Ankara Mülakatı
Herkese Merhaba,
Çeşitli sebeplerden yaşadığım yoğunluklar/problemler nedeniyle yazamadığım vize mülakatımı paylaşacağım,
Bizim mülakatımız ilk planlandığında 2 Nisan’a gün verilmişti ancak o gün bayram tatili sonrasındaki idari izne geldiği için diye tahmin ediyorum elçilik tarafından 30 Nisan’a ertelendi. 29 Nisan günü yola çıkıp Kızılay’daki bir otelde bir gece konakladıktan sonra sabah 9’da heyecanla elçilik kapısındaki sıraya eşim ve kızım ile birlikte biz de dahil olduk. Girişte üzerimde sadece yüzüğüm ve araba anahtarı vardı, eşimde sadece yüzüğü vardı, bebeğimizin de sadece arabası yanımızdaydı. Pasaport verilen ilk bankodaki hanımefendi bir numune kağıdı verip bebek arabasının çeşitli yerlerine sürmemizi istedi. Bu testin sonucu için yaklaşık bir dakikalık bir bekleme süresi sonunda bizi elçiliğin bahçesine giren ilk kapıdaki sıraya yönlendirdi. Güvenlik olarak çalışan bir beyefendi bizi bebeğimiz olduğu için önce içeri almak istedi ancak o sırada pasaportları karıştırmışlar ve çok beklemeden sıradaki herkesi içeri aldılar. Güvenliği geçtikten sonra mülakatın yapılacağı binaya yönlendirildik keza o binanın da kapısında sıra vardı. Başka bir güvenlik bey eşimi ve bebeğimi üşümemeleri için içeri aldı, ben sırada beklemeye devam ettim. İçeri girdikten sonra bir bankoda evraklarınızı kontrol ediyorlar, o bankodan sizi kasa olan gişeye yönlendiriyorlar, bankoya 990 USD ödememizi yaptıktan üzerinde sıra numarası yazan 2 küçük kâğıt parçasını verdi, bunları kaybetmeyin daha sonra sorabiliyorlar. O kâğıtta yazan sıra numarası bütün aile için geçerli. Sıra gelince yanımızda getirdiğimiz tüm evrakları o bankodaki hanımefendiye teslim ettik. Konuşmanın sonunda mülakatı hangi dilde yapmak istediğimizi sordu, Türkçe istedik. Daha sonrasında buradaki işleminiz tamam yine aynı sıra numarası ile yan tarafta bekleyin, dedi. Bu kısımda yaklaşık 2 saat başka kişilerin mülakatlarını izleyerek bekledik.
Genç bir beyefendi bizden önce mülakata girdiğinde dikkattimi çeken olay; talihli Türkçe istemesine rağmen vize memuru anlaşılır ve basit düzeyde bir İngilizce ile başlamak istedi ve sorular karmaşıklaşınca tercüman ile Türkçeye dönmek zorunda kaldılar.
Sıra bize geldiğinde ismimi okuyarak çağırdılar. Tercüman ve memur bizi bekliyordu.
- Nereye gittiğimi sordu, tercümanı beklemeden cevapladım. Burada memurun mimikleriyle onu İngilizce anlamamın hoşuna gittiğini söyledi, eşim.
- İngilizcen nasıl diye sordu, çok iyi değil, dedim
- Ne iş yapmayı düşünüyorsun diye sordu, burada IT sektöründe çalışıyorum gittiğimde de yine aynı sektörden devam etmek istiyorum, dedim.
- Daha önce yurt dışında yaşadın mı? diye sordu, ben de okul için evet dedim, Ne kadar süreliğine olduğunu sordu, birkaç ay diyince ben tamam dedi, önemsiz olduğunu yüzündeki ifade ile belli ederek.
- Nereye gidiyorsunuz diye tekrar sordu, tekrar cevapladım.
Soruların arasında yarımşar dakika bekledik ve en son bir dakika bekledik tabi o sırada memur önündeki bilgisayara bir şeyler yazıyordu. Vizenizi onaylıyorum, birkaç iş günü içinde pasaportlarınızı posta ofisinden alabilirsiniz, dedi ve arkasını dönüp gitti. Bir an tabi heyecan ve şokla bu kadar mıydı diye düşündük. Binadan çıkarken birbirimize sorduk bir şeyi atlıyor muyuz unuttuk mu diye ama yok hepsi bu kadardı. İçeride bizden başka kimse olmasaydı girmemiz ve çıkmamız arasında yarım saat bile olmazdı işlem süreleri aslında çok kısa geçti bizim için ama toplamda 3,5-4 saat içeride kaldık. Oradan ayrıldıktan İstanbul’a döndük. Ayın 5’inde pasaportlarımız postahaneye geldi. Kontrol ettik herhangi bir problem yoktu. Uçak biletimizi iptal edilebilir (tam geri ödemeli) aldığımız için içimiz rahattı herhangi bir değişiklik yapmadık ve toparlanmaya başladık. Ayın 15’inde de ilk girişimizi yaptık.
Heyecanlı ve stresli bir süreçti bizim için. Darısı tüm bekleyenlerin ve isteyenlerin başına olsun.
Sağlıkla kalın.
