@Seteve-Carlos Merhaba, ben bu bakış açısına katılıyorum ancak mahkeme/ler bölümleriyle ilgili kafamda ciddi soru işaretleri var. Şöyle izah edeyim:
Kaynağı burada paylaşmayayım; ancak yabancı bir platformda gördüğüm bir yoruma göre, DV-2026 pause’a karşı açılan davalardan birinde yer alan avukatlardan biri, hükümetle yalnızca dava katılımcılarına yönelik bir çözüm konusunda anlaşmaya yakın olduklarını belirtmiş. İfade edilen şey “relief” olarak geçiyor; yani hükümetin yalnızca plaintiffs için bir tür işlem/çözüm sağlaması ihtimalinden bahsediliyor.
Eğer bu bilgi doğruysa, bu durum dava dışı kalan DV-2026 başvurucuları açısından ciddi bir risk yaratıyor. Çünkü hükümet, mahkemenin pause hakkında geniş kapsamlı veya policy-wide bir karar vermesini engellemek için sadece davacıları rahatlatmayı tercih ediyor olabilir. Böylece davacılar açısından zarar ortadan kalktığı iddia edilerek dava kısmen veya tamamen moot edilmeye çalışılabilir.
Fakat burada çok ciddi bir çelişki var. Hükümet bugüne kadar DV issuance pause’u güvenlik incelemesi / vetting / screening gerekçesiyle savunuyor. Eğer gerçekten tüm DV başvurucuları için zorunlu ve genel bir güvenlik incelemesi yürütülüyorsa, yalnızca dava açan kişilere vize basılması veya işlem yapılması bu gerekçeyi zayıflatır. Çünkü aynı durumdaki kişiler arasında tek fark dava katılımcısı olup olmamaksa, bu artık güvenlik temelli tutarlı bir politika gibi değil, dava baskısına göre seçici uygulanan keyfi bir işlem gibi görünür.
Yani hükümet plaintiffs’e özel relief verirse, bir anlamda şu sonucu doğurmuş olur: “Bu kişilere işlem yapabiliyoruz, ama dava açmayanlara yapmıyoruz.” Bu da pause’un gerçekten zorunlu bir güvenlik tedbiri olup olmadığı konusunda ciddi soru işareti yaratır. Eğer plaintiffs’e vize basılabiliyorsa, aynı şekilde mülakatını tamamlamış veya aynı statüde bekleyen non-plaintiffs için neden işlem yapılamadığı açıklanmalıdır.
Benim asıl endişem şu: Davacı taraf en başından beri class-wide değil, plaintiffs odaklı bir dava açtıysa ve hükümet de yalnızca plaintiffs için relief vermeyi kabul ederse, taraflar anlaşmış olacağı için pratik sonuç plaintiffs-only olabilir. Bu durumda non-plaintiffs için pause devam edebilir ve 30 Eylül 2026 mali yıl sonuna kadar çözüm gelmezse bu kişiler haklarını kaybedebilir.
Buna rağmen, bence davanın tamamen moot edilip edilmemesi tartışmalı olmalı. Çünkü hükümet yalnızca davacıları rahatlatmış olur; fakat davaya konu edilen genel pause politikası dava dışı binlerce kişi için yürürlükte kalmaya devam eder. Bu nedenle bunun “voluntary cessation” gibi değerlendirilip değerlendirilemeyeceği önemli. Yani hükümet sadece dava baskısı nedeniyle plaintiffs’i istisna tutup, aynı politikayı diğer herkes üzerinde sürdürüyorsa, mahkemenin hâlâ pause’un hukuka uygunluğunu inceleyip inceleyemeyeceği kritik bir soru.
Benim bilgi ve görüşümün yetmediği nokta da burası: Taraflar plaintiffs-only relief üzerinde anlaşırsa, hâkim buna ne ölçüde müdahale edebilir? Hâkim, “davacılar için zarar ortadan kalktı” diyerek davayı daraltır mı; yoksa hükümetin bu seçici uygulamasını ve genel pause’un devam etmesini dikkate alarak yine de pause’un hukuka uygunluğu hakkında karar verebilir mi?
Özetle, eğer hükümet gerçekten sadece plaintiffs’e relief vererek davayı kapatmaya çalışıyorsa, bu dava dışı DV-2026 başvurucuları için çok riskli bir tablo olur. Çünkü sonuç fiilen plaintiffs-only hale gelir. Ancak aynı zamanda bu durum, hükümetin security/vetting gerekçesini ciddi biçimde çelişkili hale getirir: Eğer güvenlik gerekçesi gerçek ve genel ise, plaintiffs neden ayrı tutulabiliyor? Eğer plaintiffs’e işlem yapılabiliyorsa, aynı durumdaki non-plaintiffs neden bekletiliyor? Aslında bunların cevabını biliyoruz..
Bu işin hukuki tarafında söylenebilecek çok şey var ancak pratik çok başka dinamiklere sahip gibi görünüyor bu arada şunu da belirteyim ben de dava katılımcısı değilim.