Üyelik oluşturma, email adresi onayı veya foruma giriş konusunda sorun yaşayan üyelerimiz [email protected] adresine email gönderebilirler!
  • ⭐⭐⭐⭐

    Selamlar! Amerika’ya göç ettikten sonra hepimizin özlem duyduğu şeyler oluyor. Birçoğumuz yemekler, eş dost, işini iyi bilen ustalar gibi ortak şeylere hasret kalsak da, kimimiz farklı şeyleri özleyebiliyor. Mesela, ben e-devlet sistemini özlüyorum (daha doğrusu eksikliğini hissediyorum) ve bir de sokak hayvanlarını. Bugün, bu sokak hayvanlarına olan özlemimden yola çıkarak edindiğim bilgi ve tecrübeleri sizinle paylaşacağım. Tabi ki bir Ezgi klasiği olarak, doğrudan konuya girmek yerine önce size hayat hikayemi anlatacağım 🙂 Eğer hayat hikayemle ilgilenmiyorsanız, doğrudan "Fostering/Adoption" başlığını attığım yerden okumaya başlayabilirsiniz.

    Türkiye’deki son gelişmeler (malum yasa) birçoğumuzu derinden üzüyor çünkü Türk halkı hayvansever bir halk. Ben de severim. Muhtemelen, hayvanları seven herkes hayatında en az bir kez olsun kapısının önüne bir kap mama, bir kap su koymuştur, yemeğini sokaktaki hayvanlarla paylaşmıştır. Hatta "Cats of Istanbul" artık dünyaca bilinen bir olgu haline geldi.

    Ben büyürken kısa süreli olarak balık ve kuş dışında evcil hayvanımız olmadı. Balıklarımızı genelde çok yem verdiğim için kaybederdik, kuşlarımızı ise kafesinden çıkardığımız zamanlarda kaçırırdık. Bir süre sonra ailem, evcil hayvan almama kararı verdi, haklı olarak. Yine de ben hayvan sever bir insan olarak yetiştim.

    Ben küçükken evimiz binanın en üst katındaydı ve yandaki binanın çatısını görebilecek bir hizadaydık. Annem, yemeklerden kalan ekmekleri, pilavları küçük parçalara ayırıp çöp yerine yandaki çatının üstüne atardı; oradan da kuşlar gelip onları yerdi. Benim odam da o çatıya baktığı için bir yandan İstanbul manzarasını, bir yandan da kuşları izlerdim. Eğer et veya tavuk gibi bir şey yemişsek, kalanları ayrı bir poşete koyup ağzı açık şekilde çöpün yanına bırakırdı. Ne yazık ki kapının önüne bırakmamıza mahalleli kızıyordu.

    Gençlik dönemimde bir site içerisinde bir eve taşındık. Sitemiz hayvansever bir siteydi. Sitenin bir köşesine kediler için kartondan sığınabilecekleri yuvalar bile yapmışlardı. Biz de oraya yemeklerimizden kalanları götürürdük. Özellikle etli ve kemikli bir şey kaldığında, sitenin ön tarafında yaşayan köpeklere verirdik. Mahallemiz genel olarak hayvansever bir mahalleydi. Sadece biz değil, herkes onları besler ve iyi bakardı. Bu yüzden hayvanlarımız bizden korkmayan, çağırdığımızda yanımıza gelen, kendilerini sevdiren hayvanlardı. Hatta birçok kez, akşam saatlerinde tek başıma eve yürürken sokak köpeklerimiz yalnız kalmamam için evime kadar eşlik etmişlerdir.

    Ailemden ayrılıp okumaya gittiğimde ise sürekli İstanbul’a gidip geldiğim için kendi evime bir evcil hayvan almadım ve sokak hayvanlarını sevmeye, beslemeye devam ettim.

    İstanbul’a dönüp, ailemin yaşadığı siteden ayrılarak büyüdüğüm mahalleye taşındığımda, sitemizdeki kadar hayvan sevemez olmuştum. Bir gün siteye gittiğimde, daha önce bahsettiğim karton yuvalarda kalan kedilerden birini besledim. O kedi, yanımdan bir türlü ayrılmadı. Çok uysal, çok oyuncu, kendini sevdiren yavru bir erkek sarmandı. Anne sütünden yeni kesilmiş, tahminen 2.5 aylık bir yavruydu. Eskisi kadar hayvan sevemediğimi göz önüne alarak, yeniden bir evcil hayvan sahibi olma vaktimin geldiğini düşünüp, o gün beni hiç bırakmayan o yavrucağı sahiplendim.

    Amerika’ya göç ederken sarman kedimi aileme emanet ederek geldim. Yollarda harap olmasın, daha benim yerim yurdum yok, huzuru kaçmasın istedim. Düzenimi kurduktan sonra Türkiye’ye dönüp onu almayı planlıyordum. Ama maalesef umut ettiğim gibi olmadı. Talihsiz bir kaza mı desem, veteriner hatası mı desem bilmiyorum, narkozdan sonra uyanamadı; yavrucak daha iki yaşını bile göremeden, daha Amerika’yı bile göremeden…

    Evet, hayvanları hâlâ seviyordum ama sevemiyordum da. Delivery işleri yaparken müşterilerin hayvanları yanıma geliyor, köpekleri az buçuk seviyor ama kedileri gözlerim dolmadan sevemiyordum. Zamanla, gözlerim dolmadan, biraz uzak durarak, kendimi fazla kaptırmadan onları severek bu duruma alıştım.

    Geçen sene yaz başında, ev arkadaşımın yakın bir arkadaşı Türkiye’ye gittiğinde kedisini bize emanet etti. Hem başına bir şey gelecek diye korkuyor, hem de evde bir kedimiz olduğu için mutlu oluyordum. O kediyle iki ay geçirmek bana çok iyi geldi; yaralarımı sardı ve hayvan sevme alışkanlığımı hatırlatarak özlemimi artırdı. O zamanlar bir apartmanda yaşıyordum. Birçok komşumun kedisi, köpeği vardı. Kedileri pek evden çıkmasa da köpeklerini sürekli yürüyüşe çıkarıyorlardı ve ben bahçede, asansörde onlara rastladıkça sahiplerinden izin alarak seviyordum.

    Amerika’da malum, sokaklarda kedi köpek olmuyor. Elalemin hayvanını da gidip sevemiyorsunuz. Sincap, geyik, tavşan gibi hayvanlar çok güzel ama ne kedi köpek gibi kendilerini sevdiriyorlar ne de doğru dürüst besleyebiliyorsunuz.

    Ocak 2024’te ailem Amerika’ya, yanıma geldi. Ben de apartmenttan bir housea taşınmıştım. Annemin de dikkatini çeken şey sokakta hayvan olmamasıydı. Sokakta, bahçede sincap, tavşan, rakun gördüğünde çok mutlu oluyor, kedi köpek gibi onları gel gel yapıp, yanına çağırıp sevmeye çalışıyordu. Tabi gelmiyorlar, kaçıyorlar 🙂 Birkaç kez yakınımıza kadar geldiler, sincap besledik ama yine de kendilerini sevdirmediler. Sokakta geyik gördüğünde ise annem adeta büyülenmiş gibi hayran hayran bakıyordu.

    Asıl sorun, yemeklerimiz, ekmeklerimiz kaldığında başladı. Annem sürekli, “Sincap bunu yer mi? Şuraya bıraksam tavşan yer mi?” diye sorup duruyordu. Anne yok olmaz desem de birkaç kez bırakmaya çalıştı ama zar zor aksine ikna ettim. Ekmeklerde ise şansım yaver gitmedi. Ekmekleri deckimize parça parça koyup kuşları besledi. “Anne, yapma. Burası İstanbul değil, binada yaşamıyoruz. Bak, her yeri böcek basacak” desem de annemi durduramadım. Arkamı döndüğüm an pilavları, ekmekleri kuşlar için decke bırakıyordu. Neyse ki kuşlar gelip yediler, kış olduğu için de böcekler evimizi basmadı.

    Ailem Türkiye’ye dönüp yaz geldikten sonra, ev arkadaşımın arkadaşı belki kediyi yine bize emanet eder diye bekliyordum ama bu sene bırakmadılar. Hayvan özlemim iyice artmıştı. Yeniden bir hayvan sahiplenmeye hazır olup olmadığımı bilmiyordum ama geçici de olsa sevmek, ilgilenmek istiyordum. Ve böylece araştırmaya başladım.

    Fostering/Adoption

    Araştırmalarım sonucunda, bir hayvanı sahiplenmeden ona geçici yuva olabileceğimi öğrendim. Hem de bu kadarla sınırlı değil; hayvan barınaklarına gidip istediğim zaman hayvanları sevebileceğimi de öğrendim. Cleveland'ın en meşhur barınağını bulup sitelerini inceledim. Sitelerinde hayvanlara geçici yuva (foster) olabileceğim yazıyordu. Foster kelimesini biz normalde Türkçe'ye "üvey" olarak çeviriyoruz ama onlar bu terimi geçici yuva anlamında da kullanıyorlar. Sadece hayvanlar için değil, çocuklar için de bu şekilde kullanılıyor. O yüzden ben de doğrudan "foster" diye kullanacağım.

    Siteyi incelediğimde güven veren bir yer izlenimi edindim. Ancak çok detaylı bilgi yoktu ve açıkçası hayvanları görüp sevmeyi de çok istiyordum. Mail atarak onlarla iletişime geçtim. Foster için detayları öğrenmek ve hayvanları sevmek için randevuya ihtiyacım olup olmadığını sordum. Ayrıca, adoption (sahiplenme) kısmında ücret yazıyordu. Bana biraz tuhaf gelmişti; pet shop gibi ücret yazmaları garipti. Bu nedenle, orayı ve hayvanları kendi gözlerimle görüp incelemeyi tercih ettim.

    Kısa bir süre içinde geri dönüş yaptılar. Foster olmak için sitedeki formu doldurmam gerektiğini, ancak bu şekilde hayvanları foster olarak alabileceğimi söylediler. Ayrıca, kendilerinin açık olduğu saatlerde istediğim zaman ziyaret edebileceğimi belirttiler.

    Tabi ki vakit kaybetmeden, hemen ertesi gün, cumartesi günü, ev arkadaşımla beraber oraya gittik. Evimize yaklaşık 35-40 dakika mesafedeydi. Cleveland'ın zıt taraflarındaymışız. Kapıdan girdiğimizde bizi çok güler yüzlü bir hanımefendi karşıladı. “Adoption için mi geldiniz?” diye sordu. “Hayır, foster düşünüyorum” dedim. Elimize bir broşür verdi, önceki gün mail attığım mail adresi yazıyordu. “Buraya mail atarak foster konusunda bilgi alabilirsiniz” dedi. Tam bu sırada, elindeki kafeste bir kediyle beraber bir kadın içeri girdi. “Bu kediyi mahallemde buldum, sahibini aradım ama bulamadım; tasması, çipi falan da yok, ne yapacağımı bilemedim, size getirdim” dedi. O sırada bizi fark etti. “Aa, adoption için mi geldiniz? İsterseniz size bu kediyi vereyim, çok uysal ama benim üç kedim daha olduğu için alamıyorum ben” dedi. Bu cümleyi kurar kurmaz, az önce bizi karşılayan güler yüzlü hanımefendinin yüzü ciddileşti ve “O işler öyle olmuyor maalesef” dedi. Öncesinde kediyi muayene etmeleri ve kısırlaştırmaları gerekiyormuş.

    Resepsiyondaki görevli, kedi bulup getiren kadını gerekli yerlere yönlendirdikten sonra bize geri döndü, yüzündeki gülümseme geri gelmişti. “Adoption istiyorsanız size hemen yardımcı olabiliriz, bu hafta sonu özel indirimimiz var; yavru kediler 50 dolar, bir yaşından büyük kediler 20 dolar. Eğer adoption düşünüyorsanız bu fırsatı kaçırmayın bence” dedi. Kadının durduğu resepsiyonun arka tarafı, ofislerde olduğu gibi kübiklerle doluydu ve o an fark ettim ki gerçekten kübiklerde birçok kişi işlem yaptırıyordu. Sitede gördüğüm adoption fiyatları, yavru kediler 125 dolar, bir yaşından büyük kediler 50 dolardı. Ayrıca yavru köpekler 250 dolar, büyük köpekler 125 dolar olarak fiyatlanmıştı. Biz köpekleri sormadık ama tahminimce o hafta sonu onlar için de indirim vardı.

    Hayvanları görmek ve sevmek istediğimi söyledim. Foster için hayvan seçebildiğimizi sanıyordum. Ancak foster için hayvan seçimi tam olarak olmuyormuş. Evet, tercihlerinizi başvuru formunda belirtiyorsunuz; yavru olsun, sütten kesilmiş olsun, sağlıklı olsun gibi seçenekler var ama doğrudan, ben bu hayvanı beğendim, bunu bana verin de evde bakayım diye seçemiyorsunuz. Bir süre barınakta kalan hayvanlar için hava değişimi olsun diye, bazen de barınak çok dolu olmasın diye, hayvanları arada bir foster ailelere vererek onlara değişiklik sağlıyorlarmış. Ayrıca, hiç ev ortamı görmeyen hayvanların da ev ortamına adapte olmasını sağlıyorlarmış. Eve aldığınız hayvana, eğer yoksa, tuvalet eğitimi vermenizi de istiyorlar ama bu, kedilerden çok köpekler için istenen bir şey muhtemelen.

    Barınak oldukça büyük bir yerdi. Tesisin üç farklı köşesindeki sevebileceğimiz kedilerin olduğu yerleri bize tarif ettiler. Önce yavru kedilerin olduğu köşeye giderek başladık ve kapıyı açıp içeri girdik. Büyük bir odada, ortası oldukça geniş, boş bir alanın merkezinde dezenfektan olacak şekilde, U şeklinde ama boşluklu dizilmiş büyük kafesler içinde yavru kediler vardı. Her kafesin ön kısmında, içerisindeki kedinin adı, cinsiyeti, yaşı, doğum günü, cinsi, hastalık ve ameliyat geçmişi gibi bilgilerinin yazılı olduğu beyaz kağıtlar bulunuyordu. Odaya girdiğimizde görevli, dezenfektanı işaret ederek “Her bir kediye dokunmadan önce mutlaka dezenfektan kullanın!” diye bizi uyardı. Odanın ve kafeslerin büyüklüğü, sıkış tepiş olmayan yerleşim düzeni, odanın ve kafeslerin temizliği ve kedilerin uysal duruşları, barınağın güven verici taraflarıydı.

    İlk kediyi sevmek için bir kafese yanaştığımızda görevli bizi uyardı: “O kedi sahiplenildi, birkaç gün içinde almaya gelecekler.” Peki sevebiliyor muyuz, dedim. Sevebilirsiniz dedi. Kafes kapağını açıp elinizi içeriye sokarak sevebiliyorsunuz. Ancak biz, kedi sahiplenildiği için azıcık azıcık sevdik, hatta kafesi bile yarım açtık; aman kaçmasın, bir şey olmasın diye. Elimize dezenfektan sıkıp başka bir yavru kediye geçtik. Oyuncu, tatlı bir kara kedi. Severken epey yaklaştı. Kucağıma doğru geliyordu. Ben de kediyi kucağıma aldım. Görevli, “Kucağa almak yok!” diye uyardı. Her ne kadar kucağıma alamamak beni şaşırtmasa da yine de üzülmedim diyemem. Ama görevlinin ilgili hâli ve uygulanan kurallar hoşuma gitti.

    Kedilerin bazıları uyuyordu, onları genelde rahatsız etmedik. Bazıları tek başına bir kafeste kalırken, bazıları iki kediyle birlikteydi. Muhtemelen kardeşlerdi. Bazı kafesler ise boştu.

    Teker teker kafeslerdeki kedileri sevip elimi dezenfektanla temizlerken, bir kediyi fark ettim. Muhtemelen aralarındaki en büyüğüydü. Kartında 1 yaşında olduğu yazıyordu. Kafesinin en uzak köşesine kaçmış, kendini korumaya almış gibi duruyordu. Onu gördüğümde endişelendim. Türkiye’de barınakların genel olarak kötü durumda olduğunu biliyoruz. Amerika’da ilk kez bir barınağa gitmiştim ve bazı çekincelerim vardı. Kafesi yavaşça açtım, kediyi ürkütmemek için. Elimi kafese doğru uzattığımda, kedinin ürkek bir hareket yaptığını gördüm. Sanki dayak yemiş gibi bir korkuyla geri çekildi. Yine de elimi yavaşça ona doğru götürüp nazikçe sevmeye başladım. Onu sevdikçe gevşer, belki de yanaşır diye düşündüm ama hiç gevşemedi. Mırlamaya başladı, bu da benden korkmadığını gösteriyordu, ancak yerinden kımıldamadı. İçimden, umarım barınakta bu hale gelmemiştir, diye geçirdim. O sırada görevli, kediyi sevdiğimizi görünce, "Ayy, o kedi çok uysal, geldiği ilk günden beri böyle ürkek, hiç sesi çıkmaz" dedi. Belki de barınakta değil ama hayatının bir yerinde kötü muamele görmüş gibiydi, yavrucak. Onun için üzüldüm 😞

    Yavru kedilerin olduğu bölümden çıkıp, kedilerin serbest oynayabildiği bir alana geçtik. Kapalı bir alandı ama içinde kedi parkları yapmışlardı ve kediler kafeslerinde durmuyor, odada özgürce gezebiliyorlardı. Siz de oraya gidip kedileri sevebiliyordunuz. Yavru kediler ve büyük kediler için iki ayrı park odası vardı. Biz önce büyük kedilerin olduğu odaya gittik. Sağda solda, tırmanma oyuncaklarının tepesinde, altında, her yerde kediler vardı. Adeta "resimdeki 7 kediyi bulun" oyunları gibi odadaki saklanmış kedileri bulduk. Bazıları uyuyor, miskinlik yapıyordu; bazıları ise oynuyordu. Orada, tırmanma oyuncağının en tepesinde muhtemelen yeni doğum yapmış bir kedi hemen gözüme ilişti. Tam bir oyuncu, çok sevecen, kendini sevdiren bir kediydi. Gel diyorum, geliyor; seviyorum, hemen mırlıyor. Diğer kedileri sevmeye giderken de peşimizden geldi, hiç bırakmadı. Bana oğlumu anımsatıyordu… Kedinin adı Mango’ydu. Oraya foster kedi bakmaya gitmiş olsam da Mango’yu alıp eve getiresim geldi. Belki yarım saat, belki bir saat sevdim onu. Orada ne kadar vakit geçirdiğimi gerçekten bilmiyorum. Hem onu severken mutlu oldum, hem de hüzünlendim. Odaya bizden başka girip çıkan insanlar vardı, tabi kimse bizim kadar uzun kalmadı. Ben gözlerim dolu dolu, arada akan gözyaşlarımı siliyordum... Belki de beni rahatsız etmemek için hızla girip çıkmış olabilirler, bilemiyorum. Her kedinin geçmişini, yaşını, özelliklerini gösteren o beyaz kâğıtlardan Mango’nunkini bulmaya çalıştım ama onun kâğıdı yoktu. Zaten barınağın sitesinde de Mango’nun bilgilerini bulamadım. Hatta o günden beri bakıyorum ama yok. Muhtemelen yeni doğum yaptığı için sahiplendirmiyorlar diye düşündüm ve açıkçası sormaya da korktum. Çünkü evet sahiplendiriyoruz derlerse hemen alıp gitmek isteyecektim ama henüz yeni bir kediye hazır olmadığımı da biliyorum.

    O odadan çıktıktan sonra barınak turumuzu biraz daha hızlandırdık. Mango’yu sevmek biraz ağır geldi bana. 1 yaşından büyük, kafesli kedilerin bulunduğu alana gittik. Yavru kedilerden çok daha büyük bir alandı ama bir o kadar da kalabalıktı. Hatta yavru kedilerin odasında olduğu gibi ortada boş ve geniş bir alan yoktu. Daha fazla kafes koymuşlardı ortaya. Aynı bir kütüphane gibi koridor koridor ayırmışlar, kafesleri karşılıklı sıralar halinde yerleştirmişlerdi. Yine de boğucu ya da sıkışık bir yer değildi. Mango’dan sonra tüm kafesleri tek tek açıp sevmedim, yavru kedilerde olduğu gibi. Aralarından daha arkadaş canlısı görünen, daha heyecanlı, daha hareketli birkaç kedi seçerek onları sevdim. Özellikle yatıp dinlenenleri hiç rahatsız etmedim. Aralarından bir tanesi inanılmaz heyecanlıydı. Daha kafesin kapağını açarken atlayacak gibi hareketleniyordu. Onu kaçırmadan kafesin kapağını açmak konusunda epey zorlandık. Açıp sevdikten sonra da kapatırken epey zor oldu. Ama biraz can sıkıcı bir olay yaşadık kafesi kapatmadan hemen önce. Arkadaşıma kedinin yaşını sordum ve o da kedinin yaşına bakmak için o beyaz kağıda elini uzattı. Arkadaşım beyaz kağıda uzandığı an kedi bir anda hırçınlaştı, hatta hafifçe tırmaladı ve diş gösterdi. Anında kafesin kapağını kapattım. Kafesin kapağını kapatırken bile patileriyle uzanıp beni tırmalamaya çalışarak uzaklaştırmak istiyordu. Önce, acaba burada kötü mü davranıyorlar diye düşündüm ama sonra veteriner korkusu olduğunu anladım. Bazı kediler kafese konup veterinere gittiklerinde çok hırçınlaşıyorlar, biliyoruz. Hatta bu durumdaki kedilerin birçoğunu kafese sokmak bile çok zor oluyor çünkü o kafesten sonra veterinere gideceklerini, başlarına kötü bir şey geleceğini biliyorlar. Barınakta zaten kafeste yaşayan kediler için ise o beyaz kağıt bu anlama geliyordu. Çünkü barınaklara alındıklarında aşıları yapılıyor ve kısırlaştırılıyorlar. Beyaz kağıt = Canımı acıtacak bir olay olacak.

    Büyük kedilerin arasında gezerken dişi, çok sevecen bir kedi daha gördük. Onun kafesini açıp seveyim derken dokunmamla arkasını dönüp popişini kaldırması bir oldu. Kediyi zar zor kafes kapağından uzaklaştırıp kapağını kapattık. Kızgınlık dönemindeymiş. Bazı kedilerin kafeslerinin önünde uyarı yazıları vardı, "Lütfen sessizce kapağı açın, sesten korkuyorum", "Bu kafese oyuncak koyulmayacak", "Sadece kedi kumu" gibi bazen çalışanları, bazen ziyaretçileri ilgilendiren uyarılar. Açıkçası kızgınlık döneminde olan bir kedi için de bir uyarı yazısı olur diye bekliyordum ama herhangi bir uyarı yoktu. Kafes kapağını kapatmamıza rağmen popişini kafesin parmaklıklarının arasından çıkarmaya çalışıyordu hala. Gerçekten çok komikti. Biraz moralimi bile düzeltti. 🙂

    Son olarak egzotik hayvanların da olduğu küçük bir odaya gittik. Gezdiğimiz odalar arasında en küçüğüydü. Diğer odalardan farklı olarak onların kafeslerini ya da içinde bulundukları kutuların ağzını açamıyorsunuz, yasak. Uzaktan sevmelisiniz. Çok büyük bir kaplumbağa vardı, yaşı bilinmiyor yazıyordu. Birkaç tane kertenkele türü hayvan vardı. Birkaç tavşan ve guinea pig gördük. Ayrıca bir yılan da vardı ama o anda başka bir yerdeymiş, kafesinde değildi. Birkaç kuş da vardı. Kedi ve köpek dışında bu tarz hayvanlar da bulunuyor barınaklarda, ancak bunları foster olarak vermiyorlar, yalnızca adoption.

    Her ne kadar köpek için adoption ya da foster düşünmesek de, gelmişken köpekleri de görmek istedik. Köpeklerin kafeslerinin bulunduğu oda, kedilerin odasından daha büyüktü. Üst üste kafesler yoktu (kedilerde kafesler 2li olarak üst üste duruyordu). Kedilerin kafeslerinin dört katı kadar büyük bir alana sahiplerdi. Köpeklerin genelinin pitbull kırması cinslerden oluştuğunu gördük. En hızlı sahiplenilen cinslerin genelde küçük cins köpekler olduğunu, bu yüzden orta boy cinslerden birkaç köpek olduğunu öğrendik; diğerleri ise genelde büyük köpeklerdi. Alaskan kırması bir köpek gerçekten çok yakışıklıydı. Köpeklerin odası, kedilere göre oldukça pis görünüyordu. Çünkü kediler gibi tuvaletlerini kuma ya da bir kaba yapmak yerine kafesin içine herhangi bir yere yapıyorlardı. Kafeslerin içini ne sıklıkla temizlediklerini bilmiyorum ama bazı kafeslerde köpek dışkılarını gördük. Kokuyordu da. Bu yüzden çok oyalanmadan köpeklerin yanından ayrıldık. Geneli sakin bir şekilde kafeslerinde dolaşıyor ya da yatıp dinleniyorlardı. Bu kadar sakin olmalarına şaşırdım çünkü daha çok hareket ve havlama sesi bekliyordum köpeklerin odasında. Bir tanesi ise çok hareketliydi ve zıp zıp oynuyordu. Merak ettiğim için beyaz kağıdından yaşını ve cinsini kontrol etmek istedim ama beyaz kağıda dokunduğum anda havlamaya başladı. Hemen kağıdı bırakıp bir adım uzaklaştım. Normalde böyle bir durumda diğer köpeklerin de gaza gelip havlamaları gerekirdi ama diğerleri umursamadı. Köpeklerin kafesleri açılıp seviliyor muydu bilmiyorum; biz oradayken sadece bir aile geldi ve onlar da bizim gibi uzaktan baktılar köpeklere.

    Barınak içinde isterseniz bir çalışanla beraber gezebilir, isterseniz tek başınıza gezebilirsiniz; biz ikinci seçeneği tercih ettik. Çalışanların vaktini almak istemedik.

    Adoption ve foster arasında üç büyük fark var. İlki, tahmin edebileceğiniz üzere, foster için hayvanı geri getirmeniz gerekiyor; adoptionda ise hayvanı sahipleniyorsunuz, sizin oluyor. Fosterda ne kadar sürede geri getirmeniz gerektiğini bilmiyorum, bu konuyu sormayı unuttum. Acaba belli bir süresi mi var, yoksa sahiplenilene kadar mı? Tahminimce belirli bir süresi var ama bu süre içinde sahiplenilmek isterse geri götürmeniz gerekiyor. Bu konuyu tekrar gittiğimde soracağım.

    İkincisi, daha önce bahsettiğim gibi, foster için hayvanı siz seçemiyorsunuz; sadece özellik olarak seçebiliyorsunuz. Özelliklerden kastım, hayvanın türü: kedi mi, köpek mi? Hayvanın yaşı, yavru mu, yetişkin mi? Yavru ise ne kadar yavru? Süt emen bir yavruyu 2-3 saat aralıklarla besleyebilir misiniz? Yetişkin ise 10 yaşından büyük yetişkinler de sizin için uygun mu? Engelli veya hastalıklı bir hayvanı foster alıp, gerektiğinde veterinere getirip götürebilir misiniz? Bu tarz seçenekler var ancak direkt olarak şu kediyi ya da şu köpeği istiyorum diye seçemiyorsunuz. Gerçi biz çalışanla konuştuğumuzda, 6 aydan küçük hayvanları zaten foster için vermediklerini söyledi. Tahminimce soruların bazıları teorik; çok yoğun bir dönem veya istisna bir durum olursa yedek planları olsun diye. Adoptionda ise adoptiona uygun olan herhangi bir hayvanı direkt şunu istiyorum diye seçebilirsiniz.

    Üçüncüsü ise masraflar ve sorumluluk konusu. Adoption yaptığınızda, hayvanın tüm masrafları, yemesi, içmesi, aksesuarları, veteriner masrafları gibi her şey adoptionu yapan kişiye ait. Üstelik hayvanın adoptionu için de barınağa bir ücret ödüyorsunuz, bu ücretsiz değil. Size hayvanın kafesini bile vermiyorlar; hayvanın kafesi yoksa oradan çıkarıp evinize götürmenize izin vermiyorlar, önce bir kafes almanız lazım. Foster ise tamamen ücretsiz. Ücretsiz olmasının yanı sıra, mama, kum, oyuncak, kafes gibi her şey barınak tarafından sağlanıyor. Ayrıca, zamanı geldiğinde aşıları varsa barınağa götürüp oradaki veterinerde ücretsiz olarak yaptırıyorsunuz; tedavi olması gereken bir durum varsa yine aynı şekilde barınak veterinerine götürüp ücretsiz tedavi ettiriyorsunuz. Sizden hayvanın fotoğraflarını çekmenizi istiyorlar ama düzenli olarak mı, belirli günler ve saatlerde mi, yoksa "hadi bir fotoğraf çek gönder" şeklinde aniden mi, bilmiyorum. Foster aldığınız hayvana iyi bakmanızı, gerekirse ev eğitimi vermenizi, özellikle tuvalet eğitimi, çocuklarla anlaşması, insanlara yanaşması ve komutları öğrenme konusunda eğitim vermenizi bekliyorlar.

    Evimize daha yakın bir barınak daha keşfettim ve yakında oraya gitmeyi düşünüyorum. Önceki barınak ziyaretimde sormayı unuttuğum konuları onlara soracağım ve yeni hayvanları seveceğim. Benim aklıma gelmeyen ama sizin merak ettiğiniz bir şey olursa, ben gitmeden yazarsanız, onları da sorup öğrenirim. Hatta izin verirlerse bir video da çekmeyi düşünüyorum.


  • Merhaba yazınız için teşekkürler hayvanlari sevenleri görmek mutlu ediyor insani 🙂
    Hayvanlari bende seviyorum kedi kuş karınca böcek fark etmez... Ben hiçbir zaman bir canlıyı öldürmedim evin içerisine giren böcekler de dahil... O canı ben vermedim ki ben alayim?
    Hayvan sevmek belirli bir hayvanlari sevmek değildir... Yada cinsleri... Bu yüzden sokaktan kedi sahiplendim... "oğlum".... dediniz duygulandim.... 8 yıl önce kuşum öldü oglum mike aklıma geldi.. Ben gelene kadar ölmemiş bana o bakışı hala gözlerimin önünde o çaresizligim hala beni üzüyor..
    Şuan kızım var... Her sabah aşağı kata inip bakıyorum evdemi diye.... Bazen evin içerisinde kayboluyor heryeri bakıyorum bulamayinca korkuyorum.. Dışarı çıkip eve geldiğimde kapıda ilk onun miyav sesi geliyor geldiğimi biliyor... O benim çocugum her ne kadar kedide olsa...

    Umarim sizde mutlu oldugunuz sizi gülümseten bir yavru bulursunuz..


  • Selamlar Ezgi hanım çok güzel bir konu açmışsınız. 2 tane muhabbet kuşum var fakat bu hayvancıkları oralara götürmem işkence gibi olur diye düşünüyorum. Orada kedi veya köpek sahiplenmek isterim düzenimi tutturunca. Tabi foster bana çok daha mantıklı geldi çünkü direkt adopt etmek daha zor olabilir. Foster yaparak hem hayvanı tanırsın hem daha cok yakınlasırsın baktın baglandınız ücretini verip adopt edersin 🙂


  • @misha90, içinde söyledi: Amerika'da Evcil Hayvan Adoption/Foster

    Selamlar Ezgi hanım çok güzel bir konu açmışsınız. 2 tane muhabbet kuşum var fakat bu hayvancıkları oralara götürmem işkence gibi olur diye düşünüyorum. Orada kedi veya köpek sahiplenmek isterim düzenimi tutturunca. Tabi foster bana çok daha mantıklı geldi çünkü direkt adopt etmek daha zor olabilir. Foster yaparak hem hayvanı tanırsın hem daha cok yakınlasırsın baktın baglandınız ücretini verip adopt edersin 🙂

    Muhabbet kuşuna sakın denemeyin. Muhtemelen hava değişiminden dolayi 2side vefat edecektir. Köpek sahiplenmek ise biraz daha masraflı olabilir bakım konusunda. Fakat kediler çok temiz hayvanlar. Benim kızım hiçbir zaman kumu dışında biryere yapmaz yemeklere kafasını sokmaz. Bu arada kedilerde şöyle birşey de var dişi ler biraz daha sadirgan ve merkezci. Erkek kediler ise daha uygal dişiye göre daha çok cana yakın ve oyuncudur.
    Benim kedi de öyle çok fazla kendisini sevdirmez fakat benim dışında kimseyi yalamaz ve beni aşırı kıskanır. Malesef odaya bile bazen kimseyi sokmuyor 🙂
    Her zaman söylerim... para ile bir kedi almak yerine sokakta evsiz bir eve ihtiyaci olan kediyi sahiplenmek gerektiğini düşünmekteyim.
    Bu yazıyı okuyan ve hayvan sahiplenmek isteyen dünyanin neresinde yaşıyor olsun lütfen bakamıyacagınız ilgilenmiyeceğiniz hayvanlari evinize almayin. Bu sahiplenmek değildir hayvanlara eziyettir. Sokakta çok fazla evcil kedi köpek görmüşlüğüm var çok üzülüyorum... Birçogu yaşıyamiyor sokakta yapamıyor bile.
    Saygılar.

  • ⭐⭐⭐⭐

    @misha90, içinde söyledi: Amerika'da Evcil Hayvan Adoption/Foster

    Selamlar Ezgi hanım çok güzel bir konu açmışsınız. 2 tane muhabbet kuşum var fakat bu hayvancıkları oralara götürmem işkence gibi olur diye düşünüyorum. Orada kedi veya köpek sahiplenmek isterim düzenimi tutturunca. Tabi foster bana çok daha mantıklı geldi çünkü direkt adopt etmek daha zor olabilir. Foster yaparak hem hayvanı tanırsın hem daha cok yakınlasırsın baktın baglandınız ücretini verip adopt edersin 🙂

    Köpekler için foster belki biraz zor olabilir çünkü köpekler daha çok bağlanıyorlar sahiplerine. Ama kediler daha rahatlar o konuda. Bence de foster çok iyi bir seçenek. Anladığım kadarıyla barınakların bu konuya yaklaşımları değişiyor. Çünkü bu yeni bulduğum barınakta daha çok foster verdikleri, sizi foster için teşvik ettikleri, barınak kapasitelerinin küçük olduğu yazıyor. Ama henüz bizzat gidip görmedim orayı. Bu bahsettiğim yeni barınağa gittiğim zaman kesinlikle bir bilgi güncellemesi yapacağım.

    İlk gittiğim barınağın sitesini sürekli kontrol ediyorum hala. Özellikle kedilerde çok yüksek bir sirkülasyon var, sadece yaşlı kediler duruyor benim gördüklerimden. Ama köpeklerde, özellikle pitbull kırması olan cinslerde, sirkülasyon epey düşük. O yüzden barınak köpek için fostera daha hevesli olacaktır muhtemelen.

    Eğer kuş bakmak istiyorsanız adaption için kuşlar da var barınakta ama onları foster için vermiyorlar.

  • ⭐⭐⭐⭐

    @rnc, içinde söyledi: Amerika'da Evcil Hayvan Adoption/Foster

    @misha90, içinde söyledi: Amerika'da Evcil Hayvan Adoption/Foster

    Selamlar Ezgi hanım çok güzel bir konu açmışsınız. 2 tane muhabbet kuşum var fakat bu hayvancıkları oralara götürmem işkence gibi olur diye düşünüyorum. Orada kedi veya köpek sahiplenmek isterim düzenimi tutturunca. Tabi foster bana çok daha mantıklı geldi çünkü direkt adopt etmek daha zor olabilir. Foster yaparak hem hayvanı tanırsın hem daha cok yakınlasırsın baktın baglandınız ücretini verip adopt edersin 🙂

    Muhabbet kuşuna sakın denemeyin. Muhtemelen hava değişiminden dolayi 2side vefat edecektir. Köpek sahiplenmek ise biraz daha masraflı olabilir bakım konusunda. Fakat kediler çok temiz hayvanlar. Benim kızım hiçbir zaman kumu dışında biryere yapmaz yemeklere kafasını sokmaz. Bu arada kedilerde şöyle birşey de var dişi ler biraz daha sadirgan ve merkezci. Erkek kediler ise daha uygal dişiye göre daha çok cana yakın ve oyuncudur.
    Benim kedi de öyle çok fazla kendisini sevdirmez fakat benim dışında kimseyi yalamaz ve beni aşırı kıskanır. Malesef odaya bile bazen kimseyi sokmuyor 🙂
    Her zaman söylerim... para ile bir kedi almak yerine sokakta evsiz bir eve ihtiyaci olan kediyi sahiplenmek gerektiğini düşünmekteyim.
    Bu yazıyı okuyan ve hayvan sahiplenmek isteyen dünyanin neresinde yaşıyor olsun lütfen bakamıyacagınız ilgilenmiyeceğiniz hayvanlari evinize almayin. Bu sahiplenmek değildir hayvanlara eziyettir. Sokakta çok fazla evcil kedi köpek görmüşlüğüm var çok üzülüyorum... Birçogu yaşıyamiyor sokakta yapamıyor bile.
    Saygılar.

    Amerika’da sokakta yalnızca vahşi hayvanlar var. Kedi köpek gibi evcil hayvanları barınaklar topluyorlar. O yüzden hiçbir hayvan sokaktan sahiplenilmiyor, sokakta hayvan bulanlar da barınağa getiriyorlar hayvanları. Hiçbir hayvanın sokakta kalmadığını bilmek çok güzel. Araştırma yaparken, Amerika’da hane halklarının %40 civarının evcil hayvan sahibi olduğu bilgisine denk gelmiştim ama benim gözlemlediğim kadarıyla bu oran çok daha yüksek. Muhtemelen büyük şehirlerde apartmentlarda yaşayan kişiler yüzünden bu oran düşüyor. Ben delivery yaparken gittiğim her 5 evden 4ünde ya hayvan görüyorum ya da mama, kum, oyuncak gibi bir şey satın aldıklarını görüyorum. Hatta bazı kişilerin bahçesine gelen sincaplara, kuşlara bile vermek için yem aldıklarına şahit olmuştum.


  • @EzgiLera Köpekler icin foster gerçekten zor olabilir cidden. Dediğim gibi ilk gidildiğinde zaten düzen kurmak icin 6 ay-1 sene gerekecek bu zamanlarda kendimize zor bakacağız. Sonrasında kedi sahiplenmek hem bakımı açısından daha kolay olur. Kuş da olabilir ilk etapta ama onun icin de odada degil eve çıkmak gerektiğini düşünüyorum. Benim odamda ötse bile tüm evi ötüşüyle sese boğar 🙂


  • @EzgiLera Kesinlikle sokakta hayvan olmamasi güzel. Mesela sokakta daki hayvan ile evde beslediğimiz hayvanın bile pskolojisi farklı.
    Bugün sokakta ki hayvanlar malesef sürekli tetikte ler dışarıdan gelecek saldirilara karşı... Fakat evimizdeki hayvanlar sürekli sevgi ile beslediğimiz için kafalarini rahatlıkla yataga koyup uyuyabiliyorlar.
    Her ne kadar kötü olaylarda olsa Türkiye de de aslında hayvanlri seven çok insan var. Benim gördüklerim zaten çogu sokaktan sahiplenmiş. Tabi cins denilen kedileri alanlarda bir o kadar çok. Ama sonuçta kedi kedidir tatlı şeyler.
    Bizim gibi sokakta hayvan olan ülkelerde 1 yavruya yuva sahibi olmak bence yapılacak en güzel iyiliklerden.
    Evin içinde gezmeleri bile insanı mutlu ediyor. Aslında kedi ler gerçekten mutluluk kaynaklari^


Benzer Başlıklar

Forum kurallarına uymayan veya forum düzenine aykırı davranan üyeler uyarılmadan forumdan çıkarılabilirler. Özellikle gereksiz yeni başlık oluşturacakların dikkatine!

Çevrimiçi Kullanıcılar

125
Çevrimiçi

60.6k
Kullanıcı

5.1k
Konu

533.2k
İleti


| | | |

Powered by NodeBB | Copyright © 2026 Yesilkart Forum