Yukarıda yazılan her şeye kesinlikle katılıyorum. Özellikle sevgili @erenotti kardeşimin sözünü bir süredir çok kullanıyorum. (TR'de hikayemi anlattığım hemen hemen herkese söylüyorum.) Benim tecrübem, yukarıdaki arkadaşların yazdıkları gibi katkı sağlamayacak ama bende yaşadıklarımı & hissiyatları mı & kararsızlıklarımı & içimden gelenleri yazmak istiyorum. (Filtre olmadan)
Yaklaşık 9,5 ay Amerika'da kaldım. Ağustos sonuna doğru TR'ye geldim. Kasım ortası yada Aralık gibi tekrar döneceğim. (Mecbur döneceğim.) Türkiye'de "Direktör" pozisyonunda çalışıyordum. Çok iyi bir "işi , iş ortamını , arkadaşlarımı, iyi bir maaşı, iyi yan hakları (Özel sağlık, Araç Vb.)" bıraktım ve Amerika'ya geldim. 22 Yıldır aynı işi yapmanın can sıkıntısı nedeni ile bu kısma çok takılmadım. Pişman değilim o anlamda. Yaptığım işin Amerika'da karşılığı var ama çok iyi derece de İngilizce 'ye ihtiyacım var. Bunun için sabır etmem gerekiyor. Bunu zamanla aşacağımı biliyorum, sancılı olacak ama olacak.! Maddiyat önemli hem de çok önemli! Hayatımı idame ettirmek için, vasıfsız bir iş olsa da maddiyat kısmı bir şekilde çalışır atlatırım diye düşünüyorum. (Karın tokluğuna hayat)
Asıl benim için önemli olan "Maneviyat" önceden de bu kısma belki bu başlıkta, belki başka başlıkta değinmiştim. Bu süre zarfında tek sıkıntım "Aile hasretim ve yakın arkadaşların eksikliği" oldu. Beni çokkkkkkkkkkk yıprattı. Çok ağladığım zamanlar oldu. Mesela bir bayram sabahı çok ağladım. Ailece yapılan o bayram kahvaltısının - sofrasının değeri çok başkaymış yaa... Tamam bundan 25-30 sene önce insanlar daha kötü bir teknoloji ile iletişim kuruyorlardı. O zamanlar ne hissediyorlardı tahmin bile edemiyorum. Belki de o görüntülü görüşme yok diye az etkileniyorlardı. (Çok mantıklı bir yorumum yok.) Ailem kahvaltısını yapıyor, güzel güzel sohbet ediyorsun. Kahvaltı sofrasını bile göstermemeye çalışıyorlardı, canım çekmesin diye. (Kahvaltıya bak: Muhlama (mıhlama-kuymak / biz muhlama deriz) , Çengelköy orta fırın simidi, sucuklu yumurta, su böreği, patatesli börek, peynirler vs vs.) tamam Amerika'da artık Türk malı yada damak tadımıza uygun çok şeye ulaşıyorsun ama inceliğe bakar mısınız. Yaaaaaaaaaa ne olacak gösterin sofrayı diyorum, benim canım çekmez diyorum. (Yalan çekmez mi yaaa o muhlamaya ekmek bandığını düşünmek bile etkiliyordu beni) neyse konuşuyorsun her şey süper, konuşma sırasında kimi zaman gülüyorsun, kimi zaman üzgün oluyorsun ama görüntülü konuşmak bir nimet ya. Ama telefonu kapattığında "karşındaki duvara , karşındaki monitöre bakıyorsun ve YALNIZ'sın. güzel 10 dk konuştun, hasret giderdin, ama sonuç "YALNIZ'sın yaw!!!!" :( o boş odaya bakıyorsun ve nedensizce bir süre ağlıyorsun. Ağlamak iyi oluyor, insanı rahatlatıyor. Erkek Adam ağlar! sonra kendi iç sesinle yalnız yalnız konuşmaya başlıyorsun. "Ulan diyorsun neden geldim? TR'de çok güzel bir hayatım vardı neden bozdum? ne işim var burada? Çekilir mi bu hayat? vs vs... sonra diğer iç ses devreye giriyor "dur olm yaaa, saçmalama sabır et olm, bu hayatı yaşamak için kimler nelerden vazgeçti de geldi, Sonra planların aklına geliyor, hayallerin aklına geliyor.. "Sonra o iki iç ses de susuyor. Kafanı kaldırıyorsun "YİNE DUVAR" , tamam ağlamıyorsun ama Duvar yada Monitör ile ilişkilerimi güçlendiriyorum. :) Sonra çık dışarı, bir hava al, kahve içi diyorsun kendine... hem iyi - hem kötü hissettiğin bir gün yaşamaya devam ediyorsun...
Neden anlattım. Ben tüm hayatım boyunca "Aile" ile yaşadım. Aile'min hep merkez noktasında oldum. (Aile yapısı ve mecburiyetler gereğince) dolayısıyla onlar bocaladı, ben bocaladım. Şimdi bana sürekli diyorlar TR'ye sakın dönme git hayatını yaşa, kendi hayatını kur diyorlar ama TR'ye geldiğimden beri Amerika'yı bir kere düşünmedim. Düşünmedim derken kötü anlamda demiyorum, benim şanssızlığımdan AOS sürecim uzun sürdü, hem güzel hem de garip bir şehirde yaşadım. Özetle , diger GC kazanan arkadaşlar gibi, aylarca TR'de hazırlık yapma şansım olmadı. (Maddi-Manevi hazırlık) Mecbur GC'yi almak için erken den Amerika'ya gittim ve aylarca bekledim. Bu süreç insanı yoruyor. O nedenle TR o kadar özlemişim ki Amerika'yı düşünmüyor ve özlemiyorum. Tabii bunlar benim yaşadığım bana özel tecrübeler. AOS yapan diğer arkadaşlar bu kadar uzun beklemedi. Buda bizim kısmetimiz ve yaşamamız gereken süreçmiş diye düşünüyorum. Neyse ana konuma geleyim. Bazen yine o 2 ses kapışıyor kendi aralarında :) bende hangisi galip gelecek bilmiyorum ama şunu biliyorum. O kadar para harcadım, o kadar zaman harcadım, o kadar emek verdim. Amerika'ya geri dönüp deneyeceğim. Umarım biraz hissizleşirim (Zor / fazla duygusal adamım) yada Aile hasretini biraz bastırırım. İnşallah zamanla Aile hasretim azalır. Umarım içimdeki kapışan o 2 ses'den Amerika'da tutunmayı öğütleyen ses ağır gelir :) Elimden geleni yapacağım. Olmaz ise dünyanın sonu değil...
Not: 22 senelik aralıksız iş hayatından sonra 9,5 aylık boşluk bana çok güzel geldi. Kafamı dinledim :) Zaman zaman gezdim. İş hayatımın son bölümlerinde de (son 1-2 yıldır) onu benimsemiştim. Tek bir hayatımız var ve çok da üzülmeye değmez. son dönemler de TR'de çok söylerdim. Ne yapalım üzülüp, üzülüp kanser mi olalım? GC için aldığım kararlardan pişman değilim. Yaşayıp göreceğim.... Hayat ne yaşatırsa yaşatsın kabul edeceğim ve yaşayacağım. (Kabul derken o anlamda değil, ben kadere inanmam , kaderin kendi seçimlerimiz ile olgunlaştığını, kendi seçimlerimiz ile oluşan yol ayrımları ve yeni yollara inanırım.) Tek bir hayatım var... Amerika yada TR'de fark etmez. "Tek Bir hayat" neden mutlu olmayalım? (Maddi anlamda demiyorum - Manevi Anlamda)
Sevgi ve Saygılarımla....