?
Aracınızı rent-a-car ofisinde mi seçtiniz yoksa daha önce internetten mi?
Zamanınız olduğunda cevap verirseniz sevinirim
Cevap
Merhaba,
hava alanında işlerimiz 1.5-2 saatte bitti, uçağımız öğleden sonra 5'te inmişti 7 gibi çıktık sanıyorum. biz çıktığımızda herkes valizini almış gitmiş, bizim valizleri kenara ayırmışlardı, sahiplerini arıyorlardı. geldik aldık valiz sırası beklemeden çıktık.
bu arada ek bilgi iphone kullanıyorsanız hücresel veri kısmını kapatmayı unutmayın, yoksa internete bağlı programlar hiç internete girmeseniz bile kotanızı götürüyor ve fazladan para charge ediliyor.
biz biletimizi şubat ayının sonunda almıştık, iki kişi gidiş dönüş 5000 TL ödedik THY'den promosyonlu bilet. en güzel direk uçuş zira istanbuldan LAX 14 saat sürüyor.
aracı rent a car ofisinden seçtim, daha önce araç kiralamamıştım o yüzden internetten önceden seçmeye cesaret edemedim.
havalimanı binasından dışarı adım atar atmaz karşınıza bir yazı çıkacak rent a car shuttles diye orada gidip beklemeye başlayınca sırayla rent a car şirketlerinin otobüsleri yanaşıyor, shuttle lar ücretsiz kendi yerlerine götürüyorlar. ben nasıl olsa bunların yerleri yan yanadır fiyatı beğenmezsem öbürüne giderim dedim ama hiç öyle olmadı aldı bizi havalimanı dışında bir yere götürdü. biz ordayken 3 tane shuttle yanaştı, Avis, enterprise ve hertz biz sitedekilerin tavsiyesi üzerine enterprise dan kiralayalım dedik, shuttle da yer kalmadı biraz bekledik, avis ve hertz geldi, avis e binelim dedik bildik marka diye baktık sıradaki herkes hertze gitti bizde sürü psikolojisi iyidir mantığı ile hertze bindik, 20 dakikalık bir yolculuktan sonra da araç kiralama yerine ulaştık.
biraz detaylı oldu ama olsun madem california ya geliyorsunuz hemşehri oluyoruz artıknoda_megumi
-
bugün 4 haziran 2015, amerikaya geleli tam 1 ay oldu. 1 ay içerisinde neler yaptım, kayda değer tek başarım, bankada hesap açmak oldu tabi, o da başarı sayılırsa. iş çin herhangi bir girişimde bulunmadım, henüz ev işini halledip öyle işe başvurmak istiyorum, ama iş olmadığı içinde ev de sorun çıkıyor iki ucu boklu değnek gibi. airbnb den 3. evimi kiraladım, bu arada aklınızda bulunsun daha önce gidip kaldığınız veya tanıdığınız birinin kaldığı bir eve gitmiyorsanız airbnb.com da 15 günlük periyotlar halinde kalın taşınma biraz dert ama bilgisizlikten bir önceki ev kiraladığım yer beni çok rahatsız etmişti, hem evin kokuyor olması hem de bölgenin güvensiz oluşu.
ev için bir siteyle el sıkıştım ama gelirim olmadığı için Türkiye'deki ortağı olduğum şirketin belgelerini göstereceğim bunlar benim gelirim diye, bide sponsoruz diye bir kağıt aldım onları götürüp verince bakalım kabule edecekler mi? ben ön anlaşma imzalayıp verirken başka bir aile geldi onlarada ön anlaşma imzalatıyordu kadın görevli, kadının bana söylediği 200$ depozito verdiniz 2 hafta sizin için evi tutacağız ama 2 gün sonra gittiğimde bana sizin başvurunuz reddoldu gelirinizi kabul etmiyoruz dermi, 200$'ı geri veriyor ama 35$ başvuru ücretini geri vermiyor.
san francisco taraflarında ev bakacak kişilere tavsiyem hayward, san leandro, bölgelerini taramalarıdır fiyat olarak en uygun burada bulduk. daha ucuz fiyatlı yerler var ama ben bölgeleri pek sevmedim. benim tutmak istediğim ev 1800$ aylık kirası 2+1 ve 1 banyolu. çöp, su vs için aylık 65$-75$ arası alacaklarmış, elektrik ve gaz siz ne kadar harcarsanız o kadar ödüyorsunuz.burada buna p.e.g. diyorlar ilk ev bakarken peg peg diyip duruyorlar en sonunda dedim bu ne demek diye pasific electric gas mış.
buraya gelmek isteyen herkesi, motive etmeye çalışıyordum ama buraya gelince insanın içini bir karamsarlık kaplıyor, ne halt etmeye düzeni mi bozdum diye aklıma geliyor ama söylemiyorum kendimi motive ediyorum, gelecek güzel olacak diye. geçenlerde bir Amerika da uzun yıllar yaşayan Türklerle ilgili bir röportaj izliyorum, daha yeni yapılmış. tabi bu bahsettim kişiler 40 senedir buradalar. bir teyze dedi ki biz amerikaya 1 yıllığına gelmiştik sonra 2 sene yaşayalım gidelim dedik, 2 sene sonra 5 seneye uzattık dönme planımızı şimdi de onlarca yıl oldu buradayız diyor ve ekliyor "Amerikaya yeni gelen Türkler ilk 1 sene çok zorlanır, 1 seneyi atlattıktan sonra daha kolaydır"
kendime tulumba.com dan çaydanlık çay falan sipariş ettim efkar bastıkça çay içeyim bari diye.
ilk bir ayın sonunda efkar dolu bir yazı oldu, ama ev işini halledip bir iş bulursam bu efkar dolu satırların kaybolacağı kanaatindeyim.
Türkiye'de yazdığım bir kitabım vardı kitabı gelmeden ingilizceye çevirmiştim onu burada yayın evleri ile görüşüp bastırmayı deneyeceğim, birde akıllı telefonlar için oyun projem vardı onu yazdırmayı başarabilirsem birde onda şansımı deneyeceğim. yani bir kaç farklı yoldan ilerliyorum bakalım hayat bize ne getirecek.
sağlıcakla kalın -
selam arkadaşlar uzun süredir siteye giremiyordum girmişken bir şeyler yazayım dedim.
amerikaya gireli 2 ay oldu. ehliyetin sözlü kısmını geçtim evi ayarladım yarında işe başlayacağım daha doğrusu training e gönül isterdi ki kalifiye biri olarak istediğim tarzda bir yerde işe başlayayım ama maalesef burada işe alımlar çok uzun sürüyor 6 ayı bulabiliyor, bu süre sonunda alınıp alınmayacağınızda meçhul. bende bir markette part time olarak meyve reyonunda iş buldum, benim masraflarıma yetmeyecek ama bir yerden başlama mecburiyeti var en azından artık bir başlangıç yapmış oldum.
burada bulunduğum süre zarfında şunu söyleyebilirim ki eğer bekar olarak gelmiyorsanız ve işinizi ayarlamadan geliyorsanız maalesef sizi psikolojik olarak yoran bir süreçle karşı karşıya kalıyorsunuz. bunlarda geçer diyerek kendi kendime telkinde bulunuyorum ama yine de çok zorluyor. çok kolay düzen kuran bazı kişileri görünce demek ki sorun bende diye düşünmeden edemiyorum. bu arada bilgisi ve parası olan varsa san francisco bölgesinde yemek işi yapılabilir ama Türk mutfağı diye kasmayın açın bir bagel cı veya pizza cı çokta rahat edersiniz, müşterisi hazır. bir ara kendim ticaret yapabilir miyim diye araştırdım ama gözüm yemedi.
şimdilik bu kadar yeni tecrübelerim oldukça yazmaya devam edeceğim. hoşçakalın -
Merhaba Arkadaşlar,
uzun bir uğraşın sonunda bugün ehliyetimi aldım, aslında ehliyet almak gibi basit bir işlemde niye bu kadar uğraştığın derseniz amerikalıların iş güzarlığından. ilk geldiğimde dmv ye gittim yazılı sınava girmek için bana randevunuz yoksa sınava almıyoruz dediler, daha önce internette araştırdığımda san mateo da (california) direk gidip sınavı alan birileri olduğunu okumuştum, onu göz önünde bulundurarak gittim sınava ama olmadı maalesef sonra internetten randevu aldım, gittim oradaki vatandaş greencardını göster diye tutturdu, ya daha gelmedi al sana pasaporttaki vizem diyorum anlamıyor, iyi dedim bu sefer greencardın gelmesini beklemeye başladım nihayet greencard geldi sınav randevusu alıcam san francisco bölgesinde müsait yer yok en erken 1 ay sonra, bende sacramento dan aldım randevuyu ertesi gün müsaitti gittim sınavı Türkçe istedim geçtim. sonra başladım permit i beklemeye 1 ay geçti hala gelmedi, burada bir arkadaşla konuşurken öğrendim meğer bunlar newyork gibi resminin basılı olduğu permiti göndermiyorlarmış sınavı geçince elime verdikleri bir kağıt vardı permit buymuş. neyse direksiyon sınavı için randevu alacam ama o da 1 aydan önce müsait değil. ben yine kızdım direksiyon sınavınıda sacramento dan aldım, bu sabah 6 da kalktım 2 saatte vardım sacramento ya benimle sınava eşlik edecek arkadaşı aldım evinden gittik sınav yerine iyi hazırlanmışım aracın farlarını falan kontrol ediyor sınava girecek hoca dedi senin fren lambalarından birisi yanmıyor, haydaaa, neyse bana bir saat süre verdi git tamir ettir gel dedi. bende arkadaşımın arabası var buraya yakın aracı alıp geleyim onunla sınava girebilir miyim dedim, olur dedi. gittik aracı baktık farlar stoplar hepsi yanıyorlar, sonra geldik sınav yerine tam sınava girecem bu sefer hoca dedi bu arabanın registration ı bitmiş, dedim bunun registration işini içeride halledelim gelelim sınava alırmısınız dedi yok 1 saat süre doldu git yeni randevu al. yarın randevu müsait muhtemelen ama 2 saat git gel bir dünya iş tabi, neyse dmv ye girdik arkadaşın registration işini halledelim gelmişken diye önümüzde var 65 kişi, bari direksiyon sınavı için yeni randevu alayım diye gittim, arkadaş "ya senin newyork ehliyetin var bir sor bakalım, belki direksiyon sınavını atlatırlar." . " ehliyet expired olalı 3,5 sene olmuş kabul etmezler" dedim ama yine de bir sorayım dedim. sağolsun oradaki dayıcım bir sorun olmaz numara al bekle gişede hallederler dedi tabi ben yinede inanmıyorum, bizde çölde kutup ayısı ile karşılaşan bedevi şansı olduktan sonra kesin bir şey çıkar dedim. ama sağolsun gişedeki yenge çatır çatır işlerimi halletti ehliyetiniz size posta ile gönderilecek dedi. niyetim sınava girip ehliyeti almaktı aman önemi yok ehliyeti verdiler ya. aklınızda bulunsun başka bir eyaletten ehliyetiniz varsa gittiniz eyalette yazılı sınavı geçince direksiyon sınavına sokmadan ehliyeti veriyorlar, diğer eyaletten ehliyetiniz expired olsa bile. bu kural başka eyaletlerde geçerli mi bilmiyorum ama california ve florida da geçerliymiş.
-
Merhaba arkadaşlar sizlerle bugün farklı bir tecrübemi paylaşacağım, ilk geldiğim günden beri Amerikayı eleştirmeyip Amerikalıların neyi neden yaptığını anlamaya çalışmanın ne kadar faydalı olduğunu görüyorum. Buraya geldiğimde en gıcık olduğum şeylerden bir tanesi birisini aradığında telefonu açmayıp mesaja düşmesiydi. hatta cep telefonlarında bile bunu görünce yuh artık demiştim ama artık niye böyle olduğunu anlıyorum, çünkü geldiğimde bir kaç siteden iş başvurusu yapmıştım sağolsunlar numaramı oradan aldılar heralde her iki günde bir düzenli olarak birileri "Efendim, biz kariyer eğitimleri satıyoruz size şunu verelim bunu verelim" tabi konuşmayı hemen girmiyorlar. biraz konuşuyorlar sonra manager larına aktarıyorlar falan belliki the wolf of wall street i izlemişler. hiç sektirmiyorlar galiba 30 kere falan aradılar artık konuşmuyorlar no no diyip kapatıyorum.
bir haftadır yeni telefon sapığım dolandırıcılar, beni arayıp "amerikaya yeni gelenler arasında amerikan hükümeti bir çekiliş yapar ve size geri ödemesiz 9000 dolar verir, sizde bu talihlilerden birisiniz vıdı vıdı vıdı" tabi ben bu tarz dolandırıcılık hikayelerini duyduğum için istmiyorum diyorum bi de masustan şaşırıyorlar "aaa niye istemiyorsunuz biz sizi salak sanmıştık"
bu tecrübelerden sonra yabancı numara ararsa açmıyorum, bekliyorum eğer önemliyse ikinci defa zaten arar veya mesaj atar diyorum.
bu da burada yaşadığım ilginç anılardan bir tanesi
anladığım kadarıyla burada buna alışmak gerekiyor, borsacısı dolandırıcısı eksik olmuyor -
Bu konu da, ABD'ye gelmeyi beklerken, cayinizi biskuvinizi alip vakit gecirebileceginiz bir konu :)
Sizler de ilgili deneyimlerinizi bu konuya aktarabilirsiniz...
-
Harika bir konu
-
Yesilkart Forum Facebook Grubu'ndan:
Sadi'nin hikayesi:
Sadi`yi bir aksam ustu yaninda getiren Mehmet tanistirdi:
-“Arkadasta Izmirli” diye.
Temiz yuzlu,biyikli,tiknaz efendi bir adamcagiz. Izmirde
beyaz esya satan ve Tv tamiri yapan dukkani varmis.Kucuk bir aile
isi, lottery ciktiginda cebine 3-4 bin dolar koyup bir arkadasinin tavsiyesiyle buldugu
Mehmetin yanina gelmis.
Plani is guc edinip karisi ve liseyi yeni bitiren oglunu oyle
getirmekti.Bir yandanda dukkani satmaya calisiyorlardi.
O aksam ustunu daha sonra sik sik hatirladim.
Kahvelerimizi icerken uyarilar listesine gectim.
-“Buraya gelen herkes bastan iyi gider sonra isleri ikilemek
daha fazla kazanmak gerektigi cikar ortaya oysa yapilmasi gereken
belli bir sure dayanip ailece desteklesip kendini yetistirmek.
Ingilizce ilerletilmeden bir meslek edinilmeden saati 6 dolarlik
islerle kalmanin sonu yok.Bu arada olacak ilk sey cocugunuz
esinizle sorunlar yasamaktir ne olursa olsun ailenize vakit
ayirin.”
Sadi ingilizce bildigini o konuda sorunu olmadigini belli bir mesleki egitimi olmasada elektronikten anladigini,oglunun pirlanta gibi bir cocuk oldugunu ondan yana bir korkusu olmadigini soyledi.
Yapilacak isleri toparladik oncelikle bir banka hesabi acmasi ve is bulmasi gerekiyordu.Bankaya beraber gitmeye karar verdik.Ertesi gun bankada biraz tepismemiz gerekti ama sonucta cek defterini aldik. Is konusunu Mehmet calistigi restoranda managerle konusarak halletti. Boylece Sadi et kesici olarak basladi. Bu kibar kilikli,sessiz adami restoranda ilk gordugumuzde durumdan hic memnun degildi ama bu baslangic dedik. Mehmet Sadiye ev buldugunda garajlari yoklayip temel esyayi da ayarladik.Simdi sira aileyi getirmeye gelmisti.Ama Izmirden gelen haberlere gore dukkanin parasinin tamamini hemen alamayacaklardi karisi bekleyecekti ama oglan geliyordu.
Uzunca bir sure sonra Mehmet'e Sadinin ne durumda oldugunu sordum. Heyecanla dedikodulari aktardi.Oglan gelmis restoranda ona ayarlanan isi begenmemisti bastan, ama sonunda garsonluga baslamisti. Sadi simdi daha az yardim istiyordu cunki oglan biraz ingilizce biliyordu.
Bir kac gun sonra rastladim Sadi`ye.
Bir bisikletin tepesinde titrek bir sekilde geliyordu. Biraz mahcup bir tebessumle karisinin bir hafta sonra gelecegini dukkan satis islerinin aksadigini ama biraz pesinat aldiklarini anlatti.
Ona yolladigim bedava ingilizce kursu adresine muracaat edip etmedigini sordum.
-“Vakit yokki”dedi..Hem artik gerekte kalmamisti oglan ingilizce derdini cozuyordu.-“Ama sende ogrenmelisinki bir elektronik kursuna yollayip sertifikani falan alalim” diye geveledim.
-“Hanim icin konustunmu managerle?” sorusuda
-“Hayir hanim calismayacak” cevabini aldim.
Ikinci asamaya gelmislerdi bu asamadan sonra artik isler iyice sarpa sarana kadar ne desen dinletemezdin.
Birkac gun sonra Mehmet geldi taze haberlerle.
-“Biliyormusun Sadinin karisi oglanin kiz arkadasinida getiriyormus yaninda?”-”Yok ya..delimi bunlar daha pacalarini toplamis degiller birde kiz arkadasmi ithal ediyorlar?”.
-”Kenan soyledi.Kiz anasina arkadaslik edecekmis.”
-“Iyide daha kendilerini doyuramiyorlar kizi ne sifatla getiriyorlar,kizinda ailesi falan yokmu boyle koyup yollamislar, 18 yasinda oglan isi yok gucu yok.”
-”Karisi para ile geliyormus”dedi Mehmet.
Bir sonraki duyusum Sadi’yi bir birbucuk ay sonra oldu.
Mehmet telefon etti
-“Ya Mine abla Sadi`ye araba alacagiz” dedi.
-”Eee. dedim bana ne.Hani bunlarin oglu tercume islerini yapiyordu?”
-“Orasi oylede sen bana lazimsin.Ben kefil olacagim,kredisi yetmiyor.”Yarim saat sonra Mehmet karsimda oturuyordu.Hikayenin geri kalan kismini anlatti. Kadincagiz kiz arkadas ve para ile gelmisti. Ilk is evdeki mobilyalar atilmis hersey yenilenmisti.
-“Lazarustan kart aldik onlara.Tabak canaga kadar butun evi dosendiler,karisi pek asalet.
-“Aman ne iyi sende simdi kefil olacaksin arabaya oglemi?”.
-”Yaa abla ne yapayim illa istediler,ama sende gelki soralim benim durumum ne olur diye.”
Iceri gidip giyindim. Arabada aklima geldi
-”Ne araba aliyorlar peki?”
-“Ooo” dedi “goreceksin,bir Blazer SUV. Oglan illa ondan istiyormus.”
-“Nee?delimi bunlar?”
-“18.000 dolarmis,96 model galba.Ben gordum yesil renkli pek sahane bir araba”
-“96 model arabaya o para baglanirmi ,hadi bunlar bilmiyor sen hangi cesaretle kalkipta buna kefil oluyorsun?”
-“Oglan illa ondan istiyor”
-“Bana bu fiyat cok gibi gorunuyor.”-”Kredileri yok ondan yuksek cikiyor fiyat”.
Galeriye vardigimizda “karisma…tut ceneni”diyordum kendikendime.
Sadi karisini tanistirdi.
Oglanla kiz arkadasi oldugunu anladigim genc hatun bir kenarda evraklari dolduruyorlardi.
-“Nasil sevdinizmi Amerikayi”dedim.
-“Ayy hayir hic alisamadim bu memlekete ne kadar acayip bir yer.”dedi kadin.Konuyu degistirmek icin acele Sadi'ye donup
-“Emin misin bunu almak istediginden daha yeni Sevda`ya son model bir araba aldik kampanyadan yari fiyata hem garantiside var.” O dakkaya kadar selam bile vermemis olan oglan kartal gibi atladi.
-“Bu Blazer ama”dedi.
-“Biliyorumda fiyat yuksek ve 96 model bir araba.”
-“Olurmu “ dedi oglan “bunlar Turkiyede kac para biliyormusunuz siz”-“Evette burasi Amerika “dedim.
Daha fazla uzatmadan sisman siyah dealera dondum.Adam kagitlari doldururken
-”Arabayi gordunmu ?”dedi.
-”Hayir ama Fiyatini duydum”.Koca zenci kaslarini kaldirarak bir suzdu.
-”Evet ama icinde ekstralari var “dedi.
-”Ne gibi?
Zenci bu defa tamamen dogruldu yuzume bakarken
-“CD player falan“ dedi..Sonrada sordu
-“Akraba falanmisin?”
-“Mehmet icin tercumanim “dedim.”Co signerligin yukumluluklerini ogrenmek istiyorda?Para odenmezse ne olacak gibi.”
Geldigini gormedigim Kenan arkamdan atladi turkce olarak
-“Ne diyonuz siz ne demek odenmezse?”
Duymazdan geldim.
-“Bilirsin dedim o durumda ne olacak?”.
-”Sigorta yapiyoruz hani Sadi calismiyorsa falan sigorta karsilayacak”.
-”Iyide bir sure “dedim.
-“Evet tabii ama bu Mehmetin kredisini yukseltecek “dedi
-”Yaa tabii duzenli odenirse”
Goz goze geldik ikimizde biliyorduk ne oldugunu. Alan memnun satan memnundu. Bu arada Kenan biraz ilerde babasina birseyler anlatiyordu Sadi bana dogru geldi.Belliki oglan benim sordugum sorulari tercume etmisti.
-”Birseymi vardi Mine hanim “dedi.
-”Yok Sadi Memetle ilgili kosullari soruyordum arabada biraz pahali emin misin bunu istediginizden baktinizmi iyice.”
Kendinden emin bir sekilde
-”Ama bu Blazer“dedi.
Oglanda yanimiza gelmisti
-”Hem zaten sen kim oluyon’ diye diklendi.Babasi susmasini isaret ederken
-“Mehmet istedigi icin geldim dedim o istedi bende sordum...hadi hayirli olsun.Mehmete “senin yuzunden birde firca yedim diye soylendim, sartlar dedigim gibi odenmezse sen odiyeceksin isi yoksa odiyecek sigorta var ama genede sen sorumlusun.”
Donup Sadinin karisini arastirdim gozlerimle.Ilerde dik dik bana bakan kizla dikiliyorlardi.
-”Memnun oldum tanistigimiza ve hayirli olsun.El sikistik kiza baktim kafasini cevirince bende ustelemedim.Mehmet ziplaya ziplaya gorundu birazdan.
-“Tamam dedi bitirdik isi..onlarin daha biraz kagit isi var ama biz gidebiliriz.
-“Simdi otur basla duaya da bunlar bes sene boyunca hic tokezlemesinler. Yoksa yanmissin.”
-“Yok yok dedi konustuk onu dukkan satilinca kalani toptan vereceklermis.Simdi zaten 4000 dolar odediler. Sonrada gulerek ekledi zaten karisi ile gelen 10000 dolarda oyle bitti ya,”Giderken
-“Yaa sagol Mine abla dedi.
-“Ne yaptikki” ..guldum “Sen duaya basla simdiden.”Oda guldu..
-“hehh is becerdik gene dimi?”
-“Hemde nasil dedim kafami sallarken hadi hayirlisi.”Evde Sadi`nin karisinin dedigini dusundum.Greencardlari yasal izinleri ve yeni bir yasam heyecani ile gelmislerdi. Kadinlar buyuk olcude eslerine bagimliydilar ve burda bu baslangicta daha da artmisti ama sanki Turkiyede farklimiydi?Mehmetin karisi ilkokul mezunuydu Sadinin karisi buyuk ihtimalle biraz daha iyice orta yada lise mezunu ama ikiside belli bir meslek sahibi degillerdi yasamlarinin buraya kadar olan kismini ev kadini olarak gecirmislerdi.
Karisinin Mehmet’e disari cikmak icin burda ne cok baski yaptigini hatirladim.Mehmet iki iste birden calisiyor birinden oburune yetismeye debeleniyordu. Iki iside bedene dayali idi eve vardigindaysa en son iteyecegi sey biryerlere gitmekti.
Sadinin karisini Turkiyede gozumun onunde canlandirmaya calistim ,bu saatte birinin evinde gunde olurdu buyuk ihtimal. Altin zincirini takmis,siyah rugan cantasini eline almis belki koltugunun altina gezmelik terlikleri ve orgusunu koydugu naylon poseti sikistirmis olarak.Cikistada salina salina dukkana ugrar dukkandaki kalfaya “Oglum Sadi beyle bana bi cay getiriver hele” der kocasi ile oturmus tesbihini ceken komsu dukkanin sahibi filanca efendiye hal hatir sorardi.
Mehmetlerdede karisi soylenirdi Kemeraltina gidebilmek icin herhalde.Ama komsu evleri, mahalle icindeki toplantilar falan onun ozgurluk alanlari olsa gerek idi.Vede tabii ailesi vardi gidip gelecegi.Simdiyse ilk defa kendi parasini kazaniyordu.Restoranin firin kisminda yaptigi isi cokta ciddiye alarak yapiyor ,biri ustune geldimi kavga bile ediyordu.Once anlamamistim niye beraber calistigi meksikali kizla keki yanlis,dogru pisirdi diye tepistigini ama sonra anlatirken kavramistimki ilk defa birseyleri iyi biliyordu ve bildigini gosterebiliyordu bu sekilde.
Sadinin karisinin isi biraz daha zor olacakti. Sadiyede kosullar agir geliyordu bu pek belliydi.Onlar kucuk dunyalarinda bir yerdeydiler mahallenin esrafindan Sadi bey ve karisi olmak birseydi, burda ise Meksikalilardan bir farklari kalmamisti.Ehh diye dusundum simdi Blazerlarida var.
-”Yollarlar artik Blazerin resimlerini Turkiyedeki ese dosta”Sadi'yi bir sonraki gorusum aylar sonra oldu.Sadi’nin karisi Amerikayi hic sevmemisti, oglanin kiz arkadasi ile aile arasinda sorunlar cikmaya baslamisti ve son gelen habere gore kadinin dukkanin satisinda cikan sorunlardan dolayi Turkiyeye gitmesi gerekiyordu.
Gene bir Cumartesi telefon caldi Mehmet`ti.-“Yoldayim sana geliyoz”
-“Buyrun bakalim”
Daha on dakka gecmeden Mehmet arkasinda Sadi ile kapidaydi.
-“Merhaba buyrun”
-“Rahatsiz ediyoruz”dedi Sadi.
-“Yok rica ederim gelin terasa cikalim.Eee nasilsiniz ne zamandir gorusemedik.”
-“Yaa oyle oldu ”dedi Sadi.”Biliyorsunuz burdaki kosusturmayi is guc.”Mehmet atildi..
-“Mine abla sana gene isimiz dustu.Sadi Turkiye’ye gidiyorda,su arabayi ne yapsak diyorduk.”
Biran durdum,diyecek cok sey vardi ama gozum Sadi’nin yere indirilmis gozlerine ilisince sustum.
-“Ne oldu?” dedim.
-“Bizim dukkanin satis isi olmadi Hanim o is icin gitmisti simdi benimde gitmem gerekecek,o cozemedi.Oglanlada bazi sorunlarimiz oldu zaten.”
-“Bir dakka”dedim “Cay koymustum sunu demliyeyim, geliyorum”
-“Zahmet etmeseydiniz. Biz oylesine geldik zaten.”Iceri gectim Mehmet arkamdan geldi cayi demlerken.
-“Neler oluyor?”dedim.
Kisik bir sesle anlatti.
-“Sorma kadin geri gelmiyormus,oglanda gecenlerde kizla ev tutup cikti. Kavga ettiler bunlar.Simdi oglani reddecekmis bu,Turkiye`dende ya gelir ya gelmez geri ne yapacaz?”-“Dur bakalim konusalim bir” Kapiya yurudum Mehmet pesimdeydi.
Terasa vardigimda Sadi elinde sigarasi gozleri dalmis nehri seyrediyordu icim sizladi daha bir sene dolmamisti o ilk terasta konusmamizin ustune.
O kendine guvenli gulumseyen yuzu hatirladim,hani ben anlattikca birazda sikilip “Aman canim bu da amma uzatti” der gibi kibarca tebessum ederek beni dinleyen halini,umut doluydu bu adam o zaman “Cocugum icin burdayim” demisti “Oglani burda okula yolliyacagiz”.”Kendiniz icinde burdasiniz yeni baslangic yapiyorsunuz kendiniz ne yapacaginizi da planlayin her imkan var,geleceginizi simdi yeniden bu defa bilerek dusunerek kendiniz hazirlayacaksiniz.”.
Biz Turkler galba milletce bu kavrama alisik degildik.Kadercilikmiydi bu acaba yada plansiz programsiz yasama aliskanligimi ulkenin getirdigi.Artik yasam kendi ellerimizde bile olsa bir turlu duzenleyip ne istedigimizi bulduramazdik.Mehmet'lede hep bunun kavgasindaydik.Vakti yoktu ingilizce ogrenmeye,yirtinmistim son zamanda gir bari bir elektrikcinin yaninda calis madem anliyorsun bu isten hic degilse iki sene calisirsan sertifikani alirsin omrunu 7-8 dolarlik islerde 14 saat calisarakmi gecireceksin diye.
Sadi`nin karsisina yerlestim.
-“Eee anlat bakalim simdi neler olup bitiyor”-“Sormayin herseyi berbat ettik evlattanda olduk”dedi.Gozleri dolmustu.
-“Deme oyle Sadi.Neden evlattan olasinki?”
-“Olduk,olduk “dedi.”O kizi getirdik hata ettik koynumuzda yilan besledik oglani aldi elimizden duymussunuzdur evi terkettiler ikisi. Anasinida benide kahrettiler.Kiz dide dide bunun kafasini sonunda becerdi.”
-“Iyide Sadi oglan zaten 18 ini gecmisti alt tarafi eve cikmislar ne olacakki hem unutma Amerikadayiz burda bu isler boyledir.Kaldi ki Turkiye'de bile artik gencler birlikte yasiyorlar hem oglan calisiyor dimi?Ehh eli de ekmek tutuyor demekki.”
-“Yok oyle degil.Ben onu buraya garsonluk yapsin diyemi getirdim okuyacakti guya.”
-“Yahu dedim isin kotusu iyisimi var,birak evleri olsun dert degil gene gider okula bu ilk sene en zoru idi alismak kolaymi bambaska bir memlekete geldiniz.Eger destek olursan onlarda yollarini bulacaklardir.”
-“Yok gorecek gozum yok.O orospu kilikli kiz geri gitmedikce bakmam yuzune,oglan simdi evlenecektirde onlan cunki kizin oturma izni bitmek uzere.Ben gidip Turkiyede onu evlatliktan reddedecegim,INSe bildirecegim iptal etsinler greencardinida.”
Diyecek cok sey vardi aslinda ama vazgectim bu adam tartisacak durumda degildi ve cok ciddiydi.
-“Sadi anladim kizginsin ama unutma Kenan da senin biricik evladin kolaymi boyle silip atmak onlar genc,belki yaptilar dusuncesizce seyler ama unutma sen babasin.”
Kufretmeye basladi,onu ilk defa boyle goruyordum agzindan kopukler sacarak anlatiyordu oglanin nasil kucukken kaza gecirip olumlerden dondugunu,nasil gunlerce uyku uyumayip basinda beklediklerini buna karsilik oglanin nasil kizdan yana ciktigini,kizin zaten ise yaramaz oldugunu,anasininda nasil bunu koyup yolladigini falan.
Lafini kestim
-“Bak dedim dinle simdi,birincisi bu kizi siz getirdiniz dimi yani yasal olarakta kizin sponsoru simdi sensin.”
Olgun bir sesle
-“Evet” dedi “Dusundum onuda INSe artik sorumluluk almayacagimi yazacagim o zaman evlenemezde oglanla dimi?”
-“Bu ise aklim ermez ama nereye yazarsan yaz birsey degisecegini sanmam ikiside 18 in ustunde kimseden izin gerekmiyor.Oglani reddetmekte son derece sacma bir fikir INS’i ilgilendirmez senin lottary ile geldi ama artik kendi adina greencardi var ve kimse iplemez senin reddini falan.”
Bir sessizlik oldu.Mehmet firsattan istifade atildi.
-“Esas biz arabayi konusacaktik”
Konunun degismesinden memnun
-“Yaa”dedim “Birde o var dimi.Sen donmeyi dusunmuyormusun?”
-“Yok belki donerimde 6 aydami bir senedemi ne zaman biter bu isler belli olmaz.”
-“Peki sen bir para almistin dukkan icin dimi?O ne olacak,baskasina nasil satacaksin?”
-“Bu adamlar odiyemeyiz diyorlarmis kalan parayi simdi krizde olduya,hanimida sokmuyorlarmis dukkana benim gitmem sart oldu.Geri almak icin o 10000 dolari odemek lazim tabii.Yapacagiz birseyler.”
Durum iyice umutsuz gorunuyordu.
-“Ben caylari koyayim” diye ayaklandim. Mehmet’te ardimdan zipladi.
-“Dur sana yardim edeyim abla “diye.
Daha koseyi donmeden kulagima fisildamaya basladi
-“Bu donmez gibi geliyor bana ne dersin?”
-“Hahhh bak iste bunda haklisin.”dedim.
-“Napacaz arabayi?”
-“Ne mi yapacagiz?Soylemedimmi ben sana o zaman bagira bagira sen odeyeceksin.”
-“Ya abla ben Meryem'e daha yeni araba aldim nasil oderim ucunu.”
-“Mehmet bana mi soruyorsun simdi.”
Hizli hizli hazirladim bardaklari.Sekerligi Mehmet'in eline tutusturup tepsiyle disari yurudum.Sadi elindekini sigarayla bir yenisini yakiyordu.
Caylar dagitilirken sesizlesti ortalik.Ta ki Mehmet
-“Eee ne yapiyoruz simdi arabayi” deyinceye kadar.
Aklima geldi..
-“Peki” dedim “evi tutuyormusun?”
-“Yok”dedi Sadi.”Esyalari satiyorum evide bosaltacagim,para lazim simdi orda.”
-“Iyide” dedim “nasil satacaksinki onca seyi garage sale'de de bes para etmez.”
-“Oldu olanlar”dedi.Hakkatende olmustu olanlar.”Varsa bir istediginiz?”diye cekingen bir sesle ilave etti”Televizyon gibi Mehmet dediydi sizinki bozulmus galba?Benim buyuk televizyon iyidir biliyorsunuz yenide aldiydik bari yabanciya gitmesin.”
Dogruydu oturma odasindaki tv yi iki yumruklamadan calismiyordu
-“Olabilir..iyi olur ama aybasindan once odiyemem 10 gun bekletebilirmisin bence birini bulursan sat,satilmazsa alirim.”
-Tamamdir benim gitmem daha iki uc hafta surer.
Mehmet sicradi yerinden..
-“Yaa abla su arabayi da sen alsana”belliki kafasi hep ordaydi.
-“Delimisin araba alacak halimmi var benim.”
-“Ben sana co signer olurdum’
Iste orda kendimi tutamayip patlattim kahkahayi bu nasil bir karekterdiki asla huyundan ve iyi niyetinden vaz gecmiyordu.
-“Mehmet daha oyle bir aylik gideri karsilayacak durumda degilim.
-“Hani yabanciya gitmesin demistim”dedi.
-“Bakin” dedim “Pazartesi gidelim durumu anlatalim dealer`a belki geri verebiliriz.Sen ne zaman planliyorsun gitmeyi Sadi?”
-“Iki haftayi gecirmiyeyim diyorum”dedi”Bu ayin kirasindan fazlasini vermem hem boylece.”
-“Biliyorsun dimi Amerika disinda 6 aydan fazla kalamazsin yoksa greencardin yanar fazlasi icin izin alman lazim”
Halinden belliydiki artik o kart falan cok derdinde degildi.
Ikinci bardak caylarini bile icmediler gitmeden once Sadi bir ara lafin arasinda olmazsa arabanin parasini Turkiyeden yollayacagini soyledi.
Arkalarindan bakarken dusunuyordum yeni bir hayat kurmaya kalkmak bu kadarmi zor ve pahali bir bedele sahipti. Mehmetin kapisini actigi arabaya binen bu omuzlari dusmus,cehresi uzamis sakallari ile kararmis adam bunlari haketmismiydi?Pazartesi calisiyordum Mehmet ofisten aradi dealer`a gitmek yerine telefon numarasini aldim.Sisman dealer hatirladi olayi. Araba satin almiyorlardi takas yapilabilirdi, arabayi sabahtan goturup degerlendirmeye sokmalari gerekiyordu.6 ay once sattiklari araba olmasi birsey degistirmiyordu.
Mehmet'i arayip durumu anlattim.Belki dedim senin Kia'yi da verip yenisini alirsin ve boylece cok zarar olmaz sende yeni araba edinmis olursun. Mehmet bu fikri beyendi.
Ardindan birkac gun ses seda cikmadi bende ariyamadim.
Haftanin sonuna dogru kapi calindi actigimda Mehmet ve Sadi kollarinda koca bir televizyonla iceri daldilar.
Kirk yil dursam almayacagim 36 ekran bir televizyonum olmustu.Muhabbet kisa surdu, ceki yazarken bir yandanda gelismeleri dinliyordum mobilyalar harac mezat gitmisti dortte bir fiyatini bile bulamadan,arabanin parasi Turkiyeden yollanacakti Sadi olmadigi surecede araba Mustafa'nin evinin onunde duracakti.
Geldikleri gibi hizla gittiler.Oglum kapida yuzume bakiyordu ..
-“Bakma oyle “dedim gulumseyerek “Hosuna gitmedimi buyuk ekran televizyon?”
Birkac gun sonra Mehmet'i aradigimda Sadi gitmisti,arabanin parasini turkiye'den yollayacakti.
-“Mehmet?”dedim”soyledigim gibi devir icin kagit aldinmi?”
-“Yok o gun konustuk 7000 dolar veririz dediler bizde satmadik”
-“Nasil tutacaksin bu arabayi sen, araba senin ustune bile degil demedimmi ben sana satis kagidini al diye”
-“Ya yolliycam dedi !”
-“Mehmet adamin 10000 dolar borcu var zaten Turkiyede neyle odiyecek gittiginde orda bir duzenide olmayacakki senin aklin yatiyormu buna?”
-“Ne bilim yaa”
Tartisacak degildim.Yanliz o arada Mehmet Kenan`in tahmin edildigi gibi evlenmis oldugunu haber verdi.Baba ogul gitmeden once karsilasmamislardi son telefon konusmasinda Sadi oglani tehdit edince oglanda polise basvurup koruma karari cikarttirmisti.
Telefonu kapatirken ogrenilmesi gereken seyler arasina Amerikan usulu ebeveyin olmayida eklememiz gerektigini dusunuyordum.Bu seyleri ya ogrenecektik yada cocuklar bize ogreteceklerdi burda oyunun kurallari nede olsa farkliydi.Mehmet simdide Kenan'li hikayeler anlatir olmustu.Kenan iki iste birden calisiyor karisi evde onu bekliyordu.Greencard sahiplerinin esleri uzun sure calisma izni yada greencard alamiyorlardi Kenanin vatandas olmasina kadar surecekti bu yani 4 uzun sene daha.Kiz okula devam etmek istemisti ama international student fee'leri yuksekti.Mehmet bunu anlatirken laf olsun diye sordum..
-“Kenan niye orduya katilmiyorki?Vatandasligini hemen alir garsonluktan iyidir hem okula gitme imkanida bulabilir boylece.”
Bu oylesine soylenmis bir lafti Mehmet'in yemeyip icmeyip Kenan`a yetistirecegini kim tahmin edebilirdiki.Kenan kisin sonuna dogru ortaya cikti gene Mehmet telefon etmis
-“Abla sana geliyoz”demisti ve herzamanki gibi yoldan ariyordu.Kenan o aylar onceki tuysuz oglana benzemiyordu daha bir buyumus olgunlasmisti selamlasip adet uzere opustuk.
-“Ne var ne yok neler yapiyorsun,karin nerde?”
-“Aaa bilmiyormusunuz Turkiyeye gitti gecen ay, ben orduya katiliyorum AirForce a kaydimi yaptirdim bile boot camp doneminde yanliz kalamazdi hemde istedik ki okula ara vermesin ben Subatta gidiyorum,bu defa tavsiyenizi dinledim.”
-“Cok sevindim herseyin yolunda olmasina.” Sasirmistim acikcasi ordu lafi ederken dinlenecegini dusunmemistim.Kenan uzun uzun anlatti orduya katilir katilmaz vatandasligini alabilecekti boylece karisida haklarini alabilecekti, ustelik iki dil bildigi icin linguistic olarak calisabilecekti ve kesin olmasada ona Izmirde bir gorev ayarlayabileceklerini vaad etmislerdi.Boylece belkide karisi okulu Turkiyede bitirme sansini da kazanabilecekti.Sonrada o zor soruyu sordum
-“Babanlardan haber varmi?” Karanlik bir suratla basini egdi
-“Var olmaz olaydi” sonrada homurdandi”Asagilik herif”
-“Kenan bari sen yapma”dedim”Seni ne cok sevdigini biliyorsun tamam bazi seylerde catistiniz ama ne zaman adin gecse gozleri dolar adamin.”
-“Neler oldu bilmiyorsunuz”dedi disleri arasindan gene.Soyle bir donup Mehmete bakti sonra basini one egip anlatmaya basladi Sadi`nin burda kalan elektrik telefon ve kredi karti boclarini biliyorduk son aylarda Mehmet araba haricinde bircok baska borcu da odemek zorunda kalmisti arabanin taksitleri ise hic gelmemis ama Izmirde yanina yollanan bir tanidikla arabanin satis karari elinden alinmisti.Hikayenin sadece bu kismini biliyordum.
-“Annemi terketti”dedi.Hic sesimi cikartamadim. Sadi haber bile vermeden donmustu Turkiyeye karisi annesinin evinde kaliyordu bir sabah sadece kapida belirivermisti. Bir kac ay sonrada gene geldigi gibi kaybolmustu,ogrenmislerdiki karisinin eve sik sik gelen cocukluk arkadasi ile yasamaya baslamislar sehrin obur ucunda.
Geride karisi ile olan ortak hesabinda ve kredi kartlarinda buyuk miktarda borclar birakarak gitmisti bu defada.
-“Uzuldum”dedim,baska diyecek birsey bulamamistim.
Bir sessizligin ardindan Kenan o genc isiltili yuzunu kaldirdi yari sakaci yari kirik bir sesle
-“Ama ne piyangoymus dimi”dedi.
Derin bir nefes aldim evet ne piyangoydu ya!
-“Ama en azindan sen yasamini kendi aileni kurmayi basardin, yeni hayatinda basarili olacagini biliyorum”Aksam uzandigimda Sadi`yi dusundum o tiknazca efendiden adami, kim bilir nasil bir bunalim icindeydi. Yeni bir yasama soyunmus her anlamda basarisiz olmus, kimligini yitirmisti sonunda.Karisi suclamismiydi onu bilmem ama onun kendini sucladigindan ve kendiyle hesaplasamadigindan eminim.O efendiden esnaf adami dukkanina yururken selamlanan, dukkandaki kalfasini tatli sert hasliyiveren kendi halinde adami mutfaklarda meksikalilarla ter dokturen, bisiklet tepelerinde titreten amerika yemisti. Karisini terk edisini anlayabiliyordum..Kabul ediyorum degil anlayabiliyorum..Kendine saygi duyan, kimbilir belki Amerika gormuslugunden dolayi pek takdir eden bir kadinla ucuncu bir denemeye kalkmisti sanirim.Hic degilse bildigi bir ortamda,bildigi kurallarla. Evet isini, esini buyuk ihtimalle sayginligini kaybetmisti ama sanirim en zoru bu adamcagiz kendine guvenini kaybetmisti.
Yeni yilin ilk gunu sabah kalktigimda gozlerimi ogusturarak telefondaki mesajlari dinliyordum ikinci mesajda duydugum sesle birlikte aniden dogruldum ses
-“Mine hanim diyordu Turkiyeden ariyorum bir hatirinizi sorup yeni yilinizi kutlayayim istedim insallah bu yil sizin icin cok guzel bir yil olur”
Donup butona bir daha bastim dogrumu duyuyorum diye mesaj Amerika saati ile hemen yeni yila girer girmez birakilmisti.Kimbilir bu adamcagiz sabahin o saatinde nasil bir hesaplasmada idiki kalkip beni aramisti.
Bir animsama belki Kenanla ilgili bir haber alabilme belki sadece ve sadece gecmisle hesaplasmanin bir parcasi olarak.Buyuk ekran televizyon gecen gun bozuldu.Tabii garantisi yoktu Sadi Amerikada hicbirseyi kurallarina gore oynamamistiki,hic uzulmedim benim 36 ekran televizyona gecisime zaten daha vardi….
-
Yesilkart Forum Facebook Grubu'ndan:
Yeni bir Ülkeye Gelirken Düşünülmesi ve Bilinmesi Gerekenler
Genelde Amerikaya gelmek, yerleşmek dendiğinde ilk konuşulan şeyler nasıl vize alınır, nerde kalınır, nasıl iş bulunur soruları. Gelmeden önce öğrenmeye anlamaya çalışılan şeyler hep somut olarak günlük yaşamda yer alan şeyler.
Ne varki bu büyük değişikliğin birde çok daha önemli ve sizin günlük yaşamınızı hatta tüm hayatınızı etkileyecek başka bir boyutu var. Psikolojik boyut.
İnsanın yaşamını değiştirmeye karar vermesi kolay değil. Bazen bunu bilinçli bazende pek farkına varmadan yaparız. Ama eğer bir şekilde kıta değiştirme kararı vermişseniz en azından yaşamınızın tamamen değişeceğini biliyorsunuz demektir.
Bu kararı vermeden önce bilinmesi gereken pek çok şey var. Hazırlanması gereken evrak ve bavullar yanında hatta onlardan çok daha önce kendinizi bu fikre ve gerçeğe hazırlamalısınız.Daha da önemlisi kendinizi iyice bir sorgulamalısınız.
Her geçen gün daha bir globalleşen dünyada, ulaşımın ve haberleşmenin kolaylaşması ile birlikte insanların hareketliliği de artıyor. Ana babalarımızın kuşağındaki gibi doğduğu yerde ölen insan sayısı git gide azalıyor. Ama bununda yani sıra getirdiği ciddi bedeller ve sorunlar varki özellikle Amerikaya göçmen olmaya karar verdi iseniz bunları kesinlikle öğrenmeniz ve değerlendirmeniz gerek.
-
Göçmen mi yoksa Geçici İşçi misiniz?
-
Geride bıraktığım neler benim için ne kadar önemli?
-
“Nobody” olmaya hazırmısınız?
-
Eğer yanlız gelmiyorsanız ilişkilerinize ne kadar güveniyorsunuz?
Göçmen mi yoksa Geçici İşçi misiniz?
1950 lerde Almanya`nın Türkiye’den işçi talep etmesi üzerine başlayan Geçici işçi kavramı Türkiye’de Almancı olarak tanımlanıyor çoğunlukla. Bu dönemde ve takip eden yıllarda akın akın insanımız Avrupa’ya daha iyi imkanlar ve daha çok para kazanmak üzere giderken bu göçün ardından gelecek sosyal problemleri hiç hesaplamadılar.
Ne varki başlangıçta bir iki yıllık çalışma hayatı düşüncesi ile başlayan bu göç ler zamanla uzayıp ikinci üçüncü kuşaklara intikal etti. Ve ortaya çıkan sorunlar git gide de buyudu.
Ana ve babalar kendilerini geldikleri ülkeye ait hissederken bu yeni kuşaklar her iki ülkeye de ait olamamak gibi sorunlarla karşılaştılar.
Amerika Avrupa’dan cok daha farklı bir ülke! Sadece uzakligi degil kültür olarak ta Avrupa’dan cok daha farklı olmasininda getirdigi kendine mahsus konumlar var.
Amerika’ya doğru bu maceraya başlarken kendinize sormanız gereken ilk soru “Ben Geçici İşçimiyim yoksa Göçmenmiyim” olmalı.
Bu seyahatinizin amacı daha iyi koşullarda çalışıp para biriktirip ülkeye geri dönmek mi yoksa bu yeni ülkeye sahiden yerleşip burayı kendinize vatan bellemek niyetindemisiniz?
Amerika Avrupadan çok daha açık ve özellikle yeni göçmenlere toleranslı bir ülke. Geçmişinin göçmenlerden oluşmasından dolayı sizi olduğunuz gibi kabullenmeye hazır bir ortam.bulacaksınız.
Ama aynı zamanda tamamen değişik bir kültür ve yaşam biçimi de söz konuşu.
Tanıdığım bir çok Türk büyük hayallerle Amerikaya gelip yerleştikten sonra emekliliklerinde Türkiye’ye geri dönebilme hayalı kuruyor. Ne varki bu ülkede geçirilen her gün bu dönüşü biraz daha zor hatta imkansız yapabilir.
Geride bıraktiğim neler benim için ne kadar önemli?
İnsanın yaşamı sadece iş, çalışmak ve para kazanıp para harcamak olmadığı için bu maceraya atılırken özellikle sizin için nelerin değerli olduğunu, ne gibi alışkanlıklarınız olduğunu ve bugün ki yaşam şeklinizi baştan gözden geçirin.
StatueofLiberty002[1]Aileniz, arkadaşlarınız sizin için ne kadar önemli. Onlarla geçirdiğiniz vakit günlük yaşamınızın ne kadarını kapsıyor. Sosyal hayat sizin için ne anlam ifade ediyor? Yeniliklere ne kadar açıksınız? Ne tür hobileriniz var?
Örneğin tanıdığım bir Türk erkek geçmiş yaşamında günün büyük kısmını kahvede geçirirmis. Burdaki yaşam da bunu yerini alacak başka bir aktivite ve arkadaşlar bulamadığı için boş zamanında ne yapacağı onun için ciddi bir problem olmaya başladı.
Bir arkadaşımın Fransız eşi koşulları çok iyi olduğu halde bu ülkeden nefret edip 2 seneden sonra işlerini ve düzenlerini bırakma pahasına Avrupa’ya geri dönmek istedi. Niye diye kendisine sorduğumda “Bu ülkede dost bulmak imkansız, ilk geldiğimiz gün yandaki evde oturan komşumuz bahçedeki çitin arkasından bize Merhaba deyip sohbete başlamıştı. Bende ne sıcak kanlı kadın diye düşünerek sevinmiştim.Ama iki sene boyunca ne yapatıysam bu ilişki çitin öbür tarafına geçmedi” dedi.
Bir başka Türk hanım, akşam üstleri örgüsünü alıp arkadaş evlerindeki toplantılara gidemediği için kocasını burda bırakıp Türkiye’ye geri dondu.
Başta çok önemsiz ve küçük gözüken bu detayların sizin yaşamınız için ne denli önem taşıdığına ancak siz karar verebilirsiniz. Ama bu kararı almadan önce bu detayları kesinlikle düşünmekte fayda olduğunu gelecek senelerde sizlerde göreceksiniz.
Genelde bu göçe karar verilirken maddi koşulların daha iyi olacağı, yaşam şartlarının çok daha ileri gideceği göz önüne alınmakta. Ama unutmayınki bunun birde ciddi bir psikolojik cephesi var.
“Nobody” olmaya hazırmısınız?
Yeni bir ülkeye yerleşmek ve birden bire sizi kimsenin tanımadığı, nerden geldiğinizi bilmediği ve önemsemediği bir ortamda bulmak çarpıcı ve rahatsız edici bir deneyim.
Her ne kadar yeni gelenler diğer Türklerin yakınında ve desteği ile bir başlangıç yapma şansına sahip olsalarda burdaki Türk grubununda Türkiyede ki gibi olmadığını olamayacağını kısa zamanda farkederler. Zamanla günlük yaşamda bu tür eş dost ilişkilerine vakit bulamadığınızı göreceksiniz. Yavaş yavaş yaşamınız Türkiye’de olmadığı bir biçimde önceden planlanmaya, her saat ve dakikanız hesaplanmaya başlayacak. Ve bu yeni gelenler için çok anlaşılır bir durum olmadığı için tepki ile karşılanmakta.
ChicagoUSAÇat kapı ziyaretler, uzun ev oturmaları zamanla pek uygulanamayacak lüksler olmaya başlar.
Sabah 6 da kalkmak zorunda iseniz akşam 10 da yatağa gitmeniz gerektiğini kısa bir sürede anlayacağınız gibi, birkaç denemeden sonra telefon edip haberleşmeden birilerinin kapısında belirmeninde pek akıllıca olmadığını kapıda kaldığınızda yada gittiğiniz evin planları olduğunu gördüğünüzde anlayacaksınızdır. Bu yaşam biçimi değişiklikleri zaman zaman yeni gelenlerle eskiler arasında derin çelişkilere ve kırgınlıklara yol açar. Daha da önemlisi genelde ilk gelindiğinde yardım alınan kişi ile gırtlak gırtlağa gelinir.
Bunu deneyimlerimle en iyi bilenlerden biri olarak çok düşünüp araştırdım ve sonuçta bunun suçlusunun NoBody Sendromu olduğuna karar verdim. Bu benim yarattığım değil ama benim adını taktiğim bir sendrom. Göçmenlerde çok yaşanan bir duruma takılmış bir isim. Kim bilir bu konuda araştırma yapan, Göçmen Psikolojisi konusu olanlarda buna belki başka bir ad takmışlardır. Tabii bu her Göçmeni vuran bir konuda değil belki ama ben yinede iyi kötü hemen her göçmenin bu sendromu kendi kültür ve geçmişi doğrultusunda yaşadığına inanıyorum.
Nobody sendromu belli bir yaşta başka bir ülkeye göçüp birden bire kendinizi bulduğunuz durumdur.
Dedimya bu herkesi ve her koşulu belki tam anlamı ile kapsamaz ama çoğunlukla herkes bir yerinden bir kısmını yaşar.
“Taş yerinde ağırdır”diye güzel bir ata sözü vardır. Bunun anlamı kişinin doğup büyüdüğü ait olduğu ortamdaki değerinin ne kadar farklı olduğu ile ilgilidir. Öyleki doğal çevremizde ailemiz, senelere dayanan ilişkilerimizde dost ve arkadaşlarımız, iş hayatında bizi uzun uzun inceleme değişik koşullardaki tutumlarımızı gözleme şansı bulmuş iş arkadaşlarımızla bir anlam ifade ederiz.
Ama ömrünüzün bir yarısında kalkıp göçmen olarak bir yere geliyorsanız birden bütün bu kimlik ve bu kimlikle gelen kolaylıklardan mahrum kalıyorsunuz demektir. Ve göçmenlikte bu sendrom en şiddetli şekilde o ilk bir iki aylık balayı sonrası hissedilmeye başlar. Özellikle de belli bir yaşta ve belli bir konumdan geliyorsanız.
Öncelikle çok basit şeyleri bile bilmemek koyar insana. Alışverişte kasada parayı öderken o garip makinaları kullanmayı keşfedebilmek, girip bir benzin istasyonundan benzin almak, aksanınızı ve dilinizi anlamayan birine derdinizi anlatabilmek için debelenmek. Hele ve hele ilk adımınızda hazır bir işiniz yada çok geçerli bir mesleğiniz yoksa. Kendi ülkesinde mimar yada mühendis olanların bulaşıkçılık, taksi şoförlüğü yapması yaptıkları bu işlerle kendi ülkelerindeki yaşam standartlarının üstünde bir standartta sağlasalar da derin psikolojik sorunlar yaratabilmektedir.
Tanıdık bir bakkalın “Ohh merhaba abi” si, çaycının “beyim bir tavşan kanı istermişin”i aslında egoları farkına varmadan besleyen, insanların güven duygularını arttıran küçücük farkedilmeyen katkılar, ama önemli katkılar. Bir işiniz olduğunda iki telefon edip yaptırabilmeniz yada halledebilecek birilerine erişebilmeniz, parasız kalsanız borç alabileceğiniz akrabalar, eş dostun olması yaşamı inanılmaz kolaylaştıran şeylerdir içinde yaşarken farketmesekte. Birden bire bütün bunlardan yoksun kalmak ise tam anlamı ile “No body” olma sendromudur işte.
Göçmen erkekler bunu çok daha şiddetle yaşarlar kadınlardan. Kadınların zaten çok fazla bir öz güveni ve önemli bir rolü olmayan toplumlardan geldiklerinde bu ülkeyi çok sevip çok çabuk alıştıklarını izlersiniz. Gün be gün kendilerine edinebilecekleri yeri ve rolü ve bunların ne denli kolaylıkla edinilebileceğini gördüklerinde derin bir sevgiyle bu yeni ülkeye bağlanır ve gelen özgürlüğü ve toplumsal rolü benimserler. Oysa erkekler çoğunlukla geride ne olursa olsun kendilerine verilmiş o önem ve statü yerine sıfırdan başlamayı bir türlü kabullenemezler. Çoğu buruklaşır ve bezginleşir yeniden kendilerini kabullendirmek için gereken çaba ve uğraş yerine geçmişte ne olduklarını durup durup vurgulamayı yeğlerler ve çoğu zaman gerideki yaşamın bir uzantısını burdada arayıp dururlar. Gerginlik ve durumu kabullenememe dışarıya da yansıyıp onları sempatik olmaktan uzak ve çevrelerindede çabuk kabulenilemez bir hale getirir.
Bütün bu dış savaşımın yani sıra o özledikleri saygınlığı bunca ararken evde de saygınlıklarını kaybetmekte olduklarını düşünmeleri normaldir. Eş dış yaşama kendini kolaylıkla uydurmaya başlamış keşfettiği yeni özgürlükler ve rolde eski rolünün dışına evdede çıkmaya çalışmakta, çocuklar ise bu yeni dünyada eski geleneklerin uygulanılmaya çalışılmasına kesinlikle karşı çıkmaktadırlar. Hatta daha da ileri gidip bu kırık dökük konuşan ebeveynin hiçbir şey bilmediklerini düşünüp onlardan utanıyor bile olabilirler. Bütün bu faktörler arasında kişinin kendine ve geleceğe olan güvenini koruyabilmesinin ne kadar zor olduğunu anlayabilirsiniz. Kaybolmamak ve sadece ayakta kalmak değil, daha da ileriye gidebilmek ve başarmak için normalden çok daha büyük bir çaba ve psikolojik olarak ciddi bir şekilde güçlü olmak gerekir.
Doğal olarak geçen süreçte insanlar bulundukları çevreye alışıp o ilk zamanın Nobody hissini atsalar yada azaltsalarda bazen bu duygu taa dipte bir yerde kalakalır ve derin bir özlem olarak kendini gösterir. Artık o özlem memleket özlemindende öte adı konmasada ordadır ve ne yazıkki birçok kişiyi yaşadığı bu yeni ortamı bir türlü sevememe ve ait olamama şeklinde etkiler.
Göçmenlik sadece yeni bir yaşama başlamak değil aynı zamanda yep yeni bir insan olarak doğmaya benzer. Buna böyle bakar ve positif bir tutumla bunu eğlenceli bir macera olarak kabul ederseniz ve kendinizi yeniden yepyeni bir insan olarak inşa edip yeni bir çevreye kabul ettirmeyi hedeflerseniz birçok şey daha kolay gelebilir.
Unutmayın Nobody olmak kolay değil belki ama o Nobody`i bir “Somebody” ye çevirdiğinizde alacağınız hazzı hiçbirşey karşılayamaz..Ve kaç insana kendini geçmiş yanlışlarından uzakta yeniden oluşturma şansı verilir.
Eğer yanlız gelmiyorsanız ilişkilerinize ne kadar güveniyorsunuz?
Tamamen değişen bir ortama eğer bir çift yada ana baba olarak geliyorsanız bu yeni yaşamın ilişkilerinizi nasıl etkileyeceğini de göz önünde bulundurmalısınız. Bu yeni yaşamda ilişkinizdeki rol dağılımlarının değişeceğini ve her bireyin bulunulan ortamda farklılaşırken bu değişimlerin ilişkiyi de etkileyeceğini unutmamalısınız.
Örneğin evil iseniz esiniz sizi evlendiğiniz dönemdeki işiniz, statünüz ve toplumda temsil ettiğiniz yerle tanımış ve o şekilde kabul etmiş demektir. Amerika’ya geldiğinizde büyük ihtimalle ilk bulacağınız işler ülkenizdekiler seviyesinde olmayacak. Dış dünyadaki saygınlığınız ülkenizdeki ile kıyaslanmayacak seviyede olacak artı bilgi ve görgünüzde bu ülkede kendi ülkenize göre son derece kısıtlı ve yetersiz olacak.Eşinizin mesela Mühendis olan size bir benzinci de çalışırken görmesi, Mac Donald’s’da drive-thru’ya girmeyi beceremediğinizi izlemesi nasıl etkileyecek.
Yada tam tersi, ülkenizde akşam eve geldiğinizde yemeği hazırlamış evi toplamış olan eş burda çalışmaya başlamış ve size burda herkes bu işleri paylaşıyor bu akşam sen niye yemeği yapmıyorsun dediğinde, yada iş yerinden kızlarla girls night out’a gidiyorum ben bu akşam dediğinde ilişkiniz nasıl etkilenecek?
kidsUSATurkMahmut ve Rusanla tanışalı nerdeyse 12 yıl olmuş.O Ohio’nun soğuk bir kışında gittiğimiz bir restauranda çalışan Türkler olduğunu duyup tanışmıştık. Mahmut upuzun ip ince bir oğlancık. Oğlancık dediğime bakmayın gene 20 lerin sonlarında 30’ların başlarında bir yerde. Ama öyle temiz öyle dümdüz bir insanki daha ilk günden onun o kendine mahsus yürüyüşü ile gülüşüne vuruluyorsunuz. Zaman içinde pek çok şeyi paylaştık. Ne zaman birşeyde yardıma ihtyacım olsa hemen ne yapar yapar o çalıştığı üç işi falan bir şekilde iptal eder hemen yanımızda biter. Rusan ise oldukça göstrisli bir kızcağız sarısın mavi gözlü fıkır fıkır. Birde oğulları var. O zamanlar 3-4 yaşlarındaydı tabii. Ele avuca sığmayan ve zaman zaman beni deli edip “Yahu çocuklar biraz ingilizceniz düzelsinde sizi bir “ana baba” okuluna yollayalım” dedirten cinsten.
Aslında kötü bir çocuk değil, ama kendileri daha çocuk olan ana babanın gerçekten düzensiz ve kötü yönlendirmesi ile şaşkın ne yapacağını bilmez bir oğlan. Amerika’ya Greencard lottary ile gelmişler. Nasıl bir cesarettir bilinmez; dil bilmeden, geçerli bir diploma olmadan daha yaşadıkları şehirden dışarı çıkmamışken bir şekilde çıkan bu imkana kısmettir deyip atlamışlar. Önceleri gelir gelmez kimseleri bilmedikleri için bir iki defa yer değiştirmişler. Birilerinin verdiği bir isim, öylesine verilmiş bir telefon numarası ne bulurlarsa değerlendirmişler. Önce güneyde bir eyalette bir Türk’ün garaj üstündeki tek odalı misafir hanesinde yaşayıp onun fuar işlerinde çalışmış Mahmut, Rusan da evin temizliğine bakmış karın tokluğuna. Sonra bakmışlar bu böyle sürüp gidecek ve para pul göremeyecekler Ohio’da buldukları başka ahbab tavsiyesi ile yüklenip buraya taşınmışlar.
Müdürü Türk olan bu restaurandda bir iş, bir diğer Türk restaurantta gece işi ve zamanla edinilen eş dostun evlerinde tamirat. Mahmut ben onu bildim bileli 3 iste birden çalışır hep. Önceleri haftada bir bütün mektuplarını toplar getirirdi bakar ayıklardık beraber faturaları ve junk mailleri.Sonraları ikide bir kavga eder olduk, onu sıkıştırır daha ne kadar bu asgari ücretli işlerde kendini öldüreceğini sorardım.. İngilizce kursuna gitmesi, bir sanat edinmesi gerektiğini söyledikçe boynunu kırar “Ama vakitmi varki” derdi. Bir türlü ona anlatamamıştım vakti yaratırsa 3 iste yaptığı parayı bir iste kazanacak bir sanat edinirse geleceği olabileceğini. Rusan ise daha becerikli idi. Belki ilkokul mezunu bile değildi ama ingilizcesini televizyon izleyerek ilerletmiş daha sonrada ona ayarladığımız bir kilisenin bedava kurslarını kaçırmadan takip etmişti.
İşte o noktadan sonra anlaşmazlıkları günden güne arttı ve bana kadar yansımaya başladı. Rusan artık gezmek dolaşmak istiyordu oysa Mahmut akşam eve geldiğinde gece yarısı tekrar gideceği ikinci işinden önce ancak yemek ve uyumak için zaman buluyordu. Rusan artık Mahmud’u beyenmiyor onu devamlı ilgisiz olmakla suçluyordu. Sonunda Mahmut çareyi onada iş ayarlamak ve araba kullanmayı öğretmekte buldu. Artık ikişide restaurantta çalışıyorlardı ama farklı saatlerde çünki evde bir çocuk vardı ve çocuğa baktırmak büyük masraf olacaktı. Geçen yıllar içinde adım adım uzaklaşmalarını izledik. Mahmud internete merak sarmış ve her nasılsa birden bire Türkiye’den Amerikaya gelmeye çalışan hatunların hücumuna uğramış ama sanırım bu durum Rusan’ın onu devamlayan horlayan tutumu içinde tam bir çıkış olmuştu.
Rusan ise kendi gücü ile sarhoş durumdaydı artık öncelikle kazandığı paradan beş kuruş eve vermeyeceğini ilan ederek başladı. Bu aralarında epey bir tatsızlık yarattıysada Mahmut sonunda ellememeye başladı. Ardından Rusan elden düşme eski arabasını beğenmemeye illa Mahmud’un aldığı yeni arabadan istemeye başladı. Böylece kapıları önünde iki yeni Buick ve tabii olabildiğince yüksek faizli iki araba ödemeleri oldu. Buda Mahmud’un dahada çok çalışması demekti.
Biz taşındıktan sonra çok fazla takip edemedik gelişmeleri ama Rusan’ın peşpeşe trafik kazaları Mahmud’un durmadan artan iş sayısı bu aradada okula başlayan oğlanın iyiden iyiye bozulan davranış biçimi ve büyük ihtimalle psikolojisine ilişkin bölük pörcük haberler geldi gitti. Bir müddet sonra boşandıklarını öğrendik. Boşanma kağıt üstünde olmuş ama hala bağlantıları kopmamıştı..İlişkileri ne seninle ne sensiz bir durumdaydı. Ne başka birileri ile yapabiliyorlar ne de bir araya gelebiliyorlardı. California’ya geldikten sonra Mahmut’tan bir telefon aldık gelip buraları görmek istiyordu.
Buyur ettik. Çıka geldiğinde gene aynı uzun oğlancıktı daha da zayıflamış tam bir karikatür olmuştu. İnternetteki Türk kız arkadaşlarını anlattı hepsi buralara gelmek istiyordu. Ama Mahmut’ta aptal değildi. Türkiye’ye gidip tanıştığı pek hocbeş ettikleri birine Amerika’ya dönüşte “Ben sensiz yapamayacağım Türkiyeye geri geleceğim senin için” demiş ve ortalık karışmıştı. Kız ailesinin evlenmelerine izin vermeyeceğini kendisinin üniversite onun ise ilk okul mezunu olduğunu söylemeye başlamıştı. Mahmut buna iyi bozulmuştu. “Burda beraber olmaya gelince iyi oluyor ilişkide Türkiyede olmuyor ne işse” deyip deyip gülüyordu.
Bu arada Rusan`a da ineternette chat öğretmiş böylece onunda yakasından düşeceğini ummuştu. Şimdi ise Rusan’ın ikide bir Amerika içinde ve Türkiye’de birilerine ziyaretlere gitmesi yüzlerce dolarlık telefon kartları kullanıp bu adamlarla konuşmasına çok bozuluyordu.
Artık Ohio’da kalmak istemediğini California’ya gelip yeni bir hayat kurmak niyetinde olduğunu söylediğinde açıkçası sevindim. Onun gibi bir eski dostun yakında olması her zaman içi hoş birşeydi. Üstelik beni bir köşede yakalayıp “Ben elektrikçi olmaya karar verdim olmasa okula da gideriz ama o lisansı alacam” dediğinde üstünden 12 senede geçmiş olsa böyle bir karar verdiği için gurur duydum onla. Şimdi bu dosta yeni bir başlangıçta yardım ederken bir yandanda düşünüyorum. Eğer hiç gelmeselerdi bugün Türkiye’de büyük ihtimalle beraber iyi bir evlilikleri olacaktı. Acaba öyle dahamı iyi olurdu?
Çocuklar ise başlı başına bir konu. Ne yazıkki en çok sorun yaşanan cephelerden biri de yeni göçmenler için çocuklar. Özellikle geldiğinizde yanınızda okul çağında çocuğunuz varsa ciddi çelişkiler yaşamaya hazır olun.
Çocukların ülkeye alışmaları büyüklere göre kolay oluyor. Yaş ne kadar küçükse sorunda daha azalıyor gibi. Okula ilk başladıklarında dil problem ile karşılaşmanın yanında birde kendilerini kabul etirme sorunu yaşıyorlar.
Üstelik eğer yakından izlerseniz çocukların dünyasının büyüklerinkinden çok daha vahşi ve acımasız olduğunu görürsünüz. Kendilerinden olmayan, tanımadıklarını aralarına almadıkları gibi onlara karşı çok saldırgan davranışlarda gösteriyorlar.
Bu durumda çocuklar genelde kendileri gibi gurup dışında kalanları arkadaş olarak seçme eğlemine giriyorlar. Ne varki bu dışlananlar bir çok zaman problemli, hatta tehlikeli olanlar olabiliyor. Bu şekilde gang çetelerine katılan, yada uyuşturucu ve hap alışkanlıkları edinen pek çok yeni göçmen çocuk görmek mümkün.
Diğer bir problemde gün be gün çocuklar kendilerine çıkış bulup uyum sağladıkça, ev yaşamları ile çelişkeye düşmeleri. Onlar okulda sokakta artık Amerikalı olarak kabul edilmeye başladıklarında evde ailelerinin tamamen başka bir kültürü empoze etmeleri çatışmalara ve kopmalara neden oluyor.
Ana babalarından utanan onların okula gelmesini istemeyen çocuklar, arkadaşlarını evlerine davet etmek istemeyenler gibi pek çok durum gördüm. Ve adım adım bu farklılık büyüdükçe aile ile çocuklar arasında ciddi uçurumlar oluşuyor. Özellikle kendi kültürünü korumak isteyen ebeveyn ile artık kendini bu ülkenin bir ferdi olarak hissetmek isteyen ve bu konuda bazen aşırıya kaçan gençlerin sürtüşmelerine pek çok örnek verilebilir.
İşte gelmeden düşünmeniz ve hesaplamanız gereken psikolojik etkenlerden bir kaç örnek. Bunlar herkes için illa olacak şeyler değil belki ama ne yazıkki pek çoğumuz gelmeden önce işin bu yanını hiç düşünmediğimiz ve bilmediğimiz için sorunları ve sorun olabilecekleri baştan tesbit etme şansımız olmadı.
-
-
Merhabalar,
Benim arac kiralam icin bir sorum olacakti. Netten baktigimda secimlerde US citizen/live in US secenekleri var ve bunlara fiyat neredeyse %50 daha ucuz.
Permament residence olarak bizde bunlardan yararlanabiliyor muyuz?
Yoksa yuksek fiyatli olani mi oduyoruz?Tesekkurelr
-
Green Card lı birinin Amerika da Türkiye'den aldığı ehliyet ortalama ne kadar geçerli oluyor.? Turist vizesi ile gidince ehliyet bir süre geçerli ama adamlar bizi orada yaşıyor farz ediyor. Yani ilk girişten sonra süre başlıyorsa bir sene sonra tekrar gidince ehliyet geçerliliği bitmiş mi oluyor.?
-
@çiğdem-vural Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri içinde söyledi:
Merhabalar,
Benim arac kiralam icin bir sorum olacakti. Netten baktigimda secimlerde US citizen/live in US secenekleri var ve bunlara fiyat neredeyse %50 daha ucuz.
Permament residence olarak bizde bunlardan yararlanabiliyor muyuz?
Yoksa yuksek fiyatli olani mi oduyoruz?Tesekkurelr
ABD'de bir adresiniz varsa, bir kredi kartiniz ve banka hesabiniz varsa "live in US" seceneginden gidebilirsiniz.
-
@arnblt Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri içinde söyledi:
Green Card lı birinin Amerika da Türkiye'den aldığı ehliyet ortalama ne kadar geçerli oluyor.? Turist vizesi ile gidince ehliyet bir süre geçerli ama adamlar bizi orada yaşıyor farz ediyor. Yani ilk girişten sonra süre başlıyorsa bir sene sonra tekrar gidince ehliyet geçerliliği bitmiş mi oluyor.?
Teorik olarak polislere yakalanmadiginiz ya da kontrole denk gelmediginiz surece gecerli bir Turkiye ehliyetine sahip olmak bir sorun degil :)
ABD'de 4 yildir bulunan bir arkadasin, bir kontrol sirasinda polise Isvicre ehliyeti gosterdigini de biliyorum. Ehliyet hala gecerli oldugundan polis bir sey demeden birakmis. Sizin pasaportunuza bakip ne zaman girdiginizi vs. kontrol etmediklerinden tam tarih hesabi yapmiyorlar genelde. Ama tabii hicbir sorun yasamamak adina kurallari takip etmeniz en iyisi olur.Gecerli ehliyet sureleri icin ilgili eyaletin DMV sayfasini incelemeniz gerekiyor. Bazi eyaletler 90 gun ya da 6 ay boyunca uluslararasi ehliyetleri kabul ediyor, bazilari Green Cardliysaniz hemen bir eyalet ehliyeti almanizi gerektiriyor. Tek bir kural olmadigindan genellemek zor, ama eger arabayla cok isiniz olacaksa en iyisi ABD'ye girdikten sonra en yakin zamanda bir ehliyet sahibi edinmek, o zamana kadar TC ehliyetinizi kullanmaniz genel olarak buyuk bir sorun yaratmayacaktir.
-
Teşekkür ederim Sn @crazycells
-
@serkanist gelişimin üçüncü günü dolayısıyla ilk etapta eve odaklandım. İşi de umarım kısa zamanda çözerim.. Ancak dün başıma gelen bir olayı anlatmadan edemeyeceğim, çünkü hala çok sinirliyim..
Almak istediğim bazı sertifika programlarından dolayı part time bir iş bakmanın uygun olacağını düşünüyordum. Bir arkadaşım da bu vesile ile Clifton'da bir pidecinin eleman aradığını söyledi, gittik. Evimden 1,5 saatlik iki vesait ile gittiğim bir yerde bulunan pideciyi otuzlu yaşlarda bir Türk erkek işletiyor. Bizi görüp ayağa bile kalkmayan adamın ilk ağzından çıkıp sorguladığı şey garsonluk tecrübemin var olup olmadığı. Ömrü eğitime gitmiş bir insan olarak haliyle hayır dedim. O zaman bu iş yaş, dedi. Dakika bir, gol bir! Şartlarını sorduğumda sabah 10:00-22:00 arası iş olduğunu, haftada bir gün izin olduğunu, o izin gününü de kendisinin belirleyeceğini söyledi! Gece 22:00'de işten çıkacağım ve gece 00:00'da evde olacağım! Hiç esneklik gösteremeyeceklerini ifade etti. Sakin sakin dinliyorum hala.. Saatlik ücreti sorduğumda cevap vermekten kaçındı. İkinci defa sorduğumda veririz işte bir şeyler, dedi. Olur mu beyefendi, söyleyin ki bütçemi ona göre ayarlayayım, dedim. Saatlik 8 dolar dedi! Parayı da cash veriyor bu arada. Burası Amerika, burada eğitimi vs. unutsanız iyi olur, dedi.. Eğitime böylesi düşman bir zihniyet! Son sözü de "işinize geliyorsa" oldu ve küstahça mutfağa gitti.
İşin ne parasındayım ne pulunda.Bundan daha çirkin ve saygısız bir üslup ile karşılaştığımı hatırlamıyorum. Daha acı ki özellikle New Jersey'deki bazı Türkler maalesef yeni gelenlerin bu durumunu ciddi anlamda suistimal etmeye meyilli ve daha kaç tane bu ve benzeri yaklaşım ile karşılaşacağım merak ediyorum doğrusu.. Yazarken dahi hala sinirli olduğumu fark ediyorum, kusuruma bakmayın lütfen.. -
@gül-ağar gecmis olsun. Saatte 8 dolar icin boyle bir rezillige katlanmak zorunda degilsiniz. Zincir fast food restaurantlari walmarti deneyin. Calisma saatlerinizi kendiniz belirleyebilirsiniz. Bu rezilliklerden kacip geldim ben. Burada bari gormek duymak istemiyorum. McDonalds Massachusetts’te calisanlarina 30.000 dolara kadar yuksek ogrenim destegi sagliyor.
-
@Gül-Ağar bu anlattığınız karakterdeki tiplerden Türkiye de bol miktarda var, kaynağı da Türkiye zaten. Geçmiş olsun. Moralinizi bozmayın.
-
@gül-ağar Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri içinde söyledi:
@serkanist gelişimin üçüncü günü dolayısıyla ilk etapta eve odaklandım. İşi de umarım kısa zamanda çözerim.. Ancak dün başıma gelen bir olayı anlatmadan edemeyeceğim, çünkü hala çok sinirliyim..
Almak istediğim bazı sertifika programlarından dolayı part time bir iş bakmanın uygun olacağını düşünüyordum. Bir arkadaşım da bu vesile ile Clifton'da bir pidecinin eleman aradığını söyledi, gittik. Evimden 1,5 saatlik iki vesait ile gittiğim bir yerde bulunan pideciyi otuzlu yaşlarda bir Türk erkek işletiyor. Bizi görüp ayağa bile kalkmayan adamın ilk ağzından çıkıp sorguladığı şey garsonluk tecrübemin var olup olmadığı. Ömrü eğitime gitmiş bir insan olarak haliyle hayır dedim. O zaman bu iş yaş, dedi. Dakika bir, gol bir! Şartlarını sorduğumda sabah 10:00-22:00 arası iş olduğunu, haftada bir gün izin olduğunu, o izin gününü de kendisinin belirleyeceğini söyledi! Gece 22:00'de işten çıkacağım ve gece 00:00'da evde olacağım! Hiç esneklik gösteremeyeceklerini ifade etti. Sakin sakin dinliyorum hala.. Saatlik ücreti sorduğumda cevap vermekten kaçındı. İkinci defa sorduğumda veririz işte bir şeyler, dedi. Olur mu beyefendi, söyleyin ki bütçemi ona göre ayarlayayım, dedim. Saatlik 8 dolar dedi! Parayı da cash veriyor bu arada. Burası Amerika, burada eğitimi vs. unutsanız iyi olur, dedi.. Eğitime böylesi düşman bir zihniyet! Son sözü de "işinize geliyorsa" oldu ve küstahça mutfağa gitti.
İşin ne parasındayım ne pulunda.Bundan daha çirkin ve saygısız bir üslup ile karşılaştığımı hatırlamıyorum. Daha acı ki özellikle New Jersey'deki bazı Türkler maalesef yeni gelenlerin bu durumunu ciddi anlamda suistimal etmeye meyilli ve daha kaç tane bu ve benzeri yaklaşım ile karşılaşacağım merak ediyorum doğrusu.. Yazarken dahi hala sinirli olduğumu fark ediyorum, kusuruma bakmayın lütfen..Gul Hanim, cok gecmis olsun. Maalesef bu konuda en sanssiz bolgedesiniz. New Jersey, Amerikan toplumuna adapte olamamis, ortadogu zihniyetini ve kulturunu inadina devam ettiren insanlarin oldukca bol bulundugu bir yer maalesef; illaki iyi mahalle ve insanlarina denk geleceksiniz ama diger turlu tecrubeleri de siklikla yasayacaginiz bir yer ne yazik ki. O nedenle sabrinizi boyle kisilerle tuketmemekte fayda var. Cok gecmis olsun tekrardan...
Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.
Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.
With your input, this post could be even better 💗
Kayıt Ol Giriş
Benzer Başlıklar
27
Çevrimiçi60.8k
Kullanıcı5.1k
Konu534.9k
İletiPowered by NodeBB | Copyright © 2026 Yesilkart Forum