Üyelik oluşturma, email adresi onayı veya foruma giriş konusunda sorun yaşayan üyelerimiz [email protected] adresine email gönderebilirler!

San Diego

California
100 39 10.5k 36

  • Özetle New York...

    80802581_10158518531692908_2208602772083834880_o.jpg

    79844573_10158518531727908_8706303548314353664_o.jpg

    81473638_10158518531797908_8732948619180638208_o.jpg

    80107452_10158518531877908_7978663615093800960_o.jpg

    79890212_10158518531937908_2067344789526806528_o.jpg

    80134734_10158518531992908_5853770786401157120_o.jpg

    Özetle San Diego...

    78956734_10158497503372908_49249917536829440_o.jpg

    80115359_10158497503427908_7988139283611385856_o.jpg

    79108799_10158497503482908_3673706852228530176_o.jpg

    80222622_10158497503532908_8836783864492851200_o.jpg

    79469233_10158497503582908_5158962536673968128_o.jpg

    80088501_10158497503642908_7015572440835162112_o.jpg

    Teşekkürler @hadi-BE . Sayende, forum kuralları arasında yüklü miktarda fotoğraf paylaşılmasına bir mani yoksa, hem New York'tan, hem San Diego'dan çok daha fazla fotoğraf paylaşabilirim.

    Bu arada, Google Drive'da yerim kalmamıştı. Gmail, "Gelecek yeni mail'lere yer kalmadı" uyarısı verip duruyordu. KCC'den gelecek mail'i kaçırmamak için, nasılsa telefonda bir kopyası duruyor diye, Drive'daki bütün fotoğraf yedeklerini sildim. Meğer telefonda hiçbir şey durmuyormuş. Paylaşabileceklerimin dışında, Amerika'daki hayatın hem iyi, hem kötü; hem güzel, hem çirkin; hem gerçek, hem palavra yan ve yönlerini belgelemek için çektiğim daha ne fotoğraflar gitti. Elimizdekilerle idare edeceğiz artık :(


  • @kingocali, içinde söyledi: San Diego

    a ne fotoğraflar gitti.

    Vay babam vay... New York New York muş San Diego da San Diego imiş harbiden. İnsanın New York a bakınca başı dönüyor, gözü korkuyor, o devasa binalar üzerime çöker mi diye. Adamlar kaçak katı çıkmışlar da çıkmışlar... Ben fotoğraflarımı önemli e olsa önemsiz de olsa mutlaka bilgisayarda yedekliyorum. Bir de Facebook da kendime özel paylaşıyorum, ücretsiz ve kimsenin erişemediği bir yedekleme alanı oluyor bana. Çok üzüldüm giden fotolarınıza. Bir de bir tek bana mı öyle geliyor, herkes anlıyor mu, bir resim görünce, işte bu resim Amerikada çekilmiş diyebiliyorum. Fotoğraf öyle renkli, öyle canlı.. Makinaların, telefonların o ground da ayarları mı değişiyor. Aynı kişi aynı makinayla-telefonla başka bir resim çekiliyor. Oda içinde, dış mekan görünmüyor, Ya da mahalle arası bir yer, evlere baksan bura mı ora mı belli değil, ama fotoğrafa bakınca diyorum bu resim Türkiye'de çekilmiş.
    Üniversite konusunda University of California San Diego ilk tercihimiz. Ama hiç bir bağayıcı şartlanmamız yok. O ne isterse, nereye gücümüz yeterse.


  • @ibrahimasar Ben öyle depremden, ya da binaların üstüme yıkılmasından korkmadım ama, New York sokaklarında dolaşırken, şehrin büyüklüğünden, soğukluğundan, yabancılığından, o bahsettiğin "göz korkusu"nu iliklerime kadar hissettim. Şehir bana çok düşmanca geldi. Kendimi hiç "hoş gelmiş" hissetmedim. Türk arkadaşın Amerikalı, hem de New York'lu eşine "intimidating" ve "unwelcoming" kelimelerini bolca kullandım. San Diego'ya indiğim zaman ise, kendimi resmen "evimde" hissettim.

    Amerika fotoğrafları konusuna da, vaktiyle, başka bir bakış açısından kafa yordum. "Ben neden hep Amerika'da geçen filmleri seviyorum da, Amerika dışı yabancı sinema bana bu kadar itici geliyor?" diye düşündüm. Çünkü New York'ta, Los Angeles'ta geçen bir film seyrediyorsun; için açılıyor. Londra'da, Moskova'da geçen bir film seyrediyorsun; kasvetten için kararıyor. Al Pacino'nun Insomnia isimli bir filmi vardır. Alaska'da geçer. Onda da Londra'da çekilmiş gibi bir kasvet, bir iç sıkıntısı... Sebeplerini, 1. Güneş ışınlarının geliş açısına, 2. Havadaki bulutluluk ve nem oranına (New York'ta geçip, iç açan filmlerin, New York'ta havanın güzel olduğu mevsimde çekilmiş olması bir tesadüf değil. California'da zaten Santa Ana rüzgarları bütün bulutlarla nemi alıp, okyanusa süpürüyor), 3. Amerikan şehirlerinin, şehir planlamacılığı kavramı ortaya çıktıktan sonra kurulmuş nispeten yeni şehirler olmasına, 4. Adamların zengin olup, şehirlerini, sokaklarını, binalarını, evlerini güzelleştirecek ışıklandırma, heykel, fresk, oyma - kakma gibi lükslere para harcayabilmesine bağladım. Ana kara Amerika'nın kendisi komple fotojenik :)

    Son olarak, her şey gönlüne göre olsun yeğenimin...


  • Downtown Manhattan

    80859594_10158537098732908_5525154785520517120_o.jpg

    80417099_10158537098797908_6611405396827439104_o.jpg

    80400089_10158537098942908_3375940248520359936_o.jpg

    Downtown San Diego

    80953774_10158498108267908_6847351723040702464_o.jpg

    79848196_10158498108367908_2914544869827411968_o.jpg

    79499318_10158498108422908_585099640932663296_o.jpg


  • @kingocali Bu resimleri bir de New York başlığına atmalısın.


  • @ibrahimasar Şimdi burada, "karşılaştırmalı" kisvesi altında paylaşıyorum. New York başlığına atarsam, bilmediğim yerden sorarlar :)


  • Aşağıdaki fotoğrafta, en solda görülen 15 katlı bina, New York'ta beni misafir eden Türk arkadaşın 1+1 condo'sunun bulunduğu bina. Binanın tamamı condo'lardan oluşuyor. Kiralık daire yok. Her katta yaklaşık 10 daire var; 15 kattan, 150 dairelik bir apartman. Ayıp olmasın diye, kaça aldığını sormadım. İçinden fotoğrafı çektiğim 1+1 apartment ise, abisinin yaşadığı, tamamı apartment'lardan oluşan 20 katlı bir binada bulunuyor. Satılık daire yok. Her katta yaklaşık 10 daire var; 20 kattan, 200 dairelik bir apartman. Aylık kirası $3,900 olan 1+1 daire, işte bu, içinden fotoğrafı çektiğim daire. Bu dairenin bulunduğu binanın fotoğrafı ise, maalesef, kaybolan fotoğraflar arasındaydı. Ama dış görünüş ve yaşam tarzı olarak, fotoğrafta en solda görülen binadan bir farkı yok.

    81697319_10158572279087908_156198395663351808_o.jpg

    Gayrimenkul fiyatlarının fahiş olduğu İstanbul'da nasıl otopark problemi varsa, gayrimenkul fiyatlarının fahiş olduğu New York'ta da otopark problemi var. Apartmanların otoparkı yok. Apartmanlar dikey mimari ile inşa edilmiş olduğu için, sokaklarda da, o kadar kat malikine yetecek park yeri yok. O yüzden, girişimciler, 3-4 apartmanda bir, bir arsa satın alıp, üzerine katlı otopark dikmişler. Nitekim, karşıdaki sokağın içinde, beni misafir eden arkadaşın yaşadığı binanın hemen arkasındaki 3 katlı bina, bir katlı otopark. Lakin, aylık ücreti $700. O sebepten, evlerine yılda toplam $1,000,000 giren Türk arkadaşım ve Amerikalı eşi bile, aşağıda fotoğrafları görülen araçlarını, 5 blok aşağıdaki, aylık ücreti $200 olan katlı otoparka bırakıyorlar. Eşi beni dolaştırırken, kendi gözlerimle şahit oldum. Bir eline 1,5 yaşındaki kızın arabasını, diğer eline 3,5 yaşındaki oğlanın elini alıyor; yükünü de sırtına vuruyor; o soğukta, hiç üşenmeden 5 blok yürüyor. Alışveriş de yaptığı zaman, kızın hepsini taşıyacak eli kalmıyor. "Ben olmadığım zaman ne yapıyorsun?" diye sorduğumda, "Zor oluyor ama, hallediyorum bir şekilde" deyip, gülüyor. 1. New York'ta yaşam planlarken, arabanız da olacaksa, otopark ücretlerini de hesaba katmakta fayda var. 2. Upper East Side'da, altınızda Mercedes, cebinizde $1,000,000'la böyle yaşayacaksanız, o green card'ı yakın; hiç gitmeyin Amerika'ya :D

    79000704_10158475885032908_5008650324970307584_o.jpg

    84086803_10158638801432908_1220293705936666624_o.jpg

    Aşağıdaki fotoğrafta görülen 2 katlı binalar kompleksi ise, San Diego'da benim yaşadığım 1+1 apartment'ın bulunduğu binalar kompleksi. Fotoğrafta görülmüyor ama, yaya kapısının solundan devam eden duvarın devamında, 5'i alt, 5'i üst katta, toplam 10 daire ve bir garaj kapısı, sağından devam eden duvarın devamında, 5'i alt, 5'i üst katta, toplam 10 daire ve bir garaj kapısı var. Kompleks, tamamı duvarlar, bir şifreli yaya kapısı ve iki uzaktan kumandalı garaj kapısı ile çevrilmiş, yaklaşık 5.000 metrekare alan üzerine yerleştirilmiş, ikisi "I", ikisi "U", biri "O" şeklinde, hepsi ahşaptan ve 2 katlı 5 binadan oluşuyor. Binaların üç tarafı komple açık garaj, bir tarafı yaya ve garaj kapılarıyla çevrili. "I" şeklindeki binaların arasında, "U" ve "O" şeklindeki binaların ortasında, ortak kullanım alanları ve süs bahçeleri var; "U" şeklindeki binalardan birinin ortasında ise, bir yüzme havuzu bulunuyor. Fotoğrafta, havuzun bir köşesi görülüyor. İşte bu apartmandaki bir 1+1'in aylık kirası $1,450. New York'taki, dikey mimari ile inşa edilmiş bir apartmandı; bu, yatay mimari ile inşa edilmiş bir apartman. Onda da 150 - 200 daire vardı; bunda da 150 - 200 daire var. Onda 1+1'in aylık kirası $3,900 idi; bunda 1+1'in aylık kirası $1,450. Onda otopark yoktu; bulursan da, ekstra ücrete ($200 - $700) tabiydi. Bunda otopark var. Üstelik beleş. San Diego'da yer bol olduğu için ("Yer bolluğu", "yer yokluğu" mevzuuna, başka bir gün, ayrıca gireceğim. Elimdeki belgeler de çok çarpıcı olacak), apartmanların, müstakil evlerin, alışveriş merkezlerinin, hastanelerin, liselerin, üniversitelerin, aklınıza gelebilecek her yerin mutlaka otoparkı var. Üstelik hepsi beleş (Edit: Üniversitelerde, uzun süreli parklar ücretli olabiliyor). Bunun tek istisnası Downtown. Orada otopark, kaldırım kenarı da olsa, katlı otopark da olsa ücretli.

    79374335_10158494790967908_4663515227034222592_o.jpg

    San Diego'da beni misafir eden Amerikalı arkadaşın $190,000'a aldığı 1+1 condo'sunun bulunduğu, yine yatay mimari ile inşa edilmiş, ahşaptan, 2 katlı binanın fotoğrafı da, maalesef, kaybolan fotoğraflar arasındaydı. Ama dış görünüş ve yaşam tarzı olarak, yukarıdaki fotoğrafta görülen binadan bir farkı yok. Benim yaşadığım apartment'ta, uzaktan kumanda ile girilen açık garaj var. Amerikalı arkadaşın condo'sunun ise, kendi driveway'i var. Aşağıda fotoğrafları görülen güzelliği oraya bırakıyor. Müstakil evlerde ise, küçük olanlarda, genelde yalnızca driveway, büyük olanlarda ise, genelde driveway + kapalı garaj oluyor.

    San Diego'da beni misafir eden Amerikalı arkadaş, San Diego'nun toplu taşımasını planlayan Metropolitan Transit System'da çalışıyor ( Metropolitan Transit System'da çalışıyor. İşe arabayla gidip geliyor. Toplu taşımanın yeterli olmadığının kanıtı :) ). Hem condo'sunu, hem GT'sini, dişiyle, tırnağıyla kazıyarak aldı. İki defa kanseri yendi. Kız highway'e bir çıkıyor. Bütün camları indiriyor. Rüzgar saçlarının içinden geçerken, motorun sesini dinliyor (Bunun belgelerini de, "yer bolluğu", "yer yokluğu" mevzuunun içinde paylaşacağım). İşte böyle yaşayacaksanız, benim green card hakkımı da siz alın; gönül rahatlığıyla gidin Amerika'ya :D

    78881289_10158489029557908_6341429868634308608_o.jpg

    84832938_10158660421897908_3940814295750672384_o.jpg


  • New York'ta, gayrimenkul fiyatları o kadar fahiş, kullanmaya o kadar "yer yok" ki, adamlar, aynı alana, aynı anda, farklı işlevler yüklemek zorunda kalmışlar. 1. fotoğrafta, çevreyolunun (FDR Drive), üniversitenin (Rockefeller University), kelimenin tam anlamıyla "içinden" geçtiğini görüyorsunuz. 2. fotoğraf, Park Avenue. Yüksek binalar. Aralarından yol geçiyor. Normalin dışında bir şey yok. 3. fotoğrafta, yolun ortasında iki bina olduğunu görüyorsunuz (Önde Helmsley Building, arkada MetLife). 4. fotoğrafta, binaların gerçekten yolun ortasında olduğunu görüyorsunuz. Yolun nereden geçtiğini gösteren fotoğraf, maalesef, yine kaybolan fotoğraflar arasında. Ama lütfen üşenmeyin. Google Maps'te, "Park Avenue & 46th Street, New York" yazın; 360 derece street view'a geçin; kendi etrafınızda bir dönün; yolun nereden geçtiğini kendi gözlerinizle görün. Ben ömrümde böyle saçma şey görmedim :)

    80190752_10158511573347908_4606639749682167808_o.jpg

    81513103_10158570179302908_7673071443533365248_o.jpg

    82868254_10158570179447908_7686780004184621056_o.jpg

    82467228_10158570179622908_8707595762239799296_o.jpg

    Oysa, San Diego'm öyle mi? "Yer bol" olunca, girersin bağlantı yoluna (1. fotoğraf). Atarsın 2'ye (2. fotoğraf). Atarsın 3'e (3. fotoğraf). Çıkarsın highway'e (4. fotoğraf). Hissedersin rüzgarı saçlarında... Dünkü paylaşımı okuyanlar anladı ;)

    80251578_10158499585582908_1440244577507213312_o.jpg

    75580344_10158499585632908_6249371256144003072_o.jpg

    80021742_10158499585682908_6076610590413946880_o.jpg

    80056499_10158499585777908_5588794097629396992_o.jpg

    Son olarak, ilk paylaşımımda, Türk restoranları konusunda New York'un hakkını teslim ettiğim gibi, yolların kalitesi konusunda, memleketin de hakkını teslim etmek durumundayım. Bizim memleketteki yolların kalitesi, Amerika'nın benim gördüğüm her yerindeki (San Diego, CA; Riverside, CA; Orange, CA; Los Angeles, CA; Ventura, CA; Santa Barbara, CA; New York, NY; Brooklyn, NY; Queens, NY; Bronx, NY; Westchester, NY; Essex, NJ) yollara, öyle 3-5 değil; 1.000 basar! Çatlaklar, yarıklar, açılmalar, ayrılmalar, çukurlar... Patates tarlası gibi Amerika'daki yollar!


  • Columbia University (Kampüs üniversitesi. Benim o güne kadar gördüğüm bütün Amerikan üniversitelerine, hiçbir nizamiye ya da kimlik kontrolü olmaksızın, özgürce girilip çıkılabiliyordu. Bunun kapısının önünde güvenlik kulübesini görünce (ki, Rockefeller University'de hem güvenlik kulübesi, hem nizamiye vardı), hiç şansımı zorlayıp, içeriye girmeye çalışmadım. Karşılaştırılabilen bir büyüklük olsun diye, burada MBA programının yıllık ücreti yaklaşık $80,000.)

    81585897_10158565994817908_7272988655726100480_o.jpg

    New York University (Şehir üniversitesi. Şehrin göbeğinde, binalarca, bloklarca devam ediyor. Burada da MBA programının yıllık ücreti yaklaşık $80,000.)

    81946409_10158557792917908_7547896803534831616_o.jpg

    81255839_10158557792967908_7080054137764708352_o.jpg

    81450793_10158557792997908_4652344081521836032_o.jpg

    81828529_10158557793077908_5682879887438774272_o.jpg

    82202544_10158557793122908_3261445744782999552_o.jpg

    81638099_10158557793212908_8425557775446179840_o.jpg

    81705958_10158557793272908_1580954298898972672_o.jpg

    81969348_10158557793332908_3624978700203720704_o.jpg

    81235355_10158557793397908_2077445169627529216_o.jpg

    82048589_10158557793537908_6054984858847936512_o.jpg

    San Diego State University (Kampüs üniversitesi. Kapı - pencere yok. İsteyen istediği gibi giriyor; çıkıyor. Kütüphaneden, bilgisayar laboratuarından yararlanıyor. MBA programının yıllık ücreti yaklaşık $20,000.)

    1. Fotoğraf: Kampüs girişi. Karşısında simetriği var. 2000'lerde, bu meydandan Metropolitan Transit System'ın otobüsleri kalkardı. 2010'lardan beri, bir seviye altından, Metropolitan Transit System'ın tramvayları kalkıyor.

    2. Fotoğraf: Hepner Hall. Burada Social Work bölümü var. 1931 yapımı. Kampüsün en ikonik binası.

    3. Fotoğraf: İşletme Fakültesi binası. Her sene kampüste mutlaka bir inşaat olur. Bu bina da 2010'larda yenilendi.

    4. Fotoğraf: Amerikan futbolu takımının antrenman sahası. Maçlar, Chargers 2017'de Los Angeles'a taşındığından beri, SDCCU Stadium'da (benim zamanımdaki adıyla, Qualcomm Stadium'da) oynanıyor. California State University mütevelli heyeti ve San Diego belediye başkanının onayıyla, SDCCU Stadium ve çevresi San Diego State University'ye tahsis edildi. Hem stadyum artık Aztec Stadium olacak, hem de çevresine bir lisansüstü kampüsü yapılacak. İnşaat bu sene başladı.

    5. Fotoğraf: Basketbol salonu. Maroon 5, Tool, Pantera konserlerinin yapıldığı, NBA maçlarının yapılabileceği kalitede bir salon.

    6. Fotoğraf: Fitness salonu. Hayatımda gördüğüm en büyük, en kapsamlı, en eksiksiz spor salonu. Hem tüm öğrencilere, hem de dışarıdan gelenlere açık. Benim zamanımda, öğrenciye aylık ücreti $9 idi. Bugün öğrenciye $15, dışarıdan gelenlere $35.

    79384706_10158494397467908_563543693995278336_o.jpg

    79260395_10158494397907908_4747743375409545216_o.jpg

    79585606_10158494397617908_6178409269608579072_o.jpg

    79405187_10158494397562908_4062131956333150208_o.jpg

    79370327_10158494397762908_8396344284072116224_o.jpg

    79353110_10158494397827908_6673665281404960768_o.jpg


  • New York'un bir konuda daha hakkını teslim etmek durumundayım. Coney Island'da plaj gibi plajı var. Ama 1. Sezonu çok daha kısa, 2. San Diego'dakilerin eline pek su dökebilecek gibi değil. Takdimimdir...

    Coney Island Beach

    79827362_10158515109492908_3013016512735739904_o.jpg

    79709430_10158515109712908_3488403735237885952_o.jpg

    79713933_10158515109912908_8017116474474758144_o.jpg

    80901252_10158515110057908_5777851432648572928_o.jpg

    80323655_10158515110237908_5597358215172980736_o.jpg

    78715974_10158515110422908_6723798497620918272_o.jpg

    80333091_10158515110612908_1197292979245547520_o.jpg

    80132064_10158515110762908_2100588635261763584_o.jpg

    80283865_10158515110962908_1809422928136110080_o.jpg

    San Diego'daki durum ise...

    Ocean Beach (Arkadaş işten çıktıktan sonra gidebildik.)

    79420653_10158489118307908_6084117759455657984_o.jpg

    79602437_10158489118537908_6950332811026890752_o.jpg

    Pacific Beach (Arkadaş işten çıktıktan sonra gidebildik.)

    78902872_10158492313917908_2365825873929568256_o.jpg

    Mission Beach (Bunu ucundan yakalayabildik.)

    79700426_10158494893207908_7540011617241530368_o.jpg

    79407260_10158494893272908_2415783765285535744_o.jpg

    79192553_10158494893317908_7956891953423974400_o.jpg

    79785105_10158494893372908_4011218851365650432_o.jpg

    La Jolla Beach (Daha önce görmüştünüz ama, kontekste oturtalım.)

    78956734_10158497503372908_49249917536829440_o.jpg

    80115359_10158497503427908_7988139283611385856_o.jpg

    79108799_10158497503482908_3673706852228530176_o.jpg

    80222622_10158497503532908_8836783864492851200_o.jpg

    79469233_10158497503582908_5158962536673968128_o.jpg

    80088501_10158497503642908_7015572440835162112_o.jpg

  • ⭐⭐⭐⭐

    Eline sağlık @kingocali . Çok güzel sıralamışsın. Keyifle okudum.


  • Afiyet olsun @ibrahimasar :) Ölmez, sağ kalırsak, yarın karşılaştırmalı görseller serisinin son paylaşımını yapacağım. O da, kelimenin tam anlamıyla "ağzımıza layık" olacak inşallah :D


  • @kingocali, içinde söyledi: San Diego

    Afiyet olsun @ibrahimasar :) Ölmez, sağ kalırsak, yarın karşılaştırmalı görseller serisinin son paylaşımını yapacağım. O da, kelimenin tam anlamıyla "ağzımıza layık" olacak inşallah :D

    Vaay, ilgi alanım, kitchen challenge geliyor demekki...


  • Türk yemeklerinin ulaşılabilirliği ve çeşitliliği konusunda, New York'un hakkını peşinen teslim etmiştim. Amerika'ya son ziyaretimin amacı Türk yemeği yemek olmadığı için (Tersine, özlediğim ve Türkiye'de ulaşamadığım Amerika ile Meksika, Brezilya, İtalya, Hindistan, Çin, Japonya mutfaklarının Amerikan yorumlarını yemek olduğu için (Bu mutfakların bazılarına Türkiye'de de ulaşılabiliyor ama, Türkler tarafından, Türk malzemeleriyle yapıldıkları için, Türk damak tadına yakın oluyorlar. Tabii, bu mutfakların anavatanlarında, yemeklerin orijinallerini yemediğim için, "gerçek" lezzet karşılaştırması yapamıyorum)), New York'ta bir, San Diego'da bir deneme yaptım. İkisini de gayet başarılı buldum. Gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.

    Taci's Beyti, Brooklyn ( Lahmacun gibi lahmacun, İskender gibi İskender, karışık ızgara gibi karışık ızgaraydı. Yenge beni dolaştırırken acıkmış. Lahmacunla İskender'in uçlarını kemirmeden fotoğraf çekmek mümkün olmadı. İkisinin de uçlarından tırtıklanmış olmasında, "Taci Abi"nin herhangi bir sorumluluğu yoktur :) )

    80852347_10158515235082908_6749388509770940416_o.jpg

    80997406_10158515235132908_6588922926660059136_o.jpg

    80022490_10158515235257908_1549528456985837568_o.jpg

    Sultan Baklava, Downtown San Diego (Amerikalı bir arkadaşla gittik. Kendisi açmış; kebap yedi. Amerikalı, bireysel, "privacy"sine, "personal space"ine, "me-time"ına düşkün olduğu için, ucundan tatmak için izin istemeyi bile denemedim. Ben toktum; baklava yiyip, çay içtim. Baklava gibi baklava, çay gibi çaydı. Edindiğim izlenim itibariyle, kebabın da kebap gibi olduğunu tahmin ederim.)

    79242064_10158497789287908_782316224108298240_o.jpg

    80617553_10158497789362908_4782957567456313344_o.jpg

    79639899_10158497789467908_5427458800820944896_o.jpg

    79530389_10158497789542908_5571067397504237568_o.jpg

    80095770_10158497789672908_1776752821312421888_o.jpg

    Bu arada, "New York'taki" ile "San Diego'daki"ni karşılaştırabileceğim fotoğraflar, bu paylaşım itibariyle son buldu. Ama son gittiğimde, San Diego'da 5 gün; New York'ta, San Diego'dan önce 5, San Diego'dan sonra 23, toplam 28 gün kaldığım ve New York ile New Jersey'de çok daha fazla fotoğraf çekme fırsatı bulduğum için, elimde, hala, New York ve New Jersey'den çok sayıda paylaşılmamış fotoğraf kaldı. Henüz var mı diye bakmadım ama, varsa, bunları da New York ve New Jersey başlıklarının altında paylaşmak farz oldu sanırım. Zira, New York, Brooklyn, Bronx, belki New York'taki binaların daha yüksek olması dışında, yaşam tarzı olarak birbirlerinden çok farklı değil. Ama Queens, başka bir dünya. Westchester, NY ile Essex, NJ, bambaşka bir dünya. Hatta, ben son ikisine "Amerika gibi Amerika" yakıştırması yapıyorum. Zira, Brooklyn ile Bronx, dünyadaki herhangi bir büyükşehirden farksız. New York, yalnızca, dünyadaki büyükşehirlerin en hormonlusu. Queens'in ise, kendine has bir dokusu var. Bana ters (binalar, yaşamlar, benim beklentilerime göre, birbirlerine fazla yakın); o ayrı. Westchester, NY ile Essex, NJ ise, tam filmlerde gördüğümüz gibi; tipik, mesafeli, güvenli Amerikan banliyöleri. İşte, bunları laf kalabalığı halinde yazmak yerine, fotoğraflarla anlatsam, daha faydalı olur diye düşünüyorum. Ama fotoğrafları ilgili başlıklar altında paylaştıktan sonra, nihayetinde yabancısı olduğum için, zor yerden sormak yok :)


  • San Diego

    FB_IMG_1613922096091.jpg


  • @kingocali keyifle okudum hocam. Her biri altin degerinde harikulade fotograflar, inci mercan gibi kelimeler, kaleminize, objektifinize saglik. Objektif demisken, fotograflari mi9 ile cekmissiniz, bu telefonu sadece fotograf cekmek icin mi kullandiniz? Hatti da kullanabildiniz mi?


  • @Sefa Aman efendim, estağfurullah. Elimizden geldiği, dilimiz döndüğünce...

    Beni New York'ta misafir eden arkadaş, bana bir ABD hattı alacaktı. Ben yanına gittikçe, o hattı kullanacaktım. Unuttu. (Paraya sıkışık bir zamanımda gittiğimden) Bütün masraflarımı o karşıladığı için (Elim rahatlayınca, kendisinin öyle bir talebi olmamasına rağmen, benim için yaptığı tüm masrafları geri ödedim), hatırlatmaya da yüz bulamadım. Eğer sorunuz, "Mi9 ABD hattıyla çalışıyor mu?" şeklindeyse, bu sorunun cevabını bilmiyorum.

    Ama gitmeden önce, Turkcell'i arayıp, roaming'i açtırmıştım. Dönüşte 1.000 Lira'ya yakın fatura ödedim ama, Mi9'a takılı Turkcell hattımı hem New York'ta, hem New Jersey'de, hem de California'da çatır çatır kullandım :) Gerçi Turkcell de, mobil iletişim hizmetini Amerikalı şirketten alıp, müşterisine satıyor; dolayısıyla, müşteri her halükarda Amerikan şirketinin şebekesini kullanıyor ama, Mi9, aracı başka bir kuruluş olmadan, doğrudan Amerikan şirketinin şebekesine bağlanabiliyor mu; bu konuda tecrübe sahibi değilim maalesef.

    Umarım sorunuzun özünü kavrayabilmiş ve bilgim dahilinde doğru cevaplayabilmişimdir. Cevaplayamadıysam, teknolojiyle arası harika olmayan orta yaşlı bir adamın anlayacağı dile sadeleştirip, tekrar deneyin lütfen :)


  • @kingocali, içinde söyledi: San Diego

    San Diego hakkında ilk ağızdan bilgi beklenmiş; gelmemiş. Müsaadenizle, ben yardımcı olmaya çalışayım.

    Ocak 2001 – Nisan 2004 arası kesintisiz San Diego'da yaşadım. Vereceğim ilk bilgiler bayat olacak. Aralık 2019'da yaşadığım yerleri tekrar dolaştım; yaptığım şeyleri tekrar yaptım. Bütün bilgilerimi güncelledim. Takip eden bilgiler taze olacak. İkisini birden paylaşmamın sebebi, demografideki, maliyetlerdeki, vs değişimleri gözlemleyebilmeniz; trendlerin ne tarafa ve ne hızla gittiğini kendi gözlerinizle görebilmeniz olacak.

    Aralık 2019 – Ocak 2020 arası New York’taydım. 2021 çekilişini kazandığımdan beri, forumu da yakından takip ediyorum. Edindiğim izlenimlerle, San Diego’yu, gördüğüm ya da duyduğum diğer Amerikan şehirleriyle de karşılaştıracağım. Karşılaştırmamın sebebi, San Diego ucuz mu, pahalı mı, yaşanacak yer mi; kendi kararınızı, kendi şart ve imkanlarınıza göre, kendiniz vermeniz olacak.

    Baştan söylemeliyim ki, para birimlerini yazarken, Amerikan notasyonu kullandım. Amerikalılar, bölükleri virgülle, ondalık sayıları noktayla ayırıyorlar (bizim nokta kullandığımız yerde virgül, virgül kullandığımız yerde nokta kullanıyorlar). Biz bölükleri noktayla, ondalık sayıları virgülle ayırıyoruz (kafa karışıklığı olursa, nokta gördüğünüz yere virgül, virgül gördüğünüz yere nokta koyarak çözebilirsiniz).

    Genelde, vasıfsız / mavi yakalı işler saatlik (wage), vasıflı / beyaz yakalı işler senelik (salary) ücretleriyle anılıyor. “Bunun saatlik ücretini yazdın da; bunun neden senelik ücretini yazdın?” diye merak ederseniz, sebebi budur. Tüm ücretler brüttür. Vergiyi, sene sonunda, kendi beyan ettiğiniz toplam yıllık geliriniz üzerinden ödüyorsunuz. Oranlar eyalete göre değişiyor.

    Önce pek değişmeyen ya da yavaş değişen bilgilerle başlayayım: San Diego, yaklaşık 1,5 milyon nüfusla, California’nın 2., Amerika’nın 8. büyük şehri. Nüfusun %60’ı beyaz. %30’u, çoğunlukla Meksika asıllı Hispanik. Bir çoğu İngilizce bilmiyor. O yüzden her yerde, her şeyin hem İngilizce’si, hem İspanyolca’sı yazıyor. 2050’de, California genelinde, Hispanik nüfusun %45 ile çoğunluk olması bekleniyor. Ama 2050’den sonra da, yine her yerde, her şeyin hem İspanyolca’sı, hem İngilizce’si olacağından emin olabilirsiniz; lakin muhtemelen, İspanyolca’sı öne yazılır :) Asyalılar da azımsanmayacak sayıda. Çeşitlilik çok olduğu için, ırkçılık problemine ben hiç rast gelmedim (Aralık 2019 – Ocak 2020 New York’unda ise, yerel televizyonda, neredeyse her gün, bir anti-Semitik saldırı haberi vardı – ki, seyyar yiyecek tezgahlarını işleten Arap nüfus, şehrin göbeğinde, bağırta bağırta kendi müziğini dinliyordu; kimse de onlara bir şey demiyordu). Nüfusun %45’i, en az lisans mezunu. İnsanı, genelde medeni. Irkçı gibi algılanmak pahasına, kendi kişisel gözlemlerime dayanarak, sinemada konuşan, çevrede gürültü yapan, bir şeyleri kırıp döken, trafikte diğer araçları tehlikeye atan hareketler yapan kişilerin, genelde eğitim seviyesi düşük siyah ya da Hispanikler’den olduğunu söylemeliyim. Beyazlar, Asyalılar ve az sayıdaki Ortadoğulular’dan böyle davranışlar hiç görmedim.

    San Diego, genelde güvenli bir şehir. Amerika’nın genelinde olduğu gibi, hiçbir evin kapısında, penceresinde demir parmaklıklar yok (New York’ta da yok ama, her binanın girişinde en az bir kahya / kapıcı / güvenlik görevlisi duruyor). Benim San Diego’da ilk ağızdan duyduğum tek adli vaka, Hispanik bir abinin, bıçak göstererek, gecenin bir vakti (ki, genelde oralar her saatte aydınlık ve kalabalık olur) yurttan 7-Eleven’a sigara almaya giden bir Türk kızının cüzdanını çalmasıydı. Tabii, gazetede, televizyonda daha fazlasını gördük. İnsanın olduğu her yerde, suç da oluyor ne yazık ki. Polisin, hayati tehlike içeren olaylara ortalama müdahale süresi, 2000’lerin başında, 10 dakikanın altındaydı. Şimdi, 16 dakikaya çıkmış diye şikayetler var. 2000’lerin başında, polis, boyuna uzun, enine geniş, ağırlık merkezi yere yakın Ford Crown Victoria sedan kullanıyordu. Aralık 2019’daki ziyaretimde, polisin, Ford’un Next Generation Police Interceptor konseptli (ağırlık merkezi yüksekte, direksiyon hakimiyeti zor) SUV’lerine geçtiğini gördüm. Sürenin uzamasını buna bağlıyorum. Tamam, San Diego’nun doğusundaki çöllerde kaçak Meksikalı kovalamak için işe yarayabilir ama, SUV’lerin ara sokaklarda modifiye Japon arabası kovalamaya uygun olduğunu düşünmüyorum (2000’lerin başında, New York’ta da polis, boyuna orta boy, enine geniş, ağırlık merkezi yere yakın Chevrolet Impala sedan kullanıyordu. Şimdi onlar da SUV’ye geçmiş. Ama onlar kimi kovalıyor; bilemiyorum. Gerçi New York’ta hala polis arabası çeşitliliği daha fazla). Ambulans ve itfaiye, polisten biraz daha yavaş gelir ama, onların da acil vakalara gelmesi 10-15 dakikayı geçmez. Zaten polislerin hepsi ilk yardım eğitimi almıştır. Ambulans / İtfaiye gelene kadar durumu idare ederler.

    San Diego’nun mottosu “America’s finest city”. Katılmak durumundayım. Benim gördüğüm en güzel şehir. İstanbullu olmama rağmen, benim gözümde Antalya ikinci, İstanbul üçüncü.

    San Diego, aynı zamanda, Amerika’nın iklimi de en güzel şehri. Florida’yla benzer iklime sahip olmasına rağmen, Florida’yı senede birkaç defa kasırga vurur. San Diego’da tayfun, kasırga, vs olmaz. Ortalama sıcaklık 25 derece Santigrat civarındadır. Kışın en fazla iki haftalığına 15 dereceye düşer; en kötü, yağmur yağar. Yağarsa, o iki haftada yağar. San Diego’da geçirdiğim toplam 3 sene, 2 ay, 15 gün boyunca, giydiğim en kalın giysi, kapüşonlu sweat-shirt olmuştur. Hadi ben irice bir adamım. Ufak tefek hanımefendiler, yanlarında bir de yağmurluk bulundursalar, sırtları yere gelmez. Aralık 2019’da gittiğimde, t-shirt’ten başka bir şey giymeye ihtiyaç duymadım. Fikir vermesi açısından, Aralık 2016’da Adana’ya gittiğimde de t-shirt’le dolaşmıştım. Adanalılar o sırada, anorak, bere ve eldivenle dolaşıyordu. Sebebini sorduğumda, “Hele gel, yazın 45 derecede buralarda dolaş. Bizim bünyemiz ona alışkın” cevabını verdiler. Hak verdim. San Diego’da da zaman zaman anorak, bereyle (eldiven hiç görmedim) dolaşan ablalar görebilirsiniz. Sebebini “Adana etkisi”ne bağlıyorum. Zira, yazın, sıcaklık 35 dereceye kadar çıkabilir. Ama o da en fazla iki hafta sürer. Doğudaki çöllerden, dağ geçitlerini kullanarak, batıdaki okyanusa doğru esen aşırı kuru Santa Ana rüzgarları sayesinde, hiç nem yoktur. 35 derece bile bunaltmaz. Ben sıcağa tahammül edemeyen bir insanım. Ben bile San Diego’da zorlanmadan yaşayabildim. Ocak 2020’de, New York’ta, şort ve t-shirt’le terlemeden uyuyabilmek için ısıtmayı kapatıp, pencere açmak zorunda kalmış ben yaşayabildiysem, bence herkes yaşayabilir.

    San Andreas Fayı yakında olduğu için, Downtown ve University Town Center dışında, yüksek ve betonarme yapılaşma yoktur. Birkaç otel ve hastane binası dışında, apartmanlar bile, ahşaptan ve yatay mimariye uygun olarak, en fazla iki katlı olacak şekilde inşa edilmiştir. Bu tip yapılaşma, olası depremlerde can kaybı sayısını düşük tutmaya yardımcı olsa da, özellikle küresel ısınmanın artıp yaygınlaşması sonucu, sıklığı ve şiddeti sürekli artan orman yangınlarında, ciddi bir risk oluşturmaktadır. Ben, San Diego’da bulunduğum toplam 3 sene, 2 ay, 15 gün süresince, yalnızca bir orman yangını gördüm. Şimdi ise, civarda, her sene en az bir defa yangın çıkıyor.

    San Diego, üniversiteler şehridir. 15’e yakın üniversite, 10’a yakın kolej, 5 civarı hukuk okulu bulunur. Yukarıda yazmıştım; tekrar edeyim: Nüfusun %45’i, en az lisans mezunudur. Ucuz devlet üniversitesi, pahalı özel üniversite, hayat kurtaracak iyi üniversite, askerlik erteletecek dandik üniversite; hepsinden yeterli miktarda mevcuttur. Google size en güncelini söyleyeceği için, üniversite listeleme işine hiç girmiyorum.

    San Diego, aynı zamanda donanma şehridir. Pasifik Filosu’nun Hawaii’den sonraki en büyük ikinci üssü San Diego’dur. Downtown’dan National City’ye kadar komple donanma üssüdür. Uçak gemileri, kruvazörler, destroyerler, fırkateynler, Littoral Combat Ship’ler, Amphibious Assault Ship’ler; Allah ne verdiyse yanaşır. Coronado Island, hem donanma üssünün devamıdır, hem de deniz havacılığı üssüdür (Naval Air Station). Point Loma, denizaltı ve denizaltı savunma harbi üssüdür. Camp Pendleton, batı kıyısının en büyük deniz piyadesi üssüdür. Miramar, deniz piyadelerinin hava üssüdür (Marine Air Station).

    Top Gun filmi, Miramar deniz piyadesi hava üssünde çekilmiştir. Traffic filmi, Downtown’da çekilmiştir. Açıkçası, aklıma, San Diego’da geçen, bunlar kadar gişe yapmış başkaca bir film gelmiyor.

    San Diego ekonomisi turizm ve teknolojiye dayanır. Teorik olarak, tarımın da güçlü olması beklenir ama, ben kendi namıma, öyle ekili – dikili alan hiç görmedim. Belki iyice doğuda vardır. Benim kendi gözlerimle gördüğüm en yakın ekili – dikili alan, gözün alabildiğince üzüm bağlarıyla dolu olan, 2-3 saat kuzeydeki Temecula Valley idi. Turizmde, tema parkları önemli bir cazibe merkezi teşkil eder. San Diego Zoo, San Diego Zoo Safari Park (benim zamanımdaki adıyla, San Diego Wild Animal Park), Sea World, Birch Aquarium (bu, Sea World gibi popüler değil de, daha çok bilimsel), Legoland, San Diego’dadır. Los Angeles çevresindeki Disneyland’e, Universal Studios’a, Six Flags Magic Mountain’a, Knott’s Berry Farm’a yeterince yakındır. Bir araba kiralayıp, 2-3 saatte gidebilirsiniz. Hiçbiri Los Angeles’taki Venice Beach kadar ünlü olmasa da, San Diego da bir plajlar şehridir. Tamamı ücretsiz (bizdeki gibi değil), Imperial Beach, Coronado Beach, Ocean Beach, Mission Beach, Pacific Beach, La Jolla Beach doğa harikalarıdır (Plajlar kuzeye doğru devam eder ama, isimlerini yukarıdakiler kadar sık duymazsınız). Little Italy, San Diego’nun İtalyan mahallesidir. İtalyan restoranları, pastaneleri, vs bulunur. Downtown’da, özellikle de Gaslamp Quarter’da, restoranlar ve gece kulüpleri; Old Town’da, filmlerde gördüğümüz gibi bir kovboy kasabası; Carlsbad’de, outlet’ler bulunur. Teknoloji namına, biyoteknoloji, bilişim altyapı teknolojileri (özellikle, yarı-iletkenler ve fiber-optik sistemler), mobil iletişim altyapı teknolojileri (özellikle, bizdeki GSM şebekesinin Amerika’daki muadili CDMA), tüketici elektroniği, enerji sistemleri, havacılık ve savunma alanları gelişmiştir. Illumina, Novartis, Cymer, Peregrine Systems, Qualcomm, Nokia, Sony, Hitachi, Sharp, Kyocera, ESET, Teradata, bir Caterpillar şirketi olan Solar Turbines, Lockheed Martin, General Atomics, San Diego’da bulunmaktadır. Finansal teknolojilerle ilgilenen forumdaşlar, Intuit; eli mekanik işlere yatkın forumdaşlar, WD-40 markalarını da tanırlar.

    University of California San Diego Connect ve San Diego State University Lavin Entrepreneurship Center çevresinde, bir girişimcilik ekosistemi mevcuttur; ancak, Palo Alto, San Jose ve San Francisco’daki kadar civcivli değildir. 2000’lerin başında, Sorrento Valley’i, Silicon Valley’in güneydeki devamı olarak konumlandırmaya çalışmış olsalar da, başarılı olamadılar. Yine de, teknoloji şirketleri, Carlsbad, Sorrento Valley / University Town Center ve Downtown civarında kümelendi. La Jolla civarında da yoğun biyoteknoloji aktivitesi var. Palo Alto, San Jose, San Francisco, Austin, Boston, New York dururken, girişimci olmak için San Diego’ya gidilmez; ama San Diego’ya gidilmişken de girişimci olunabilir. Üniversite de var. Çeşitli finansman destekleri de var. Melek yatırımcı da var. Fırsat bolluğu yok, ama yeterince fırsat var.

    Bolluk demişken, San Diego’da, ürün anlamında, aradığınız hemen her şeyi bulabileceğinizi, ama New York’ta durumun pek öyle olmadığını belirtmeliyim. Ben San Diego’da kesintisiz yaşadığım 3 sene, 2 ay, 10 gün boyunca, (taharet musluğu dışında) hiçbir şeyin yokluğunu yaşamadım. Ama Aralık 2019’da New York’a indiğimde, yanımda getiremediğim malzemeyi tedarik etmek için, 1. Cadde ile 65. Sokak’ın kesiştiği köşede bulunan Gristedes isimli süpermarkete gittim. Böyle, bizdeki MMM Migros büyüklüğünde bir yer. Gristedes, New York halkının ihtiyaçları arasında olduklarını düşünmemiş olacak ki, ürün karmasına deodorant ve Red Bull ekleme gereği duymamış. Bir deodorant bulabilmek için, Upper East Side’dan West Harlem’a kadar gitmek zorunda kaldım. Red Bull’u hiç bulamadım. Kabul, belki benim beceriksizliğimdir. 5 gün sonra, 5 günlük ziyaret için indiğim San Diego’da ise, Ralphs’e giriyorum, oradan çıkıp Vons’a giriyorum, oradan çıkıp Target’a giriyorum; raflar, hatta koca bir reyon dolusu, (Türkiye’den aşina olduğumuz adidas, Gilette, Nivea, Dove gibi birçoğu dahil) marka marka, model model deodorant... Bırakın süpermarketi, San Diego’da spor mağazasına giriyorum; kasanın yanında Red Bull dolabı! Özetle, New York’u o kadar da gözünüzde büyütmeyin!

    San Diego konusuna devam etmeden önce, New York’tan iki “yokluk” hikayesi daha paylaşayım...

    Yukarıda yazmıştım. Ben irice bir adamım. Her şeyin 3XL’ını giyiyorum. Ayakkabının, Amerikan ölçüsüyle, 14 numarasını giyiyorum. Türkiye’de benim bedenimde giyim eşyası bulmak, 90’larda çok zordu. Spor ayakkabı ve diğer spor malzemelerini, yalnızca, Kadıköy’de, profesyonel spor kulüplerinin de spor malzemelerini tedarik eden Rekor Spor’da bulabiliyordum. Ayağıma göre bot bulabilmek için ise, Cevizlibağ’daki Yeşil Kundura’ya kadar gitmek zorunda kalıyordum. Orada da, ayağıma göre, yalnızca Caterpillar’ın tek bir modelini bulabiliyordum. Takımı, gömleği, zaten ezelden beri mecburen ölçüye özel diktiririm. 2000’lerin ortalarında, Avrupa Birliği ile aramızda esen sanal bahar rüzgarlarıyla, ekonomi bir düzelir gibi oldu. Markalar Türkiye pazarına kendileri girdi. Piyasada mal bolluğu oluştu. Mal yokluğundan para kazanan Rekor Spor battı. Her marka ve modelin değil ama, yeterince marka ve modelin 3XL’ını, 14 numarasını bulmak mümkün hale geldi. adidas’ta, Nike’de, üzerimize göre ürün bulabildik de, giyinebildik. 2010’larla beraber, her şey eski haline dönüp, ekonomi yine krize girince, mal bolluğu ortadan kalktı. Allah bozmasın, Under Armour hariç, yine hiçbir yerde aradığımızı bulamaz olduk. 90’lara benzer bir yokluk içinde, New York’a indiğimde, üzerimde, aradığım bedeni bulamadığım için almak zorunda kaldığım, önü kapanmayan, 2XL adidas bir anorak vardı. New York kışı, İstanbul kışından daha sert. İstanbul’da (İngiltere’de yüksek lisans yapan kuzene ve doktora yapan arkadaşına getirttiğim) t-shirt üzeri anorak giyiyorum. Bütün kış, önümü kapamak zorunda kalmadan geçiyor. New York’ta ise, ön kapanmadan olmuyormuş. Kısa sürede anladım :) Bütün Manhattan’ı karış karış gezdim. adidas’a, Nike’ye, Oakley’e, T.J. Maxx’e, gördüğüm her giyim mağazasına girdim; 3XL anorağı zar zor ve yalnızca The North Face’te bulabildim. Orada da yalnızca bir tane vardı. Benden sonra gelip, “DÜNYANIN BAŞKENTİ!!!” New York’ta istediği bedeni bulabileceğini zanneden hazırlıksız turist, muhtemelen donmuştur. Ruhuna Fatiha... 3XL anorağı bulmadan önce, bari t-shirt’le 2XL anorağın arasına bir kat daha giyeyim diye, 3XL kapüşonlu sweat-shirt aradım. Yok! Bari birkaç kat t-shirt giyeyim diye, 3XL t-shirt aradım. Yok! Türkiye’de artık hiç bot bulamıyorum. Ayağımda koşu ayakkabısıyla (onun için de, Under Armour sağ olsun) gitmiştim. Yağmurda o da olmadı. 14 numara bot aradım. Yok! Yok! Yok! T-shirt işini, San Diego dönüşü, Amazon’dan sipariş vererek çözdüm. Bot için de, en son REI’a gittim. İnternet mağazalarında satışta olduğunu gördüğüm, Salomon’ın bir modelinin 14 numarasını istedim. Kızcağız bir pusula yazdı. Kasaya gidip, siparişimi vermemi, 1 hafta sonra gelip almamı söyledi. Kasa yolunda internetten kontrol ettim. Pusulada yazan model, benim istediğim model değil. Elinde ne varsa, bana onu itelemeye çalışmış. Böyle şeyler Türkiye’de sürekli başıma gelir ama, Amerika’da ilk defa şahit oldum. Sinirlendim. Sipariş vermeden çıktım. 5 gün sonra San Diego’ya indim. Okulumun hediyelik eşya mağazasına gittim. Yetişkinler için 3XS, 2XS, XS, S, M, L, XL, 2XL, 3XL, beni New York’ta misafir eden arkadaşın 1,5 yaşındaki kızına göre türlü bebek bedenleri, 3,5 yaşındaki oğluna göre türlü çocuk bedenleri, arkadaşın abisinin 10 ve 13 yaşındaki oğullarına göre türlü garson bedenler, t-shirt, kapüşonlu, kapüşonsuz sweat-shirt; ne ararsan var! Ne lazımsa aldım! Under Armour’a gittim. İki 3XL kapüşonlu sweat-shirt de oradan aldım. TL ile oldukları için, kredi kartlarının limitleri doldu. Bot alamadım. San Diego dönüşü New York’u, yağışlı günlerde dışarı çıkmayarak idare ettim. Özetle, New York’u o kadar da gözünüzde büyütmeyin!

    New York’ta beni misafir eden Türk (artık Amerikan vatandaşı) arkadaş, yılbaşında birkaç günü, Amerikalı eşinin Queens’deki ailesiyle geçireceklerini, Upper East Side’daki 1+1’lerinde tek başıma canımın sıkılmaması için, beni 3 günlüğüne, Downtown’daki bir otele yerleştireceklerini söyledi. “Tamam” dedim. Beni 16.30’da otele bıraktı. 18.15’te, karnımı doyurmak için otelden çıktım. Dunkin’ Donuts, Subway dahil, önünden geçtiğim her restoran kapalıydı. Tesadüfen, iki blok aşağıdaki, tadilat halindeki bir binanın altındaki Hint restoranını bulamamış olsam, 1 Ocak 2020’de, “ASLA UYUMAYAN ŞEHİR!!!”in göbeğinde, resmen aç kalacaktım ( Otelin aşırı pahalı oda servisiyle, Hint kökenli başka bir abinin işlettiği tobacco shop’tan alacağım birkaç cips ve krakeri birer seçenek olarak yazmadıysam, kusuruma bakmayın lütfen :) )! Hint abi de, 21.30’da kapatacakmış. Onu da ucundan yakalamışım. Son iki not: 1. Hayatımda yediğim en kötü Hint yemeği değil; hayatımda yediğim açık ara en kötü yemekti. 2. San Diego’da, günlerden ne olursa olsun, mutlaka açık bir yer bulur; karnınızı mutlaka doyurursunuz. Özetle, New York’u o kadar da gözünüzde büyütmeyin!

    New York’un, bir konuda hakkını teslim etmek durumundayım: Türk yemeklerine ulaşılabilirlik ve o yemeklerin çeşitliliği konusunda, Amerika’nın benim gördüğüm hiçbir yeri, New York’un eline su dökemez. Upper East Side’da Türk restoranı gördüm. Upper West Side’da Türk restoranı gördüm. Lenox Hill’de, Lincoln Square’de, Midtown East’te, Midtown Manhattan’da, Hell’s Kitchen’da, Murray Hill’de, Chelsea’de, Gramercy Park’ta, Greenwich Village’da, East Village’da, SOHO’da, Downtown Manhattan’da Türk restoranı gördüm. ABA, Agora, Akdeniz, A la Turka, Ali Baba, Anka, Antalia, Barbounia, Bodrum, Enfes, Farah, Galata, Istanbul, Leyla, Lezzet, Memo, Meyhane, Pasha, Pera, Pierre Loti, Seven Hills, Sip Sak, Sophra, Sumela, Zeytin isimlerini hatırlıyorum. Hangisi, neredeydi, hatırlamıyorum. Hiçbirinde yemedim. Bir, Broadway’de, o zaman tadilat halinde olup, yakın zamanda açılmaya hazırlanan bir SaltBae hatırlıyorum. Virüsten sonra belki açılmıştır; belki ertelenmiştir. Bir de, Türk arkadaşın Amerikalı eşi, beni bir akşam Dyker Heights’taki ailelerin, evlerini Noel için nasıl süslediğini görmeye götürdü (meşhurmuş). Onun dönüşünde, Brooklyn’deki Taci’s Beyti’de yemek yedik. “Taci Abi”, lahmacun gibi lahmacun, İskender gibi İskender, karışık ızgara gibi karışık ızgara yapmıştı. Onu hatırlıyorum. San Diego’daki Türkler, Türk yemekleri konusunda o kadar şanslı değil. 2000’lerin başında, Pacific Beach’te, (o zaman 20, şu an 35 sene önce, çekilişten green card kazanarak New York’a gelmiş; sonra oralarda birilerinin ayaklarına bastığı için San Diego’ya kadar kaçmak zorunda kalmış) Engin Abi’nin Central Park isimli pizza dükkanı vardı. Pizza fırınında, vasatın altında pideler ve ekşi yoğurtla berbat bir hazır mantı yapar, özlemimizi giderirdi. Escondido’da, Türk bir ailenin işlettiği Bird House isimli restoran vardı. Vasatın altında ev yemekleri (zeytinyağlılar, kuru fasulye, pilav, vs) yapar, özlemimizi giderirdi. Bunlar dışında, Downtown’da, onların Yunan yemeği olduğunu iddia ettikleri yemekler yapan, İsrailli bir piyanist – şantör abinin Arapça, İbranice, Türkçe, Yunanca şarkılar söylediği, Arap bir dansöz ablanın oynadığı bir Yunan tavernası; Los Angeles’ın güneyinde, Ermeni bir abinin işlettiği, vasatın üstünde kebaplar yapan bir Ortadoğu restoranı vardı. Aralık 2019’da gittiğimde, San Diego’da Amerikalı bir arkadaşın yanında kalıp, şoförlüğümü de kendisine yaptırdığım için, yukarıda bahsettiğim Türk restoranlarının hiçbirine gidip, yerlerinde duruyorlar mı diye bakamadım. Ama başka bir Amerikalı arkadaşla Downtown’da buluşmaya gittiğimde, 4. Cadde’de, Sultan Baklava isminde yeni bir Türk restoranı açıldığını gördüm. Hemen içeri daldım. Abi Diyarbakırlı’ymış. “15 sene önce yoktun” dedim. “5 senedir buradayım” dedi. “İşler nasıl?” dedim. “Her gün daha iyiye gidiyor” dedi. “Oh, oh; Allah arttırsın” dedim. Amerikalı arkadaşı oraya davet ettim. Kendisi açmış; kebap yedi. Amerikalı olduğu için, ucundan tadamadım. Ben toktum; baklava yiyip, çay içtim. Baklava gibi baklava, çay gibi çaydı. Edindiğim izlenime göre, kebabın da kebap gibi olduğunu tahmin eder, San Diego’ya gidecek arkadaşlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

    San Diego ve ekonomisine geri dönersek, bağcılık, şarapçılık tecrübesi olanlar, tarımda; pazarlama, turizm – otelcilik eğitimi ve tecrübesi ile, ileri derecede hizmet sektörü tecrübesi olanlar, turizmde; iyi bir mühendislik eğitimi ile, yeterince mühendislik tecrübesi olanlar, teknolojide kalifiye iş bulabilirler. Özellikle pandemi münasebetiyle, sağlık çalışanlarının da, geçtiğimiz yıllara oranla, daha kolay iş bulabileceklerini düşünüyorum. San Diego genelinde, çok sayıda hastane, University of California San Diego özelinde, çok iyi bir üniversite hastanesi, onun ekosisteminde birçok araştırma enstitüsü ve Point Loma’da bir donanma sağlık merkezi mevcut. Asker olmayı göze alanlar için, yukarıda, San Diego’nun donanma şehri olduğunu özellikle belirtmiştim. Bunlar dışında, maç ve konserlerde güvenlik görevliliği, Downtown’da pedicab, Uber ve Lyft’te ulaşım, Amazon Flex’te dağıtım elemanlığı gibi, part-time ek iş imkanları da mevcut.

    İşe, eğlenceye gidip gelmek; genel anlamda “yaşamak” için, araba gerekli. 2000’lerin başında, toplu taşıma Metropolitan Transit System’ın otobüsleriyle sağlanıyordu. Ana hatlarda, saat başı gidip gelen otobüsler mevcut olsa da, istediğiniz zaman, istediğiniz yere gitmek için yeterli değildi. 2010’ların başında, yine Metropolitan Transit System tarafından bir tramvay ağı kuruldu. Kapsama alanı daha geniş, hareket saatleri daha sık olsa da, “yaşamak” için hala yeterli değil. New York’taki gibi bir “ağ” beklemeyin. Ben 2000’lerde kendime $3,000’a 10 yaşında bir Japon arabası alarak tüm ihtiyaçlarımı karşılayabilmiştim. Kendine $800’a 15 yaşında bir Japon arabası alan arkadaşım, arabasıyla sorunlar yaşamış, çokça tamir parası ödemişti. $10,000’a ikinci el Pontiac Trans-Am alan arkadaş da çok çekti. $17,500’a sıfır Toyota alan arkadaş çok rahat etti. Ama 20 yaşındaki adam, o kadar da parası varken, neden gidip kendine station wagon Toyota Corolla alır; hiçbirimiz anlayamadık :D Özetle, her ihtiyaca, her bütçeye göre araba var. Yetersiz toplu taşımada kendine eziyet etmeye gerek yok.

    Ben San Diego’da yaşarken, asgari ücret, saatte $6.75 idi. Part-time güvenlik görevlisi olarak, saatte $7.00 kazanıyordum. Yüksek lisans yapmakta olduğum üniversitede, part-time lisansüstü asistanı olarak saatte $10.10, part-time araştırma asistanı olarak saatte $13.70 kazanıyordum. Costco’da full-time POP pazarlama elemanı olarak saatte $75.00, Qualcomm’da full-time stajyer olarak saatte $80.00 kazanmışlığım da var. Vons isimli süpermarket zincirinde part-time kasiyerler, saatte $15.00 kazanıyordu (ve az buldukları için grev yapıyordu). İstanbul’da gittiğim özel liseden tanıdığım 3 yaş büyük “abi”m, yine San Diego’da, vasıfsız (yani öyle elektrikçi, tesisatçı falan değil) full-time inşaat işçisi olarak, saatte $33.00 kazanıyordu. Amerikalı kız arkadaşımın full-time oto tamircisi babası, saatte $40.00 kazanıyordu. Amerika’da full-time çalışma haftası 40 saat. Yaklaşık aylık maaşınızı, verdiğim saatlik ücret x 40 saat x 4 hafta formülüyle hesaplayabilirsiniz. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği lisans + San Diego State University İşletme Yönetimi yüksek lisans mezunu arkadaşım, 2003 yılında, bir Caterpillar şirketi olan Solar Turbines’de, senede $60,000.00 ile işe başladı. O sırada, San Diego State University MBA mezunlarının ortalama işe giriş maaşı, senede $56,000.00 idi. Aynı dönemde, Harvard, Yale, MIT, Stanford MBA mezunlarının ortalama işe giriş maaşı, senede $250,000.00 idi. İşteki birinci senesinin sonunda, kendisine bir Audi TT; ikinci senesinin sonunda, peşinatı Türkiye’de pilot olan babasından gelmek üzere, kendisine fena olmayan bir mahallede, iki katlı, kapalı garajlı, müstakil bir ev aldı. Ekstra bir not olarak, yukarıda bahsettiğim Amerikalı kız arkadaşımın profesyonel beyzbol oyuncusu olan kardeşinin, senede $5,050,000.00 kazandığını da kayıtlara geçirmek isterim :)

    San Diego’da asgari ücret, şu an $12.00. Yukarıda bahsettiğim meslek gruplarının bugünkü yaklaşık maaşlarını, basit bir oran – orantı hesabıyla bulabilirsiniz.

    New York’ta asgari ücret, şu an $15.00. Deloitte isimli global şirkette kıdemli müdür olarak çalışan arkadaşım senede $500,000.00, Goldman Sachs’te kıdemli müdür olarak çalışan eşi senede $500,000.00, dış ticaret merkezi New York’ta bulunan bir Türk şirketinde genel müdür olarak çalışan abisi senede $500,000.00 kazanıyor. Bu arkadaşların evlerinde ev işleri ve çocuk bakıcılığı yapan vasıfsız Türk abla, saatte $22.50 kazanıyor.

    Giderlere gelirsek...

    Ocak 2001 – Nisan 2004 arası, San Diego'nun okyanusa ve şehir merkezine uzak, SDCCU Stadium (benim zamanımdaki adıyla, Qualcomm Stadium), Mission Valley Mall, San Diego State University ve Grossmont College'a yakın kesiminde, 300 metrekare toplam alan üzerine oturtulmuş 150 metrekarelik, tek katlı, kapalı garajlı, 3+1, müstakil bir ev $150,000 - $200,000 aralığında satın alınabiliyordu. Aralık 2019’da yanında kaldığım Amerikalı arkadaşım, içinde oturduğu, okyanusa ve şehir merkezine yakın, genişçe 1+1 condo’sunu (kabaca, kiralanan apartman dairesine “apartment”, satılan apartman dairesine “condo” diyorlar) $190,000’a aldığını söyledi. Bugün, New York şehir merkezinde, Roosevelt’in doğduğu eve (bkz. Google) benzeyen, bitişik nizam, 2-3 katlı müstakil evler, 30-40 milyona gidiyor. Jennifer Lopez, Hudson Yards’daki condo’sunu 17 milyona almış (Big Bus’taki turist rehberi abimiz sağ olsun).

    Ocak 2001 – Nisan 2004 arası, San Diego'nun okyanusa ve şehir merkezine uzak, SDCCU Stadium (benim zamanımdaki adıyla, Qualcomm Stadium), Mission Valley Mall, San Diego State University ve Grossmont College'a yakın kesiminde bir 1+1'in, su faturası dahil aylık kirası $800 idi. Bir aylık kirayı depozito olarak alıyorlardı. Benim orada yaşadığım süre boyunca, hiç zam gelmedi. Aralık 2019'da gittiğimde, aynı dairenin aylık kirası, yine su faturası dahil $1,450 Dolar olmuştu. Şu an, aynı dairenin, New York şehir merkezindeki aylık kirası $3,900. Forumdaşlardan birinin, başka bir başlık altında söylediğine göre, aynı daire, Huntsville, AL’da, $500’a bulunabiliyormuş.

    2001 – 2003 arası, benim gittiğim devlet üniversitesinin yıllık ücreti $9,600 idi. San Diego’nun en iyi özel üniversitesinin yıllık ücreti $20,000 - $25,000 civarındaydı. Şu an devlet üniversitesinin yıllık ücreti $19,600. Özel üniversite ise, yıllık $57,200’dan gidiyor (Karşılaştırılabilen büyüklükler olsun diye, MBA ücretlerini yazdım. Ücretler, öğretim seviyesi ve bölüme göre büyük farklılıklar gösteriyor). New York’ta ise, Columbia, NYU ve Pace’in MBA ücretleri, bugün itibariyle yılda $80,000.

    2001 – 2004 arası San Diego’da $4-5’a yediğim burrito, bugün $7-8. New York’ta burrito yemedim ama, $10’dan aşağı bulabileceğinizi sanmam. 2001 – 2004 arası San Diego’da $7-8’a olduğum saç tıraşı, bugün $12. Aynı saç tıraşı, bugün New York’ta $30.

    Aklıma gelenleri, gücüm yettiği, dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Sürçülisan etmiş isem, affola. İhmal ettiğimi düşündüğünüz, merak ettiğiniz, cevap bulamadığınız başka San Diego sorusu olursa, yazın lütfen. Bildiğim bir konu ise, mutlaka cevap vermeye çalışırım.

    Allah’ın herkese gönlüne göre vermesi dileğiyle, saygılar...

    Üstad efsane olmuş hem de öyle böyle değil. Bilmediğim neler varmış neler. Ellerine sağlık. Bir Çukurovalı olarak San Diego cuyum bundan sonra...


  • @kingocali ahaha. Abi sen nerelerdeydin yahu:)


  • @kingocali sundan dolayi sordum. Xiaomi band kisitlamasi, ornekse, T-Mobile iflah olmaz kullanici forumlarinin en gedikli meselelerinden biri. Hazir bir Xiaomi kullanicisina ilk elden soru sorma imkani buldugum icin sorayim dedim. Hat zaten Turkcell oldugu icin cevabi da ogrenmis oldum. Ellerine saglik.


Benzer Başlıklar

  • 6 aylik California deneyimim

    California
    3
    12 Oy
    3 İleti
    394 Bakış
    C
    OC de 5inci senemde size katiliyorum ama yasadikca daha keyifli hale geliyor. Belki benim sansim evli olmam ve burada 1-2 arkadasim olmasindandir. Yuzeysel insanlar ama bu bazen mahalleden mahalleye degisebiliyor. Esim de ben de calisiyoruz , idare edebiliyoruz bu sekilde. Burada bircok kisi ya ailesi ile beraber oturmaya devam ediyor calismaya baslasa bile ya da 2-3 arkadas ortak paylasimli evlere cikiyorlar ki kira gelirleri paylasilsin , aklinizda olsun. Iki iste calisan cok var ama bunlarin bir hedefi var, siki para biriktirip sonra istedikleri ise yonelebilmek. Ben otelde calisiyorum, bu sekilde cok insan gecti onumden . Hayat pahali orasi kesin, ev almak cok zor ama yapilabilir. Burasi saglikli ve fit insanlar eyaleti , kadinlarin o nedenle burnu kalkik oluyor ama dedigim gibi mahalleden mahalleye degisir . Bir ihtiyaciniz olursa DM den yazin. Sevgiler
  • Amerika’da İşe başlama işlemleri

    California
    1
    3 Oy
    1 İleti
    229 Bakış
    omer2023O
    Sevgili arkadaşlar, bir deneyim paylaşımak istiyorum. LA e geleli tam 45 gün oldu. Sonunda kendi mesleğimi yapabileceğim iki işim oldu. Özcelikle Unganlardaki aşılar işe yarıyor işe alım sürecinde. TB test zorunlu. TB Tüberküloz Testi. Ayrıca Live Scan denilen bir kimlik tarama sistemi var. Zorunlu bu da. Parmaklarınızın izini defalarca alıyorlar ve tekli dörtlü baş parmaklar ve sonra ayrı ayrı tüm parmaklar. Tüm kimlikleriniz taranıyor. Greencard Pasaport SSN Sürücü Belgesi. FBI için gerekliymiş bu tarama. Sağlık raporu için doktora gittim, tansiyon, kalp ölçümü, fiziki testler, göz taraması, kilo boy vb. Sağlık geçmişinizi de öğreniyorlar ve sisteme giriyorlar. İşinizi aksatmadan yapabileceğine dair sisteme bilgi girişi yapıyorlar. Burada da hayat kolay değil bu arada. Hepimizin zamana ihtiyacı var. Kredi notunu yükseltmek işe yarayacaktır hepimiz için. 670 ile başlıyor. Sevgilerimle.
  • California's Exodus Continues: 700K Net Loss, Why It Matters

    California
    1
    0 Oy
    1 İleti
    137 Bakış
    hasbelkaderH
    Gecen hafta ayni konuda bir paylasim da New Jersey eyaleti icin yapmistim. Sanirim pandemi eyaletler arasindaki yarisi daha cetin hale getirdi. Zengin eyaletlerden diger eyaletlere yuksek vergiler ve hayat pahaliligi nedeniyle goc baslamis gorunuyor. https://www.youtube.com/watch?v=7hHbsTMR9Sg
  • Los Angeles (California)

    Taşındı California
    120
    1 Oy
    120 İleti
    10k Bakış
    mrt01M
    Arkadaslar merhaba. Is durumumdan dolayi LA'e tasinacagiz. Gecis yapacagim projem Adelanto da bizde evi orda tutmayi planliyoruz. Daha once Houston da yasadik simdi ise Albuquerque de yasiyoruz. Houstonda yasarken Turkish Community of Houston adinda bir WP gurubu vardi LA de benzer bir gurup var mi? Onceki yorumlarda bahsedilen Facebook guruplarina baktim bende cogu fake veya baska niyetli diye katilmak istemedim.
Forum kurallarına uymayan veya forum düzenine aykırı davranan üyeler uyarılmadan forumdan çıkarılabilirler. Özellikle gereksiz yeni başlık oluşturacakların dikkatine!

22

Çevrimiçi

60.8k

Kullanıcı

5.1k

Konu

534.7k

İleti

Powered by NodeBB | Copyright © 2026 Yesilkart Forum