@merry_christmas Özellikle bu ülkeler öylesine övülüyor ki, size resmen cenneti vaat ediyorlar. İnsanlar da doğal olarak kafalarında bu imajla gidince hüsrana uğruyor. Benim en büyük hüsranım Yeni Zelanda ve Kanada'da olmuştu. Bu iki ülkeyi tek bir sıfatla tanımlayacak olsam, sanırım bu sıfat 'köhne' olurdu. Bu ülkeler hakkında öylesine pozitif şeyler okuyup izlemistim ki. Gerçekleri, 6 aylık yaşam tecrübesi sonucunda çok daha iyi gözlemleme fırsatım oldu. İlk olarak insanların ev paylaşması çok garibime gitmişti. (Ev deyince öyle lüks evlerden bahsetmiyorum, eski, rutubeti bol ve yalıtımsız binalar.) Bizde bu, normalde üniversite öğrencileri ya da bekarlar arasında yaygındır daha çok. Fakat bu ülkelerde aileler bile ev paylaşımı yapıyorlar. (İsteseniz dahi tek başınıza kiraya çıkmanız maddi olarak nerdeyse imkansiz, bir de buna ek olarak referans olayı var, eski ev sahiplerinizden almanız gereken ve bir de siraya girmeniz.) İkinci şok olayı ise, bizde üniversite öğrencilerinin yaptığı işler, bu ülkelerde sektör durumunda. Yani örnek veriyorum, "bulaşıkçılık" ilanı veriliyor ve bazen 100'den fazla başvuru oluyor. Bu yetmezmiş gibi bir de lokal deneyim isteniyor, sanki bulaşık yıkamak ülkelere göre değişen bir şeymiş gibi. Üçüncü nokta ise, Asyalı ve Hintlilerin çoğunlukla kendi ülkerinden gelen insanları kayırdıkları (özellikle işe alım sırasında). Madde bağımlılığı, evsizlerin durumu ve hükümetin bu insanlara yardımları bol keseden verirken, sizin cebinizden çıkan vergileri saymıyorum bile. Bu deneyimler bana, her yıl açıklanan dünyanın en yaşanılabilir şehirleri/ülkeleri listesinin aslında çok şeffaf olmadığını ve bazı ülkelerin gerçekten kendini çok iyi pazarlayıp bu durumdan kar ettiğini gösterdi. O yüzden plan yapan arkadaşlara gerçekten derinlemesine araştırma yapmalarını ve mümkünse göç etmek istedikleri yerde 5-6 ay yaşam tecrübesi elde etmelerini tavsiye ederim.