Boston’da iki haftalık izlenimlerim:
Oldukça soğuk bir havası var ama burada yaşayanlar alışmış başında bere boynunda atkı olmadan dolaşıyorlar. Charles nehri kıyısı koşan insanlarla dolu. Herkes koşuyor burada. Tam bir öğrenci şehri. Sokaklar, cafeler her yer gençlerle dolu. İnsanlar çok yardımsever. Telefonda haritalara bakarken yardım ister misiniz diye soran, su birikintilerinin donmuş olması nedeniyle basarken dikkat edin kaymayın diye uyaran insanlar var. Müziğin ritmine kendini kaptırmış dans eden kişiler görebilirsiniz.
Merkezde toplu ulaşım gayet iyi. Arabaya bağımlı olmadan yaşanabilir. Metro hatları redline, greenline blueline orangeline gibi çeşitli adlara sahip. Yalnız aşırı eskiler. Giderken birden durabiliyor, anons yapıp özür diliyorlar. Bir de sırayla bakıma alınıyorlar mesela bu ay Greenline bakımda. O tarafa gitmek durumunda olanlar otobüsleri kullanıyor. Bazı otobüslerin gelme aralığı epey uzun, 30-40 dk olabiliyor. Bir gün metrodan çıktık, otobüse bineceğiz gelmesine 9 dk var. O kadar soğuk ki dayanamayıp durağın dibindeki Starbucks’a girdik ısınalım diye. Bize “hey bedava kahve var içer misiniz” dediler. Olur ama niye bedava diye sorduk, meğer birine kahve hazırlarken yanlışlıkla iki adet yapmışlar. Tamam deyip teşekkür ettik 
Metronun kapısı açılınca inenler tamamen bitmeden kimse binmiyor, en kalabalık saatte bile kimse kimseyi itmeden sakince biniyor. Yer kapma telaşı da yok.
Marketlerde reyon aralarında gezerken herkes çok nazik. Karşıdan gelene hemen yol veriyor, alışveriş arabası hafifçe çarpsa özür diliyor. Görevliye bir ürün sorsan elindeki işi bırakıp yardımcı oluyor. Yalnız sebze çeşitliliği çok az. Et bol ve uygun, sebze kıt ve pahalı.
İnsan profili güzel bir şehir.