Central Park, New York
İlk fotoğrafta, sağdaki, dünyanın en yüksek 13. binası, Amerika'nın en yüksek 2. binası, dünyanın mesken olarak kullanılan en yüksek binası; soldaki, dünyanın mesken olarak kullanılan en yüksek 2. binası.




Central Park, New York
İlk fotoğrafta, sağdaki, dünyanın en yüksek 13. binası, Amerika'nın en yüksek 2. binası, dünyanın mesken olarak kullanılan en yüksek binası; soldaki, dünyanın mesken olarak kullanılan en yüksek 2. binası.




Rockefeller University, New York (Kampüs üniversitesi)

New York University, New York (Şehir üniversitesi)










Columbia University, New York (Kampüs üniversitesi)

@MySea Ben de, şahsen hiç yaşamadığım, ama çevremde gördüğüm iyi tecrübelerin tamamını, hem de bir değil, iki kere yazdım.
@Rhonster Biz de onu diyoruz zaten. Bir tek benim paylaştıklarımla karar vermeyin; tüm paylaşılanları okuyun, ondan sonra kanaat oluşturun diye de, bir değil, iki kere yazdım.
Yaşadıklarımızı mı inkar edelim? Üslubumuzda ya da yazdıklarımızda forum kurallarına aykırı bir durum varsa, lütfen sayın admin'ler bizi uzaklaştırsın. Ancak bizim maruz kaldığımız üslupta ve bize yazılanlarda bir aykırılık varsa, lütfen onun da gereği yapılsın.
Hay ağzın bal yesin @Rhonster kardeşim.
@daydreamer Üzgünüm ama, ben bu suçlamaları da kabul etmiyorum.
Büyük babam, Çanakkale ve İstiklal madalyalı bir Piyade Kıdemli Yarbay, dedem Ağır Ceza Hakimi, amcam Suriye'de Askeri Ataşelik yapmış bir Hava Pilot Kıdemli Albay, teyzem Hazine Avukatı, babam 36 sene 9 ay, annem 30 sene 4 ay İstanbul Üniversitesi'nde Öğretim Görevliliği yapmış milliyetçi, devletçi, cumhuriyetçi vatanseverlerdir. Hem onların soyu olmaktan, hem de sahip oldukları değerleri taşımaktan gurur duyarım.
Bugüne kadar ne vatanımda, ne de Amerika'da tek kuruş vergi kaçırmadığım gibi, vatanıma da, vatandaşıma da en ufak bir öfke, kin ya da nefret beslemişliğim yoktur; milliyetçi bir insan olarak, asla da olamaz.
Ancak milliyetçi kişiliğimin, gözlerimi, milletimin eksik yönlerini göremeyecek kadar kör etmesine de izin veremem. Zira, eksikleri giderebilmenin birinci şartı, eksikleri görebilme becerisi ve onların nasıl giderilebileceğine dair tartışabilme özgürlüğüdür.
Ermeni, Rum ve Yahudi lobilerinin, çalışma ve etkinlikleriyle, dış politikada başımıza ne çoraplar ördüğü, iç ve dış basını biraz olsun takip eden tüm çevrelerin malumudur. Benzer etkinlikte bir diaspora arzu etmek, milletinden nefret etmeye değil, milletini çok sevmeye delalettir.
Bugüne kadar nezaketimden hiçbir taviz vermediğim ve hiçbir forum üyesine hiçbir saygısızlık yapmadığım gibi, bizzat şahsınızdan da hiçbir talebim olmamıştır. Sizi temelsiz ve ölçüsüz ithamlarda bulunmamaya ve kelimelerinizi daha dikkatli seçmeye davet ederim.
@clourpoint Kötü deneyim paylaşanların -- ben dahil -- hepsi, başlarına ne geldiğine ya da gelmediğine dair somut örnekler verdiler. İyi deneyim paylaşanlar ise, onlara reaksiyon olarak, genel ifadelerle yanıt verdiler. Keşke iyi deneyim paylaşan arkadaşlar da somut örnekler verseler de, Türk toplumu arasında nasıl iyilikler yapılabildiğine dair de fikir sahibi olabilsek. Bence güzel örnekler de gelmeye başladığında (arkadaşlar iyi tecrübelerini bizden esirgemez ve paylaşırlarsa), çekinceleriniz bir nebze olsun hafifleyecektir.
Benim bizzat şahit olduğum %5'lik iyilik diliminin içinde, San Diego'da çalışan Türk bir akademisyenin, kendisine Türkiye'den ulaşan iki akademisyene sponsor olarak, San Diego'da işe girmelerine yardımcı olması var (Şirketinde işe aldığı kişi yeğeniydi. Akrabalık bağı "yüzünden" yapılan iyilikleri "iyilik"ten saymıyorum). Aynı üniversitenin başka bir bölümünde çalışan, başka bir Türk akademisyenin, puanları yüksek lisans programına kabul edilmeye yetmeyen, ancak kendisine referans olması için günlerce kapısında yatan bir Türk öğrenci adayına "Lanet olsun. Al şu referans mektubunu; götür, Admissions'a ver" demesi var (Referansı ile, aday, programa kabul edildi). Doktor kocası ile birlikte San Diego'ya gelip, San Diego'da kocasından ayrıldıktan sonra, yasadışı yollarla San Diego'da kalmaya çalışan başka bir Türk'le evlenerek, onun San Diego'da yasal olarak kalmasına yardımcı olan Türk hemşire var. Son olarak, bahsettiğim ilk Türk akademisyenin yardımıyla San Diego'ya gelen Türk akademisyenlerden birinin, dil okulunda öğrenci olup, San Diego'da kalmak isteyen bir hanımefendiyle evlenerek, kendisinin San Diego'da yasal olarak kalmasına yardımcı olması var.
75'te 4. Şahsen benim başıma da hiç gelmedi. Ama, yok mu? Var.
Yine şahsen, kendi hayatımda, sizin ürettiğiniz çözümü benimsiyorum. Ama şu ana kadar, somut olarak, hep kötü örneklere maruz kaldığınız için, sizin durumunuzda hüküm vermek için erken olabilir. İyi tecrübeler beyan eden arkadaşlar da somut örnekler vermeye başladığında, moralinizin düzelebileceğine inanıyorum. Hem yaşanmış, gerçek ve somut kötü örnekleri (bence bunlardan yeterince okudunuz), hem de arkadaşlar lütfedip paylaşırlarsa, yaşanmış, gerçek ve somut iyi örnekleri okuduktan sonra karar vermenin daha sağlıklı olacağına inanıyorum.
Son olarak, "Neden yapmıyorlar?" sorunuza cevap bulabildiğimizde, "Almanya'da 2 milyon, Fransa'da 700 bin, Hollanda'da 500 bin, İngiltere'de 400 bin, Amerika'da 300 bin, Avusturya ve Belçika'da 250 bin Türk var. Buralardaki (belki Amerika ve Fransa hariç) sayıları çok daha az olan Ermeniler, Rumlar, Yahudiler diaspora örgütlenmelerini kurmuş; tek yumruk gibi hareket ediyor, birbirlerini kolluyor, hatta yaptıkları lobicilik faaliyetleriyle memleketlerine bile fayda üretiyorken, biz neden yapamıyoruz?" büyük sorusunu da cevaplamış olacağız. Zira, iki sorunun cevabı da aynı, ama ne olduğunu kimse bilmiyor.
@MySea Ben de, bu forumdaki konular ile ilgili şahsen yaşanmış, gerçek tecrübesi olanlar, henüz o konular ile ilgili tecrübesi olmayan forumdaşlarla, şahsen yaşanmış, iyi ya da kötü, ama mutlaka gerçek tecrübelerini paylaşıyorlar; forumu seyahat rehberinden bu ayırıyor ve forumda bu değerli bulunuyor diye yazıyorum. Bu konuda şahsen yaşanmış, iyi tecrübelere sahip olduklarını beyan edenlere, şahsen yaşanmış her tecrübenin maalesef öyle olmadığını, kendilerinin ne kadar şanslı olduklarını ifade etmeye çalışıp, Allah'ın kendilerini (ve tüm forumdaşları) hep iyi insanlarla karşılaştırmasını temenni ediyorum. Ağzımdan başka bir şey çıktıysa, Allah belamı versin :D
@semavi Bence bu tartışma çok faydalı oldu. Yardım eden Türk profili, yardım etmeyen Türk profili, yardım alabilecek Türk profili, yardım alamayacak Türk profili, eden neden yardım ediyor, etmeyen neden yardım etmiyor, alabilen nasıl yardım alabiliyor, alamayan neden yardım alamıyor, epey belirginleşti. Tüm katılımcıların ellerine, akıllarına sağlık...
@Drywall Bu cevap bana zannederim. Değilse, peşinen özür dilerim.
Şehir dışına giderken (üstelik birden fazla defa), "Her gün gel. Köpeğimi gezdir. Kakasını, eline geçirdiğin torbayla yerden alıp, çöpe at. Kum kabından kedilerimin kakasını temizle. Önlerine mamalarını, sularını koy. Kapıyı çek, çık" diye, garajında bir de SUV (anahtarı da garaj duvarında asılı) olan evinin anahtarını emanet eden insan, in miyim, cin miyim anlayamamışsa, zihinsel bir engeli var demektir.
Bana defalarca ve günler boyunca evini emanet edip gidiyorken, Türkiye'den, cismini bile görmediği insana sponsor olup, üniversitede yanına onu alıyorsa; benim bir lisans (İstanbul Üniversitesi Makine Mühendisliği), bir yüksek lisans (San Diego State University İşletme Yönetimi) diplomam varken, üstelik tecrübem de bulunan iş geliştirme pozisyonu için, yalnızca bir lisans (İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği) diploması olan, iş geliştirme tecrübesi olmayan insana sponsor olup, su arıtma teknolojileri üreten şirketinde yanına onu alıyorsa, sorun güven sorunu da, liyakat sorunu da değil demektir. Sorunun ne olduğunu layıkıyla tespit etmek için fazla taraflıyım. Onu takdirlerinize bırakayım. Ama beni "güvenilmez" bulmasıyla alakalı olmadığını anlamış olacağınızı düşünüyorum. Zira, tekraren, evini, arabasını, eşyalarını, olmayan çocuklarının yerine koyduğu hayvanlarını emanet edip, günler boyu, millerce uzağa gidiyor.
Bu, cevapladığım kadar özel bir eleştiri değil, daha genel bir serzeniş ise, Ermeniler, Filipinliler, Vietnamlılar, herhangi bir vizeyle gelen memleketlilerini; Meksikalılar, vizeleri bile olmadan gelen memleketlilerini işe alıp, iş yerinde yatıp kalkmalarına izin veriyorlar. Hintliler, Çinliler, memleketlilerini üniversitede önce öğrenci, sonra asistan olarak yanlarına alıyorlar; burs veriyorlar. Tunuslular, Afganlar, memleketlilerine sponsor olup, yasal işlere yerleştiriyorlar. Neredeyse, bir bizim toplumda böyle şeyler olmuyor. Ben de tam olarak bunu söylemeye çalışıyor, hangi duygu ve düşünceler gerekçesiyle olmadığını neden ve sonuçlarıyla ve bütün açıklığıyla paylaştığınız için, size çok teşekkür ediyorum.
Edit: Aklıma şimdi geldi. Bir kere de, kendisinin işi olduğu ve benim araba da San Diego'dan Los Angeles'a gidip gelebilecek durumda olmadığı için, kendi cebimden araba kiralayıp, San Diego'dan Los Angeles'a yeğenini havaalanından almaya gittim. Yani, sadece evini, arabasını, hayvanlarını değil, yeğenini de emanet edebiliyor. Bir tek, kendisi iyilik yapamıyor. "Düzgün" olmadığımızdan herhalde...
Günlük piyasa hareketlerini ve aylık para politikalarını bir kenara bırakıyorum. Amacımız belli olduğu için (Fırsatını bulduğumuzda, biriktirdiğimiz Dolar'la ABD'ye göçmek), kura kısa ve orta vadede ne olduğuyla ilgilenmiyorum. Henüz resmen başımıza gelmediği için, AB'nin bizi "Aralık'taki AB Liderler Zirvesi'nde artık geliyor" diye tehdit ettiği yaptırımları da, Biden'ın seçilmesiyle, artık geleceğine kesin gözüyle baktığım CAATSA yaptırımlarını da, şimdilik görmezden geliyorum. Lakin, jeopolitik riskler (Ermenistan, Irak, Suriye, Doğu Akdeniz, Libya) ortadan kalkmadığı sürece, döviz kurlarındaki yükselişin kalıcı olarak durması ya da gerilemesi zaten mümkün değil.
Eniştemizin istifasıyla, uzun zamandır olumlu bir habere aç ve muhtaç olan piyasa, sonunda bir nefes aldı. Muhteremin ekonomide ve hukukta reform söylemleriyle, olumlu gidişat ihtimalini fiyatladı.
Muhterem "acı reçete" ve "ekonomide yapısal reform" dediğinde "umudu" fiyatlayan piyasa, muhterem hemen ertesi gün "Faiz enflasyondan çıkmaz; enflasyon faizden çıkar" söylemine geri dönünce, Merkez Bankası rezervlerinde satacak döviz kalmadığı (Döviz rezervi, Merkez Bankası'nın kura karşı sahip olduğu yegane iki silahtan biriydi. Artık yok) ve muhterem de 24 saat içinde tekrar "Vatandaşımızı faize ezdirmeyeceğiz" söylemine döndüğü (Faiz, Merkez Bankası'nın kura karşı sahip olduğu yegane iki silahtan diğeri. Ama idarede de, onu kullanacak irade yok) için, hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve her şeyin eski tas, eski hamam olacağını gördü ve mevcut jeopolitik koşullar altındaki "normal" seyrine geri döndü.
Muhterem "hukuk reformu" dediğinde "umudu" fiyatlayan piyasa, muhteremin 18 yıllık yol arkadaşı "Hakkında hüküm verilmediği halde aylardır tutuklu olan siyasi figürler serbest bırakılmalı" deyip, muhterem hemen ertesi gün kendisini kamuoyu önünde gömdüğünde (istifaya zorladığında) ve bir sonraki gün de 18 yıllık hukuklarını hiçe sayıp kellesini aldığında (istifasını kabul ettiğinde), hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve her şeyin eski tas, eski hamam olacağını gördü ve mevcut jeopolitik koşullar altındaki "normal" seyrine geri döndü.
Şimdi, sırf fantezi olsun diye, jeopolitik riskleri de bir kenara bırakıyorum. Ama jeopolitik risksiz bir dünyada bile, seni bugüne getiren hataları aynen yapmakta ısrar edeceğini söylemeye devam edersen, o kur hiçbir zaman düşmez. Einstein'ın durumumuzu anlatan çok güzel bir sözü vardır; "Sürekli aynı şeyleri yapıp, farklı sonuçlar elde etmeyi beklemek deliliktir" der.
Naçizane fikrim, siz gelin, yine farklı sonuçlar beklemeyin. * Yatırım tavsiyesi değildir. *
The Vessel, New York
New York'un yükselen değeri Hudson Yards'ı yeniden geliştirme projesi kapsamında, Thomas Heatherwick tarafından tasarlanmış, 16 katlı seyir terası. Tekne hareket halinde olduğu ve ben Vessel'ı merkezlediğimde, fotoğrafın açısı estetiğini kaybettiği için, Vessel'ı bir türlü fotoğrafın merkezine alamadım. Bir dahaki sefere inşallah :)


@ahmetty Konuyu uzatmak ya da kontekst dışına çıkarmak istemem ama, benim başıma gelenler (daha doğrusu, gelmeyenler), memleket bu kadar kutuplaşmadan önceydi. Zaten, ben o zaman siyasi fikirleri bugünkü kadar belirgin olan ya da bunları açıkça dile getiren bir insan değildim. Zaten, San Diego'daki Türkler de siyasi görüş olarak oldukça homojen ve o zaman için oldukça apolitik bir kitleydi. Hepimizin başka dertleri vardı. Memleketlimden yeterince destek görmemiş olmam hakkında türlü nedenler sayabilirim ama, en azından o zaman zarfı için kutuplaşmadan bahsedemem. Yanlış beyanda bulunup, kimsenin günahına girmiş olmak da, kimseyi yanlış bilgilendirmiş olmak da istemem.
Ama temenniye katılıyorum :) Allah hepimizin gönlüne göre versin inşallah...
@semavi Ben San Diego'ya gitmeden önce, San Diego'da hiç tanıdığım yoktu. Uçak yolculuğundan başlayarak, (San Diego'da) 71 tane Türk tanıdım. Orada bulunduğum süre boyunca, yalnızca 4'ünün çevresindeki Türkler'e (o da, yalnızca 5 Türk'e) faydası olduğunu gördüm. Hiçbirinin şahsen bana bir faydası dokunmadı. Dil okulu, yüksek lisans, asistanlık, staj işleriyle, adam gibi bir iş ararken çalıştığım dandik işleri kendi çabamla ayarlayıp, altlarından tek başıma kalkabildim. Adam gibi bir iş bulma işine ise, bilgim, görgüm, çevrem yetmedi. Oysa, başkalarına cömertçe verdiklerini gördüğüm bir coaching, bir mentoring, bir networking desteğiyle, ben de "bir şey" olabilir, ömrümün 20 senesini sevmediğim, istemediğim bir yerde boşa harcamak zorunda kalmayabilirdim. Bana nasip olmadı. Bana San Diego'dayken faydası dokunan tek kişi bir Meksikalı'ydı. O olmasaydı, diş tedavisi için Türkiye'ye dönmek zorunda kalacaktım. 2001 krizinden hemen sonraydı. Türkiye'ye dönsem, belki Amerika'ya geri dönemeyecektim. Sağ olsun; sayesinde, Meksika'da halledebildim. Son derece haklı "Peki, senin çevrendeki Türkler'e ne faydan oldu?" sorusuna ise, bana iş bulmam konusunda yardımcı olmayı reddeden üniversite hocası şehir dışına her çıktığında, bana güvenerek anahtarını emanet ettiği evindeki iki kedisi ve bir köpeğine, emanete asla hıyanet etmeden baktığım; ben yüksek lisans yaparken, ön lisans okumakta olan iki arkadaşın da, ödevlerinin karşılıksız proof-reading'ini yaptığım cevabını verebilirim. Yeter mi? Benim hiçbir Türk'ten yardım görmediğimi düşünürsek, yine fena değil...
New York'ta ise, bir ilkokul, bir ortaokul ve lise, bir üniversite arkadaşım ve ortaokul ile liseden arkadaşımın abisi var. (Üniversite arkadaşım hariç) Kendilerinden, babanın oğula, abinin kardeşe yapmayacağı iyiliği görmüşümdür. Öyle ki, Türkiye'de o kadar iyi arkadaşım yok. Ama bu arkadaşların ortak özelliği, Türkiye'de ortak bir geçmişimiz ve geçmişten kaynaklanan bir hukukumuz olması. Yani, "Amerika'daki bir Türk'e" değil; "çocukluk arkadaşlarına" yardım ediyorlar. Ben de, ilkokul arkadaşımın Türkiye'de bıraktığı kedisine, ortaokul ve lise arkadaşım ile abisinin Türkiye'de bıraktıkları anne ve babalarına bakıyorum.
Çevremi "boşaltmak"tan bahsederken, nalıncı keseri gibi hep kendine yontan; sürekli alırken, ara sıra da olsa vermeyi akıllarının ucundan dahi geçirmeyen insanlardan bahsediyorum. Yoksa, New York'taki arkadaşlar, pek öyle silinip atılabilecek cinsten değil.
Bütün samimiyetimle söylüyorum; sizin tecrübenize göre Amerika'da birbirine destek olan Türkler'in sayısının, benim tecrübeme oranla daha fazla olduğunu okumaktan da, sizin karşınıza daha fazla "iyi Türk"ün çıkmış ve çıkmakta olduğunu okumaktan da, büyük memnuniyet duyuyorum. Karşınıza hep iyi insanların çıkması yönündeki temennim de son derece samimidir.
Tüm içtenliğimle, insanlar konusundaki şansınızın devam etmesini diliyor, DV-2021 arada kaynamaz ve biz de ikinci bir Amerika şansı elde edebilirsek, bu seferki tecrübemin, ilkinden daha iyi olmasını ümit ediyorum.
Ha, iyi olursa, onu da burada aynı dürüstlük ve samimiyetle anlatacağım; söz :)
Benim tecrübeme göre oranın kaç olduğunu düşünürken aklıma geldi. Aşağıdaki yazımda tanıdığımı beyan ettiğim 75 Türk'ten, aralarında akrabalık ya da Türkiye'ye dayanan arkadaşlık ilişkisi bulunmayan yalnızca 4'ü, yine o 75 kişinin içindeki 5 Türk'e (hemşire, yasal olmayanlardan birinin kalmasına; akademisyenlerden biri, akademisyenlerden ikisinin iş bulmasına; işe girerken yardım alan akademisyenlerden biri, dil okuluna gidenlerden birinin kalmasına; son akademisyen, yüksek lisansa gidenlerden birinin okula girmesine) yardım etti. Özetle, benim tecrübeme göre, Amerika'da Türk'e yardım eden Türk oranı, 10'da 0,53 (ya da 20'de 1, ya da %5).
Tekraren, ben yalnızca kendi tecrübemi paylaşıyorum. Benim tecrübem başkasınınkiyle aynı olmayacağı gibi, bir kişinin tecrübesiyle de kanaat oluşturulmaz. Paylaşan herkesin tecrübesini okur, kendi sonuçlarınızı kendiniz çıkarırsınız. Saygılar...
https://yesilkartforum.com/forum/topic/3430/dv2022-bekleme-odası/2494?_=1606149402130
Allah sizin de şansınızı daim etsin.
Yaşadıklarımdan sonra, ben değiştirmek yerine boşaltmanın daha kesin ve garantili sonuç vereceğine kanaat getirdim. O günden beri hiç hayal kırıklığına uğramadım. * Arkadaşlık tavsiyesi değildir. *
@daydreamer Yok, o konunun sizinle alakası yok. "Karamsar" kelimesini @Chandler kullandı ama, o da doğrudan şahsıma hitaben "karamsar" demedi. Yalnızca, birkaç kişiyle paylaştığımız bakış açısını "karamsarlık" olarak niteledi -- ki, niteler; onda da bir sıkıntı yok. Kendi görüşüdür; tabii ki paylaşacak. Zaten benim de canım sıkkın değil. O kadar kolay sıkılmıyor hamdolsun :)
Bundan sonraki yazışmalarımız için benden size açık çek. Bana birebir de cevap verebilirsiniz. Söylediğimin tam tersini de savunabilirsiniz. Tabii ki cevap verecek, tabii ki savunacaksınız. Karşılıklı saygı çerçevesinden çıkmadığımız sürece; savunduğumuz şeyler, 6. hislere, duygulara, temennilere değil, somut tecrübelere, verilere, delillere dayandığı sürece, karşıt da olsa, her fikri dinlemekten memnuniyet duyarım. Ama "Hissediyorum; bu sene bana çıkacak" diye "fikir" beyan eden insanla iletişim kurmak pek kolay olmuyor takdir edersiniz :) Belki yaş henüz "kemal"e "erme"diğindendir ama, kendimi rüyaya giren ak sakallı dedelerle tartışacak "olgunluk"ta bulmuyorum henüz :D
Forum içinde ya da dışında, genelde "karamsar" olarak algılanırım. Halbuki, tek yaptığım, içinde bulunduğum durumu "gerçekçi" olarak tespit etmek ve kendimi onun içinden çıkaracak yolu "akılcı" olarak tanzim ve tatbik etmektir. Ha, benim içinde bulunduğum gerçeklik hakkında bana "şanssız" derseniz, ona itirazım olmaz bakın :)
Zira, durumum tam olarak şöyle zannederim... :)

@daydreamer Öncelikle şanslıymışsınız. Allah bozmasın :)
Oranlarda aşağı - yukarı anlaşıyoruz. İyi insanların da olduğunda anlaşıyoruz. Temenninizde anlaşıyoruz. Ben yalnızca, kendi tecrübemi paylaşıyor; ilave olarak, çok daha iyi örneklerin olduğunu, bizim de daha iyi olabileceğimizi söylüyorum.
Allah bütün forumdaşlarımıza sizdeki şanstan versin; kendilerini bendeki şanstan (?) uzak tutsun.
"Karamsar" yaftasını kabul etmiyorum ama, "gerçekçi" ve gerçekçiliğiyle gurur duyan bir insan olarak, hala, kimseden yardım gelmeyecekmiş gibi gitmeyi, hiç beklemediğiniz halde yardım gelmesi halinde, o zaman ekstra mutlu, müteşekkir, vs olmayı daha "akılcı" buluyorum. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı tabii... "Ben her türlü giderim. Oradaki Türkler de bana her konuda yardımcı olurlar" güveniyle gitmek isteyen varsa da, Allah yollarını açık etsin, onları hep iyi insanlarla karşılaştırsın inşallah...
Amerika'da hayatta kalmak için de, senin için gerçek amaç ne ise, onun için de geçerli...
