ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri
-
Part 7
İş yerinde 3. haftama başlarken bankacımızın istediği evrakların çoğunu tamamlamıştık. İşverenimizden almamız gereken, haftalık saatlik çalışma saatimizin ve saatlik ücretimizin de içinde bulunduğu bir evrak için kadın olan patrona ricada bulundum. Tamam dedikten sonra göndermesi 1 gün sürdü. 3. haftaya erkek patron için üretimde çalışarak başlamıştım. Kadın olan patron pek yanıma gelmiyordu, hiçbir iş vermiyordu bana. O yüzden vaktimin çoğunu üretimde geçiriyordum ve benim için çok yorucu oluyordu. Türkiye’den ailem hala parayı gönderememişti ve ben parayı elden almaya karar verdim. Zaten boşanmak için Türkiye’ye dönmem gerekiyordu. Üzerimde 50 lira (paranın para olduğu zaman tabii) bile taşımaktan huzursuz olan ben, binlerce doları üstümde Amerika’ya getirecektim. Benim için kabus gibiydi ama yapmam gerektiğini biliyordum. Normalde 5 hafta çalışmayı planlıyordum ama biraz işin yoruculuğundan biraz da beni asıl aldıkları pozisyon için iş olmamasından güç alarak kadın patrona gidip ev almak için gerekli parayı ailemin gönderemediğini, o parayı almak için ülkeme dönmem gerektiğini ve ücretsiz izin kullanmak istediğimi söyledim. Sadece tarihleri sordu, başka bir şey sormadı.
Bilmiyorum son isteğim yüzünden mi yoksa zaten öncesinde de beni gözden çıkartmış mıydı kadın patron ama 3. haftamda sadece üretimde çalıştım. O hafta cidden yüzüme bile bakmadı. Açıkçası izin veremem sen yeni başladın, istersen istifa edebilirsin deseydi anlayışla karşılardım. Ama böyle davranması bana biraz saçma geldi açıkçası. Arkadaşımla da bu durumu paylaştığımda o kadının biraz dengesiz olduğunu, bazen gülücükler saçarken bazen beş karış suratla dolandığını, kişisel bir durum olduğunu düşünmediğini söyledi. Ama bana başta yanlış yaptığımı belirtti. Çünkü ben bana baştan verilen işleri çok hızlı yapmıştım. Kadının beni işe alırken “o departman için çok iş var” dediği şeyleri o kadar kolay gösterdim ki, artık o departman için bir elemana ihtiyacı olmadığını düşünmeye başladı belki de, bilemiyorum. Ayrıca arkadaşım ben fazla hızlı olduğum için kadının beni kıskanmış olabileceğini bile söyledi ama sanmiyorum.
Amerika’da iş yapmaktan çok yapıyor”muş” gibi yapmak daha önemliymiş. Ben hızlı bitirip yeni iş istedikçe kadın patron bana iş bulamadı ve ben işi yüksek verimlilikle yapmanın bedelini daha ağır ve yorucu bir işte çalışarak ödedim. Halbuki sürekli yoğunmuş gibi görünüp, %5 verimlilikte çalışarak, sürekli çalışıyor olmam gerekiyormuş. Ama bunu geç öğrendim ne yazık ki. Tabii ben böyle çalıştığım için muhtemelen arkadaşım da etkilendi ve o da benim gibi çalıştı, o yüzden biz ikimiz de işten sonra öyle yorgunluktan bayıldık eve gelince. İşi yaparken kimse sana zaman kısıtı vermedi ki, peşinde kovalayan var gibi ne diye hızlı hızlı yaparsın işi? Ben ince düşünüp dar zamanımda beni işe alan bu insanlara mümkün olduğunca faydam dokunsun isterken, daha çok göze dokunmuşum farkında olmadan. O hafta bir gün işe erken gidince (1 saat erken çıkmak isteyen 1 saat erken başlayabiliyor çalışmaya) anladık ki tek sorun bu da değilmiş. Hani her şirkette olan, patron yalakası, her şeyi yalan yanlış patrona yetiştiren bir tip vardır ya, ondan bizim şirkette de varmış. O gün patron, arkadaşımın yanına gidip, “erken geldiğini söylediler bugün, hayırdır?” diye sorunca anladık biz. Meğer bu “mus gibi yapma”nın öncüleri arasında olan, nereye gitsek bir şekilde yanımızda biten, her şeyin içinde olan bir eleman, tam da o bahsettiğim tipmiş. Bizim patronlar da bu bahsettiğim tip de Balkanlar’dan gelme. Kültürlerimizin benzediğini biliyordum ama bu olaylardan sonra benzemiyoruz ya, aynıyız dedim.
Size o hafta ne kadar yorgun olduğumu kelimelerle anlatamam, abarttığımı düşünürsünüz. O yüzden şöyle anlatayım. O hafta sonu Türkiye’ye gitmem gerekiyordu. Bunun için bilet almam gerekiyordu. Bileti Cuma gününe alıp Türkiye’de 1 gün fazladan geçirmek varken Cumartesiye aldım çünkü Perşembe günü iş çıkışı o yorgunlukla valizlerimi hazırlayamayacağımı biliyordum. Üstelik bileti Perşembe günü ancak satın alabildim çünkü iş çıkışları o kadar bitkin oluyordum ki online bilet almaya bile mecalim kalmıyordu. Ben hayatımda bu kadar yorulduğumu bilmiyorum. Her ne kadar anlaştığım işi yapmıyor olsam da onlara minnet borcum olduğunu düşündüğüm için elimden gelenin fazlasını, en iyi şekilde yapmak için kendi sınırlarımı zorluyordum resmen.
Sonraki hafta Perşembe günü ehliyetim için olan mahkemem vardı. Ama bu tarihte Türkiye’de olacaktım. Daha önce haberim olmadığı için kaçırdığım mahkemelerden dolayı ehliyetim askıya alınmış ve hakime yazdığım dilekçe sayesinde davam yeniden görülmeye başlamıştı. Tekrar mahkeme günümü kaçırmak diğer zararlarının yanı sıra, bana ikinci bir şans veren hakime yapılmış bir terbiyesizlik olurdu. Cuma günü adliyeye gidip mahkememi ertelemek için dilekçe verdim. Yurt dışına çıkmam gerektiğini ve geri dönüş tarihimi yazdım dilekçeye. Dilekçenin sonucunu bile öğrenemeden her şeyi göze alıp yola çıkmam gerekiyordu.
Cumartesi günü Cleveland'dan binip Chicago aktarmasıyla Türkiye'ye uçtuğumda Pazar sabahı olmuştu. 16-17 saatlik uçuş, o çalışma temposundan sonra bana dinlendirici gelmişti. Üstelik uyumadım bile. Özellikle kardeşime son 1 yıldır istediği markalardan ne zaman indirimli, kuponlu makyaj malzemesi bulsam alıyordum. Anneme, babama, kardeşime kıyafetler, ayakkabılar, bir sürü hediyeler almıştım. Kardeşimi kandırıp "senin valize el koydular" şakası yapmayı planlıyordum. Uçaktan inip Duty Free'ye de girip son birkaç parça daha şey alayım bari dedim. Onları aldım. Havaalanında 25 TL depozito verip kullandığınız, yerine koyunca parasını geri aldığınız valiz taşıma arabalarından almıştım. Tabi ki, koca 2 valizim olacak, bir de ellerim zaten doldu bile, araba şart dedim. Arabayı aldım, valizi bekliyorum, yok. Gelmedi bir türlü. Gittim THY müşteri hizmetlerine hemen. Valizim gelmemiş, Chicago'da kalmış. Kardeşime şaka yapacaktım, gerçek oldu. Daha dur dakika 1, gol 1. Daha yeni girdim ülkeye, azıcık sakin yaa… Ertesi uçuşla ya da sonraki uçuşla gelir, biz evinize göndeririz dediler. Elimde arabayla kaldım öyle. Hayal kırıklığıyla çıktım, havaalanına beni almaya gelen ailemi buldum, keyiflendim. Arabayı bıraktım. Makine paramı geri vermedi. Üstünde bir numara vardı, sorun olursa bizi arayın yazıyordu. Aradım, evet görüyorum sizi kameradan, tekrar deneyin dedi. Tekrar denedim yine olmadı. Sözde fişle araba birbirinden farklıymış ama değil. Muhtemelen arabayı çıkarttırıp tekrar denettirdiği için öyle gösterdi sistem. Neyse ben paranızı elden vermek için birini gönderiyorum dedi. Bekle bekle gelen yok. Birkaç kez farklı numaralardan aradım, telefona da bakmıyorlardı artık. Türkiye'ye indiğim gibi kazıklanmak istemiyordum, ondan uğraşıyordum bu kadar. Tam kazıklandığımı kabullenmiş gidecekken bir görevlinin geçtiğini gördüm. Siz bizim için mi geldiniz? dedim, hayır dedi garipsiyerek. Olayı anlattım, yerleri çok mu uzak buraya birini göndermeleri çok mu uzun sürüyor dedim, "uzak ama onlar scooter ile geliyor zaten, gelecek olsalar çoktan gelirlerdi" dedi. Bana elden nakit parayı vereceklerdi sözde dedim. Size telefonda öyle mi dediler? dedi. Evet dedim. Tamam o zaman siz bu parayı alın, ben onlardan geri alırım deyip 25 TL'yi verdi bana. Olay 25 TL değildi aslında benim için. Aylar sonra ülkeme dönmüşüm, yaşadığım ilk 2 olay valizimin kaybolması ve havaalanının parama çökmesi olmamalıydı. Zaten öyle olsa bile bu olayların keyfimi kaçırmasına izin verecek değildim ki. Sadece herkes için basit ve sıradan olan ama bana sıkıntı çıkartan olaylara bir yenisi daha eklenmiş oluyor sadece o kadar. Diyorum ya çekiyorum böyle şeyleri kendime resmen :)
Pazar günü gece yarısına kadar hiç uyumadım. Jetlag, yol yorgunluğu falan benim için hikayeydi. İş yerinde o kadar yoruluyormuşum ki, bunlar hiç etkilemedi bile beni. Pazartesi günü ilk iş adliyeye gidip boşanma için gün almam gerekiyordu. Çağlayan Adliyesinde bir tanıdığımız olduğu için Anadolu Adliyesi yerine oraya gittim pazartesi günü.
Ailem hem bana destek olmak hem de zaten çok kısıtlı olan vaktimde benimle daha fazla zaman geçirebilmek için beni yalnız bırakmıyorlardı. Pazartesi günü hepimiz adliyeye doğru çıkmışken telefon geldi. Valizlerini getiriyoruz diye haber verdiler THY'den, dedim tamam getirin. Ama hep beraber olduğumuz için evde kimse yoktu. Oturduğumuz sitenin güvenliğini arayıp valizi bizim için almalarını rica ettik, neyse ki kabul ettiler. Normalde kargo falan kabul etmiyorlar ama bizim durumumuz istisna olduğu için anlayışla karşıladılar. Aradan kısa bir zaman geçmişti, yeniden telefon geldi. Valizlerinizi güvenliğe teslim ettim ablam, biri kırılmış siz valiz parasını sonra THY'den temin edersiniz diyerek cat diye telefonu kapattı. Şaşırdım mı? Hayır. O kadar sarıp sarmaladığım valizlerin ikisi de kırılmıştı, sadece biri değil. Aman neyse önemli olan zaten içinde getirdiğim şeylerdi benim için ve onlar sağlamdı. Murphy bu aralar bana çalışıyor gibi :)
Uzun ve bunaltıcı bir İstanbul trafiğinden sonra nihayet adliyeye varmıştık. Mahkemeyi Türkiye'den talep ettiğimiz için benim adresime Türkiye'deki adresimi, esimin adresine Amerika'daki adresini yazmıştım. Çünkü normalde 1 ay sonraya gün veriliyordu ancak benim o kadar zamanım yoktu. Hakimden rica minnet erkenden randevu günü isteyecektim, eşimin yurtdışında yaşamasını sebep göstererek. Adliyedeki tanıdığımız, eğer tanıdığı kafa dengi hakimlerden birine atanırsam boşanma işini aynı gün bile halledebileceklerini söyledi ve tabi ki öyle olmadı :) Tanımadığı bir hakime atanmıştı davamız.
Hakime bağlı ofise gittik. Durumu izah edip tarihi erkene çekme şansları olup olmadığını sordum. Şimdi yapabilir misiniz mesela dedim. Şansıma hakime hanım da odadaymış tam o sırada. "Ho ho hooooo! Öyle şey olur mu hemen nasıl olsun burası yolgeçen hanı mı?" diye bir çıkışınca içimden bir eyvah dedim. Belki konuşmanın başını dinlememiştir diye yeniden anlattım durumu. Eşim yurtdışında yaşıyor, bugün sabah geldi ve önümüzdeki hafta yurtdışına olacak o yüzden bu hafta halletme şansımız var mı? diye kibarca rica ettim. "Ooo o zaman durum sıkıntı, mahkemeyi cumaya almaya çalışırız ama kesinleştirme için önümüzdeki hafta salıyı çarşambayı falan beklemesi lazım, yoksa dosyaları yurtdışına çıkar geri gelir falan derken aylarca sürer. Eşin önümüzdeki hafta da kalabilecekse cumaya alalım sizi, tabi ofisteki arkadaşlarımız tamam derse, ne dersiniz çocuklar yetiştirebilir misiniz cumaya?" diye sorup etrafındakilere baktı. Herkes tamam ya sorun yok dedi. Aslında hakime hanım dışında herkes durumu olağan karşılamıştı. Teşekkür ederek oradan ayrıldım.
Istanbul'a geleli daha 2 gün bile olmamıştı ama daraldığımı hissediyordum. Belki hayatında daha önce adliyeye mahkemeye gitmemiş olan ben için, 2 haftada 3. kez mahkeme günü almaya çalışıyor olmamdan, belki de Amerika'da girdiğim ve şaşılacak şekilde iyi vakit geçirdiğim ilk mahkememden sonra, böyle bir tepkiyle karşılaşmış olmamdan bilemiyorum, bir an önce bu şehirden kaçmak istiyordum. Mahkemenin cumaya verilmiş olması benim için bir fırsat oldu. Birkaç gün boşluğum vardı ve tam da İstanbul'dan kaçmak için ihtiyacım olan süreydi. Ailem ve en yakın arkadaşım dışında beni İstanbul'da tutan bir şey kalmamıştı zaten. En yakın arkadaşımı da alıp akşamına ailemin yazlığına doğru yola koyulmuştuk bile :) Uzun zaman sonra gerçekten dinlendiğim zaman oldu o birkaç günlük yazlıkta kaldığımız süre bana.
-
Part 8
Bankacım ve emlakçım ile devam eden mail trafiğim bir yanda, diğer yanda kendi kişisel işlerimi halletmeye ve sevdiğim insanlarla vakit geçirmeye çalışıyordum. Ancak can sıkıcı bir haber gelmesi çok uzun sürmedi. Banka, eve bir inspector görevlendirmiş ve bu inceleme sonucunda bodrumda su basması olduğunu iddia etmiş. Bu nedenle evin değerlemesini yapamamışlar. Oranın masraflarını öğrenmek için, bizim lisanslı bir uzmanla çalışarak bir maliyet tahmininde bulunmaları gerektiğini, bu işlemlerin tamamlanmadan işlemlere devam etmeyeceklerini ve masrafa bağlı olarak gerekli tadilatı yapmamızın zorunlu olduğunu ve bu gecikmeler nedeniyle bizim deadline'imiza yetişmelerinin garantisi olmadığını içeren bir mail göndermiş bankacımız. Bu maile şok oldum ben, çünkü böyle bir şey beklemiyordum. Biz kendimiz inspection yaptirdigimizda bizim inspector'imiz orayi ozellikle detayli incelemiş ve bir sorun olmadigini, önceden olsa da cozulmus olduğunu soylemisti. Biz emlakcimiz ile konuşurken emlakcimiz calistigi sirketin en ust yetkili emlakcisini konusmamiza dahil etti. Tabi ben konusmamiz falan diyorum ama tum diyaloglar mail ile gerçekleşiyor cunku ben Turkiyedeyim ve gidip yuzyuze kimseyle görüşemiyorum. O an Amerika’da olsam belki kolayca halledebileceğim bir sorun için ugrasiyoruz. Bizim inspector raporunu uzman emlakçıya ilettim ve orada bir sorun olmadığını söyledim. Aslında o da şaşırmıştı. Ben yıllardır bu işi yapıyorum ve daha önce banka tarafından böyle bir taleple karşılaşmadık, bir sorun olsa bile onlar buna göre evin değerini belirliyorlar, dedi. Bu tür bir sorunun ancak benim başıma gelebileceğini biliyordum zaten :)
Uğraşıyorum, uğraşıyorum ama neresinden tutsam elimde kalıyor. Amerika ayağını halletmeye çalışıyorum, Türkiye'den sorun çıkıyor. Türkiye'ye geldiğimde Amerika tarafında sorun çıkıyor. Az zamanda çok ve büyük işler yapmaya çalışıyorum :) Ama şunu biliyorum, her şey ya ucu ucuna elden kaçacak ya da ucu ucuna başaracağım ve eğer çabalarsam, zor da olsa kesinlikle başaracağım. O yüzden yılmadan, usanmadan devam. Biraz daha sabır Ezgi… Konfor alanından çıktın, aylardır sevdiklerinden binlerce kilometre uzakta yaşıyorsun, bu iş için bu kadar çaba harcadın, o zaman sonunu getir. Bunca insanın desteği, yardımı da varken bu işin altından kalkamazsan ayıp sana Ezgi!
Uzman emlakçımız durumu netleştirmek için bankacımızla konuşmaya başladı. Hangi uzmanların kabul edildiğini, hangi uzmanların kabul edilmediğini sordu ve isteğini tam olarak belirtmesi gerektiğini soyleyip "clarify" istedi. Bankacımız süreçte bize köstek olan tek kişiydi gibi geliyor bana. Anlaması ve anlaşması zor ve uzun sürüyordu. Benim için teknik terimler kullanıyor olmaları, bu yüzden konuyu tam olarak anlayamıyor muhtemeldi. Ama emlakçılarımız da benim gibi anlamıyordu. Tekrar tekrar "clarify" yani net bir cevap, açıklama istemesi gerekiyordu bankacımızdan. En sonunda bankacımız bir mesajında sinirlenip "bu son clarify" dedi ama biz hala ne istendiğini tam olarak anlamamıştık. Anladığımız kadarıyla, eve water insulation (su yalıtımı) yapan bir firma ile iletişime geçmemizi ve fiyat teklifi almamızı istiyorlardı ya da sorun olmadığına dair sağlam bir raporu almamızı istiyorlardı onlardan. Eğer sağlam bir rapor alamazsak, krediyi bize vermeden önce evi tamir ettirmemizi istiyorlardı. Bu kısmı anlamamıştık. Bizim olmayan bir eve, alıp alamayacagımız belirsiz bir kredi ile, almak için; binlerce hatta on binlerce dolarlık bir masraf yapmamızı bekliyorlardı. Uzman emlakçımıza göre hiçbir firma, fiyat teklifi vermeden orayı geçemezdi, hicbir sorun olmasa bile. Yani düşünün, güzel ve temiz kıyafetlerinizle bir mağazaya gitmişsiniz ve yeni kıyafetlerin fiyatını soruyorsunuz. Mağaza çalışanı size "Sizin kıyafetinizde bir sorun yok, yeni bir tane almayın, üstünüzdekini kullanın" der mi hiç? Sorun aslında water insulation şirketinin vereceği fiyat teklifi de değildi, banka krediyi vermeden önce -evet önce- evin tadilat işleminin bitmiş olmasını istiyordu ve daha sonra yaparım taahhüdünü kabul etmiyordu. Masraf ne kadar küçük olursa olsun, yasal olarak benim olmayan o evde bir işlem yaptırmaya hakkım yok ki satın almadan önce?! Çok saçma bir durumdu bu…
Kafamda düşüncelere dalmış, sahil boyunca yürüyüş yapıyordum. Telefonuma bir mail daha düştü. Bu sefer Court’tan gelmişti. Türkiye’ye dönmeden önce verdiğim dilekçeyi kabul etmişler ve bana 9 Kasım'a yeni randevu tarihi vermişler. Tam ihtiyacım olan bir anda güzel bir haber almıştım. Bir yerlerde tökezlerken, bir yerlerde de emin adımlarla yokuşumu tırmanmaya devam ediyordum. Bu haber sadece kendisi iyi olduğu için moralimi yerine getirmedi, aynı zamanda tarih itibariyle de moralimi yükseltti. Çünkü banka ve ev işlemlerini 7 Kasım günü sonuçlandırmamız gerekiyordu. Yeni mahkeme günüm ise 9 Kasım'dı. Her şeyin ucu ucuna güzel sonuçlanmasını bekliyordum ki bu tarih tam da o "ucu ucuna" tarihiydi benim için. Her şeyi ucu ucuna başaracaktım, bu tarihi aldığım an bunu biliyordum.
Cuma sabahı boşanma davam için Çağlayan Adliye Sarayı'ndaydım. Mahkeme salonunun kapısında -tabi ki ailemle birlikte- adımın söylenmesini bekliyordum. Adliyede sürekli ünlüleri, oyuncuları falan gördük o gün beklerken. Sonra bu ünlülerin hepsi, benim kapısında beklediğim mahkeme salonuna girdi. İçeriden ara ara bağırış çağırış sesleri geliyordu, bazı ünlüler mahkemeden kovulup kapıdan çıkıyorlardı. İçeriden çıkan ünlülerin çoğu sanki orada kameralar varmış gibi tepkiler veriyorlardı, yüksek sesle, şov yaparak :) Ofise gidip biz birkaç saattir bekliyoruz, ne zaman alınacağız diye sordum. Meğer Reha Muhtar boşanıyormuş içeride, ondanmış bu kadar gürültü patırtı şov… Davanın görülmesi uzun sürüyormuş, onlar bittikten sonra alınacaksınız dedi. Saat öğlen 12'yi geçiyordu, saatlerce süren Reha Muhtar davasından sonra içeriden ünlü ünlü çıktılar son kalanlar. Ben tekrar ofise gittim, öğle saati gelmişti çünkü. Dosyamı hatırladıklarını ama bulamadıklarını söylediler. Birkaç telefon görüşmesinden sonra dosya bulundu. Hakime hanım Reha Muhtar davasından sonra yorulmuş -normal tabi-, bizim davayı öğleden sonra ilk dava olarak göreceklermiş. Peki dedik yine beklemeye başladık. Öğle arası bittiğinde yine mahkeme salonunun önünde bekliyorduk. Hakime hanım çok yorulmuştu olacak ki, mahkeme salonuna gelmedi. Beni ve eşimi kendi odasına çağırdı. Odasında bir misafiriyle beraber Türk kahvelerini yudumluyorlardı. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra isimlerimizi söyledi, boşanmak istiyor musunuz dedi evet dedik, dosyanızı okudum boşanmanızı kabul ediyorum dedi ve kahvesinden bir yudum daha alarak misafiri ile muhabbetine geri döndü. Boşanmamız yaklaşık 30 saniye sürmüştü. Hakime hanımın bizi boşama konuşması, hani Unganlar muayenesinde doktorun peşpeşe hızlıca sorduğu sorular var ya, tam da o tarz olmuştu. Otomatikleşmiş ve cevaplarımızı beklemeden konuşmaya devam ederek :) Biz odaya girip çıktığımız sırada ailem hala mahkeme salonunun önünde bekliyordu. Ben dönünce ne oldu bir şey mi unuttun dediler, o kadar hızlı dönmüştüm geri yani. Boşandık dedim. Onlar da şaşırdı. Yani bu kadar küçük bir şey için mi saatlerdir bekliyormuşuz diye isyan ettiler. Aman olsun, ben geç de olsa, sürecimde bir adım daha atmıştım. Kesinleştirme işlemleri için önümüzdeki hafta bir gün yine adliyeye gitmemiz gerekiyordu.
Emlakçılarımızla konuşuyordum. Önümüzde 3 seçenek vardı. İlki ve uzman emlakçımızın önerdiği seçenek, kredi çekeceğimiz kurumu değiştirip başka bir yerden şansımızı denemekti. Ben buna sıcak bakmıyordum çünkü daha önce bankacı Özlem Hanım'la yaptığımız konuşmadan bildiğim üzere çok fazla kredi firması seçeneğim yoktu. Başka yerden düzgün faiz oranlarıyla onay alabileceğimizi sanmıyordum ve benim boşanmam, gift money, işimde yeni olmam gibi birçok unsur vardı gözetilmesi gereken. Her şey tamam olsa bile bize verilen sürenin çoğu bitmişti bile ve işlemler yetişmezdi. Ama uzman emlakçımız satıcı ile anlaşıp süreyi uzatabileceğimizi söylüyordu.
İkincisi bankayı; bir water insulation firmasıyla değil de, bir yapı mühendisi ile çalışıp, onun hazırladığı raporu kabul etmesi için ikna etmek. Bu benim sıcak baktığım bir seçenekti ama yapı mühendisi bir miktar para istiyordu, bankanın da kabul edip etmeyeceğinden emin değildik.
Üçüncü ve son seçenek, yeni gelişmeler doğrultusunda, bankanın raporunu göstererek evden vazgeçmek. Bunu emlakçımız da istemiyordu ben de istemiyordum ama süreç o kadar zorlu ve sorunlu geçiyordu ki arkadaşım pes etmek istiyordu.Ben ikinci yoldan ilerlemek istediğimizi emlakçımıza bildirdim. Böylece uzman emlakçı, bankacımızla önce maillerle sonra telefonda uzun görüşmeler yaparak bu konuda en uzman kişinin bir yapı mühendisi olduğu konusunda zorla da olsa onu ikna etti. Emlakçımızdan ben yurt dışında olduğum için bizim adımıza bir yapı mühendisi bulmasını ve en acil şekilde randevu almasını istedim. Emlakçımız sağ olsun hepsini halletti, ben sadece yapı mühendisinin parasını gönderdim, o kadar. Yapı mühendisi incelemesini yaptı ve raporumuz çıktı. Rapor aslında sadece bankaya vereceğimiz için değil, bizim için de önemliydi. Çünkü sorunları olan bir evi alıp neden başımıza dert etmek isteyelim ki? Raporda evde bir su basması, su sızması sorunu olmadığı yazıyordu. Banka işlemlere kaldığı yerden devam edebilirdi artık.
Ertesi hafta son kez adliyeye gidip boşanma işlemini kesinleştirdik. Evrakları aldığım gibi direkt yeminli tercümana gönderdim ve Cuma gününden önce elimize ulaşması konusunda tembihledim. En ucuz olan seçeneği seçmiştim tercümede ama gerçekten ortalamanın altında, pek kabul edilebilir olmayan bir sonuç çıktı. Bana gönderdikleri revize belgeyi gördükten sonra kendim gerekli düzeltmeleri yaparak onlara geri gönderdim. Benim de üst düzey bir İngilizcem yok ama inanın yapay zeka bile bana gönderdikleri çeviriden çok daha iyi yapardı çeviriyi. O yüzden çeviriyi gönderirken kendilerine naçizane bir not yazdım, ben işin uzmanı değilim tabi, işin uzmanı sizsiniz, daha iyi bilirsiniz ama ben burada eksikler görüp düzelttim kendimce dedim. Sonrasında bana gönderdikleri revizenin bir uzmanın elinden çıkmış olduğu belliydi ya da iyi bir yapay zekanın :) Çeviriyi onayladım ve adresime kargoladılar. Ben kargoyu beklerken çevirinin PDF halini bankaya gönderdim ve banka o şekilde kabul etti bile belgeyi. Kargo yetişmese de çok büyük sorun olmazdı artık, nitekim sorun olmayacağı için kargo erken bile geldi…
-
Part 9
Tam sular duruluyor derken yeni bir bomba geldi bankacımızdan. Arkadaşımın iş/gelir bilgileri onaylanmış ama benim iş/gelir bilgilerim onaylanmamış banka tarafından. Neden diye sordum. İşvereninle görüşmüşler, işverenin orada 90 gün boyunca çalışmaya devam etmeyeceğini düşündüğünü söylemiş, o yüzden senin gelir bilgilerin onaylanmadı dedi bankacı. Ben şok oldum. Tabi yine bankacının bir şeyleri yanlış anladığını ya da yanlış aktardığını düşündüm. Arkadaşıma hemen yazdım. Kendisi işteydi zaten. Gitmiş müdüre siz Ezgi’yi işten mi çıkarttınız diye sormuş bankacının yazdığını göstererek. Müdürü de hayır ama patronla konuşayım demiş. Kadın patron olayın bankacının anlattığı gibi olmadığını, benim yaptığım işten memnun olduğunu, kendisine benim için de arkadaşım için de 90 gündür orada mı çalışıyor diye sorulduğunu ve kendisinin arkadaşım için de benim için de hayır dediğini söylemiş. Çünkü arkadaşım orada yeniden çalışmaya başlayalı 90 gün olmamıştı henüz. Dolayısıyla ikimiz için de 90 günü tamamlamadığımız bilgisini vermiş bankaya. Arkadaşım için önceden ne kadar çalıştığı da sorulmuş ekstra olarak onu cevaplamış. 90 günün sorulmasının sebebi deneme süresi 90 gün burada galiba o yüzden.
Bu bilgiler ışığında ben hemen bankacımızla tekrar iletişime geçtim tabi ki. Ortada -yine- bir yanlış anlaşılma olduğunu, aslında patronun söylediğinin o olmadığını, isterlerse onunla tekrar iletişime geçebileceklerini söyledim. Bankacımız tamam ben bu konuyu yetkili ekibe bildiriyorum dese de bence pek umursamadı. Çünkü benim gelirimin onaylanmamış olmasının kredimizi net bir şekilde olumsuz etkilemeyeceğini söyledi. Evin değerlemesine, arkadaşımın gelirine falan da bağlıymış. Bir de anladığım kadarıyla benim gelirim evi almak için tek başına yeterli olduğu onaylanmamış olabilirmiş ama arkadaşımla ortak kredi çektiğimiz için toplam gelir olarak onaylanabilirmiş. Gerçekten bizim bu bankacıyı anlamak çok zor.
Ohio'nun karinda kisinda, o sogukta hic hasta olmamis ben, Türkiye’den ayrılmadan önce hasta oldum. Türkiye’de neredeyse herkesin hasta olduğu bir dönem vardı, tam da o dönemdi. Normalde ben hasta olup ilaç falan kullanmam ama 2 gün içerisinde uçuşum vardı ve sonraki gün de işe gitmem gerekiyordu. Üstelik bu uçuşta yanımda nakit para taşıyacaktım, dikkatli olmalıydım. O yüzden kullanabildiğim kadar ilaç ve serum kullandım. Normalde tek bir serumla bile kendimi toparlardım ama bünyem artık nasıl zayıf düştüyse 4 serumdan sonra bile bir türlü kendimi toparlayamıyordum. Bir şekilde idare edeceğimi biliyordum ama ailemin aklı bende kalıyordu, bu sefer bu yüzden endişeliydim.
Tüm işlemlerimi halletmiş, tüm belgelerimi toplamış, paramı yanıma almış, geri yola koyulmak üzere havaalanına gelmiştim. Havaalanında kardeşime telefonumu hediye ettim. Amerika’ya ilk geldiğim zaman gibi olmuştu, elimde ucuz yollu bir telefonla dönüyordum evime. Bu seferki vedalaşmam farklıydı ama. Hala hastaydım ama ilaç kullanıyor, sağlam durmaya çalışıyordum. Belki hastalığın etkisinden olmuştur belki Türkiye’de çok az kaldığımdan olmuştur, biraz hüzünlü bir ayrılık oldu bu sefer benim için. Amerika’ya yerleşmeye gelirken güle oynaya gelen ben, hastalıktan ve yorgunluktan ayakta zar zor duruyor, gözlerim dolu bir şekilde uçağa bineceğim kapıya doğru hırıltılı hırıltılı nefes alarak yol alıyordum. Mümkün olduğunca hastalığımı belli etmemeye çalışıyordum, zaten ilk hasta olduğum güne göre daha iyiydim de ama yine de bünyemin hala zayıf olduğunu hissediyordum. Daha önce hiç böyle olmamıştım. Vedalaşmaları kimse sevmez, ben de sevmem. Ama ben soğukkanlıyımdır. Benim için en zor olan vedalaşmalar benim gittiğim vedalaşmalar değil de, ben gurbetteyken beni ardında bırakıp benden gidildiğinde oluyor. Yani bu onlardan biri olmamalıydı. Amerika’da iyi kötü düzenimi kurmuştum. Evime dönüyordum. Beni zorla gönderdikleri bir yere gitmiyordum, bile isteye seve seve gidiyordum aslında. Ama nedense farklı olmuştu işte bu sefer. Türkiye’de zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Sanki sürekli bir şeyle meşguldüm, sürekli bir şeyler için koşturuyordum ama hiçbir şeye yetişememiş, yapmak istediğim hiçbir şeyi yapamamışım gibi geliyordu. Halbuki halletmek için geldiğim her şeyi halletmiş, görmek istediğim herkesi de görmüştüm ama yetmemişti işte.
Ben ne yaptım, bu 2 haftada nasıl hızla geçti böyle zaman diye düşüncelere dalmış yürürken uçağa bineceğim kapıya sonunda vardım. Valiz kontrolünde görevli, tüm valizlerin içini incelerken parayı koyduğum kutuyu açtı ve bir anlık şokla ağzı açık kaldı. Keşke herkes içinde öyle şak diye açmasaydınız dedim. Hayır, zaten üstümde nakit taşıdığım için tedirginim, bir de herkesin nakit taşıdığımı görmesine ne gerek vardı? Kendi orijinal kapalı kutusunda olmayan her şeyi açıp içine bakmamız gerekiyor dedi. İçinde para olan çantama sarılarak uçtum bütün yolu.
Chicago'ya indiğimde havaalanında inanılmaz bir kuyruk vardı. Sadece gümrükten geçmek için 3 saat kuyrukta bekledim. Bu yüzden kendi aktarma uçuşumu kaçırmış oldum. Uçuşunu kaçıran sadece ben değildim; hemen hemen herkes uçağını kaçırdığı için yeni uçuş veya gece kalacak otel ayarlamak isteyenlerin sırası da çoktu ve muhtemelen bir sonraki uçuşa da yetişemeyecektim o yüzden. Üstümdeki paradan kurtulmak istiyordum bir an önce, para ise bana kabus olmaya devam ediyordu. 2 orta 1 küçük valizim ve içinde para olan küçük çantamla beraber hastalığıma yenik düşmeden, bir an önce evime varmak istiyordum.
Son uçağın kalkmasına 1 saat 5 dakika vardı. Eğer tam şu anda bileti alırsam koşa koşa belki yetişirdim uçağa. Önümde sıra çoktu. 1 saat sonra olan uçağa değil, 2 saat sonra olan uçak bile olsa yetişemezdim. Çünkü herkes tek tek otel ayarlıyor, çoğu insan 10-15 dakika kioskta tartışarak sırayı tıkıyordu. Sıranın arasından sıyrılıp bir görevlinin yanına gittim ve son uçağa yetişebilmem için dakikalar var, eğer bana hemen bilet verirseniz belki yetişirim diyerek ricada bulundum. Sağ olsun beni kırmadı ve biletimi basıp getirdi. Çok teşekkür ederek oradan ayrıldım ve valizlerimle gidebildiğim kadar hızlı check-in’e gitmeye koyuldum.
Havaalanı metrosuyla terminal değiştirdim. Check-in kapanmadan yetişmiştim. Valizlerimi aldılar ama uçağın kapılarının kapanmasına çok az vakit kaldığını, acele etmem gerektiğini söylediler. Uçağın hangi kapıda olduğunu sorup var gücümle koşarak oradan ayrıldım.
Ben acele ediyordum da güvenlik çantamı arayarak beni oyaladı. İlaç içtiğim için yanımda küçük su vardı. Sıvı sınırına dikkat ederek almıştım. Ama yine de test etmek istediler. Güvenlikten ayrıldığım gibi küçük valizim ve önümde ben koştukça zıplayan çantamla son kalan gücümle koşuyordum. Uçak kapılarını kapatacak dedikleri saatten 5 dakika önce bana söyledikleri kapıya gelmiştim. Ama hiç kimse yoktu orada. Ne bekleyen biri ne bir görevli, hiç kimse!
Yol üstü gördüğüm United Airlines deskine doğru koşmaya, en azından koşmaya çalışmaya başladım. Artık hiç gücüm kalmamıştı, soluğum kesiliyordu. Nefes nefese onlara derdimi anlattım. Kapıda kimse olmadığını, zaten hasta olduğumu, sadece bir an önce evime gitmek istediğimi söyledim. "Dur, dur sakinleş" diyerek önce beni bir sakinleştirmeye çalıştılar. "Lütfen öyle hastayım, kötüyüm falan deme çünkü gerçekten öyleysen zaten seni uçağa alamayız" dediler. Keşke ekrandan baksaydın kapıya, check-in yapanlar sana doğru kapıyı söylememiş, onlar da bilmiyorlar bazen dediler ayrıca. "Dur öğreniriz şimdi, eğer uçak hala buradaysa biraz bekletiriz" diyerek telsiziyle konuşmaya başladı. Su dedim, biraz su alabilir miyim varsa? Hem su verdiler hem de daha sonra ihtiyacım olursa havaalanında suyumu doldururum diye suluklu seyahat seti verdiler. Ben soluklanıp biraz su içerken onlar da hala uçakla iletişime geçmeye çalışıyorlardı. Uçak kapıları kapatmış ve taksiye hazırlanıyormuş. Yani o uçağı da kaçırmıştım.
O kadar yoldan gelmiştim hasta hasta ve bu gece evime bile gidemeyecektim. Geçecek, geçecek, bunlar da geçecek. United Airlines bana ertesi güne bilet kesiyordu, sabah ilk bileti mi yoksa gün içinde başka bir saatte mi istediğimi sordular. İlk bilet olsun lütfen dedim. Yeni biletimi verdiler, teşekkür ettim kendilerine. Şimdi THY’yi arayıp onlardan bana otel ayarlamalarını isteyebileceğimi veya havaalanında bekleyebileceğimi söylediler. Hem çok yorgundum hem de üstümdeki parayla havaalanında kalmak istemiyordum. United deskinden ayrılıp ilk gördüğüm yere oturdum.
THY’ye telefonla ulaşmaya çalışıyordum ama telefona çıkan bana yardımcı olabilecek kimse yoktu. Havaalanında yeniden terminal değiştirip THY’nin bulunduğu terminale geçtim. En azından ilk seferki gibi ağır valizlerim yoktu bu sefer, onları ben binemesem de uçağa vermiştim. THY kiosku da kapalıydı aslında. Ama ben oraya vardığımda bir çalışan, başka birine yardımcı oluyordu. Ben de onunla işinin bitmesini bekleyip ondan yardım istedim.
Gece 12'ye geliyordu saat. Sabah 6’da uçuşum vardı. Otele ihtiyacım olduğunu söyledim. Çalışan bana “Birkaç saat için otele mi gideceksin?” dedi saçma bir tavırla. "Yorgunum, uykum var ve üzerimi değiştirmem gerekiyor, evet otel ayarlamanızı istiyorum" dedim. Peki ben bir danışayım dedi ve içeri gitti. Çıktığında elinde bir kâğıtla gelmişti. Gece için bana otel ayarlamışlar, akşam yemeği ve sabah kahvaltısı için de bir bütçe vermişler. Otelin servisini arayıp çağırmamı, beni havaalanından alacaklarını söyledi.
Otelin servisinin beni alacağı kapıya giderken yolda bana akşam uçağına bilet kesen görevliyi gördüm. "Aaa, sen hâlâ burada mısın? Ne oldu?" diye sordu. Maalesef uçağa yetişemediğimi, bu gece otelde kalacağımı, yine de kendisine çok minnettar olduğumu söyledim. Olsun, şansını denedin en azından dedi.
Otele vardığımda, THY’den aldığım kağıdı resepsiyona verdim. Akşam yemeği servisinin çoktan bittiğini, sabah 4.30'da servise bineceğim için kahvaltının da henüz başlamamış olacağını yani yemek haklarımı kullanamayacağımı söyledi resepsiyonda çalışan kişi. Peki suyunuz, içeceğiniz falan var mı? dedim. "Aa, aslında size bunu vereyim" diyerek güzel bir paket uzattı. İçinde su, enerji içeceği, meyve, cips, jelibon vs. olan bir paketti. Teşekkür ettim.
Kendisinden bir ricada daha bulundum; telefonumun şarjı bitiyordu ve şarj aletim yoktu. Çünkü iPhone’umu kardeşime bırakmış, kendim Android kullanıyordum ve bu gece eve varamamak planlarım arasında yoktu. O yüzden şarj aletim de yoktu. Telefonumu istersem orada şarja bırakabileceğimi ama politikaları gereği odaya şarj aletini veremeyeceğini söyledi. "Zaten çok erken kalkacağım ve söz, aleti geri getiririm; telefonum olmazsa sabaha uyanamam" dedim. Görevli, geri getirmeyi unutma diyerek aleti bana verdi ve sabah istediğim saatte aranarak uyandırılabileceğimi söyledi. Lütfen arayarak uyandırın beni dedim.
Odaya girip kapıyı kilitleyip kendimi yatağa atmak istiyordum hemen. Önce odayı bir inceledim, beklentimin çok üstündeydi. Aslında Amerika’da kaldığım oteller arasında en büyük odaydı. Vaktim olsa orada daha güzel zaman geçirmek isterdim. THY’nin bana verdiği kağıtta odanın gecelik ücretinin 80 dolar olduğu yazıyordu, o yüzden çok iyi bir yer olmasını beklemiyordum ama o fiyatın gerçek olması imkansız; çünkü süit oda vermişlerdi. Ya THY’ye özel fiyat ya da ellerinde kalan odaları geceleri ucuza veriyorlar, bilemiyorum. Sonuçta birkaç saat kaldım sadece. Aslında düşününce saatliği 20 dolardan kalmış oluyordum.
Telefonumu şarja taktım ve yastığa kafamı koyup gözümü kapattım. Gözümü açtığımda odanın telefonu çalıyordu ve uyanma saatim gelmişti. Ama gerçekte sanki 2 dakika önce gözümü kapatmışım gibi geliyordu. Öyle çabuk geçmişti zaman ve yerimden hiç kımıldamamıştım bile bu sürede. Yatak çarşaf bile neredeyse bozulmamıştı hiç.
Sabah, otelin verdiği paketten bir şeyler yiyip hemen bir ilaç içtim. Şarj aletini resepsiyona geri verirken yine teşekkür ettim. Servisle erkenden havaalanına gittim ve kapılar açılmadan çok önce kapıda beklemeye başladım bile. Bugün her şey yolundaydı, bundan sonra da her şey tıkırında ilerleyecekti. Türkiye'den dönüşümü cumartesi gününe ayarlamıştım. Yol yorgunu olurum, jetlag olurum, uçak rötar yapar falan diye düşünüp özellikle pazara almamıştım; iyi ki de öyle yapmışım. Pazar sabahı ancak Cleveland havaalanına inebildim. Normalde valizlerim önceki akşamdan ulaşmış olmalıydı ama benim yetişemediğim uçağa muhtemelen onlar da yetişememiştir diye düşünerek bantın yanında valizlerimi beklemeye başladım ve bingo! Onlar da benimle aynı uçuşla gelmişler. Valizlerimi de aldıktan sonra havaalanında arkadaşımla buluştum ve eve doğru yola koyulduk.
-
Part 10
Sonunda eve vardım ama düzelmeye başlayan hastalığım tekrar kötüleşti. Ertesi gün ölmediğim sürece işe gitmeyi istiyordum çünkü izinden yeni dönmüştüm ve hasta olduğumu söyleyip gitmezsem iş yerinde hakkımda olumsuz bir izlenim bırakabileceğimi düşündüm. En azından sabah işe gidip, eğer çok kötü hissedersem öğleden sonra izin alırım diye düşündüm.
Pazartesi sabahı işe gittim. Öksürüyordum ama dayanıyordum. Yokluğumda iş yerinde bazı değişiklikler olmuştu. Artık haftada 4 gün değil, 5 gün çalışmaya başlamıştık. Arkadaşım bu durumdan memnun değildi ve işi bırakabileceğini söyledi. Ona, "Saçmalama, o kadar uğraştık. En azından 7 gün dayanman lazım. 7 iş günü sonra evi alıp alamayacağımız belli olacak," dedim.
Sabah üretimde işe başladım. Bir saat çalıştıktan sonra müdür yanıma gelip konuşmamız gerektiğini söyledi. Beni hasta halde işe gelmemden dolayı eve göndereceğini düşündüm. Ancak, odaya girdiğimde iş görüşmesi yaptığım zamanki gibi patronlar ve müdür vardı. Bana, işe alındığım pozisyon için benden vazgeçtiklerini, oraya zaten saatlik 18 değil, 16 dolara birini düşündüklerini, eğer onlarla çalışmaya devam etmek istiyorsam üretimde çalışmaya devam edebileceğimi ama saatlik 14 dolar alabileceğimi söylediler. Şaşırdım. Çünkü üretim işleri burada saatlik minimum 18 dolardan başlıyor ve işin ağırlığına göre ücret yükseliyor.
O an, iş teklif ettiklerinde yeteneklerime uygun olmayan bir iş teklif ederken özür dileyerek yapan insanlar, şimdi daha ağır bir iş karşılığında daha az para vermeyi teklif ediyorlardı. Düşünmek ve arkadaşıma danışmak için zaman istedim. Aslında düşünecek bir şey yoktu. Teklif kabul edilebilir değildi. Onlar için ben bu kadar çabalarken, kötü bir yolculuktan sonra hasta halde işe gelirken, onların bu teklifi, kendimi boşuna bu kadar hırpalamama üzdü beni. Ancak, sırf su işi bıraktım diye bu kadar uğraştığımız evi kaçırmak istemiyordum. Bu yüzden arkadaşıma danışmadan cevap vermek istemedim.
Arkadaşım, bizim odaya gorusmeye girdigimizi görmüstu. Cikinca rengim atmis olacak ki odadan çıktığımda hemen bir sorun olduğunu anladı ve yanima gelip direkt "Ne yapıyoruz, eşyalarımı toplayayım mı?" diye sordu. Hızla konuştuğumuzu anlattım ve çok sinirlendi. "Hemen çıkışını yap, burada durmamızın bir anlamı yok," dedi. Ama ev? dedim. Zaten banka sürecini baltalamışlardı, şimdi de hala ev almaya çalıştığımızı bildikleri için böyle yapıyorlar, kusura bakma ama bana kazık atan insanlara ben bir kuruş bile kazandırmam, bu yüzden ev kaçacaksa da kaçsın, üzülmem dedi.
Çıkışımı yaptım ve eşyalarımı topladım. Arkadaşım müdürüyle konuşup, onlarla işinin bittiğini söyledi. Üçü de şaşırdı ve hemen arkadaşımın yanına geldiler. Benim bu görüşme sonunda işi bırakacağımı bekliyorlarmış ama arkadaşımın da işi bırakacağını tahmin edememişler. Üçü de arkadaşımı durdurup konuşalım, sorun ne, kesin kararlı mısın, istersen bugün izin al kafanı topla tarzı şeyler söylediler. Arkadaşım, kadın patronun banka sürecimizi baltaladığını, şimdi de hala buna devam ettiğini, bu yüzden onlarla çalışmak istemediğini ve bu sefer onu tekrar işe başla diye çağırmamalarını söyledi. Kadın patron, "Ben bu ithamları dinleyemem," diyerek oradan ayrıldı ve diğer ikisi arkadaşım ile sakince vedalaştılar.
Bu durumlar Türkiye'de alışık olduğumuz ama Amerika'da olmamasını umduğumuz durumlar. Ki zaten normalde de yok. Bizim patronlar Balkanlardan, yani kültür benzerliği malum... O yüzden bunları okuyan kimse "Amerika'ya ben bunları mı yaşamaya gidiyorum?" diye düşünerek yanılgıya kapılmasın. Çoğunuzun başına gelmeyecek böyle olaylar. Hele ki daha kurumsal bir yerde çalışıyorsanız çok rahat olursunuz. Ama bunlar hayatın içinde olan şeyler :)
İkimiz de işimizden olmuştuk ve henüz evi alıp alamayacağımız kesin değildi. Önümüzdeki 10 gün sancılı geçecek gibi görünüyordu. Ama en azından dinlenip iyileşebileceğim, sonunda biraz zaman ayırabilirdim kendime. Ve sonunda cash getirdigim parayi bankaya yatiracak firsat da olusmustu. Olan oldu artik, bardaga bos tarafindan bakmanin bir anlami yok degil mi bu saatten sonra?
Biz işyerinde çalışırken iki haftada bir pay stub alıyorduk. Ancak hemen çalıştığımız hafta değil de, mesela 1. ve 2. hafta çalıştığımız parayı 3. haftanın sonunda alıyorduk. Yani bir hafta hak ediş haftası, bir hafta maaş haftası oluyordu böylece. Benim ilk çalıştığım hafta hak ediş haftasıydı. İlk pay stub bu yüzden bir haftalıktı. Daha sonra ben Türkiye'deyken ikinci pay stub geldi, o tam 2 haftalikti. Türkiye'de bulunduğum iki haftalık sürenin ilki maaş, ikincisi hak ediş haftasıydı. Yani bir sonraki pay stub sıfır olacaktı Türkiye'de olduğum için. Ama Türkiye'den döndükten sonraki pazartesi sabahı çalıştığım parayı muhtemelen daha sonra uğraşmamak için önceki hafta -ben Turkiye'deyken- çalışmışım gibi yatırdılar bana. O yüzden sıfır olmadı.
Ve biliyor musunuz? Kredi evraklarımı bu sayede tamamladım. İşten çıkmış olmasam ve onlar parayı o hafta yatırmamış olsa, pay stub alamayacak, evraklarımı tamamlayamayacaktım. Bankanın kredi verme şartının bir aylık maaşlı çalışma olduğunu söylemiştim en başta. İki haftada bir maaş aldığımız için ikimizin de üçer tane pay stub ibraz etmesi gerekiyordu. Arkadaşım benden önce çalışmaya başladığı için o tamamlamıştı evraklarını ama ben sadece iki tane gönderebilmiştim ve bir tanesi eksikti. Bankacıma, "Bildiğin üzere Türkiye'deydim o yüzden para kazanamadım," dedim. "Biliyorum ama miktar önemli değil, önemli olan evraklarının tam olması," dedi ve sırf işten ayrıldığım için elimde olan o pay stub sayesinde evraklarım tamamlanmış oldu.
Yani dişimi sıkayım, ev almak için 7 gün daha çalışayım deyip çalışmaya devam etseydim eğer, sırf çalıştığım için evraklarım eksik kalmış olacak ve zaten krediyi alma şansım varsa da o şansı bitirmiş olacaktım. Cuma günü tamamlamamız gereken son evraklar da tamamlandıktan sonra artık Salı gününe her şey sonuçlanmış olmalı.
Ben ne planlar yaparsam yapayım, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, su akıp yolunu buluyor gerçekten. Benim müdahalelerimin hiçbir etkisi yok sanki. Ama müdahale etmediğim durumda işler çığırından çıkacak gibi oluyorlar. Bazen tüm çabalarımın boşa olduğunu düşünüyorum, bazense bulunduğum yere tırnaklarımla kazıyarak geldiğimi. Bu durum kimi zaman beni yıpratmış, tüketmiş oluyor, kimi zamansa emeklerimin karşılığını aldığımı hissettiriyor.
Ben olacağını düşünüyordum, arkadaşım olmayacağını düşünüyordu. Eğer olmazsa ben cidden çok üzülecektim. Çünkü sırf bunun için dönmüştüm, döndüğüm gibi işimi de kaybetmiştim, ki iş olmasa muhtemelen biraz daha geç dönerdim. Ama olmazsa her şey boşuna gibi gelecekti.
Pazartesi günü sonunda o uzun zamandır beklediğimiz karar maili geldi. Kredimizi onaylamışlar! :) Bankacı, bizi tebrik eden bir mail attı ve 7’sinde (Salı) title company ile imzaları atabileceğimizi söyledi. Ben de emlakçımıza güzel haberi verdim, evrakları gönderdim. Emlakçı title company ile görüşme ayarlamış. 8’i görünüyordu. Neden? dedim, evraklarda öyle görünüyor dedi. Bankacıya teyit etmek için tekrar yazdım. Evet, 7’si için hazırız dedi. Ama evraklara gitmiş 8’i yazmış. Zaten giderayak son golünü atmasa olmazdı :) Emlakçımıza tekrar yazdım. Evrakları yanlış doldurmuş, 7’si uygunmuş dedim. Bizim randevumuzu 7’sine aldık ama satıcı için 8’i olan tarih değişmedi.
Salı günü title company’den bir kadın çalışanla buluştuk. İstersek evimize gelebileceğini, istersek dışarıda buluşabileceğimizi söyledi. Biz Panera’da buluşmayı tercih ettik, kabul etti. Çok sevimli, kıpır kıpır, enerjik, güler yüzlü bir kadındı. Title company ne iş yapar onu biraz açıkladı bize. Çok kısa bir özet geçmek gerekirse, evi alırken, evin gerçekten bizim olacağına emin olmamız için arada bir garantör. Yani aslında bizi korumak için varlar. Yarın bir gün biri çıkıp "Bu evin %99 hissesi benimdi aslında, siz %1 hisseyi almışsınız" diyemez ya da bir banka gelip "Bu evin borcu var, ben bu eve el koyuyorum" diyemez. Öyle bir durum olursa artık bu bizim değil, title company’nin sorumluluğunda.
Başta emlakçımız olmak üzere bu süreçte tanıştığımız, çalıştığımız herkesten çok memnun kalmıştık, bankacımız hariç. Ama bankacıdan her ne kadar memnun olmasak da, bankanın kredi şartlarından memnunduk çünkü kredi çekebilmiştik.
Çarşamba günü emlakçımızla yeni evimizin -mavi evimizin- önünde buluştuk. Bize anahtarlarımızı teslim etti. O anahtarlarda kan, ter, gözyaşı, emek vardı. Çok uğraştık, çok yıprandık, çok yorulduk, çok direkten döndük, çok inişler çıkışlar yaşadık ama başardık. En baştan söylemiştim, hikayemin sonu güzel bitiyor :) Size yaşadıklarımı anlattığım şu son 12 bin kelimelik hikayem, sadece iki aylık bir sürede yaşandı.
Devamı var mı? Var. Bu kadar can alıcı mı? Sanmıyorum. Bundan sonrası klasik bildiğiniz, herkesten görüp duyduğunuz şeyler çünkü. Bir tek şu mahkeme sürecini detaylıca anlatacağım ekstra olarak, o kadar. Eğer buraya kadar okuduysanız, gözlerinizi bu kadar yormama izin verdiğiniz için teşekkür ederim. :)
-
@EzgiLera yine bir heyecanla part part merak ederek deneyimlerinizi okuduk. Öncelikle bu kadar detaylı anlatımınız için teşekkür ederim her ne kadar deneyim yazmak kolay gibi gözüksede akılda tutmanın, zaman ayırmanın ve bunları kelimelere dökmenin o kadar kolay olmadığını biliyorum onun için emeğinize sağlık.
Şu an aklıma gelen @Beyza-0 hanım mesela tek başına buraya göçmek için endişeliydi bence sizin bu cesaretlendirici deneyimlerinizi okuyarak kendi ne güvenini ortaya çıkarabilir
-
@EzgiLera Baktım çok uzun, işlerimi bitirip öyle okurum dedim. Okumaya başlayınca, dur kendime bir kahve yapayım öyle devam edeyim dedim. Öyle sürükleyiciydi ki kahvemden ilk bir iki yudum aldıktan sonra içmeyi unutmuşum, soğudu :D
Velhasıl içinde şaşkınlık, heyecan, sevinç, kızgınlık, mutluluk ve bilgi barındıran bu anılar için çok teşekkürler.
Hayat bundan sonra büyük aksiliklerin olmadığı bir şekilde geçsin inşallah.
Elinize emeğinize sağlık 👏🌸 -
@EzgiLera Ben de aynı @Serapp Hanım gibi, biraz okuyayım diyerek başladım. Sonra ara verdim şipşak bir tatlı yaparak okumaya devam ettim. Öğretici, heyecanlı, iniş çıkışlarla dolu bir yazı serisi olmuş.
Dilerim "işin içinde ben varsam aksilik vardır" bakış açınız da değişir, her şey yolunda görünüyor çünkü! Devamını bekliyor ve bu samimi paylaşımınız için teşekkür ediyorum🍀
-
@EzgiLera, Mucadeleyle elde edilen seyler en degerli olanlardir. Sular nasil ki egik duzlemlerden akip gozeneklerden damlarsa hayat da oylesine yolunu bulur.
-
@EzgiLera Efsane! Elinize de saglik, akliniza da! Yazi dilinizden ve aktarma yaptiginiz detaylardan anlasiliyor dolu dolu sevdiginiz hayati. Bu arada inspection isi beni (mesleki deformasyon) de cezbeden ceken ve yaptigim ise de benzer bir is kendi eyaletim kapsaminda da basladigim bir surec. Evinizin onariminda da basarilar, belli ki isler yolunda kiralik oda ilaniniza gore. Gule gule oturun!
Tabii cok soru da cikti bu kadar anlatiminiza, ama simdi yormayayim.
Saglikta kalin ve devaminda da basarilar. -
@Emre-Kurtulmuş, içinde söyledi: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri
@EzgiLera yine bir heyecanla part part merak ederek deneyimlerinizi okuduk. Öncelikle bu kadar detaylı anlatımınız için teşekkür ederim her ne kadar deneyim yazmak kolay gibi gözüksede akılda tutmanın, zaman ayırmanın ve bunları kelimelere dökmenin o kadar kolay olmadığını biliyorum onun için emeğinize sağlık.
Şu an aklıma gelen @Beyza-0 hanım mesela tek başına buraya göçmek için endişeliydi bence sizin bu cesaretlendirici deneyimlerinizi okuyarak kendi ne güvenini ortaya çıkarabilir
Bu deneyimi bizimle paylaştığı için ezgi ablaya teşekkür ediyorum bende burada ne kadar çok bu tarz yorumlar okusam her geçen gün gitme isteğim artıyor. Elbette ilk başlarda zorluk yaşayacağımı kabul ediyorum kendimi bu duruma hazırlıyorum ama bende zaman her şeyin ilacıdır diyerek mentalimi güçlü tutmaya çalışıyorum beni bu yoruma etiketlediğiniz için ayrıca teşekkür ederim
-
@EzgiLera Okumadım ama unutmayayım diye yorum atıyorum. Kolezyum diye bir kullanıcı vardı anılarını part part atıyordu buraya onu anımsattı müsait bir zamanda keyifle okuyacağım :)
-
@misha90 bende yazıcam beklerim
-
@salih-atilla Sizinkine yanınıza gelip bizzat şahit olmak nasip olsun buradan okumak değil :)
-
@misha90 bugün içimden geçti mülakat alırsan unganlara 3 temmuza randevu al aynı gün ankarada kutlarız
-
@EzgiLera Hazir baslamisken mahkeme surecini de yazayim bitsin dedim ve onu da foruma ekledim.
Kaza Sureci ve Mahkeme Surecini ayri ayri 2 iletide anlattim. Ilgili link:
-
Arkadaşlar merhaba,
Ben tek olarak Abd ye giriş yaptım. Eşim ve çocuklarım 1 ay sonra gelecekler.
Bu durumda çocuklarım için muvafakatname talep edilirmi acaba? Daha önce benzer bir durum yaşayan varmı aranızda?
-
@Movistar74 Merhaba, hos geldiniz! Esiniz ve cocugunuz ek belgeye gerek olmadan gelebilir. Turkiye'de pasaport alinirken her iki ebeveynden izin alindigi icin dediginiz belgeye ihtiyac olmamakta, Daha once boyle gelen bir cok arkadasimiz oldu, simdiden iyi yolculuklar.
-
@lumos Hoşbulduk:) Yorumunuz için çok teşekkür ederim. İçim rahatladı :) Geldikten sonra aklıma geldi bu durum. İnternette yorumlara baktığımda mutlaka muvafakatname isteniyor diye okudum çünkü. Ama sonuç olarak bende buradayım ve benim yanıma geliyorlar.
-
Herhalde bu postun altina yazacagim zamanin bu kadar kisa olacagini dusunmuyordum. 11 Subat'ta JFK'den giris yaptim ve State College'de yasamaya basladim. Green card ve SSN'in gelmesi yaklasik 1 aya kadar surdu, bu sure icerisinde etrafi dolasip kendime gelip kultur sokunu atlatmaya calisiyordum ( sansima hali hazirda yasadigim bolgede arkadaslarim vardi, olmasalar herhalde surec gecmezdi o zamanlar :) ) . Green card ve SSN geldikten sonra burada her seyin toz pembe oldugunun rehavetine kapildigimdan dolayi gecici is arayisi icine girmedim, cv mi Amerika standartlarina gore guncelledikten sonra is basvurularina basladim. Bir iki uc derken sureclerin cok uzun oldugunu gordum, bir yandan da kendi birikimimden gittigini ve ay gectikce hizlanmaya basladigindan dolayi, is basvurularima devam ederken, bir restorantta calismaya basladim ( Turkiye'de ki isimden sonra ilk baslarda gercekten zor geldigini hissetmistim sonrasinda , ilerde cocuklarima ani cikar diye eglencesine biraktim kendimi isin ). Calismaya basladiktan sonra butun basvurularima donus gelmeye basladi teker teker bu seferde interviewda elenip duruyordum. En sonunda son interview'ima oturup calisma karari aldim. Calistiktan sonra yaklasik 4 saat suren bir interviewdan sonra Amerika'da kendi meslegimi yapabilecegim bir isim olmustu hemde mudur olarak. Tam sevinirken Amerika'nin obur ucuna tasinacagim aklima geldi, yaklasik 1 ay suren ev arastirmasi vs gibi konulardan sonra, arabami ship edip , ilk ucakla Haziran itibariyle Iowa'ya tasindim. Suanlik ev esyasi , sehri tanimakla ugrasiyorum , kisa veya uzun surecte istekli olduktan sonra insan , istedigi seylere kolayca ulasabiliyor olmasi guzel bir duyguymus. Yazim biraz daginik oldu, umarim kendimi iyi ifade edebilmisimdir, konudan ayri olarak supply chain alaninda calisan/calismak isteyen kisilere elimden geldigince yardimci olmaya calisabilirim
-
@Movistar74 Rica ederim. Haklisiniz endise etmekte, bilgi kirliligi cok. Tez kavusmalara.
Hello! It looks like you're interested in this conversation, but you don't have an account yet.
Getting fed up of having to scroll through the same posts each visit? When you register for an account, you'll always come back to exactly where you were before, and choose to be notified of new replies (either via email, or push notification). You'll also be able to save bookmarks and upvote posts to show your appreciation to other community members.
With your input, this post could be even better 💗
Kayıt Ol Giriş
Benzer Başlıklar
24
Çevrimiçi60.8k
Kullanıcı5.1k
Konu534.7k
İletiPowered by NodeBB | Copyright © 2026 Yesilkart Forum