@emrewhite @bkaraca @abdiyos
Merhaba,
Dava konuları yeniden gündeme gelmeye başladığı için birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde ben de davalarla ilgili bazı haberler ve yorumlar gördüm; hatta sonrasında dava katılımcısı arkadaşlardan biriyle iletişime geçmek adına foruma bir entry de girmiştim.
Bu yazıyı özellikle davalarla ilgili çok kesin yargılar ve ifadeler hakkında yazıyorum.
Davanın class action olmadığı doğru ve kararın named plaintiffs ile sınırlı çıkması beklenebilir. Buna itiraz etmiyorum. Ama “dava böyle açıldı, o yüzden sonuç kesin olarak sadece plaintiffs olur ve mesele kapanır” demek bence fazla keskin.
Burada hükümetin savunması zaten üç ayrı noktada çelişkili görünüyor.
Birincisi, pause security / vetting / screening gerekçesiyle savunuldu. Eğer bu gerçekten genel ve zorunlu bir güvenlik incelemesiyse, sadece dava açan plaintiffs’e işlem yapılması nasıl açıklanacak? Eğer plaintiffs’e işlem yapılabiliyorsa, aynı durumda olan non-plaintiffs neden bekletiliyor?
İkincisi, plaintiffs-only relief ihtimali var. Evet, avukatlar müvekkilleri için çalışır. Ama hükümet sadece plaintiffs’e relief verip genel pause’u sürdürürse, bu artık güvenlik gerekçesinden çok dava baskısına göre seçici uygulama gibi görünür.
Üçüncüsü, hükümetin 221(g) / refusal argümanı problemli. İnsanlar normal bir 221(g) süreci yaşamadı; genel pause nedeniyle issuance durduruldu ve dosyalar bu statüye itildi. Hükümet önce pause uygulayıp vizeleri basmıyor, sonra da pause’un sonucu oluşan refused / 221(g) durumunu sanki bağımsız, nihai ve itiraz edilemez bireysel karar gibi kullanıyor.
Bu yüzden mesele sadece “class action değil” diye kapanmıyor. Mahkeme relief’i plaintiffs ile sınırlı tutabilir, evet. Ama mootness, genel pause’un hukuka uygunluğu, vetting savunmasının tutarlılığı ve 221(g) argümanı hâlâ tartışmalı.
Ayrıca şunu da göz ardı etmemek lazım: Hâkim pause hakkında hukuka aykırılık yönünde bir gerekçe yazıp relief’i sadece plaintiffs ile sınırlı tutarsa, bu kararın uygulanması bile yeni tartışmalara yol açabilir. Hükümet zaten pause’u tutarlı bir zeminde savunmakta zorlanıyorken, kararın gerekçesi ile kapsamı arasında bir gerilim oluşursa bunu clarification (açıklama talebi), stay (kararın yürütmesinin durdurulması), appeal (temyiz) veya uygulamayı geciktirme/daraltma tartışmaları için kullanmaya çalışabilir.
En uç senaryoda hükümet, kendi önceki savunmalarıyla çelişme pahasına bile olsa, “kararın kapsamı/uygulanması belirsiz” diyerek süreci uzatmaya çalışabilir. Böyle bir şey 1.600+ plaintiffs için bile risk yaratabilir; çünkü DV’de son tarih 30 Eylül ve zaman hükümetin lehine işliyor. Elbette bunun başarılı olacağı kesin değil, ciddi usulî ve stratejik riskler taşır. Ama “hiç mümkün değil” de denemez.
Benim itirazım tam olarak buna: Avukatlar ve bazı yorumcular bir yandan hâkimin ne karar vereceğine kadar oldukça keskin tahminler yapıyor, diğer yandan follow-up lawsuit için interest list topluyorlar. Ama 1.5–2 ay kala açılacak yeni davaların ne kadar gerçekçi olduğu veya hükümetin kararı uygulamayı geciktirme ihtimali gibi riskler yeterince konuşulmuyor.
Yani plaintiffs-only sonuç beklenebilir; ama bu sürecin hukuken bu kadar düz, kesin ve kapalı olduğunu söylemek bence doğru değil. Ortada hükümetin kendi savunması içinde bile ciddi çelişkiler var. Bu nedenle benim yazdıklarım dahil, bu konuda çok keskin ve kesin çıkarımlarda bulunmak riskli.