@sibemo Çalışma izniniz yoksa ve almak için şirketin size sponsor olması gerekiyorsa, Türkiye'den daha zor. Zaten çalışma izniniz (örneğin, green card'ınız) varsa, Türkiye'den daha zor değil (En azından iş var. Pandemi ortamında bile, Türkiye'den kalkıp, Amerika'ya göçmeye niyet edecek kadar algıları açık, bilinç seviyeleri yüksek insanların iş bulma ihtimallerinin, Amerika'nın vasıfsız kitlesinin iş bulma ihtimalinden çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Trump Başgan da öyle düşünmüş olacak ki, girişimizi, hatta mülakat yapmamızı bile yasakladı o kitleye yaşam hakkı tanımak için).
İngilizce'nin yeterliliği, talip olduğunuz pozisyona, şirkete katacağınız değere, patronun nereli olduğuna ve şirketin tedarik kaynağına / hedef pazarına göre değişir.
Şirketin hukuk müşaviri olacaksanız, en baştan kusursuz bir İngilizce şart. Tasarım / Üretim mühendisi olacaksanız, derdinizi doğru anlatacak kadar İngilizce yeterli. Görev başında dilinizi geliştirmek için yeterli zaman ve toleransı bulursunuz. Paketleme / Sevkiyat elemanı olacaksanız, İngilizce şart bile değil. Ben, Ortadoğu sos ve salataları yapan, Tunuslu bir patrona ait bir gıda firmasında, POP pazarlama elemanlığı yaptım. İşim Amerikalılar'a Ortadoğu sos ve salataları satmak olduğu için, benim İngilizce'min iyi olması gerekiyordu. Paketleme bölümünde, tek kelime İngilizce bilmeyen Meksikalılar çalışıyordu. Bir tek usta başı İngilizce bilen bir Meksikalı'ydı. Geri kalanlara yapmaları gerekenleri İspanyolca anlatıyordu. İş yapıldığı sürece, patronun da bir şikayeti olmuyordu.
Şirkete öyle bir know-how getirirsiniz ve o know-how şirkete öyle bir çağ atlatır ki (örneğin, insansız hava aracı üreten bir şirkete, alüminyum ve titanyum sacları birbirine İHA'nın gövde formunda kaynaklamayı öğretirsiniz), kimse sizin İngilizce'nizin iyiliğine / kötülüğüne bakmaz. Söylediğiniz şeyi anlamaları için, kendinizi kaç kere tekrar etmek zorunda kaldığınızı saymaz. Siz kendinizi anlatmak zorunda kalmazsınız; onlar sizi anlamak zorunda kalırlar. Okuduğum okulun kurucu Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı, Malatyalı bir kadındı. İngilizce'yi Malatya aksanıyla konuşurdu. Bilgi onda olduğu, o bilgiyi Amerikalılar ondan almak zorunda oldukları için, söylediğinin her kelimesini anlarlardı. Ben Amerikan aksanıyla konuşurdum. Amerikalı kız arkadaşım, benim söylediklerimin yarısını anlamazdı (Sonra kendimizi geliştirdik; Türkçe düşünüp, İngilizce konuşmayı bıraktık ve sorunu çözdük tabii).
Patron Türk'se ya da kendisi de aynı yollardan geçmiş bir göçmense ve siz sahip olduğunuz İngilizce'yle onun istediklerini yapabiliyor ve / veya yaptırabiliyorsanız, yine İngilizce'nin mevzu olacağını zannetmiyorum. Yukarıda bahsettiğim Tunuslu patronumun, Tunuslu bir genel müdürü vardı. Aynı apartmanda otururduk. Benim, Amerikalı kız arkadaşıyla konuştuklarımın yarısını anlamazdı. Ama bakınca, Amerika'daki bir şirketin genel müdürüydü. Kaç para kazandığını bilmiyorum. Dış ticaret merkezi New York'ta olan bir Türk şirketinin genel müdürü olan Türk arkadaş (patron Türk ve Türkiye'de), kardeşinin Amerikalı eşiyle konuştuklarımın yarısını anlamıyor. Ama bakınca, Amerika'daki bir şirketin genel müdürü. Senede 500.000 Dolar kazanıyor. İki de düşük profilli örnek vereyim: Ben yüksek lisans yaparken, dil okuluna giden, okul paralarını çıkarmak için, bir Koreli'ye ait bir Wienerschnitzel (sosisçi) franchise'ının mutfağında kaçak olarak çalışan Türk arkadaşların İngilizce seviyesi "çat-pat"ı geçmiyordu. Sonradan hepsi Amerika'da ön lisans okuyacak yeterliliğe geldi. Bir İtalyan göçmenin restoranında, kaçak garson olarak çalışan arkadaş ise, önce dil okulu, sonra ön lisans, sonra lisans, sonra yüksek lisans bitirdi. Biz döndük; adam 15 senedir Amerika'da web tasarımcılığı yapıyor. Geldiğinde, İngilizce'si "çat-pat" bile değildi.
Çalışmak istediğiniz şirket, dilini konuştuğunuz bir yerden (mesela, Türkiye) mal getiriyor ya da oraya mal satıyorsa, yine şirket içinde derdinizi doğru anlatacak kadar İngilizce yeterli olur diye düşünüyorum. Sizin şirkete katacağınız değer, tedarik kaynağından mal almak / hedef pazara mal satmak olur. Kimse İngilizce'nizin üçüne, beşine bakmaz. Yukarıda bahsettiğim Türk arkadaş, Türkiye'den mal getiriyor; Amerika pazarına satıyor (Avrupa ve Asya pazarlarına da yönlendiriyor). Şirkette 4-5 Türkler. Kimsede kusursuz İngilizce yok. B2B çalışıyorlar. Satış yaptıkları adamlar ya göçmen, ya göçmenlerin birinci derece akrabası, ya da etnik azınlık. Sabahtan akşama kadar ofiste oturup, çay içip, Türkçe muhabbet ediyorlar. Arada bir kırık İngilizce konuşup, çatır çatır iş yapıyorlar.
Demem o ki, 1. İngilizce yeterliliğinin çalıştığınız pozisyon ve ortamla çok alakası var ve İngilizce'nizin yeterli olup olmadığının, bin türlü senaryoya göre, milyon tane cevabı var, 2. Baştan (dil bilgisi yeterliliği açısından) çok iddialı bir pozisyona talip olmadığınız sürece, kimsenin sizi sıkboğaz ettiği yok. (Dil yeterliliği anlamında) Ayağımızı yorganımıza göre uzattığımız sürece, sorun yok. Ha, zaman içinde daha uzun bir yorgan ediniriz; o zaman ayağımızı istediğimiz kadar uzatırız.