• Kayıt Ol
    • Giriş
    • Arama
    • Kategoriler
    • Güncel
      • Popüler Konular
      • Beğenilen İletiler
    • Popüler Konular
    • Beğenilen İletiler
    • Takip Duvarı
    • Takip Edilen Başlıklar
    • Yer İmleriniz
      • Kullanıcılar
      • Gruplar
    • Kullanıcılar
    • Gruplar
    • Harita
    • Takvim
    • Social Media
      • Facebook Group
      • YouTube Channel
      • Facebook Page
      • Twitter Page
      • Instagram Page
    • Arama
    1. Ana Sayfa
    2. kaanvercetti
    3. En İyi
    Üyelik oluşturma, email adresi onayı veya foruma giriş konusunda sorun yaşayan üyelerimiz [email protected] adresine email gönderebilirler!
    • Profil
    • Takip Edilenler 7
    • Takipçiler 13
    • Konu 7
    • İleti 245
    • En İyi 161
    • Tartışmalı 0
    • Gruplar 0

    kaanvercetti tarafından gönderilen en iyi iletiler

    • Bilinmesi şart temel argolar ve kalıplar. (slang guide)

      Öncelikle herkese merhaba. Daha önce US'de ya da UK'de bulunmamama rağmen internet üzerinde çok fazla Amerikan ve İngiliz dostum olmasından dolayı gündelik hayatımda çokça onlarla takıldığım için oldukça şey öğrendim. Eminim birçoğunuzun işine yarayacaktır, talep görürse İngiliz ingilizcesine ait argoları da çıkarabilirim. Aşağıda paylaşacaklarım US ağırlıklı argolar olacak. Burada bilinmeyen slanglerden bahsetmeyeceğim çok kafa karışıklığı olmaması için, belki birçoğunuz biliyorsunuzdur bunları ama en azından belki yeni bir şey öğrenecek kişiler çıkar. Bir like bırakırsanız emeklerimin boşa gitmediğini göstermiş olursunuz, teşekkürler.

      Fam/homie: Dost
      Dog: (kelime anlamı köpektir ama o anlamda genel olarak insanlara karşı kullanılmaz) Kanka, ahbap, erkek-oğlan. Hey dog, when we hittin club?
      Hit: (kelime anlamı vurmaktır, silahlı ya da elle de vurulabilir ama yukarıdaki örnekteki kullanımı da vardır) Go to - gitmek. 2. slang anlamı ot içmek.
      What's up - whassup - wazzap - whaddup - sup: Naber/neler oluyor anlamında. Konuşma başlatmak için kullanılabilir onun haricinde size saygısızlık/kötü niyetle yaklaşan birisine karşı sinirli şekilde kullandığınızda hayırdır gibi bir anlama rahatlıkla dönüşebilir.
      How ya doing - howdy: Hemen yukarıdakiler ile aynı anlam naber/napıyorsun şeklinde ama how ya doing'e "I'm doing good/I'm doing fine thanks." şeklinde cevap verilir.
      No cap: Yalan yok. (cap burada yalan anlamında) - He's capping. ( o yalan söylüyor.)
      Toke: ot içme fiilinin (verb) slang hali.
      Dunno: Don't know - bilmiyorum.
      Foo(l): aptal fakat arkadaş ortamında kanka olarak kullanılıyor.
      For real: İnternette fr olarak görebilirsiniz bir şeye cevap olarak verilebilir ya da cümlenin sonunda kullanılabilir. Gerçekten, sahiden, harbi mi şeklinde.
      Hella / dumb: very. - Çok anlamı taşır. I got hella moolah.
      Moolah: para. (texaslı arkadaşım baya kullanıyordu)
      Rip off (isim) - to ripp off (fiil-verb): I was ripped of by seller. - kazık, kazıklamak. passive kullanımda kazıklanmak.
      Finna = going to = gone = will = gonna: Yapacağım-edeceğim. Gelecek zamanlar için kullanılıyor.
      Imma: I'm going to. Kendiniz için gelecek zaman şeyi.
      One-Time/Twelve(12)/five o/Fed: Polis(ler)
      Lit/Jumpin/Poppin: On numara, aşırı iyi. - Your new shoes look lit. - G, the club was jumpin last night!
      On god: Yemin ederim, harbiden. Cümlenin sonunda ya da soruya cevap verirken kullanılır.
      Say less = Say no more: Tamam tamam anladım. (karşıdaki kişi size bir şey anlatıyor fakat siz zaten olayı anladınız, fazla konuşmasına gerek olmadığını belirtiyorsunuz)
      Ex: Eski sevgili.
      Weird(o): Aptal. Ufak küfürlerden, weird derseniz sıfat olur weird guy dersiniz weirdo derseniz direkt aptal olur yani isim olarak seslenirsiniz.
      Cool: Güzel, on numara. If you asking this guy, he's cool yeah.
      I don't give a fuck: İnternet dilinde kısaltılışı idgaf. Kaba bir şekilde umrumda değil. Türkçesi s--imde değil, s--imden aşa kasımpaşa tam karşılığı olabilir.
      Real one: Gerçekten güvenebileceğin, bel bağlayabileceğin birisi, dost.
      Day one(day1): He's my day one, don't mess with him. Sizinle yolun başından beri beraber olan, gerekirse kötü zamanları sizle beraber yaşamış değerli kişi-dost.
      Appreciated = Much appreciated(daha cok) = much obliged = thank you: Teşekkürler, minnettarım.
      Flexing: Show off denilebilir. Elinizde olan bir şeyi (altın vb olabilir) rahatsız edici şekilde karşı tarafa göstermek.
      Tripping: Çıldırmak/ kafayı sıyırmak, mal mal konuşmak, kendine aksiyon aramak. If he keep trippin, imma pack him out, on god.
      High: Kafası güzel olmak. (genellikle ottan falan, alkol de olabilir.) He's high asf, he dont even know what he says. (dont-doesnt bir fark yok arkadaşlar cambridge ingilizcesi konuşmak için kendinizi kasmayın karşıdaki anlasın yeter)
      Strip: Soyunmaktan ziyade argodaki anlamı mahalledeki köşedir. Kaldırım tarafında kalan yer yani.
      Strap: Tabanca - Stick: makineli tüfek
      Beef: Mesele-kavga-tartışma-savaş. I ain't got no beef with that guy, no worries.
      Smoke: Yukarıdaki ile aynı anlam. Fiil anlamı ise silahla öldürmek. They don't want no smoke. - Imma smoke them on sight.
      Take your time: Acele etme, vaktin var. = No rush.
      No worries: Sıkıntı yok, endişe etme. = Don't sweat it.
      As fuck: asf ya da af şeklinde kısaltılışı vardır, bir şeyin olduğundan daha ileri seviyede olduğunu göstermek için kullanılır. I'm starving asf. açlıktan geberiyorum gibi. Sadece cümle sonunda kullanılır ve oldukça aşırı fazla kullanımı vardır.
      For fucks sake: Lanet olsun, tanrı aşkına. Sizi hayal kırıklığına uğratan ve sinirinizi bozan bir durumlarda kullanabilirsiniz. "ffs" şeklinde internet kısaltması da vardır. For god's sake yapısından türemiştir.
      What yerine fuck kullanmak: Fuck you looking at? Fuck you want? Soru sorarken what kullanmak yerine fuck kullanılması o an soruyu soran kişinin oldukça sinirli olduğunu ifade eder, soruyu sinirle sorar.

      Shout-out (to someone)
      Selam göndermek, saygı duymak anlamında. Genelde mesela bir televizyona çıktınız ya da izlenilen bir şeye çıktınız birisine selam göndermek istiyorsunuz. "Can I give shootout?" diye sorabilirsiniz. Onun haricinde shout out to my guy, benim adamıma saygı duyun, saygılar gibi kullanımı olabilir. Tam Türkçe'sini belirtemedim fakat kullanıldığı zaman nasıl kullanıldığını rahat anlarsınız. S/o to .... diye kullanımı da var kısaltılışı.

      To hang out. (fiil)
      Eğer birisi size genellikle nerede takıldığınızı soruyorsa (where you usually hang out) o kişi sizin boş zamanınız olduğunda nerede takılmayı tercih edeceğinizi bilmek istiyor. Bir nevi takılmak olarak kullanabiliriz.
      “Hey, it’s great to see you again.”
      “And you. We must hang out sometime.”

      To have a crush (on someone) (fiil)
      Birisinden hoşlanmak, ona bağlanmak gibi bir şey diyebiliriz.
      “I have the biggest crush on Simon. He’s so cute!”
      “Oooh, you’re so crushing on Michael right now!”

      ............................................................................................................................................................................................................................................

      İkinci bölüm burada. Aklıma geldikçe eklemeye devam edeceğim.

      Throw someone under the buss.
      Bencil nedenlerden dolayı arkadaşa ya da müttefiğe ihanet etme anlamına gelen argolardan biri. Karşınızdaki ile ilişkiniz tartışmalı & uygunsuz hale geldiğinde o ilişkinin kesilmesini tanımlamak için kullanılır. Bu deyim direkt satış koymak olarak da kullanılabilir.
      If you do that again, imma throw you under the buss, get it?

      Get it: Anladın mı? I get it ya da I got it şeklinde cevap verilebilir. I feel you olarak da cevap verilebilir. Seni anladım, olayı kaptım şeklinde.
      Bet: Cevap verirken anladım, katılıyorum, elbette, tamam gibi anlamları var. I bet you .... gibi kullanıldığında eminim, bahsine girerim sen .... gibi anlamı oluyor.
      Word (up): Evet, doğru, aynen gibi anlamları var. Oldukça fazla kullanılır. Genel olarak sadece cevap vermek için kullanılır, konuşma esnasında durumu onaylamak ya da size denilen şeyi okaylemek gibi.
      ASAP: Açılımı as soon as possible'dır. Yazı dilinin vazgeçilmez kullanımlarındandır. Mümkün olabildiğince kısa sürede, en kısa zamanda gibi anlamları vardır. Cümlenin sonunda kullanılır. Örnek kullanım birisine mesaj atıyoruz: Wya? (where you at kısaltılmışı) Call me ASAP. I gotta(have to) tell you something.
      Ounce: Slang olduğu söylenemez sadece bilginiz olsun diye yazıyorum. Ounce Birleşik Devletler ülkesinde (US) çok kullanılır ve anlamı bizdeki 28 gramdır. Ons gibi söylenişi de vardır, O da.
      Quad: 7 gram, 4 quad 1 ounce eder.
      Ion ya da I on't: I don't anlamına gelir.
      Digits: Telefon numarası anlamına gelir. Birisi size #? diye işaret ediyorsa o da telefon numarasını soruyodur. I need your digits real quick.
      Fuck with: Beğenmek, onla yatıp kalkmak. Kısaltılışı fw'dir ve oldukça fazla kullanılır. I fw the song u released yesterday, its lit fam no cap. (dün çıkardığın şarkıyı beğendim, on numara kanka yalan yok) - I don't fuck with them niggas. (o zencileri sevmiyorum) Nadir de olsa mess with olarak da kullanılabilir. Uğraşmak gibi ama birisiyle uğraşmak yani iş ile uğraşmak değil sıkıntı tip düşünün.
      Real quick: En en en çok gördüğüm slanglerden birisi olabilir. Genelde cümle sonunda kullanılır ve rq gibi kısaltılışı da vardır. Anlamı "very quickly"dir. Hızlıca. Man please leave the car real quick.
      Sure thing: Ayıpsın, rica ederim, tabii ki gibi anlamları var.
      Give someone lift ya da give someone ride: Arabayla ya da herhangi bir araçla bırakmak. Hey man, can ya give me lift? I'm tired as fuck, can't feel my legs been walking for hours.
      Smh: İnternet dili kullanımlarındandır, shake my head gibi anlamı var. Kullanımı ise mesela internette aptalca bir şey görürsünüz, arkadaşınız aptalca bir şey yazar. Tepkinizi smh yazarak belirtebilirsiniz. Facepalm gibi bir şeydir.
      Tryna: Trying to'nun kısaltılmış halidir. Konuşma dilinin vazgeçilmezlerindendir.
      Kick it: To chill, to hang out gibi anlamları vardır. Yani takılmaktır. I've been kickin it with crazycells in ma crib, you can pay a visit if you want.
      I'm down: Tamamdır, bu işin içinde varım demek. Birisi size gece onunla birlikte kulübe gelip gelmeyeceğini sorar, yes gibi cevap vermek yerine I'm down diyebilirsiniz. I'm down for whatever you say, sen ne diyorsan okay'im tamamım gibi anlamı var.
      Bill(s): Banknot anlamı var, genel olarak 100 dolar için kullanılır. Diğer adı Benjamin'dir. 1 dolar için de kullanıldığını görmüşlüğüm var bilen kişiler aşağıdan aydınlatabilir emin değilim 1 dolar için geçerli olup olmadığına.
      Paper: Para
      Lowkey: Çaktırmadan, ufaktan gibi anlamları var. Tam türkçeye nasıl vuracağımı bilmiyorum ama örnekte anlarsınız gibi. I low-key have a crush on Ayşe misal.
      True blue: Oldukça sadık. He's a true blue kid, don't worry about him.
      Zipperhead: Asyalılara karşı kullanılan hakaret. Uzak doğulu, asyalı piç gibi. Çekik gözlü birisiyle ters düşerseniz kullanabilirsiniz.
      Thot: Bitch, orospu.
      Call someone on the carpet: itin kıçına sokmak. He was/got called on the carpet for missing the deadline.
      Pop the hood: Arabanın kaputunu açmak.
      Opp: Opponent-opposition'un kısaltılışıdır ve oldukça fazla kullanılır. Düşman gibi bir şey.
      Dome: Kafa anlamına gelir. Nine to yo dome. Three 6 mafia'nın şarkılarından birisinin adıdır. Kafana dokuz milim mermi gibi anlamına gelir. Amerika'nın bazı bölgelerinde oldukça fazla kullanılır hatta bu argo İngiltere'ye kadar sıçramıştır.
      Bring it on: Hodri meydan, sıkıyorsa gel. used to express confidence in meeting a challenge.
      Pecker: Penis.
      It's on (motherfucker): Kavga başlatma sözlerinden biridir. Pek kullanılmaz ama yine de kullanıldığını gördüm nadir de olsa.
      Screw: Fuck yerine kullanılabilir. Screw up, screw it. (Fuck up, screw it)
      Fuck up: Mahvolmak, bitmek. We done fucked up. There's no point in talkin to dem boys any mo, forget bout it. (Screw up da diyebilirsiniz bunun yerine)
      Fuck it: S-ktir et -- a-mina koyim. (Screw it de kullanılabilir)
      Feel, feel me, do you feel me: (Beni) Anlıyor musun? I jus wanna get it over with, you feel me dog?
      Dip: Hızlıca ayrılmak. We dippin boys, stop wasting time.
      Pull up: Aşırı kullanılır ve tam olarak nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum bu slangi. Birisiyle aranız kötüdür ve düşmanınıza yazarsınız "I'm pulling up to your hood in a bit." diye. Arabamı sizin mahallenize çekicem - sizin oraya geliyorum gibi gibi ama yani tek düşman olarak değil. Arkadaşınız diyebilir pull up to(on) ..., we gonna throw a party there. Gitmek, gelmek için anlamlarda kullanılabilir.
      Hit up: Mesaj çekmek, aramak. Pass me your digits, imma hit you up tonite to talk bout that beef. It gotta be sorted by tomorrow.
      Top shelf: Çok kaliteli. I got hella topshelf products if ure interested.
      Jeez: Jesus Christ. Aman Allah'ım gibi bir şey. Jesus Christ kullanmanız daha iyi olur ama. Şaşkınlık-sinir gibi durumlarda kullanılır.
      ---------------------------------------------------------------.
      3. bölüm

      I go by (...) ve you can call me (...) Birisi size isminizi sorduğunda verebileceğiniz cevap alternatiflerindendir ve oldukça kullanılır.
      +Who you be bro?
      -I go by Kaan. (ya da You can call me Kaan.)
      Pick on: Sataşmak-bulaşmak.
      My boss picking on me all the time. If he keeps doing that I'll tear down his joint.
      No good: İşe yaramaz, boş kişi.
      No clue: I don't have any idea ile eş anlamlı, bilmiyorum-herhangi bir fikrim yok anlamında kullanılır.
      Be off to: Bir yere gidiyor olduğunuzu belirtmek için kullanılır.
      I'm off to school. (okula gidiyorum şu an)
      I'm off to Canada next week. (önümüzdeki hafta Kanada'ya gidiyorum)
      Jump on: Birisine aniden saldırmak, dövmek.
      Motherfuckers jumped on me while I was talking to my girlfriend on the phone. (kız arkadaşımla telefonda konuşurken or. cocukları bana saldırdı)
      Sit tight: Genelde polis çevirmelerinde kullanılır. Polis sizle konuşup arabasına geri döneceği esnasında size sit tight yani yerinde kal, kımıldama, otur oturduğun yerde diyebilir.
      Blow: Kokain
      Bare: Kelime anlamı olan yalından ziyade (bare foot-yalın ayak vb) argo anlamı verydir yani çok anlamına gelir. I got bare .... diye cümle kurabilirsiniz. Hella yerine geçebilir.
      Sing someone's praises: Övmek, övgüyle söz etmek gibi anlamları var.
      Brandy been singing your praises for days. We'll see whether he's right or not. (Brandy seni günlerdir övüyor (öve öve arşa çıkarıyor) onun doğru(haklı) olup olmadığını göreceğiz.
      Hit on: Yavşamak.
      I saw Ahmet hitting on my girlfriend yesterday bro! I was going to punch him in the fucking face but then I noticed that she was cheating on me tho! (Ahmeti dün kız arkadaşıma yavşarken gördüm. Onu tam yumruklayacaktım ana sonradan farkettim ki benim manita da beni aldatıyormuş!)
      Let me know: Oldukça fazla kullanılır, Lemme know gibi de kullanılır. Bileyim gibi anlamı vardır. İnternet dilinde LMK şeklinde kısaltılışı da vardır. Genelde arkadaşınızdan bir şey beklersiniz, müsait olduğunda ya da eline geçtiğinde beni haber et olarak kullanılabilir. Aslında her şey için kullanılabilir örneklerde anlarsınız.
      If you get any of those packages, let me know.
      If she wants to join the party as well, let me know.
      Let me know if you come to turkey bro.
      Catch someone slippin(g): Birini hazırlıksız- off guard yakalamak. Cops caught me slippin doe, I couldnt even do the dash 'cause my whip's key wasn't on me. Aynı zamanda düşmana ya da polise silahsız yakalanmak (onları vuramayacağın için) anlamı da vardır. Zenciler daha çok "Catch someone lacking" kullanır ve lacking onların jargonunda silahsız olmak anlamına gelir. I'm lacking doe. (silahım yok kanka.)
      Clap: Alkıştan ziyade sokaktaki anlamı birisini silahla vurarak öldürmektir.
      Fye: İnternet dili kullanımıdır, fire ateş ediyor gibi bir şey düşünebilirsiniz bizde de vardır fotoğrafların altına yorum attığımız şekil.
      Patdown: Üst aramasıdır ve oldukça fazla kullanılır.
      I got pat down by the cops three times in a row. If I get pat down once more, I'll do the dash. (üç defa üst üste polisler tarafından üzerim arandı. bir daha ararlarsa kaçacağım)
      Decent: Good, iyi-güzel.
      So long: Hoşçakal.
      Spit the truth: Gerçekleri tükürmek, gerçekleri konuşmak.
      When it rains it pours: Kötü şeyler üst üste gelir.
      Holla (holler) at me: Beni ara.
      I'mma holla at you when I'm available. (müsait oldugumda seni arıcam, sana mesaj cekicem, sana ulasıcam gibi anlamları olabilir)
      Cry me a river: Ufaktan sarcastic(iğneleyici) olarak ağlarsan ağla, aman ne acıklı! gibi anlamlara geliyor.
      Hold up (hollup): Bekle anlamına geliyor. Telefonda arkadaşınıza: Hollup a minute, am busy dealing with my mom right now. diyebilirsiniz.
      Take it easy: Sakin ol, görüşürüz anlamları var. İki şekilde de kullanılabilir. Daha çok sakin ol acele etme gibi olarak kullanılır.
      Don't get me wrong but...: Oldukça kullanılan bir sözdür. Beni yanlış anlama ama .... şeklinde devamını getirebilirsiniz.
      Chop shop: Amerika'da da Kanada'da da kullanılır. Çalıntı arabaların parçaların söküldüğü (hurdaya verildiği junkyard gibi düşünebilirsiniz) yerlere denir. Kuzey Amerika'ya özgü bir argodur.
      Out of the blue: Abruptly, unexpectedly gibi anlamlara gelebilir. Hop diye -birden bire demek.
      No face no case: Şarkılarda da duyabileceğimiz sözlerden. Polisler sizi araba çaldığınız için tutuklar ve sonra delil yetersizliğinden serbest bırakılırsınız. Polisler sizin %100 suçlu olduğunuzu bilse bile bir şey yapamaz. Her suç için geçerli olabilir. Tam anlamı kanıt yoksa dosya da yoktur tutuklama da yoktur. No face no case.

      .......................................................................................................

      1. bölüm
        Gazillion: Fazla sayıda ya da miktarda demek, vurgu için kullanılır.
        Gazillions of books.
        12 gazillion emails...
        Bustdown: Her zaman birisiyle ilişkiye girmeye hazır olan kadınlara denir.
        Simp: Ahmak, a*salak. (kızlara yalaklık yapan kişilere deniyor)
        Might as well/ May as well: Bari.
        Now that we know Edward is nasty, we MIGHT AS WELL delete his number from our cellphones.
        We might as well order a second cheesecake, since they are selling two for the price of one.
        In dribs and drabs: Ufaktan, azar azar gibi anlamları var. Örnekte kullanımını anlarsınız.
        Opening the doors, hopefully people will come in dribs and drabs.
        Go south: Amerikan arkadaşlarımdan baya duyduğum argolardan birtanesi. Durumun kötüye gitmesi gibi bir şey ve her yerde kullanılabilir.
        If this conversation goes south, we'll have to leave this place.
        Blunt force trauma (BFT): @knnrn yanlışsam beni düzeltebilir, kafaya ya da vücudun herhangi bir yerine sopa gibi şeylerle alınan darbe.
        Male asian suffering from blunt force trauma right now, come and help him.
        Shitstorm: Sadece tek birtane kötü şey oluyor anlamında değil, birçok kötü şeyin kısa zamanda oluyor anlamı var bu argoda. Üzüntülü, iğrenç, şanssız durumlarda kullanılabiliyor. Belalı gibi bir şey diyebiliriz.
        Q: How was work today?
        A: Sucked! It was one SHITSTORM after another!
        Push someone around: Birine kaba ve kötü davranmak, itmek/kalkmak.
        When we were kids, my older brother liked to push me around.
        Beat (ya da smash) someone to a pulp: Birisini öldüresiye dövmek.
        Beat (one) to the punch: Başka birisi yapmadan/söylemeden önce sizin yapmanız/söylemeniz ya da başka bir kişinin.
        He wanted to ask Mary to dance, but Ron beat him to the punch.
        I was going to suggest that idea to the boss today, but unfortunately one of my co-workers beat me to the punch. (bu fikri patronuma önerecektim bugün ama ne yazık ki benim meslektaşlarımdan birtanesi benden hızlı davrandı, o önerdi)
        Lash out at someone: Birden birisine sözlü ya da fiziksel saldırıda bulunmak.
        As a politician, he frequently lashed out at the press.
        Take up for: Birisinin tarafında, onun yanında olmak.
        I'm the only one that ever took up for you.
        Be even: Ödeşmek
        We're even now. (Şimdi ödeştik)
        Stand up guy: Sadık ve güvenilir arkadaş.
        Mulatto: Siyah-beyaz melezi. (annesi ya da babası birisi siyah diğeri beyaz, ortaya gelen çocuk mulatto)
        Cut someone some slack: Birisini rahat bırakmak, üzerine gitmemek.
        Cut me some slack, got already loads of works to do.

      ...............................................................................................................................................................................................................

      1. bölüm

      Wrap up: Bitirmek anlamında kullanılır. We can wrap this interview up if don't have anything to say.
      Run one's mouth: Kışkırtıcı şekilde boş gevezelik yapmak. Örneği internetten çaldım:
      He likes to run his mouth, but he won't do anything. If she keeps running her mouth at the referee, she's going to be ejected from this game.
      Make someone's day: Birisinin gününü gün etmek. Birisi sizin için çok güzel bir şey yapar, size çok sevindirici bir haber verir. You literally made my day bro diyebilirsiniz örneğin.
      Sick: Hasta olmaktan ziyade on numara demek. Aynı zamanda güzel kızlara da dendiğini gördüm.
      Whip (ingilizler de hooptie der): Araba.
      Ew: Direkt bizim kullandığımız ıyyyyyyy olayının İngilizce versiyonu. Tiksindirici şeylere diyorlar. Çok aptalca bir şey gördüklerinde de bunu söyleyerek/yazarak tepki verebiliyorlar.
      Period: Bizdeki nokta olayı. Açacak olursam biz bazen deriz, bu iş burada bitti nokta. Onlar da period kullanıyor, üstüne söylenecek söz yok. This is the best metal band in the world, period.
      Shrink: Psikiyatristlere diyorlar. Shrink daha yaygın bir kullanım.
      Give it a shot: Denemek. You should give painting a shot.
      Give benefit of the doubt: Son zamanlarda en çok karşıma çıkan kalıplardan. Tam Türkçe karşılığı yok ama verdiğim örnekle iyi anlayacaksınız:
      Polis sizi yüksek hızdan dolayı çevirdi diyelim. Polis size neden yüksek hız yaptınız diye soruyor, bu durumda siz hızlıca bir bahane uyduruyorsunuz işte ne bileyim çocuğum hasta falan. Polis pek inanmıyor ama yine de sizin dediğinizi kabul edip size ceza yazmıyor. I'll give you benefit of the doubt but next time please be careful. diye cevap verebilir.
      Gucci: Efsane / on numara demek.
      Orale: Amerika'nın güney yakasında hispanik (meksikan) abilerimizden duyabileceğimiz bir laf. Genelde tamam anlamına gelir, bir fikre katıldığını beyan eder. Orale wey de kullanılır, wey önceki argolarda bahsettiğim fool (kanka) anlamına geçer.
      Right on: Orale kelimesinin aynısı, İngilizce versiyonu. Oldukça kullanılır.
      Link up: Buluşmak. I'll link you up in the parking lot.
      Suck: Çok kötü, berbat anlamında. It sucks ifadesi çok kullanılır.
      Tough luck: Şansına küs.
      Clusterfuck: Karmakarışık/hatalarla dolu/yanlış yönetilmiş bir olay.
      Ambulance chaser: Direkt turengden aldığımı bırakacağım. Kötü avukatlara takılmış bir lakaptır aynı zamanda, sadece aşağıdaki değil.
      Yaralanmayla sonuçlanan kazaları takip ederek mağduru tazminat davası açmaya teşvik eden/mağdura hukuki tavsiye vererek iş almaya çalışan avukat.
      Getting laid / clapping cheeks: İlişkiye girmek.

      ........................................................................................................................................................................................................................................................

      Üyelerin paylaştığı argoları da buraya koyuyorum, aramanıza gerek kalmasın diye. Ekleme yapıp destek verenlere teşekkürler.

      Ringing a bell: Hatırlatmak, tanıdık gelmek. That name is ringing a bell (o isim bana tanidik geliyor).

      That'd be all: Alışveriş yapınca, kasada ödeme yaparken "Hepsi bu mu veya hepsi bu" anlaminda. Ben bunu Florida'da hem çok duyardım hem çok kullanırdım.Delaware'de hiç duymadım şu ana kadar. O yüzden kullanmaz oldum.

      Beef up: Extra bir şeyler eklemek/doldurmak. You need to beef up your fridge with beers. (Dolabını bira ile doldurmalısın.)

      Go nuts: Delirmek/kafayı yemek. He went nuts with his new job. (O yeni işinde delirdi, kafayı yedi)

      Piss off: Sinirlenmek. My brother pisses me off. (Kardeşim beni sinirlendirir)

      Drive crazy: Çıldırmak/çıldırtmak. My boss drives me crazy. (Patronum beni çıldırtıyor)

      Running late: Geç kalmak. He is running late for the school today. (O okula geç kalıyor bugün)

      credit: @MySea

      Sağlık sektöründe sık kullanılan birkaç ifade. Tıbbi terim gibi gelse de vatandaşlar tarafından da yaygın bir şekilde kullanılıyor.

      PRN: Lüzum halinde
      BM (bowel movements): barsak hareketi, dışkılama
      PO: oral, ağızdan
      Follow up: Takip randevusu
      Flu shot: Grip aşısı
      BID: günde iki defa
      Throw up: kusmak
      Rx: reçete
      Dx: tanı, teşhis
      Tx: tedavi
      Bx: biyopsi
      Sx: cerrahi, ameliyat
      CAT scan: bilgisayarlı tomografi, BT
      Blood draw: kan almak

      credit: @knnrn

      ben de bir kaç kısaltma ekleyeyim. Yazı dilinde kısaltma kullanmayı çok seviyorlar.

      Fyi: For your information (Bilginize)
      Brgds: Best regards (Saygılarımla)
      Afaik: As far as I know (Bildiğim kadarıyla)
      Imho: In my humble opinion (Naçizane benim görüşüm..) (kişisel yorumum ben daha çok imo görüyorum humble kullanılmadan)
      Brb: Be right back (hemen döneceğim - cumaya gittim gibi birşey 🙂
      eta: estimated time of arrival (kelime anlama tahmini varış zamanı olsa da , bir işin ya da sorunun tahmini bitiş süresi için de kullanılır.. "do you have an eta for the fix? gibi)
      FIFO: First in first out (ilk giren ilk çıkar)
      LIFO: Last in first out (son giren ilk çıkar)
      John Doe: Kimliği belirsiz ya da açıklanması istenmeyen erkek kişi. Kadın: Jane Doe
      TBA: To be announced (Sonradan duyurulacak)

      credit: @goblis

      Restoranda içecek icin "easy ice" (with or without ice?) Az buzlu -içecek icin.

      credit: @caglaror

      Fixing to: Going to ya da about to anlamı var. Tamir etmek gibi anlamı yok. I was fixin to go to Forth worth.

      Gazlı şekerli içeceğe de soda diyorlar. Bizim maden suyu gibi değil

      loonie: 1 dolar
      toonie: 2 dolar= Kanada için.

      Making buck: Para yapmak
      Takin the gravy train: Kısa yoldan fırsat bulup köşe olmak, Kısa yoldan yırtmak birşeyi lehine kullanarak yırtmak.

      10-4: anlaşıldı, tamam.

      İngilizce içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • İngilizce Öğrenme Rehberi ve Faydalı Bilgiler (Speaking - Writing - Listening - Reading)

      Bir süredir açmayı düşündüğüm başlıklardan bir tanesiydi. Küçük yaşta bir dili öğrenmek kolay iken ilerleyen zamanlarda bu zorlaşıyor. Forumda Amerika'da yaşamını kurmuş fakat hâla bu dilde sıkıntı yaşayan kişileri gördüm ve bu konuyu açma gereksinimi duydum. Onun haricinde Amerika'da gelecek planlayan herkes bu forumun içerisinde ve Amerika'nın resmi bir dili olmamasına rağmen %90'ı İngilizce konuşuyor, biz gitmek isteyenlerin de bu dili oraya gitmeden önce kavraması ve detaylı şekilde öğrenmesi, oraya gittikten sonra işimizi kolaylaştıracaktır. Ama bu dili öğrenmek için yanlış teknikler uygulanmamalı, sonradan toparlaması zor olur ve vakit alır.

      Öncelikle ain't gibi olaylara girmeden önce öğrenmek isteyeceğiniz sokak İngilizcesi olsa bile temel gramerleri bir yerden yakalamak gerekiyor. Gramer olmadan reading (okuduğunuz yazıyı anlamak) de olmaz, writing de olmaz. Tanıdığım çoğu "İngiliz" ve "Amerikan" kişilerden writing konusunda iyiyim, adamlar hiç umursamadığı için yazarken sürekli hata yapıyor. İşe girerken bile IELTS gibi sınavları verirken bile bunlara ihtiyacınız olacak. Amerikan ve İngiliz kişilerin İngilizce dili zayıf olduğu için onlar da bu sınava girmeye zorunlu tutulabiliyor.

      Üniversite sınavına hazırlanmak için ELS (English Language Studies) adlı bir setten gitmiştim. Bilindiği üzere üniversite sınavları sadece reading üzerine yapılıyor Türkiye'de. Biraz fazla zorluyorlar, konuyu çarpıtmadan devam edeceğim. Bu ELS kaynaklarının PDF'i internetin her yerinde mevcut, üç ana kitap var. Grammar inside and out, reading ve vocabulary. İsterseniz internetten sipariş edebilirsiniz 100-150 TL gibi bir fiyata bulup, isterseniz 60 70 TL verip bu baskı yapan yerlerde kitap olarak çıktısını alabilirsiniz. Bulmakta zorluk çekecek abilerim/ablalarım olacağı için üçünü rarlayıp uploadladım ve hemen aşağıya linkini bırakacağım. Bilgisayar üstünde bile çalışabilirsiniz.

      İçinde bir sürü okuma parçaları olan, kalıpları ve kelimeleri öğretip okuduğunuzu anlamanızı geliştiren ELS Reading PDF linki: https://www.pdfdrive2.com/els-english-through-reading-d32262709.html
      Grameri en ince ayrıntılarıyla birlikte sökmeniz için hazırlanmış, İngilizce öğretmenlerinin bile başucu kitaplarından olan ELS Grammar Inside And Out PDF linki: https://kupdf.net/download/els-english-grammar-inside-and-out_58da6d62dc0d60836ec34616_pdf
      Kelime haznenizi uçuracak, nasıl doğru kelime öğrenilir diye bilgiler olan ve birçok kelime testi olan ELS Test Your Vocabulary PDF linki: https://dosya.co/cg8bwwt47pjr/els_kelime_kitabı.pdf.html
      toplu: https://www.upload.ee/files/12870306/els.rar.html
      Şunu belirtmemde fayda var ki bu dosyalardan ne ben, ne de yesilkartforum sorumludur. Hepsi farklı sitelerden alınmıştır, telif kabul etmemekle birlikte bu konudaki rahatsızlıklarınızı CİMER ya da ilgili yerlere bu sitelerin adlarını vererek bildirebilirsiniz. Benim amacım sadece yardımcı olmak.

      1. Gramer

      Reported Speech gibi gereksiz, hayatınızda işinize hiç yaramayacak gramer konuları yerine aşağıdaki gramer konularını not tutarak çalışmanız çok büyük bir gereksinimdir. Bunlar olmadan İngilizce olmaz.

      1. Verb Tenses.
      2. Modals.
      3. The Passive (bu passive'ler gerçek hayatta kısaltılmış reduction hali olarak da kullanılabiliyor)
      4. If and Wish Clauses (IF OLMAZSA OLMAZ)
      5. Noun Clauses
      6. Adjectives and Adverbs (cümle kurarken bilmeniz şart)
      7. Conjunctions (özellikle correlative conjunctions başlığı altında göreceğiniz "not only... but (also)" gibi şeyler gündelik hayatta çok kullanılır.)
      8. Relative Clauses (çok önem taşımasa da önemli, kullanılıyor özellike which is... diye)

      İnternette bu gramerleri anlatan çok kişi vardır paylaştığım kitaptan çalışmak istemeyen varsa. Tek yapmanız gereken düzenli olarak bunlara göz atmak ve unutmamak. İngilizceye maruz kalırsanız unutma şansınız yok zaten.

      2. Kelimeler ve Kalıplar

      İngilizcenin en önemli noktası da kelimeler ve kalıplardır (vocabulary&phrases). Sizden istediğim tek şey hevesli olmanız ve gidip kelimenin 15. anlamını öğrenmemeniz. Evet, cast gibi pop gibi 432423423 tane anlamı olan kelimeler var ve birinci & ikinci anlamı hariç o kelimeler pek tercih edilmez. Kelime öğrenimi nasıl olmalı?

      Herkesin telefonunda bulundurması gereken bir uygulama olacaksa o da Bravolol İngilizce-İngilizce ve İngilizce-Türkçe sözlüktür.

      Dictionary & Translator - Apps on Google Play

      Dictionary & Translator - Apps on Google Play

      Get trusted definitions, thesaurus and pronunciations

      Dictionary & Translator - Apps on Google Play

      Dictionary & Translator - Apps on Google Play

      Get trusted definitions, thesaurus and pronunciations

      Bunun yanında Yandex'in çeviri yani translate sitesi de kelimelerin 1. ve 2. anlamını %95 oranında doğru veriyor. Tureng pek tavsiye etmiyorum, 1. anlamları 5. 6. satırda gösterebiliyor. Tureng'i sadece kalıplara bakmak için kullanın.

      Yandex

      Yandex

      Finds everything

      Bunun uygulamasını da kullanabilirsiniz. Bu arada paylaştığım sözlükler offline sözlüklerdir, İnternet gerektirmez. Belli bir süre Türkçe-İngilizce sözlük kullandıktan sonra İngilizce-İngilizce sözlüğe geçebilirsiniz. Buradan anlamadığınız sözcüklerin anlamına baktıktan sonra o kelimeyi kafanızda canlandırın ve cümleyi anlamaya çalışın. Bu arada sakın ama sakın telafuz için bu çeviri uygulamaların telafuz örneklerine bakmayın.

      3. Argolar
      Evet, İngilizce dilinin günlük yaşantısında olmazsa olmaz konulardan. Şayet bir kelime gördünüz ve bu kelimenin anlamını sözlükte bulamadınız. İşte burada sizin yardımınıza yetişecek bir site var, URBAN DICTIONARY:

      Urban Dictionary, June 25: Nerd neck

      Urban Dictionary, June 25: Nerd neck

      A "human" that spends so much time playing video games that their posture is level nerd neck. Everytime anyone goes tryhard they hunch down and their neck gets...

      İngiliz, Amerikan ya da Avustralya argosu farketmez, bu sitede aradığınız şeylerin %99'unu bulabileceğinize eminim. Bu sitede en çok beğeni alan açıklama, en doğru açıklamadır genellikle. 2. ve 3. açıklamalara da bakın ama. Örnek olarak bakalım:
      I'm gucci man, no need to worry bout me.
      Bildiğiniz tüm çeviri sitelerine, sözlüklere baktınız ve uygun açıklama göremediniz. Urban Dictionary sitesine baktınız:
      https://cdn.discordapp.com/attachments/796351311213625435/809479707258781766/unknown.png
      İyi anlamına geldiğini öğrendiniz. Olay bundan ibaret. Ben iyiyim adamım, benim için endişelenmene gerek yok gibi çevirisini yapabiliriz. Onun haricinde benim argolar için açtığım konuya da göz atmayı unutmayın.
      https://yesilkartforum.com/forum/topic/3710/bilinmesi-şart-temel-argolar-slang-guide

      4. Telafuzlar
      Yukarıda size asla ama asla çeviri sitelerinin ve sözlük uygulamalarının telafuzlarına bakmamanızı söyledim. Bunun nedeni o şeyler gündelik hayatta gibi çoğunlukla. Sakladığım silahın adı ise YOUGLISH.

      How to Pronounce English Naturally | YouGlish

      How to Pronounce English Naturally | YouGlish

      Struggling with English pronunciation? YouGlish uses real people speaking real English to help you master tricky sounds. No more dictionary confusion!

      Kelimenin/kalıpların telafuzunu öğrenmek için en güzel ve en faydalı site. İngiliz aksanı, Amerikan aksanı, ve Avustralya aksanı gibi efsane seçenekleri de mevcut. Tasarımı ve kullanımı da aşırı basit, herhangi bir kayıt işlemi de gerektirmiyor.
      https://cdn.discordapp.com/attachments/796351311213625435/809480735836209202/unknown.png
      Aynı zamanda istediğiniz kelimenin/kalıbının 423423423. farklı kişiden telafuzunu öğrenebilirsiniz. Muazzam bir site. Bu siteyi yıldızlayın, başucunuzda taşın ve sakın ama sakın unutmayın.

      Bir kelime mi öğrendiniz? Kelime öğrenirken telafuzunu da öğrenin, gidin bu kelimeyi o siteye yazın ve istediğiniz aksanı seçtikten sonra gelen sesli videoda iyice dinleyip onla beraber tekrarlayın. İnanın eğer bu sistemde sürekli giderseniz bir süre sonra Türk olduğunuz bile anlaşılmayacak, aksanınız yeni öğrendiğiniz kelime telafuzlarıyla değişecek.

      5. Writing
      It's not rocket science folks. All you have to do is keep practicing enough to get good at it. Writing için çok ustayım diyemem kendime ama essay yazmak için belli başlı tekniklerim var.
      Conjunctions'ları adınız gibi bilmeniz gerekiyor eğer writing aşamasında yol katetmek istiyorsanız.
      Although yerine even though kullanmayı geçtim, despite the fact that gibi kelimenizi arttıracak bağlaçlar kullanmanız gerekiyor. Writingi geliştirmenin en iyi yolu çok temiz bir gramer bilgisine sahip olmak ve çalmak. Evet, çalmak. Şayet essay yazıyorsunuz diyelim, gidip size verilen konuyu internette ufaktan taradıktan sonra kendi cümlelerinizle rephrase yapacaksınız. Her ne kadar çok akademik yazı okursanız, aklınıza koyarsanız, writing kabiliyetiniz de öyle gelişir. Zaten size linkini attığım ELS kaynaklarında READING için pdf de var ve o PDF'de orta-ileri-çok ileri seviye okuma parçaları var. Onları okuyup çevirmeye çalışabilirsiniz ve oradaki kalıpları çalabilirsiniz. Usually demek yerine more often than not kullanmak gibi mesela. Onun haricinde tiresome yerine arduous gibi kelimeleri kullanmak da sizi ön plana taşır.

      6. Speaking
      Belki de en çok zorlanacağınız nokta bu olacak. Bunu evde, yurt dışına çıkmadan geliştirmenin en iyi yolu internetten yabancı dostlar edinmek ve onlarla sesli olarak konuşmak. Bana kalırsa kamerasız sadece sesli konuşmak daha efektif, ağız okumak diye bir şey olmayacağı için sadece duyduğunuzla kalıyorsunuz ve daha iyi gelişiyorsunuz. Bahsettiğim youglish sitesinden telafuzları öğrenip cümleleri direkt aynı şekilde TAKLİT ETMEYE çalışabilirsiniz. Onun haricinde evde kendi kendinize türkçe yerine İngilizce konuşmak, akıcılığınızı da arttırır. Eğğler- ığğlar bir süre sonra ortadan kalkar ve akıcı olmaya başlarsınız. Sadece kendinizi zorlamanız ve kelimeleri doğru telafuz etmeniz gerekecek.

      7. Çalmak / Taklit etmek / Yabancı Diziler

      Bir cümle mi duydunuz? Aynısını siz kullanın. İngilizce altyazılı diziler izleyin ve bir kalıp gördüğünüz zaman onu direkt NOT EDİN. Ben birtane discord sunucusu kurmuştum kendim için ve aldığım kalıpların haddi hesabı yok. Ne zaman bir yabancı arkadaşıma yazacak olsam filmlerden/dizilerden/şarkılardan çaldığım o kalıpları kullanmaya çalışıyorum. Bir şeyi öğrenmenin en iyi yolu onu kullanmak / taklit etmektir.

      https://cdn.discordapp.com/attachments/796351311213625435/809485621805449326/unknown.png
      Benim tuttuğum notlardan birtanesi. Her zaman yaparım.

      İngilizce altyazılı dizi izlemek sizin listeninginizi inanın en üst seviyeye ulaştıracak ve anlama kabiliyetinizi geliştirecek. İlk başta deneyecekler için çok zorlu olsa da bir süre sonra o altyazıya bile gerek kalmayacak duruma geleceksiniz. Youtube'dan video mu izliyeceksiniz? İngilizce içerikli videolar izlemeye özen gösterin. Benim İngilizce ile ciddi anlamda etkileşim internette istediğim gitar şarkılarını çalmak için kanal aramak ile başlamıştı. Guitarlessons 365 diye Carl Brown adında bir abimizin belli başlı şarkıları gitarda nasıl çalınacağını gösterirken yakalamıştım ipi. Gitar mı çalıyorsunuz? Gidin yabancı içerikli kanallar izleyin. Araba hastası mısınız? Adam LZ adında youtubeda bir kanal var, adam araba ile ilgili her türlü videoyu çeker ve JDM hastasıdır. Yani bir dili öğrenmek sizin dünyaya bakış açınızı da değiştirebilir.

      Bu not tutma işini kağıt kalemle & bilgisayarınızda bir not defteri açarak bile yapabilirsiniz. Onun haricinde İngilizce okuma kitapları ile içli dışlı olmak size reading konusunda da katkı sağlar.

      O paylaştığım reading kitabını yalayıp yutarsanız ne writing konusunda ne de reading konusunda sıkıntınız kalır. Geri kalanını yabancı dizi/yabancı video / yabancı şarkılar aracılığı ile çözebilirsiniz bahsettiğim taktiklerle. İzlerken sürekli bir yandan not alın ve tekrarlamaya çalışın.

      Lütfen ama lütfen yabancı bir arkadaş edinmeye çalışın. Bu konu zamanla kendini güncelleyebilir, okuyan herkese teşekkürler.

      credit: kaanvercetti

      İngilizce içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmen Olmayan Kişilerin Tecrübeleri

      alt metni

      alt metni

      alt metni

      alt metni

      alt metni

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: HNBS XXX Kaybedenler Klübü... Sizinle Daha Önce Serişmişmiydik?

      Gerçekten o kadar çok üzülüyorum ki... Mersin Üniversitesi'de İngiliz Dilbilimi ikinci sınıf öğrencisiyim(ydim). Öğrenci olarak aşırı aktif, akademik başarıları olan birisiydim, modern dilbilimin kurucularından Noam Chomsky'i bile üniversitemiz için sunu yapmaya getirtmeyi başarmıştık. Fakat tüm çabalarımın bir hiç uğruna olması, yolun sonunda iki asgari maaş etmeyen bir dal için uğraşmam... Gerçekten hayatımdan çalınan ve geri alamayacağım paradan daha değerli olan zamanıma üzülüyorum. Büyük abilerime/ablalarıma değil de daha çok yaşıtımdakilere yazmak istiyorum, gençliğimizi çaldılar. Geleceğimizi göremediğimiz, düzgün hayaller kuramadığımız bir yoldan geçiyoruz. O kadar çok doluyum ki, içimdeki her şeyi döksem bir saate kalmaz alınırım evden. Beni en çok üzen olay da burası, rahatça nefes alıp düşünceni bile ifade edemiyorsun. Mersin'de dışarı çıktığımda artık caddede Türkçe konuşan, benden olan birisine denk gelemiyorum. Sokakta derdimi anlatabileceğim, soru sorabileceğim Türkçe bilen bir insan kalmadı. Bunları yarın Amerika'ya uçacak olan kişi olarak yazıyorum, ben en mutlu geçirmem gereken zamanlarımı ailemden ayrı kalarak yaşamak zorunda kalacağım. En azından sokakta konuşulanları (İngilizce) anlayacağım, dilini bildiğim bir yere gidiyorum diye sevinir hale geldim. @ibrahimasar abi, zamanında arkadaşla kulağını çok çınlatmış olabiliriz. Bu forumda tanıştığım ve buluştuğum bir arkadaşım ile sürekli yıllar boyu başvurup nasıl çıkaramadığının lafını yapıyorduk. Biz de sürekli aynı şeyi deneyip farklı sonuç beklemek yerine başka yollara başvurduk. O kendisini kurtardı Kanada'ya giderek. Çok fazla kafa açmak da istemiyorum, kafasına koyup gerçekten gitmek isteyen varsa istemek yetmiyor arkadaşlar. Tek yol çekiliş değil. Belli başlı fedakarlıkları yapıp aksiyon almanız gerekiyor, yaşama isteğiniz tek kafanızda kalmamalı. Ben sırf bu yüzden bir yıl kaybettim. Barbaros Ortaokulu'nda Türkçe hocamın zorunlu olarak ezberlettiği, hala da ezberimde olan şiir ile yazımı noktalamak istiyorum:

      Ağlasam sesimi duyar mısınız,
      Mısralarımda;
      Dokunabilir misiniz,
      Göz yaşlarıma, ellerinizle?

      Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
      Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
      Bu derde düşmeden önce.

      Bir yer var, biliyorum;
      Her şeyi söylemek mümkün;
      Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
      Anlatamıyorum.

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmen Olmayan Kişilerin Tecrübeleri

      Yoğun bir çalışma temposunun ardından sezonun yavaşlaması ile birlikte buraya tecrübelerimi dökmek icin sonunda vakit bulabildim. Dairy Queen fastfood zincirinde POS olarak ve arcade vr oyun salonunda supervisor olarak çalışıyorum. South Dakota oldukça sakin doğası harika ama bana göre Amerika olmaya uzak bir yer. Bircok nehir, kanyon ve en önemlisi mount Rushmore olmasına rağmen dunkin sonuçta bile olmaması gülünç. Kredi skorumu oluşturmak istediğim için geç de olsa Discover dan kredi kartı başvurusunda bulundum ve arkadaşım 2000 ben 500 dolar limit aldım. (Neye göre belirleniyor bilmiyorum.) Facebook marketplace üzerinden 1300 dolara 94 supercab Ford f150 xlt aldım ve Bill of sale eksikliginden notarized affidavit ile uğraşmak zorunda kaldım. ( bu formu aldığınız zaman ya upsten ya treasure office den ya da city hall gibi yerden belirtilen kişi ile birlikte idlerinizi sunarak gözetim altında formu doldurup mühürletiyorsunuz.) iş arkadaşlarımın ve sosyal çevremin çoğu Amerikan, oldukça kafa dengi olduklarını söyleyebilirim. ve burda gerçekten emeğinizin karşılığını veriyorlar. 4th of july da çalışan herkese 150usd bonus verdiler, labor day de yaklaşıyor 2 3 4 eylülde gün başına 50 dolar bonus verecekler. Sezon sonuna kadar adamlarla kaldığım için bizimle kaldığınız için teşekkür ederim diyip 300 dolar bonus verdiler. Amerikanlar gerçekten çalışanına değer veriyor. Türkiye’de BMW sahibi idim ve yağ almak cebimi çok yoruyordu, burda en baba yağ 25 30 dolar inanılır gibi değil. Lastikler de çok ucuz akü de öyle. Buradaki rahatlığa ve ucuzluğa alıştığım için herhalde Türkiye’ye dönsem intihar ederim gibi. Burası anlatılandan daha güzel. Hiçbir şey göründüğü gibi kolay değil diyenlere inanmayın. Kötü bir gün geçirirken müşteri ile samimi bir sohbet tüm gününüzü harika hale getirebiliyor. Arabayı üzerime kaydettirilen dmvdeki görevlinin hatası ile sanırım beni Amerikan olarak işaretledi evime registration acknowledgement card gönderdiler. Selective Service numaram bile oluştu ama ordu centerina gidip konuştuğumda beni greencard olmadan alamayacaklarini söylediler ☹️ yarın birgun gidip navy ofisi ile de konuşacağım armye alt sınıf insanlar gidiyor zaten air forcedan zorunlu veteran olarak ayrılan employerimin kardeşinin dedigine göre. Türkçe bildiğim için belki işlerine yararım kim bilir hahaha.

      Park officer tarafından insurance im yokken çevrildim. Kendinizi ifade edebiliyor olmanız gerçekten çok önemli, adama arabayı yeni aldığımı pink slip i dmvye turn in yapamadığımı notarized affidavit ile uğraşmak zorunda kaldığımı yaşadığım yeri söyleyince bundan sonra kasabadan dışarı insurance alana kadar çıkmıyorsun arabayı üzerine almana gerek yok insurance yaptırmak için diyip saldı. Bu elemanlar fbidan bile tehlikeli, sıradan bir polis search warrant olmadan eve girip arama yapamiyorken bunlar su hayvani vurdun evine aldın diyip pat diye görebiliyormuş tüm Amerikan arkadaşlarımın söylediğine göre. County sheriff e sıcak bakılırken bu kolluk kuvveti pek sevilmiyor. Bu da böyle bir anim

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: Bilinmesi şart temel argolar ve kalıplar. (slang guide)

      İkinci bölümü ekledim ve yorumlarda ekleme yapılan slangleri de konuya ekledim. İkinci bölüm aşağıda. Destek veren herkese minnettarım.

      Throw someone under the buss.
      Bencil nedenlerden dolayı arkadaşa ya da müttefiğe ihanet etme anlamına gelen argolardan biri. Karşınızdaki ile ilişkiniz tartışmalı & uygunsuz hale geldiğinde o ilişkinin kesilmesini tanımlamak için kullanılır. Bu deyim direkt satış koymak olarak da kullanılabilir.
      If you do that again, imma throw you under the buss, get it?

      Get it: Anladın mı? I get it ya da I got it şeklinde cevap verilebilir. I feel you olarak da cevap verilebilir. Seni anladım, olayı kaptım şeklinde.
      Bet: Cevap verirken anladım, katılıyorum, elbette, tamam gibi anlamları var. I bet you .... gibi kullanıldığında eminim, bahsine girerim sen .... gibi anlamı oluyor.
      Word (up): Evet, doğru, aynen gibi anlamları var. Oldukça fazla kullanılır. Genel olarak sadece cevap vermek için kullanılır, konuşma esnasında durumu onaylamak ya da size denilen şeyi okaylemek gibi.
      ASAP: Açılımı as soon as possible'dır. Yazı dilinin vazgeçilmez kullanımlarındandır. Mümkün olabildiğince kısa sürede, en kısa zamanda gibi anlamları vardır. Cümlenin sonunda kullanılır. Örnek kullanım birisine mesaj atıyoruz: Wya? (where you at kısaltılmışı) Call me ASAP. I gotta(have to) tell you something.
      Ounce: Slang olduğu söylenemez sadece bilginiz olsun diye yazıyorum. Ounce Birleşik Devletler ülkesinde (US) çok kullanılır ve anlamı bizdeki 28 gramdır. Ons gibi söylenişi de vardır, O da.
      Quad: 7 gram, 4 quad 1 ounce eder.
      Ion ya da I on't: I don't anlamına gelir.
      Digits: Telefon numarası anlamına gelir. Birisi size #? diye işaret ediyorsa o da telefon numarasını soruyodur. I need your digits real quick.
      Fuck with: Beğenmek, onla yatıp kalkmak. Kısaltılışı fw'dir ve oldukça fazla kullanılır. I fw the song u released yesterday, its lit fam no cap. (dün çıkardığın şarkıyı beğendim, on numara kanka yalan yok) - I don't fuck with them niggas. (o zencileri sevmiyorum) Nadir de olsa mess with olarak da kullanılabilir. Uğraşmak gibi ama birisiyle uğraşmak yani iş ile uğraşmak değil sıkıntı tip düşünün.
      Real quick: En en en çok gördüğüm slanglerden birisi olabilir. Genelde cümle sonunda kullanılır ve rq gibi kısaltılışı da vardır. Anlamı "very quickly"dir. Hızlıca. Man please leave the car real quick.
      Sure thing: Ayıpsın, rica ederim, tabii ki gibi anlamları var.
      Give someone lift ya da give someone ride: Arabayla ya da herhangi bir araçla bırakmak. Hey man, can ya give me lift? I'm tired as fuck, can't feel my legs been walking for hours.
      Smh: İnternet dili kullanımlarındandır, shake my head gibi anlamı var. Kullanımı ise mesela internette aptalca bir şey görürsünüz, arkadaşınız aptalca bir şey yazar. Tepkinizi smh yazarak belirtebilirsiniz. Facepalm gibi bir şeydir.
      Tryna: Trying to'nun kısaltılmış halidir. Konuşma dilinin vazgeçilmezlerindendir.
      Kick it: To chill, to hang out gibi anlamları vardır. Yani takılmaktır. I've been kickin it with crazycells in ma crib, you can pay a visit if you want.
      I'm down: Tamamdır, bu işin içinde varım demek. Birisi size gece onunla birlikte kulübe gelip gelmeyeceğini sorar, yes gibi cevap vermek yerine I'm down diyebilirsiniz. I'm down for whatever you say, sen ne diyorsan okay'im tamamım gibi anlamı var.
      Bill(s): Banknot anlamı var, genel olarak 100 dolar için kullanılır. Diğer adı Benjamin'dir. 1 dolar için de kullanıldığını görmüşlüğüm var bilen kişiler aşağıdan aydınlatabilir emin değilim 1 dolar için geçerli olup olmadığına.
      Paper: Para
      Lowkey: Çaktırmadan, ufaktan gibi anlamları var. Tam türkçeye nasıl vuracağımı bilmiyorum ama örnekte anlarsınız gibi. I low-key have a crush on Ayşe misal.
      True blue: Oldukça sadık. He's a true blue kid, don't worry about him.
      Zipperhead: Asyalılara karşı kullanılan hakaret. Uzak doğulu, asyalı piç gibi. Çekik gözlü birisiyle ters düşerseniz kullanabilirsiniz.
      Thot: Bitch, orospu.
      Call someone on the carpet: itin kıçına sokmak. He was/got called on the carpet for missing the deadline.
      Pop the hood: Arabanın kaputunu açmak.
      Opp: Opponent-opposition'un kısaltılışıdır ve oldukça fazla kullanılır. Düşman gibi bir şey.
      Dome: Kafa anlamına gelir. Nine to yo dome. Three 6 mafia'nın şarkılarından birisinin adıdır. Kafana dokuz milim mermi gibi anlamına gelir. Amerika'nın bazı bölgelerinde oldukça fazla kullanılır hatta bu argo İngiltere'ye kadar sıçramıştır.
      Bring it on: Hodri meydan, sıkıyorsa gel. used to express confidence in meeting a challenge.
      Pecker: Penis.
      It's on (motherfucker): Kavga başlatma sözlerinden biridir. Pek kullanılmaz ama yine de kullanıldığını gördüm nadir de olsa.
      Screw: Fuck yerine kullanılabilir. Screw up, screw it. (Fuck up, screw it)
      Fuck up: Mahvolmak, bitmek. We done fucked up. There's no point in talkin to dem boys any mo, forget bout it. (Screw up da diyebilirsiniz bunun yerine)
      Fuck it: S-ktir et -- a-mina koyim. (Screw it de kullanılabilir)
      Feel, feel me, do you feel me: (Beni) Anlıyor musun? I jus wanna get it over with, you feel me dog?
      Dip: Hızlıca ayrılmak. We dippin boys, stop wasting time.
      Pull up: Aşırı kullanılır ve tam olarak nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum bu slangi. Birisiyle aranız kötüdür ve düşmanınıza yazarsınız "I'm pulling up to your hood in a bit." diye. Arabamı sizin mahallenize çekicem - sizin oraya geliyorum gibi gibi ama yani tek düşman olarak değil. Arkadaşınız diyebilir pull up to(on) ..., we gonna throw a party there. Gitmek, gelmek için anlamlarda kullanılabilir.
      Hit up: Mesaj çekmek, aramak. Pass me your digits, imma hit you up tonite to talk bout that beef. It gotta be sorted by tomorrow.
      Top shelf: Çok kaliteli. I got hella topshelf products if ure interested.
      Jeez: Jesus Christ. Aman Allah'ım gibi bir şey. Jesus Christ kullanmanız daha iyi olur ama. Şaşkınlık-sinir gibi durumlarda kullanılır.

      İngilizce içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: Dolar Çıldırdı

      alt metni

      Gündem ve Sohbet içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: Amerika'da tutunamayıp geri dönenler var mı?

      South Dakota Keystone'a ogrenci degisim programi ile geldigimizde (J1 summer work and travel) kalmayi dusunen 9 Turk vardik, buna Turkiye'den tanidigim kesin olarak kalacak olan arkadasim ve ben dahil. Hayat burda gercekten cok kolay Turkiye'ye kiyasla ama bu arkadaslar agactan para toplama dusuncesinde buyuk hayallerle gelmislerdi. Dile alisamayan, toplum kulturune isinamayan bircok kisi oldu. Turklerin sohbet sicakligini burada bulamadilar. Kimisi ben arkadaslarimla kahveye gidip okey oynamayi ozledim dedi, kimisi universiteyi bitirince bir sekilde gelecegim dedi. Bu arkadasimiz Hacettepe'de okuyor. Sonuc olarak 9 Turk toplulugumuzdan sadece 2 kisi kaldik, bu ben ve bahsettigim arkadasim. Geri kalan herkes dondu. Donenlerin hepsi ama hepsi asiri pisman oldu. 3 ayda bile Turkiye'nin bu kadar degisecegini dusunemediler. Hacettepe'de okuyan arkadasim hayatinin hatasini yaptigini soyledi, universiteyi yarida birakmadigi icin oldukca uzgun oldugunu defalarca dile getirdi. Ben burada hayatimdan asiri memnunum, Turk yemegi canim istese Turk restorani var Turk marketi falan var zaten ki aramiyorum. Turkiye'de iken tek konumuz siyaset olurdu ekonomi olurdu, burda sifir Honda Accord mu alsak sifir Camry mi alsak acaba diye tartisma yapiyoruz. Ama ailesine asiri bagli olan, Turk kulturunu iliklerine kadar yasayan birisi icin burasi gercekten psikolojik olarak cok zor olabilir. Ama sunu soyleyebilirim donen cevremden bi tane bile halinden memnun gormedim. En cok Turk kulturune bagli arkadasimiz bile dondugunde buradaki en kotu sartlarda olmayi tercih edecegini soyledi ama dondukten sonra vakit cok gec tabii ki.

      Göçmenlik Sohbetleri içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: Bilinmesi şart temel argolar ve kalıplar. (slang guide)

      Zaman içinde ara-ara konuyu güncelleyeceğim ve güncelleme notlarını burada paylaşacağım, aklınıza takılan soru olursa yazmaktan çekinmeyin.

      İngilizce içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: ABD'de kullandığınız telefonlar ve GSM operatörleri

      Ucuza nasıl telefon aldığımı ve hattı çok uygun fiyata kapattığımı anlatacağım.
      En başta telefonu Swappa denilen siteden aldım. Bu sitede refurbished telefonlar bulunuyor ve çizik bulunmayan iPhone SE 2020 yi 135 dolara aldım vergiler dahil, siz yüz dolara bile kapatabilirsiniz telefonun kondisyonuna göre. Site gayet güvenilir ve çevremdeki kişiler de burdan almış. En azından muhattap belli ve yanlış hatırlamıyorsam bir ay içinde iade etme hakkı var.

      Hat olayına gelecek olursak visible (Verizon altyapısını kullanan alt şirket) esim kullaniyorum. Aylık 25 dolar sınırsız internet konuşma SMS ve sınırsız hotspot. Aşırı basit, önce IMEI numarasından telefonunuzun uyumlu olup olmadığını uygulamasından veyahut sitesinden kontrol ediyorsunuz. Xiaomiler uyumlu olmadığı için iPhone geçmek zorunda kaldim. Uyumlu ise tüm işlem on dakika bile sürmüyor, evinizden hızlıca aktif edebiliyorsunuz. Emin olmamakla birlikte sanırım şu referans kodu ile kaydolursaniz İlk ay beş dolar oluyor. Aktif etmek icin uygulamayı indirmeniz gerekli.

      Check out this page: https://www.visible.com/get/?3PJD6PL, it has all the info you need to know about joining Visible. When you use my friend code, 3PJD6PL, you’ll get your first month of service for $20-off!

      İletişim ve Teknoloji içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: DV2022 Bekleme Odası

      Pasaport/fotoğraf işini halledecek abilerimin/ablalarımın elini çabuk tutmasını öneriyorum. İçimden bir ses yine karantina olayları başlayacak diyor, ufaktan bazı ülkelerde karantinalar başladı diye duydum ve bugün alt komşumuz corona olayından dolayı hayatını kaybetti. Türkiyede oldukça arttı. Amerika'da da oldukça fazla corona artışı var, geçen sene başvuran fakat bu sene başvurmayacak olan kişiler olacağını tahmin ediyorum bu yüzden. Umarım greencard en çok isteyen kişilere, öncelikle bu forumdaki kişilere çıkar. Beklemedeyiz.

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmen Olmayan Kişilerin Tecrübeleri

      10 Mayıs akşam 11 gibi Minneapolis e inip gümrükten geçip valizsiz bir şekilde (salak Pegasus yüzünden) zorbela Homeland security i atlatıp ülkeye giriş yapmayı başardım. Işini bilmez Pegasus salaklari on kere söylememe rağmen luggage imi alacağım yeri son destination um olan south Dakota rapid city de almam gerektiğini söyleyip fişi öyle kesti. Amsterdam aktarmalı Minneapolis sonrasında rapid city giriş yaptım. Minneapoliste gümrükten gecerken bana gerçekten zoru yaşattılar. Full üst perdeden konuşuyorlar, sorduklari soruya cevap vermeye kalkıyorsun lafını yarıda bölüp başka bir tane daha soru soruyor. Senin soru sormana izin vermiyor. İngilizcem olmasaydı kapıdan geri bile dondurebilirlerdi o kadar sorgudan sonra valizimin ortada olmamasından ötürü. Bir şekilde ülkeye giriş yapıp rapid city uçtuktan sonra valizimin kaybolduğunun farkına vardım ve delta airlines kontuarina gidip file olusturttum. Neyse ki iki gün içerisinde bulduklarını benim işyerimdeki patronuma iletmisler ve birazdan teslim alacağım.

      Deneyimlerim:
      An itibari ile south Dakota Keystone kasabasinda work and travel öğrencisi olarak bulunuyorum ve şu anlık buradaki tek Türk benim. Holy terror coffee adındaki yerde barista olarak iki amerikanla birlikte çalışıyorum. Insanlar burada gerçekten aşırı yardimsever ve guleryuzlu pozitif. Yorgun bir gün geçiriyor olmanıza rağmen yaptıkları sakalarla kurdukları sohbetle modunuzu yükseltmeyi başarıyorlar. En başında gülmeyi kural olarak edinmisler ve negatiflige pek yer yok. Patronum David tam bir beyaz amerikali ve karşılıksız bu kadar yardım aldığımı görünce şaşkına döndüm. Aldığım yardım ise ülkeye ilk girdiğimde valizim kaybolduğu için adam iç çamaşırı eşofman takımı tişörtten tut dis fırçası toothpaste sine varana kadar sabuna kadar her şeyi verdi. Kocası Jesus on defa aç mısın diye sordu ve yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ben amerikanlari bencil bilirdim ama buradaki beyaz amerikanlarin alakası yok. Yoldan yürüyen herkes selam veriyor seni güler yüzle karsiliyor. Beyazların yoğunlukta olduğu eyalette olsam gerek herkesin İngilizcesi aşırı temiz, en ince kelimeye kadar rahat anlaşılıyor. Doğa muhteşem, arabalar kocaman. Taharet musluğu olmadığından şu anlık ıslak mendil ile idare ediyorum ama bu adamlar yıkamiyor poposunu gerçekten. Onun haricinde İspanyolca öğrenmek zorunda hissediyorum kendimi, arada Kolombiyalı çalışanlar İspanyolca dönünce bı garip oluyorum. Ama burda ayakta tutunmak için İngilizce yeterli gibi, herhangi bir Türk eksikligi hissetmedim henüz. Zaman geçtikce tecrübelerimi aktarmaya devam edeceğim. I94 formunu doldurdum sevis check in onayı gelince ssn başvuracağım. Burada iPhone zorunluluk, Android olan Xiaomi telefonuma (Amerika'da yasaklı) aylık 25 dolar olan sınırsız internet vs içeren e simi alamıyorum. Dumenden eski bı iPhone da olsa gerçekten gerekli onu öğrendim.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: DV2022 Bekleme Odası

      😤 😤 🤬 😭

      alt metni

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: Bilinmesi şart temel argolar ve kalıplar. (slang guide)

      Destek yorumları için teşekkürler, arada yenilerini eklemeye devam edeceğim. 10-4 radyo kodunu da konuya ekledim, güzel bilgi. Konu @MySea 'nın dediği gibi her şey ile donatıldı, dedim tek argolar ile kalmayalım güzel kullanışlı kalıpları da ekleyelim. 😂

      Gazillion: Fazla sayıda ya da miktarda demek, vurgu için kullanılır.
      Gazillions of books.
      12 gazillion emails...
      Bustdown: Her zaman birisiyle ilişkiye girmeye hazır olan kadınlara denir.
      Simp: Ahmak, a*salak. (kızlara yalaklık yapan kişilere deniyor)
      Might as well/ May as well: Bari.
      Now that we know Edward is nasty, we MIGHT AS WELL delete his number from our cellphones.
      We might as well order a second cheesecake, since they are selling two for the price of one.
      In dribs and drabs: Ufaktan, azar azar gibi anlamları var. Örnekte kullanımını anlarsınız.
      Opening the doors, hopefully people will come in dribs and drabs.
      Go south: Amerikan arkadaşlarımdan baya duyduğum argolardan birtanesi. Durumun kötüye gitmesi gibi bir şey ve her yerde kullanılabilir.
      If this conversation goes south, we'll have to leave this place.
      Blunt force trauma (BFT): @knnrn yanlışsam beni düzeltebilir, kafaya ya da vücudun herhangi bir yerine sopa gibi şeylerle alınan darbe.
      Male asian suffering from blunt force trauma right now, come and help him.
      Shitstorm: Sadece tek birtane kötü şey oluyor anlamında değil, birçok kötü şeyin kısa zamanda oluyor anlamı var bu argoda. Üzüntülü, iğrenç, şanssız durumlarda kullanılabiliyor. Belalı gibi bir şey diyebiliriz.
      Q: How was work today?
      A: Sucked! It was one SHITSTORM after another!
      Push someone around: Birine kaba ve kötü davranmak, itmek/kalkmak.
      When we were kids, my older brother liked to push me around.
      Beat (ya da smash) someone to a pulp: Birisini öldüresiye dövmek.
      Beat (one) to the punch: Başka birisi yapmadan/söylemeden önce sizin yapmanız/söylemeniz ya da başka bir kişinin.
      He wanted to ask Mary to dance, but Ron beat him to the punch.
      I was going to suggest that idea to the boss today, but unfortunately one of my co-workers beat me to the punch. (bu fikri patronuma önerecektim bugün ama ne yazık ki benim meslektaşlarımdan birtanesi benden hızlı davrandı, o önerdi)
      Lash out at someone: Birden birisine sözlü ya da fiziksel saldırıda bulunmak.
      As a politician, he frequently lashed out at the press.
      Take up for: Birisinin tarafında, onun yanında olmak.
      I'm the only one that ever took up for you.
      Be even: Ödeşmek
      We're even now. (Şimdi ödeştik)
      Stand up guy: Sadık ve güvenilir arkadaş.
      Mulatto: Siyah-beyaz melezi. (annesi ya da babası birisi siyah diğeri beyaz, ortaya gelen çocuk mulatto)
      Cut someone some slack: Birisini rahat bırakmak, üzerine gitmemek.
      Cut me some slack, got already loads of works to do.

      İngilizce içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: Amerika'da ikinci el araba almak

      Cevremde gorduklerime gore konusacak olursam ikinci el aracta mumkunse hybrid araca yanasmayin Prius harici (onu da onermiyorum fiyati gereksiz sisirme), ozellikle Hyundai ve KIA. Gruplarda herkesin isyanini goruyorduk fakat yine de risk almak istedik ve 2016 Sonata Hybride bulastik, hybrid araclarda kore arabalari genelde japon hybridlere gore asiri uygun fiyatta oluyor ve neden uzak durmamiz gerektigini ve ucuz oldugunu araba 2 gun sonra elimizde patlayinca ogrendik. Masraflari da arabanin kendi parasi kadar oluyor genelde, priusun hybrid batarya degisimi bile 1500-2500 dolar arasinda diye duydum. Honda ve Toyota harici alinmaz sozu bence bir tik dogru, az luks istiyorsaniz da Lexus. Honda fit 2009 suruyorum 4600 dolar gibi fiyata aldim ve bir ayda 4000 mile koymama ragmen hala en ufak sorun cikarmadi. En basta abilerimin de bahsettigi gibi sifir arabaya bulasmak kredi skoru olmadan gercekten gereksiz para israfi, eger cebinizde bir miktar para ile gelmediyseniz. Ayaginizi yerden kesecek atmosferik bir japon alinmasi taraftariyim. Araba alirken eger mechanice kontrol ettirme sansiniz yoksa ve yaninizda arabadan anlayan birisi yoksa MUTLAKA AMA MUTLAKA AUTOZONE GOTURUN ve cihaza baglattirin. Ucretsiz arabanizi bilgisayara baglayip hata kodu varsa cikartip veriyolar. Dashboardda uyari gozukmese bile mutlaka yapmanizi tavsiye ederim. Zaten ucuza aldiginiz arabanin sigorta fiyati da uygun cikacaktir ki kredi skoru olusana kadar o araba sizi 6 ay rahat idare eder. 6 aylik sigorta sonunda satip arabanin parasini direkt down paymenta koyup carmax gibi yerden ya da dealerdan rahatlikla yeni model bir arac alinabilir.

      Ehliyet ve Araba içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: DV2022 Bekleme Odası

      https://pbs.twimg.com/media/EhacaYwWoAEEEPp.jpg

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: U.S.A mi yoksa U.K mi?

      Belki geçmiş konuyu ön plana taşımış olabilirim ama okuyan kişilere belki yararım olur. Ben her türlü US diyorum çünkü UK'da:

      1. ev kiraları & fiyatları aşırı pahalı
      2. hayat aşırı pahalı (özellikle londra'da)
      3. araba sigorta fiyatları adamı mahvediyor. en büyük sıkıntısı bu bence.
      4. polisin sözü pek geçmiyor, polislerin birçoğunda silah yok ve ülkede silah bulunması imkansız gibi bir şey sadece kraliçeyi koruyanlarda varmış sanırım bi de ordu görevlilerinde. ordu görevlileri de offduty iken üzerinde taşıyamıyor. bi yandan iyi gibi gözükse de birmingham gibi yerde palayla adam doğrayanları alışveriş merkezinde döner bıçaklarıyla mevzu çıkaranları görebilirsiniz. adamlar bıçağa kesici aletlere o kadar çok düşkün ki "splash" diye bir kelime bile icat etmişler.

      Yani vahşet olayları tek US'da dönmüyor. Amerika'da çalışıp daha kısa sürede daha çok mülk sahibi olunabileceği düşüncesindeyim. Tanıdığım bütün İngiliz arkadaşlarım araba sigorta ücretlerinden o kadar çok şikayetçi ki birçoğu motor kullanıyor araba yerine. Havası da çok değişik, trafik de soldan akıyor. Ve İngiliz arkadaşlarımdan söyleyebileceğim kadarıyla hiç acıması yok, "ruthless" kelimesinin karşılığı olabilirler. Yaptıkları şakalar o kadar çok kötüdür ki şaka mı yapıyorlar ciddi mi konuşuyorlar bazen anlayamazsınız. İngiliz aksanı da anlaması en zor aksanlardan biri, çünkü İngiltere'nin her bölümünde aksan değişiklik gösteriyor. Sadece glottal T'ye alışmak yetmiyor. Ama amerika'nın çoğu yerinde aksanlar genel olarak aynı, dili daha basit kullanıyorlar İngilizce nazisi değiller. Amerika göçmen ülkesi olduğu için daha rahat yaşanılabilir düşüncesindeyim. Elbette İngiltere'de de çok göçmenler var, London'daki Jameikan abilerimiz wagwarn, Birmingham'daki Jameikan abilerimiz Wa hum diyebilir. Ama hepsi o kültüre köpek gibi bağlanmış kişiler, artık İngilizler'den farkları yok.

      Birleşik Krallık içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: Kaç Yıldır Green Carda Başvuruyorsunuz Ve Çıkmıyor ?

      kimisine art arda iki kez çıkar, kimisine uzun yıllar boyu çıkmaz. neyse ki hayatımı değiştirebilecek aksiyon alabilecek yaştayım, belli bir yaştan sonra zor hale geliyor. çıkacağına ümidim yok, B planım arasında bile değil. ilk çıkmadığını gördüğümde yıkıma uğramıştım, ikinci sonuçların açıklandığı gün bakmaya bile üşendim. bu yıl da ayıp olmasın diye başvurdum, %1lik de olsa bir şansım varsa belki güler diye. hayat devam ediyor, vakit kısıtlı. ilk çekilişimdeki çöküşten sonra bağlanmamayı öğrendim.

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: ❤️📺📀🎵 Sevdiğiniz sanatçıların video klipleri 🎵📀📺❤️

      1.6 milyon insanın katıldığı, konser yerinde 51 kişinin hayatını kaybettiği soviet union'un son zamanları olan dönemde moskovadaki tarihin gelmiş geçmiş en efsane konseri. hetfield şimdiki gibi yumuşak söylemiyor, o zamanlar sesi yerinde bağırmaktan çekinmiyor. ortam metallica'nın metallica olduğu zamanlar

      Gündem ve Sohbet içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmen Olmayan Kişilerin Tecrübeleri

      @REYCAN, içinde söyledi: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmen Olmayan Kişilerin Tecrübeleri

      @kaanvercetti benim kızım da geçen yıl South Dakota da değişim öğrencisi olarak gidip,
      host aile yanında kalarak liseye devam etti. Çok sakin, soğuk ve ıssız olarak tarif ediyor hep. Bizim Trakyadaki köyler oradaki kasaba gibi demişti.. Fakat suç oranı en düşük eyaletlerden biri olduğu için host ailesi çocuk büyütmek için ideal bir eyalet olduğunu söylüyormuş.

      Hocam tam yasli eyaleti zaten hayatin aksiyonundan sikilip sakin hayat yasamak isteyen south dakota tasiniyor. Buradaki yasayanlarin yarisi Indian native american diger yarisi Minnesota'dan goc etmis kisiler. Benim supervisorluk yaptigim iste iki menejerim guney californiali, artik gurultu kaos duymak istemiyoruz cete olaylari ile karsilasmak istemiyoruz diyip buraya tasinmislar neden buraya geldiklerini sordugumda. Bati tarafindaki tum sehirlere kasabalara gittim. Gercekten sessiz sakin bir yer. Ama benim gibi genc insanlar icin hayat burda yavas akiyor. Zaten yolda karsilastigim insanlarin yarisindan cogu local degil, mount rushmoreu gormeye gelen beyaz amerikali turistler. Bi hatun bulup evlenip green cardi cebime koyayim diyorum, locallerin yas ortalamasi +40 bulundugum kasabada. Diger genc olanlar da hep sahipli komsu cocuklari ile birlikte olan kisiler hahaha

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      kaanvercetti
      kaanvercetti
    • 1
    • 2
    • 3
    • 4
    • 5
    • 8
    • 9
    • 1 / 9