• Kategoriler
    • Güncel
    • Popular Topics
    • Best Posts
    • Kullanıcılar
    • Gruplar
    • Arama
    • Kayıt Ol
    • Giriş
    1. Ana Sayfa
    2. Malkoç Ömer
    3. En İyi
    Üyelik oluşturma, email adresi onayı veya foruma giriş konusunda sorun yaşayan üyelerimiz [email protected] adresine email gönderebilirler!
    Malkoç ÖmerM Çevrimdışı
    • Profil
    • Takip Edilenler 0
    • Takipçiler 24
    • Konu 5
    • İleti 117
    • Gruplar 1

    İleti

    Güncel En İyi Tartışmalı
    • Green Card Süreci Videolu Anlatım

      Merhaba Arkadaşlar, Green card süreci hakkında burada çok güzel paylaşımlar yapılıyor, ancak süreç hakkında videolardan bilgi almak isteyen arkadaşlar olursa bu videolardan istifade edebilirler. Ben Green card sürecini anlattığım kendi videolarımın linklerini ekliyorum, sizde süreç hakkında güzel bilgilendirme yaptığını düşündüğünüz bir video varsa aşağıya ekleyebilirsiniz.

      Green Card Alma Yolları https://youtu.be/4KnqO3-Z06I
      Green Card Dolandırıcıları https://youtu.be/bRodP-kWvwc
      Green Card Çekilişini Kazanıp Greencardı Alamama Durumu https://youtu.be/_chGY1CrmRw
      Lise Diplomanız Yoksa Nasıl Greencard Alırsınız? https://youtu.be/yvz3HSayWsI
      Green Card Çekilişini Kazandıktan Sonra Ne Yapacağız https://youtu.be/m1uYMa_oYEc
      Green Card Mülakatında Götürülecek Evraklar https://youtu.be/wbsH7WBbm-w
      Green Card Mülakatı İçin Sağlık Kontrolü Nasıl Yapılır https://youtu.be/x-rk3gH8XtU
      Green Card Mülakatı Nasıl Yapılır https://youtu.be/_gGu4LaIy0A

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • Amerika'da Yaşamla ilgili videolar

      Merhaba Arkadaşlar, Ben nam-ı diğer OGY13 yeni ismiyle Malkoç Ömer, buraya Amerika'da yaşam ile ilgili Youtube kanalımda hazırladığım videoların isimlerini ve linklerini paylaşıyorum. Siz de Amerika'da yaşamla ilgili önemli bulduğun bir video varsa lütfen linkini paylaşın tüm arkadaşlarımız faydalansın.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: ABD Vatandaşlığı Başvuru Süreci (Naturalization)

      https://www.uscis.gov/sites/default/files/USCIS/Resources/Citizenship & Naturalization Based Resources/A Guide to Naturalization/PDFs/M-477.pdf

      Vatandaşlık Süreci ve İşlemleri içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Uber ve Lyft Şoförlüğü

      @femini92 uber ve lyft yıl sonunda summary verir bu özet de o yıl boyunca ne kadar kazandınız, bahşiş ne kadar, köprü ücretleri ne kadar, uber lyft payı ne kadar yazar bunlar gider olarak düşer bu belgeyi almayı unutursanız verdiğiniz köprü ücreti hesabınıza yatırılırken gelir olarak gözükür ve size vergilendirilir.

      Ulaşım içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri

      Bu paylaşım Kinyas isimli arkadaşımız tarafından daha önce yapılmıştı bu başlık altında ayrıca paylaşmak istedim.

      Akşam Gazetesi Yazarı Aylin Löle'nin 2009 Yılında yaşadığı Green Card deneyimi

      Fırsatlar ülkesi Amerika'da kendine yeni bir hayat kurmak isteyen her yıl 55 bin kişi, çekilişle Green Card kazanıyor. Her ülkenin farklı kotasının bulunduğu bilgisayarlı çekiliş için ekim-kasım ayı içinde başvurunuzu yapmanız gerek. Sayısız danışmanlık şirketinin 'Bizden başvurun, şansınızı artsın' diye vaatlerde bulunduğu Green Card talihlisi olmak için ise ilk yapmanız gereken, Amerikan Hükümeti'nin resmi internet sitesinden başvuru formunu ücretsiz olarak doldurmak! Kuraya katılabilmek için lise veya dengi bir eğitim görmüş olmak yani ilk, orta ve lise eğitimini tamamlamış olmanız gerekiyor. Veya son beş yıl içinde deneyim ve uzmanlık gerektiren bir işte en az iki yıl çalışma şartı aranıyor. Bir vesikalık fotoğrafınızı da tarayıp, http://www.dvlottery.state.gov/ adresinden ulaşacağınız başvuru formunu doldurduktan sonra yapmanız gereken ise sabırla beklemek. Unutmadan, başvuraya ekleyeceğiniz fotoğrafınızın açık renk fon önünde çekilmesi ve sizin de doğrudan objektife bakmanız gerekiyor. Fotoğrafta başörtüsü veya şapkaya dini inançlar için giyiliyorsa izin var, ancak askeri, havayolu veya diğer personel şapkalarına izin verilmiyor.

      • Barbie bebek talihlisi ben Sam Amca'ya terfi etmişim!
        Peki ben ne yaptım? 2009 Green Card talihlisi olarak, kendi başvurumu, üniversiteden 5 devre küçük bir arkadaşım olan Özgür Toraman'a yaptırdım. Son beş yıldır sürekli Green Card için başvuran Özgür'ün 'Amerika'daki doktora programlarına kayıt yaptırabilirsin, Green Card her zaman işine yarar' aklına uydum. Ancak danışmanlık şirketlerine sadece başvuru için 150-200 dolar para vermek istemediğim ve ücretsiz formu kendim doldurmaya üşendiğim için başvurumu Özgür benim yerime yaptı. Peki başvurunuzu yaptıktan sonra kazanıp kazanmadığınızı nasıl öğreniyorsunuz? Tabii ki adresinize gelecek bir zarfla! Eğer çekilişi kazanırsanız, 5-7 ay arasında kazandığınızı gösteren bir zarf belirttiğiniz adresinize geliyor.

      Çekiliş ve talih konusunda 34 yıl içinde tek kazandığım çocukken Milliyet Kardeş Dergisi'nden Barbie bebek olan (Onu da Edirne'deki Hachette bayi elinde 'kalmadığı' gerekçesiyle vermemişti) biri olarak, haliyle Green Card çekilişi için kendime tanıdığım şans sıfırdı!

      • 'Amerikan sistemi' bile bir hata yapmış ama şanslıydım
        Geçen yıl ağustos ayında 'Herhalde bu Green Card bana çıkmadı, çıksaydı bu zamana kadar zarf gelirdi' diye düşünürken (Çünkü elektronik posta ile bilgilendirme yapılmıyor), eve gelen bir telefonla Green Card çekilişini kazandığımı öğrendim. Nasıl mı? Kentucy'deki merkez, benim kazandığımı belirten ve içinde 'Case number'ımın bulunduğu kağıdı 'yanlışlıkla' (Demek Amerika'da böyle konularda yanlışlık olabiliyormuş) İstanbul'dan kazanan başka bir talihlinin zarfının içine koyup göndermiş. Sadece adım-soyadım ve case number'ımın yazılı olduğu kağıdı gören İstanbullu talihli, büyük bir iyi niyet örneği göstererek başvurusunu yaptığı Desk Danışmanlık şirketine bunu teslim etmiş. Desk Danışmanlık yetkilisi, onlardan başvurumu yapmadığım halde, rehberden numaramı bularak bana ulaşmayı başardı. O kağıt olmadan kazandığımı ispatlayacak başka hiçbir şeyin olmaması, şans faktörünün ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

      • Doğruyu yalnızca doğruyu söylemeyen aday eleniyor
        Kazandığınızı öğrendiniz, zafer sarhoşluğu içinde birkaç ay geçirdiniz. Şimdi yapmanız gereken, elinizi çabuk tutup sizden istenen evrakları hızlı bir şekilde hazırlamak. Peki neler isteniyor? Pasaportunuzun tam fotokopisi, DS-230 Kısım 1 ve Kısım 2 formlarının doldurulması, nüfus kayıt örneği, evlilik cüzdanı, boşanma belgesi veya ölüm kayıt örneği, mahkeme ve hapis kayıtları, 16 yaşın üstündeki başvuru sahipleri için polis belgesi, mali yardım kanıtları, sadece Federal Hükümetin belirlediği Türk fotoğrafçılarda 5x5 cm beyaz fon önünde çekilmiş rötuşsuz fotoğraf. Burada unutmamanız gereken altın kural şu: İlk başvurudan itibaren beyanda bulunduğunuz her şeyin doğru olması gerekiyor. En küçük bir yanlış, hakkınızın yanmasına anlamına geliyor. Örneğin, evlisiniz ama başvuru formunda bekar olduğunu beyan ettiniz. Nüfus cüzdan suretinizde görülen evli ibareniz, sizin başvurunuzun anında çöpe gitmesine neden oluyor. Bu yüzden en başından itibaren, tıpkı Amerikan filmlerinde olduğu gibi 'Doğruyu, yalnızca doğruyu söyleyemeye yemin edin'! Aksi halde, hiçbir mazeret kabul edilmiyor. Bu süreçte güvenilir bir danışmanlık şirketinden yardım alabilir ya da benim gibi yapıp Özgür'e 'Tüm bunları başıma açan sensin, hangi evrakları hazırlayacağımı öğren' diyebilirsiniz. Bu arada tüm bu evraklardan 2 takım hazırlamayı unutmayın. Çünkü bir takımı Kentucy'daki merkeze göndereceksiniz. Eğer ikinci aşamada eğer evraklarınızda bir pürüz çıkmazsa Ankara'daki Büyükelçilik'teki görüşmeniz için bu evraklar orijinalleri ile birlikte size tekrar lazım olacak. Hazırlayacağınız evrakların sayısına göre yeminli tercümana vereceğiniz para en az 350 TL'den başlıyor, 1.500 TL'ye kadar çıkabiliyor. O yüzden cebinizde paranız hazır olsun. Benim bu kez de şansım yaver gitti ve yeminli tercümanlık bürosu olan bir arkadaşım evraklarımı ücretsiz olarak hazırladı! Dediğim gibi şans faktörü burada da önemli! Amerikan Hükümeti; tüm resmi evraklarını UPS ile gönderiyor. Haliyle sizin de hazırladığınız evrakları da UPS'le göndermeniz gerekiyor. Bu da yaklaşık 100 TL daha maliyet demek!

      • İlk Amerikan acısı: Aşı
        Kentucy'daki merkeze gönderdiğiniz evraklar incelendikten sonra, herhangi bir problem çıkmazsa, bu kez Ankara'daki Amerikan Büyükelçiliği'ne görüşmeye çağırılacaksınız. Ama öncesinde sadece Amerikan Hastanesi'nden sağlık raporu almanız gerekiyor. Sağlık raporu alabilmek için, Amerikan Hastanesi'ndeki yetkili birimden önceden randevu alıyorsunuz. O randevuya göre, hastanede hazır bulunuyorsunuz. Önce kaydım yapılıyor. Ardından genç bir hemşire, göz muayenesi yapıyor. Hem miyop hem de gözlük kullanmayınca, neredeyse gösterilen bütün harfleri uyduruyorum. Sıra kan almaya geliyor. Bu sefer orta yaşlı tombul bir hemşire, kan almıyor iğneyi adeta saplıyor! Acıyla gözümden yaş fışkırıyor. Kolum anında morarıyor. Hemşire bu kez istifini bozmadan diğer kolumdan kan alıyor. Amerika'nın ilk acı gerçeğiyle tanışıyorum! Aklımdan ilk geçen 'Acaba göçmen değil de Amerikan Hastanesi'ne herhangi bir sebeple muayene olmak için gelen bir orta gelir grubu üzeri bir hasta olsaydım benden yine aynı şekilde mi kan alınacaktı?' oldu. Morarmış kolumu ovuşturarak, içeride sıramı bekliyorum.

      • Mülakat doktorda başlar
        Daha çilem bitmemiş, doktor da beni muayene edecek. Kapıdan girer girmez, ilk soruyla karşılaşıyorum. 'Neden göçmen olmak istiyorsun?' Bir doktordan böylesine sosyolojik bir soru gelince şaşırıyorum. Nedense sigara içip içmediğimi değil de bunu soruyor. Soru çalışmadığım yerden gelince, 'Her şey bir tesadüftü' diye başlamak yerine, Ph.D değişim programından yararlanmak istediğimi belirtiyorum. Doktor, soruları ardı ardına sıralıyor. Sorulardan biri 'Spor yapıyor musun?' 'Hayır yapmıyorum' diyorum, 'Nasıl yani hiç spor yapmadın mı hayatında?' diyor. Tipimden belli olması lazım aslında ama 'Lisede basketbol oynamıştım sayılır mı?' diye cevap veriyorum gülerek. Anlaşılan doktor espriden pek hoşlanmıyor ve 'Spor yaptığın dönemde bayıldığın hiç oldu mu?' diyor. 'Bayılmadım' diyorum, aslında bu sorulara da bayılmadım!
        Aşı kartım olmadığı için iki aşı oluyorum. Biri sol, diğeri sağ omzumdan. Amerika için ödemem gereken üçüncü acı dolu bedel. Birkaç gün sonra sağlık raporumu alabileceğim söyleniyor. Hastaneye 300 TL artı 5 kuruş ödüyorum. Birkaç gün sonra raporu almaya gidiyorum. İlk gün hastanede benimle birlikte sadece birkaç kişi beklerken, o gün neredeyse 30 Iraklı çoluk çocuk sıra bekliyor. Onların arasından geçip, bir ucu kesilmiş, mühürlü zarfı ve akciğer filmimi alıyorum. Ardından Ankara'daki Büyükelçilik'te görüşme tarihini bekliyorum.

      • Serdar Turgut otobüste
        İstenen saatte, istenen evraklarla Ankara Kavaklıdere'deki ABD Elçiliği'nde hazır olmanız şart. Bana 8 Nisan sabahına saat 08.00'e randevu verildi. O saatte, kapıda hazır olmanız gerekiyor. 7 Nisan'da annemle birlikte otobüse binmek üzere Varan'ın Ataşehir tesislerine gidiyoruz. O da ne? Serdar Turgut da aynı otobüste. Yanına gidip, 'Merhaba Serdar Bey, nasılsınız?' diyorum. Ankara'ya bir konferans için gidiyormuş, ben de (sormadığı halde) Green Card kazandığımı ve Büyükelçiliğe görüşmeye gittiğimi söylüyorum. 'Hayırlı olsun' diyor, muhtemelen benim kim olduğumu hatırlamıyor ve kaçık bir okuru olduğumu zannediyor! Oysa iki yıl yayın yönetmenliğimi yapmıştı. Sabah hazır ve nazır olarak Amerikan bayrağının dalgalandığı Büyükelçilik'in kapısına gidiyorum. Büyük bir kalabalık var, arada polise saat 08.00'de randevum olduğunu söylüyorum. Pasaportumu alıyor ve farklı bir kuyruğa yönlendiriyor.

      • Bir Türk uçak kaçırmış ve benim o gün randevum var
        Sadece Türkler değil yabancılar da sırada bekliyor. Önümde İranlı bir aile var. Üç çocuklarıyla gelmişler. Sırayla içeriye alınıyoruz. Güvenlikten geçiyor ve cep telefonumu teslim ettikten sonra, pasaportumu gösterip, görevliden sıra numarası alıyorum. Ardından da içeriye giriyorum. Memurların suratı beş karış. İçeriye girer girmez CNN Türk'ün açık olduğu dev ekran televizyonu görüyorum. Haber harika!.. Türk'ün biri Kanada'da uçak kaçırmış, Amerika sınırına doğru giderken, Amerikan savaş uçakları hava korsanına zorunlu iniş yaptırtıyor. Bir Türk'ün uçak kaçırması için daha şahane bir gün olamaz değil mi? Bir yandan gözüm numarada, diğer yandan sıra bekleyen diğer adaylara bakıyorum. Hamile bir kadın, eşinin yanına gidebilmek için vize almaya Hatay'dan gelmiş. 'Ya bana vermezlerse ne yaparım' diyor. Orta yaşlı bir çift görüyorum. Çocukları Amerika'da doktora yapıyormuş, onun yanına gitmek için vize almaya gelmişler. İranlı aile biraz ilerimde oturuyor, şakalaşıp duruyorlar. Tıpkı banka gişeleri gibi, memurlar camın arkasında bekliyor. Görüşme camın ardından yapılıyor. O sırada Uzakdoğulu olduğunu tahmin ettiğim görevli, bir Türk'ü kötü şekilde 'haşlıyor'. Yüksek sesle ve İngilizce 'Bankodan uzak dur' uyarısı yapan kadının sesini duyan, herkes o tarafa bakıyor. Bankonun önündeki adam şaşkın, mecburen gerisin geri gidiyor!

      • Amerikalı bir sponsorun yoksa bu kadar evrak boşa
        Numara yanıyor. Nihayet sıra bana geliyor. Evrakları teslim ediyorum. Kadın görevliye yeni başladığım doktora programında öğrenci olduğuma dair belgeyi de uzatıyorum. Evrakların içinden savcılık belgemin orijinalinin çıkmadığını belirtiyor. Nasıl olur? Hepsini göndermiştim! Beklememi söylüyor. Numara tekrar yandığında bu kez diğer bankodan 380 doları yatırmamı istiyorlar. O da ne? Yanlış hesaplamışım. Yanımda sadece 370 dolar var! Doların nisan dalgasında füze gibi fırladığı günlerde yeşilleri almam yetmiyormuş gibi, bir de üzerine param eksik çıkıyor. Neyse ki kredi kartıyla ödeme yapılabiliyor. Ama 10 dolar çekemeyeceklerini belirterek, kredi kartımdan 50 dolar çekiyorlar ve ben 330 dolar ödüyorum. Ve yine beklemeye başlıyorum. O sırada, senkronize bir şekilde İranlı ailenin hep birlikte el kaldırıp yemin ettiğini görüyorum. Nasıl yani? Ben de mi yemin edeceğim? Komik geliyor, o sırada sıram geliyor, şişman ve sarışın Amerikalı kadın memur soru sormaya başlıyor. İlk dikkatini çeken, hem lisansımı, hem yüksek lisansımı hem de doktoramı aynı okulda yapıyor olmam. Ben de tüm sevimliliğimle sorularına yanıt veriyorum. Ve birden 'Mali durumunu gösterir belge yok' diyor. Nasıl yok? Halen Akşam Gazetesi'nde çalıştığımı ve bir yıllık bordrolarımın orada olduğunu söylüyorum. Bunun yeterli olmadığını belirtiyor. Yanımda bir banka hesap cüzdanımın olup olmadığını soruyor. Oysa böyle bir şey isteneceğini kimse söylememişti. O an da annemle olan ortak hesabım aklıma gelmiyor. Ve 'Amerika'da bir tanıdığın var mı?' diyor. 'Evet, bir tanıdığım var' diyorum. O halde, ondan 'sponsor' belgesi getireceksin deyip, elime yeşil bir kağıtla pasaportumu tutuşturuyor. 'Sponsor ne? Amerika'da sponsorum olsa, ben niye göçmen olayım?' diye söylene söylene Büyükelçilik'ten çıkıyorum ve annemle buluşup, İstanbul'a dönüyoruz.

      • Akrabama bile vermem
        Yaklaşık 10 yıldır tanıdığım İsmail Bey aklımda. Silikon Vadisi'nde chip dizayn şirketi var. 10 yıllık hukukumuza dayanarak 'İsmail Bey, vaziyet bu, benden böyle bir belge istediler, sizden almam mümkün mü?' diye mail yazıyorum. Yanıt kısa ve öz olarak hemen geliyor, 'Aylin, daha önce benden bu belgeyi en yakın arkadaşlarım ve akrabalarım istedi, onlara bile vermedim. Bol şans! İsmail'. Nasıl bozuluyorum anlatamam, alt tarafı bir belge diye düşünüyorum oysa öğreniyorum ki ABD'de en ayıp şey birisine 'Bana sponsor ol' demekmiş. Evet, birinden bir şey istemek kadar kötü bir şey yok. Hay benim aklıma, ne gerek vardı tüm bunlara diyorum! Aslında daha Amerikan Hastanesi'nde pişman oluyorum ama dediğim gibi vize için verdiğim para aklımda, şimdi vazgeçmek olmaz diye kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Sponsor, Amerika'ya adım attığınız andan itibaren maddi-manevi (özellikle maddi) her türlü yükümlülüğünüzü üstlenmeyi kabul ediyor. Yani sistem, sizin oraya yük olmayacağınızı garanti altına almak istiyor. En basitinden böbreğinizde taş var ve tesadüf bu ya tam da Amerika'da böbrek sancınız tuttu. Hastaneye gidip, bir muayene, bir röntgen, bir de ağrı kesici iğne olmanın bedeli 10 bin dolar! Rakam dudak uçuklatıcı. İşte bu nedenle, eğer bir şirkete transfer olmuyorsanız (Böyle durumlarda şirket sponsor oluyor, ancak o da çok kalifiye elemanlar için) sponsor bulmadığınız takdirde, şansınız yanıyor.

      • Sponsorum ünlü tasarımcı
        Tam ümidi kesmişken annemin aklına New York'ta yaşayan Tülay geliyor. Tülay Eryılmaz, genç bir tasarımcı. Tulina markasıyla el yapımı çantalar üretiyor ve New York'un ünlü butiklerinde satıyor. Müşterilerinin arasında Saturday Night Live'ın yıldızı Amy Poehler de var. Annemin sözünü dinleyip, Tülay'a durumu anlatan bir e-mail gönderiyorum. Yanıt hemen geliyor. 'Elbette olurum!' İçime nasıl su serpiliyor anlatamam. Üstelik kısa bir süre önce önemli bir trafik kazası geçiren ve hala fizik tedavi gören Tülay, acılar içinde olmasına rağmen o haliyle kalkıp belgeleri hazırlıyor ve bana kısa sürede gönderiyor. Sevinçle gelen belgeleri ve pasaportumu, bu kez Ankara'daki Büyükelçiliğe gönderiyorum. Neyse ki belgeleri elden teslim etmeme gerek yok. Bir hafta sonra UPS'le bir paket geliyor. Üstelik ödemeli gönderilmiş! İçinden yine bir yeşil kağıt çıkıyor. O yeşil kağıt, yine eksik evrak demek! Bu kez cinnet geçirmek üzereyim! Pasaportu sinirle fırlatıp atıyorum, 'Yeter ya bu ne!' diye... Şimdi de savcılık belgemi arşiv kayıtlı istiyorlar, bir de Green Card'ımın gönderilmesi için bir adres belirtmem gerekiyormuş. Gidip Kadıköy'den arşiv kayıtlı belgeyi alıyor, Tülay'ın adresini de bir post-it'e yazıp, yine Feneryolu'ndaki UPS'in yolunu tutuyorum. Tabii yine posta parası benden çıkıyor! Dört gün sonra kapı çalıyor! UPS görevlisi elinde büyük bir paketle geliyor. 'Belgelerimin tümünü geri gönderdiler, bu iş bitti' diye düşünürken, zarfı açınca ne göreyim: Sam Amca nihayet beni çağırıyor!...

      Green Card çekilişini kazanıp, gerekli evrakları toplayıp, Ankara'daki elçilikte mülakat faslını geçtikten, en önemlisi ABD vatandaşı bir sponsor bulduktan sonra beklemeye başlıyorsunuz. Eğer kabul edilirseniz bir ucu kesik kocaman bir sarı zarf geliyor. Üzerinde göçmen olduğumu yazan fotoğrafımın da bulunduğu bir A4 kağıt iliştirilmiş. Zarfı kesinlikle açmamam ve o kağıdı da zarftan koparmamam yönünde İngilizce, Türkçe ve Arapça yazılmış uyarı mesajlarının ardından, 'Vize tarihlerinize bakın' hatırlatması dikkatimi çekiyor. O da ne? Federal hükümet, sadece 19 Ağustos-27 Eylül tarihleri arasında vize vermiş!.. Yani hemen ABD'ye giriş yapıp 'Ben geldim' demek zorundayım. 380 dolar vize parası alıyorlar ve sadece bir ay içinde 'Fırsatlar Ülkesi'ne adımımı atmam gerekiyor! 100 dolara 10 yıllık turist vizesi almak yerine böyle saçma sapan bir şey yaptığım için kendime söylenip duruyorum. Uçak biletlerinin fiyatına bakıyorum. Sadece Delta Havayolları'nda New York'a gidiş-dönüş ekonomi sınıfı uçak bileti 2.800 TL! Türk Havayolları'nın ise 3.400 TL civarında!.. Ekimde filan olsa daha ekonomik bilet alternatifleri var. Yani zaman azaldığı için haliyle biletler pahalı...

      'Afganistan'da ne işin vardı' önce İstanbul'da sorgulandım
      Neyse, bu lotarya da kazanıp da ABD'ye göçmen olmak için gitmek isteyen o kadar kişi var ki ben de kendi kendime 'bu fırsatı kaçırma' diyorum.

      13 Eylül'de uçağım saat 12.30'da. Havaalanına erkek arkadaşım Ali götürüyor. 'Emin misin gitmek istediğine, istersen vazgeçebilirsin' diyor. Aslında hiç emin değilim ama 'Merak etme, sağ salim gidip geleceğim' diyorum ve check-in yaptırmak için Delta Havayolları'nın desk'ine yöneliyorum. Güvenlik kontrolünü geçmediğim uyarısıyla sıradan çıkartılıyorum. Nasıl ya? Alt tarafı Check-in yaptıracağım, güvenlik de nereden çıktı? 4-5 metre daha gerideki güvenlik bölümüne geçiyorum, sarışın Delta görevlisi pasaportumu alıp, sayfaları çeviriyor. Sonra bana dönüp, 'Pasaportunuzda Afganistan vizesi var!' Eee, suç mu? 4 yıl önce çalıştığım Vatan gazetesinde Türk müteahhitlerle ilgili bir yazı dizisi hazırlamak için o ülkeye gittiğimi söylüyorum. 'Peki niye bu kadar çok Schengen vizeniz var?' diye ikinci soru geliyor. Haydaaa!.. 3 aylık Schengen yerine 2 yıllık almayı ben de isterim istemesine de veren kim! Pasaportumu alıp gidiyor, bir başka görevliye gösteriyor, fısır fısır konuşuyorlar. Herhalde beni ajan zannetti diyorum. Oysa benim yüksek tansiyonum var. Heyecanlı işler bana göre değil! Geri geliyor, 'Afgan vizem mi sorun oldu?' diye soruyorum. 'Sakıncalı ülkelere rastladığımızda üssümüze haber vermemiz gerekiyor' diye cevaplıyor. Neyse ki 'Terör eğitimi aldınız mı?' gibi bir soru sormadı. Daha gitmeden 'sakıncalı piyade' yani... Bir de sivil bir görevli tarafından bu kadar sorgulanmam garibime gidiyor. Afganistan'a da tek başıma gitmiştim ve hiç bu kadar gerilmemiştim. Oysa bu daha başlangıçmış!

      'Sorgunun' ardından check-in'imi yaptırıyorum. Yine şanslıyım, rezervasyonum orta koltuk olmasına rağmen pencere yanını kapıyorum! Feridun Ağabey'in (Çalışkan) hediye aldığı Adam Fewer'ın 'Olasılıksız' kitabını okuyorum. Günün anlam ve önemine uygun daha başka bir kitap olamazdı! Arada küçük uyuklamaları saymazsak kitabı bir solukta bitiriyorum. Ve bir yandan da indiğimde başıma geleceklerin 'olasılık' hesabını yapıyorum. Türk hostes deklarasyon formlarını dağıtıyor. Green Card için gittiğimi söyleyince, bana iki form birden uzatıyor. Formlardan biriyle ilgili bir şey sormak istiyorum. 'Meşgulum, biraz sonra' diyor. Ama biraz sonra hiç olmuyor. Yanımdan her geçtiğinde başını çeviriyor. Yanımda oturan İspanyol Lui'ye soruyorum, hemen yanıtlıyor. Lui olmasa daha çok beklerim! 10 saat sonunda JFK'ye indiğimiz anonsu yapılıyor. 'Buraya kadar geldin, bundan sonrası daha kolay' diye kendimi teskin ediyorum. Bir de bavul kovalamak zorunda kalmayayım diye müdürüm Levent Ertem'in tavsiyesine uyarak valizimi kabin içine aldığım için, hemen pasaport kuyruğuna giriyorum. Mahşer yeri gibi bir kalabalık! Önce Amerikan vatandaşlarının olduğu kuyruğa girdiğimi zannediyorum. Oysa doğru kuyruktayım. Çünkü uçağın yüzde 99.9'u başka bir ülkenin pasaportunu taşıyor!

      Pasaport polisi bile imtihan ediyor: Kaç kişiye loto çıkıyor?
      Bekledikçe daha çok geriliyorum. Gözüm pasaport kuyruğundaki kalabalıkta, elinde benim gibi bir sarı zarf taşıyanı görsem, hemen yanına atlayacağım! Ama yok! Nihayet sıra bana geliyor. Hispanik olduğunu tahmin ettiğim genç bir polis memuru eliyle gel işareti yapıyor. Üniformasının üzerindeki rozetten ismini okumaya çalışıyorum. Malum miyop var, tam göremiyorum. Eğer yanlış okumadıysam ismi Dywon. Masasında büyük boy karton kutuda kahve duruyor. Kahvesinden bir yudum alıyor. Bizdeki pasaport polislerini düşünüyorum. Değil kahve, görevleri başındayken su bile içmiyorlar. Dywon gülümseyerek, 'Green Card kazandın ha, seni şanslı' diyor. Evet, diyorum. Pasaportuma bakıyor ve sarı zarfı açıyor. İskambil kağıt destesini karıştırır gibi yaprakları hızlıca çeviriyor ve bu defalarca sürüyor. Sabrım tükenmeye başlıyor. Bu kez evraklara tek tek bakmaya başlıyor. O sırada, 'Yılda kaç kişi Green Card kazanıyor biliyor musun?' diye soruyor. Yine çalışmadığım yerden soru geliyor, 'Sanırım 50 bin diyorum', '55 bin kişi' diyerek beni düzeltiyor. Türkiye'nin kotasını soruyor. 'Hiçbir fikrim yok' diyorum. Hem göçmenlik statüsüyle geliyorum hem de göçmenlikle ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Başlangıç için ne kötü bir intiba bırakıyorum böyle!

      Senin sağlık raporun yok!
      Görüşmenin seyri gittikçe değişiyor. Ve en korktuğum şey başıma geliyor, Dywon, 'Sağlık raporun nerede?' diye soruyor. 'Sarı zarfın içinde olmalı' diyorum. 'Hayır yok, içinden çıkmadı' diyor. İyi de ben ne yapabilirim? O zarfı Ankara'daki Büyükelçilik gönderiyor, benim içine konulacak evrakları kontrol etme ya da onlara müdahale etme gibi bir durumum söz konusu değil ki! Amerikan Hastanesi'nden verilen aşı kartımı uzatıyorum, Türkçe yazdığı için, hiçbir şey anlamıyor ve bana geri uzatıyor. Yine evrakları karıştırıyor, o sırada ona verdiğim deklarasyon formlarından birinde, neden ikametgah adresi olarak neden sponsorumun Brooklyn'deki adresini değil de New Jersey'deki oteli gösterdiğimi soruyor. Röportaj yapmak için geldiğimi bu nedenle orada kalacağımı söylüyorum. Mavi deklarasyon formunun üzerine bir çizik atıyor, beyaz olanı ise üçe katlayıp kenara koyuyor. (Oysa o kenara koyduğu beyaz form sonra başıma ne işler açıyor!) Elektronik cihazda parmak izimi alıyor, kamerayla fotoğrafımı çekiyor. Benimle gel diyor, o önde ben arkada yürümeye başlıyoruz. 'Problem var mı?' diye soruyorum, gayet cool 'Yok' diyor.

      ABD ziyaretim JFK'deki polis merkezinden başlıyor
      'Yes We Can' tişörtüm de işe yaramıyor, havalimanındaki polis merkezine giriyoruz.'Başka bir polise, sağlık raporumun olmadığını söylüyor. İçeride bankaların bekleme salonlarındaki gibi koltuklar var. Orada oturmamı söylüyor. 'Aman ne şahane, sadece kendi gazeteme değil, başka gazetelere de haber olmayı garantiledim!' diye içimden geçiriyorum. O sırada muhtemelen tansiyonum 20 oluyor. Çünkü kulaklarım deli gibi uğuldamaya başlıyor. 'En kötü ihtimal beni bir sonraki uçağa bindirirler ve geri gönderirler' diye kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Evrakları alan polis, tıpkı Amerikan filmlerindeki kasaba şeriflerine benziyor. İçeride bir oda ve çok sayıda polis var. Bekleme salonunda ise benim gibi 'şanslı' bir Uzakdoğulu bulunuyor. Etrafı seyrediyorum, birden 'Eeyliiiiin' diye bir ses duyuyorum. Meğer polis memuru bana sesleniyormuş. Yanına çağırıyor ve ona en yakın koltuğa oturmamı işaret ediyor. Elinde evraklar var, onları zımbalıyor. Gel diye işaret ediyor. Bir forma imza attırıyor, parmak izimi alıyor. 'Bu kadar mı?' diye soruyorum, 'Evet' diyor. O sırada müdürün söylediği 'Polisle beraber fotoğraf çektir' uyarısı aklıma geliyor. 'Bu benim için önemli bir an, beraber fotoğraf çektirebilir miyiz?' diye soruyorum. Önce anlamıyor, 'Dosyanda fotoğrafın var' diyor, 'Hayır, birlikte fotoğraf çektirelim mi?' diyorum. Yüzünde öyle bir ifade oluşuyor ki anlatmam mümkün değil, Serdar Turgut'tan sonra kaçık olduğumu düşünen ikinci kişi! Teşekkür edip, koşar adım oradan uzaklaşıyorum. İçimden 'Eh müdür, alacağın olsun adama rezil ettin beni' diyorum. Bu bizdeki pasaport polisine bir Nijeryalı sığınmacının 'Birlikte fotoğraf çektirebilir miyiz?' demesi gibi bir şey! Ve çıkış kapısına doğru koşar adım gidiyorum.

      Hani çıkış formun nerede? Eyvah, ülkeden çıkamıyorum!
      New York'ta üç gün geçirdikten sonra dönüş günüm gelip çatıyor. JFK'den dönüş yolundayım. Delta Havayolları'nda bankoda üç görevli çalışıyor, sırada ben dahil 7 kişi var. Ve yaklaşık 40 dakika sonra sıra bana gelebiliyor.'Az kaldı, sık dişini, çıldırma' diye kendimi teskin ediyorum. Biz de olsa havalimanında sırada sadece 6 kişi olsa ve toplamda 40 dakika beklese, kesin kavga çıkar! Benden başka kuyrukta oflayıp püfleyen yok! Herkes kuzu kuzu bekliyor. Gişe görevlileri gayet sakin 'işlerini' yapıyorlar. Sıra nihayet bana geliyor. Pasaportumu ve elektronik bilet numaramı uzatıyorum. Görevli kadın, pasaportumu alıyor, sayfalarını çeviriyor. Bir şey soruyor, ne sorduğunu önce anlamıyorum. Amerikan vizesinin basılı olduğu sayfayı gösteriyorum. Sonra dank ediyor, girişte verdiğim beyaz formun bir ucunun koparılıp, pasaportuma zımbalanması gerekiyormuş. İyi de Memur Dywon bana öyle bir şey vermedi ki... Kadın, pasaportu bana geri uzatıyor ve check-in'imi yapmayacağını belirtiyor. Sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. İyi de ben nereden bileyim o formun bende kalacağını, o benim işim mi? Pasaportu tekrar uzatıyorum, Green Card'ım olduğunu söylüyorum. 'Tamam peki' diyor, check-in'imi nihayet yapıyor. Havalimanına dört saat önce gitmeme rağmen pencere yanında yer de bulamıyorum, yerim koridor bile değil, orta koltuk! 'Uçağa bindin de pencere yanın kusur' diye kendime söyleniyorum. Normalde havalimanlarındaki mağazaları dolaşmayı çok sevdiğim halde, büyük bir moral bozukluğu ile kendimi 14 numaralı kapının bulunduğu bekleme salonuna atıyorum.

      Vermedikleri formu geri istediler
      Üç gündür sürekli deli dürtmüş gibi gece 3'te uyanıp sonra da bir daha uyuyamaktan, çantama sarılıp gözlerimi kapatıyorum. Ne kadar süre geçiyor, bilmiyorum. Gözümü açtığımda zenci bir Delta görevlisinin salonda bekleyenlerin pasaportlarını kontrol ettiğini görüyorum. Sıra bana geliyor. Pasaportu ve biletimi uzatıyorum. 'Form nerede?' diye soruyor. Haydaaa, yine başladık. Ya verdiniz mi istiyorsunuz? 'Yok' diyorum, sanki pasaportum yokmuş da uçağa öyle biniyormuşum gibi gözlerini açarak 'Kaybettin mi yoksa?' diyor. Geri vermediler diyorum, biletimi alıyor üzerine kocaman bir 'No 194' yazıyor. Sonra diğer yolcuları dolaşıyor. Benden başka koca salonda o formu olmayan bir kişi yok. 10 dakika sonra dayanamayıp yanına gidiyorum, 'Bu formun olmaması benim için sorun mu?' diye soruyorum. 'Hayır' diyor. Ee be adam, madem sorun değil o halde bana niye küçük çaplı bir kalp krizi yaşattın! Boarding time geliyor, uçağa alınıyoruz. Yerime oturuyorum. Derken Gürcü olduğunu tahmin ettiğim bir çift dışarı çağrılıyor. 'Ha tamam sıra bende' diyorum. Neyse ki, korktuğum başıma gelmiyor. Uçağın kapısı kapandığı anonsu yapılıyor. Uçak nihayet havalanıyor ve derin bir soluk alıyorum.

      İstanbul'a inince neredeyse yeri öpecektim hay aklıma...
      İstanbul'a inişte, karikatürlerdeki gibi yeri öpmemek için kendimi zor tutuyorum. Neyse ki erkek arkadaşım Ali beni almaya gelmiş. 'Değdi mi bari Löle' diye soruyor? Hakkımı kaybetmemek için 6 ay sonra yine gitmem gerektiği aklıma geliyor ve kalbim sıkışıyor. 'Elbette değmedi, harcadığım paraya, zamana ve emeğe yazık' diyorum! Orada işiniz, yakınınız, eviniz hazır değilse benim yaptığım gibi 'Alayım da bir kenarda dursun' diye asla başvurmayın. Bu Green Card, şişede pardon kenarda durduğu gibi durmuyor! Eve girer girmez annem kapıda, 'Bir daha seni bu kadar uzağa yollamam' diyor. Oysa daha önce Çin'den Japonya'ya kadar gitmiştim. 'İstesen de gitmem' diyorum. Ertesi gün müdür soruyor: 'Bu Green Card ne işine yarayacak?' Koca bir 'Hiiiç' diyorum. Gerçekten 'hiç'!

      AYLİN LÖLE/AKŞAM

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: ABD Vatandaşlığı Başvuru Süreci (Naturalization)

      @Malkoç-Ömer evrak listesine baktığım yer burası

      Vatandaşlık Süreci ve İşlemleri içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Uber ve Lyft Şoförlüğü

      @maranty dediğiniz gibi kaçak olarak bu işi yapanlar var ancak uber ansızın rastgele bir zamanda kendi resminizi çekmenizi ister eğer o resmi çekmezseniz çalışmanıza izin vermez, resmi çektiğinizde hesap sahibi siz değilseniz hesabı kitler. bunu bilerek çalışmanızda fayda var. ayrıca lyft'in 1 yıllık ehliyet şartı aramadığı eyaletler var oralara bakın 1 yıl dolana kadar orada yaşarsınız sonra dönersiniz.

      Ulaşım içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri

      O kadaaaar uzun zamandır beklettiğim bir konu ki bu. Deniz’in okulu ve vazonun kırılıp tekrar yapışmasından sonra bir türlü elimin gitmediği konular listesinde yer alıyor. Çok çetrefilli. Çok bakış açılı. Ve çok herkese-göre-değişir cinsten.

      En nihayetinde, dün gelen bir maille “Artık yeter, yaz kızım kereviz” dedim, ve işte yazıyorum.

      Aşağıdakiler tamamen kendi düşüncelerim, kendi tecrübelerim. Eksiği, gediği, bir başkasına göre doğrusu, yanlışı vardır. Ekleme yapmak isteyenlerin yorum kısmı emirlerine amadedir.

      Amerika’dan Türkiye’ye dönüş yapılır mı?

      Bilmem. Biz yaptık, oldu.

      İlk taşındığımızda çok alıyorduk bu soruyu: Hangi akla hizmet Türkiye’ye döndünüz? Millet oraya gitmeye çalışıyor, ne demeye geldiniz?

      Size ne? demek istiyor insan. O kadar da gözünde büyütme Amerika’yı be kardeşim demek istiyor. Bir hikmet var ki döndük demek istiyor. İlk başta.

      En önce buldumcuk oluyor insan. Canım memleketim! Ne kadar da özlemişim. Hele bir de ailenle aynı şehirdeysen! Çocuğun var, anneanne-babaanne pır dönüyor etrafında. Sen, Amerika’dan Türkiye’ye geldiğin tatillerdeki gibi yaşıyorsun ilk başta. Hiç bitmeyen bir tatil.

      Ama ondan sonra “Reverse culture shock” dedikleri ters kültür şoku devreye giriyor. Ve kendini buraya ait hissetmemeye başlıyor insan. Oraya da ait hissetmiyor. İki arada, bir derede. Keşke gitmeseydim diyorsun. Gidip, oraları görmeseydim. Aklım kalmasaydı.

      Sanırım yaklaşık iki, üç sene sürdü bu ters kültür şoku. Şimdi artık buraya ait hissediyorum kendimi. Alıştım. Ha, sinirlendiğim şeyler yok mu? Elbette var! Bu blogun ortaya çıkış sebeplerinden biri de Türkiye’nin bu kargacık burgacıklığı zaten.

      Bu kadar edebiyattan sonra gelelim işin teknik kısmına.

      Dünkü mailde sormuş San Francisco’dan yazan 4,5 aylık anne adayı:

      sizce neler goturelim kizimiz ve kendimiz icin, TR de bulamayacagmiz ya da fahis fiyat olabilecek olan seyler nelerdir? siz gidince ne kadar zamanda ev duzebildiniz? TR de neleri nerden aldiniz, ne kadarlik bir birikim gerekir tahminen? Hangi markalarda neleri tavsiye edersiniz, gerci burada da hala dogru duzgun bir supurgeye denk gelemedim ama, bu konularda da tavsiyelerinize acigim musait vaktinizde.

      Şimdi şekerim, getirebildiğin her şeyi getir. HER ŞEYİ. Bizim yaptığımız hatayı yapma. Biz, aman televizyonun bilmemnesi uymaz, getirme. Yok saç kurutma makinesinin ayarı uymaz, bırak diye diye bayağı bir şeyi bıraktık. Ha, burada taşınacağımız ev, oradaki evimizin üçte biri büyüklüğündeydi, o ayrı. Ancak sonradan daha genişçe bir eve çıktık. Şimdiki aklım olsa o eşyaların hepsini getirir, eve sığmayanları ya eşe dosta dağıtır ya da bir depoya koyardım. Burada sıfırdan bir şeyleri almak çok daha pahalı çünkü.

      Taşınma kararı verdiğimizde yaklaşık altı aylık hamileydim. Dolayısıyla bebek alışverişimizin hepsini oradan yaptık. Yatak odası, puset, kitap, kılık kıyafet… Her şeyi oradan aldık. Türkiye’de (özellikle de İstanbul’da) bu tür şeylerin daha pahalı olduğu düşüncesinden hareketle aklımıza gelen her şeyi toparladık. Eşyaları konteynerle getireceğimiz için yer sıkıntımız da yoktu.

      Artık Türkiye’de her şey bulunuyor. Benim burada henüz görmediğim çok az şey var. Ama her şey çok pahalı. Oraya göre AŞIRI pahalı. Dört sene oldu döneli, hala buradan alışveriş yapmaya alışamadım. Hala “Ben bunu orada yarı fiyatına alırım yahu!” diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Dolayısıyla yer sıkıntınız yoksa her şeyi oradan alın. Özellikle de bebeğinizin ihtiyacı olacak her şeyi.

      Konteyner işine gelince… Bir 20 m³ bir de 40 m³’lük konteynerler var. Biz üç katlı evimizin eşyasının çoğunu 20 m³ olan konteynere rahatlıkla sığdırdık, hatta yerimiz de arttı. Dolayısıyla dönmeyi düşünenler iyice tartsın yer olayını, 40 m³ bayağı ciddi bir alan.

      “Elektronik eşya getirmeyin” hurafesine tekrar değinmek istiyorum. Getirin kardeşim, getirin. Modern çağda her şeyin bir çaresi var. Bak, millet iPhone’ları alıp, çatır çatır kırdırıp kullanıyor. Adaptör denilen bir aygıt var. Takıyorsun alete, sokuyorsun prize… Ta-taaa! Mis gibi çalışıyor her şey. O yüzden, epilady’ni de getir, süt pompanı da. Abajurunu da, saç kurutma makinesini de.

      Burada kullanmayacağınızı düşündüğünüz, ya da yer sıkıntısı yaratacak şeyleri de getirin. Neyin, kimin işine yarayacağını bilemiyorsunuz. Eşe dosta öyle çok şey dağıttık ve bir o kadar da dağıtabilirdik ki… Bir sürü kuzenim ev kurdu, neler verirdik onlara.

      Ne kadar sürede ev düzdünüz? sorusuna gelince… Biz gelmeden babam eşyalı bir ev tutmuştu bizim için. İlk iki ay orada yaşayıp, bir yandan da ev aramaktı niyetimiz. Ancak evdeki hesap gümrüğe uymadı. Eşyalar beklediğimizden çok daha çabuk sürede geldi. (Halbuki bize hep tam tersini söylemişlerdi.) Eşyalar gelince, boşuna gümrükte bekletip hem para ödemek zorunda kalmayalım, hem de mundar olmasınlar diyerekten apar topar bir ev tuttuk. Ancak eşyalı evin de kirasını ödemiş bulunmuştuk. Böylece bir ay boyunca iki kira verdik, ama nereden bilebilirdik böyle olacağını?

      Türkiye’de ev düzerken yaşadığımız en büyük sorun evlerdeki dolap eksiği. Amerika’da her evin her odasında bir gömme dolap olur. Bazı odalarda ayrı bir oda şeklindedir bu. Dolayısıyla gardrop, yok ray dolap denen kavramlar pek yoktur orada. Ve dolayısıyla öyle evden eve taşınırken dolap sök, tak, yok kira evinde dolap yok, ev sahibine yaptırmaya çalış gibi dertlerle uğraşmazsın.

      Ama Türkiye bu konuda bir felaket! Yeni yapılan evlerde, bir iki odaya, o da belki koyuyorlar bir dolap. Geri kalan ıvız zıvırlarını saklamak sana kalıyor. Dört sene oldu Türkiye’ye döneli, hala tam yerleşemedik bu dolapsızlıktan ötürü!

      Nerelerden neleri aldınız, ne kadar birikim gerekir? sorusu… Bu, hangi şehirden taşındığına göre değişir. Çünkü kardeşim, eğer New York’tan taşınmıyorsan, ve de Amerika’da da belirli bir standardın üzerinde yaşamıyorsan, Türkiye’ye, özellikle de İstanbul’a döndüğünde standardın düşüyor. Orada kullandığın arabanın tıpkısının aynısını iki katı fiyatına alıyorsun mesela. Oranın küçük SUV tipi arabası, buranın “lüks cip” sınıfına giriyor. O kadar ki, bir restorana gittiğinde görevliler “Ahanda, zengin birisi geldi, kapısını açalım da bize bahşiş versin” diye davrandıklarında neye uğradığını şaşırıyorsun.

      Benzin konusu ise başlı başına Amerika’ya geri dönme sebebi. Oradakinin dört katı (rakamla 4, yazıyla dört, DÖÖÖRT katı) para ödüyorsun benzine. Hal böyle olunca ulaşım ciddi bir sorun haline geliyor. Oradayken düşünmediğin kalemler burada ciddi bir masraf olarak çıkıyor karşına.

      Ciddi masraf demişken, aklıma gelen bir başka şey de içme suyu. Amerika’da, en azından bizim yaşadığımız birçok şehirde şehir suyu (bildiğin musluk suyu) güvenle içilirdi. Sıkıysa İstanbul’da musluktan akan suyu içmeye kalk. Dolayısıyla yeni bir kavram giriyor hayatına: Damacana suyu. Yepyeni bir operasyon bu da: Marka seç, bayii bul, damacana al, bitince sipariş ver. Masrafı da cabası.

      Beyaz eşya ayrı bir konu. Amerika’daki evlerin hemen hepsinde buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi, kurutma makinesi var. Evle birlikte alıp (ya da kiralayıp), evle birlikte satıyorsun bunları. Türkiye’de böyle değil, her şeyi kendin alman lazım. Bu da ayrı bir operasyon. Hangi marka beyaz eşya? Taksitle mi, peşin mi? Yanında elektrik süpürgesi hediye mi? Falan filan…

      Ne kadar birikim gerekir? Çok gerekir, çok. Türkiye’deki ev fiyatlarından haberiniz var mı? Bizim oradaki bahçeli, üç katlı, cici bici evimizin parasıyla burada üç oda bir salon bir ara kat belki alınır. O yüzden ev alacağız falan diye düşünüyorsanız bayağı bir birikim gerekir.

      Bunların dışında, okul konusu ayrı bir sorun. Amerika’da, yaşadığınız eyalete göre değişmekle birlikte devlet okul-özel okul ayrımı buradaki kadar derin değil. Özel okullara hakikaten çok varlıklı kesim gidiyor genellikle. Bizim, Miami’ye taşınmadan önce yaşadığımız Baltimore (daha doğrusu Columbia) şehrindeki okullar, ülke genelindeki sıralamada ilk dörde giriyordu bir zamanlar. Dolayısıyla orada yaşasaydık hala, özel okul mu, devlet okulu mu diye bir ikilemimiz olmayacaktı.

      Yukarıda dönerken nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Dönmeli mi, dönmemeli mi? Yeni Türkü’nün deyişiyle dönmek artık mümkün mü sorusu kişiye, ne kadar zamandır yurtdışında olduğuna, hangi şehre, ne şartlarla döneceğine göre değişir.

      Elbette Amerika’da yaşam standardı daha yüksek. Düzen öyle kurulmuş. Altyapı sorunu denen bir şey yok. Hayat düzenli. Toplu taşıma araçları bile klimalı. Ter kokusu denilen bir şey yok.

      Türkiye’de hayat karmakarışık. Çoğu zaman kelle koltukta. Hayat, hele de İstanbul’da çok pahalı. Ter kokusu yüzünden toplu taşıma araçlarına binmek işkence oluyor bazen.

      Doğru karar verip vermediğini dönmeden bilemiyor insan.

      Gerçi döndükten sonra da bilemiyor ya, neyse…

      ALINTIDIR.

      Arkadaslar merhaba uzun zaman oldu yazmak istedim inanın fırsat bulamadım.2015 talihlisi olarak ilk mülakata gırenlerdeniz ve sanırım ABD ye de ilk giriş yapanız. . 35 gun oldu biz ABD ye geleli. Ilk olarak sunu söylemeliyim burada SSN olmadan bir hiçiz. Bu çok söylendi ve yazıldı ama inanın durum bu neyse SSN elimize giriş yaptıktan 1 hafta sonra geldi. Ama SSN nin gelmesi ev tutmamıza da yetmedi iş soruyorlar ve kredi geçmişi istiyorlar.biz yeni geldigimizi ve bi yerden başlamadan kredi yapamayacağımızı anlatsak da anlamıyorlar ve güvenmiyorlar. 3 aylık peşin kira deposit verme teklifimizi söylemiyorum bile duşunun. Neyse esim ve cocuğumuzda sağolsun bir turk arkadasımız yardımcı oldu onların 2 odasını kıraladık 1 aylığına. Bu arada SSN ve 20.gunde green card elimize ulaştı.ev aramaya başladık tabi.ev için başvuru yaptık iş olmadıgı için sorun çıkarıyorlar ama yıne 3 aylık kıra deposıt teklifimizi verdik bakalım cvp bekliyoruz.ve apartman ile de görüştük onlar bu konuda daha esnekler banka da hesabın var mı ve tabiki paran var mı diye kağıt istiyorlar işin yoksa.varsa yıne bir miktar peşinat ile kiralıyorlar. Bakalım bize hangisi kısmet olacak. Tabi ev haricinde buradaki en buyuk sıkıntı araba.turk arkadasın arabasını da kiralamıstık ama bugun ıtıbarı ile arabamızı aldık.biz bayi den garantisi olan bir araba tercih ettik açıkcası. Burada garantı cok önemliymiş.burada araba alırken pazarlık sıstemı cok ilginç.gidiyorsunuz delaler size arabanın fiyatının ve bilgilerinin oldugu bir kağıtlara geliyor başlıyorsunuz pazarlığa.ayrıca biz burada öğrendik kellybluebook.com diye bir site var bulduğunuz arabanın bilgilerini girip en iyi alabileceğiniz fiyatı bulabiliyorsunuz ve sizi kandırmaları biraz zor oluyor.neyse dönelim pazarlığa kağıda düşündüğünüz fıyatın altında bi fiyat yazın ve pazarlık başladın.daeler patrona sorayım diyor ve patron size yeni bi fiyat veriyor siz yazıyorsunuz o yazıyor ve bi yerde bitiyor bu arada saat nasıl geçiyor anlamıyorsunuz ama bunu yapmazsanız çok fena fiyat arttırıyorlar.vergiyi iyice hesapların onlara güvenmeyin fiyata ne koymuşlar onlarıda inceleyin.sonuç itibarı ile size yardımcı olacak bir tecrübeli arkadasınız varsa ne mutlu. Biz o kadar şanslı değildik eşimle birlikte aldık ama sonuç olarak sanırım başardık.gelelim diğer konulara ingilizce kursuna yarın başlayacağız ücretsiz olarak community College de.kütüphanelerinde araştırın bunlar ücretsiz oldugu için talep fazla o yuzden hemen kayıt yaptırın arkadaslar.cocukların okul konusuna gelirsek bizim ufaklık 2.sınıfa basladı bu 3.haftası oluyor bizden cabuk alıştı inanın 2.gunde çocuklarla ingilizce konusmaya basladı .tabi biz cok sevindik. Okula kayıt olurken istedikleri en önemli şey ası kartı lutfen onu unutmayınnnnn...... Daha sonra pasaport ve verdikleri formları doldurduktan sonra olay bitiyor.okulları konusunda turkıye deyken ne okuduysak ne duyduysak doğru burada cocuklara verilen degeri görünce hem mutlu olduk hem ülkemiz adına uzuldum açıkçası.tabi bu arada okul puanlarını iyice araştırın ona göre evlere bakın iyi bir okul için.bizim çocugun gittiği okul 10 puan....yasama gelirsek açıkcası bizim hoşumuza gitti kuralların işlediği ve herkesin uyduğu bir yer.biz cabuk alıştık umarım hep boyle gider.herkesin yazdığı gibi çalışmayı seviyorsan burada yaşayabilirsin yoksa yapamazsın zaten.burada 70-80 yasında insanların hala çalıştığına sahıt oldum çalışmak istediği sürece işten atılmaları söz konusu değilmiş sasırdım seviyorlar çalışmayı..... Su anda aklıma gelenler bunlar arkadaslar sorularınız olursa cevap verebildiklerimi yanıtlamaya çalışırım.umarım vizesini alanlar ve mülakatı sabırsızlıkla bekleyen tüm arkadaslarım istediklerinize yeni yaşamlarınıza bir an önce kavuşursunuz..herkese basarılar diliyorum.görüşmek dileğiyle....

      Amerika'da gecerli 2 lisan vardir, Ingilizce ve Ispanyolca. Eger Ispanyolca'niz iyiyse Hispanic'lerle iyi anlasirsiniz. Turkleri severler.

      Bu konunun bana ait ilk mesajini gorunce duygulandim. Yaklasik 7 sene once yazmisim. Ilginc. ABD'de 5 yil kaldiktan sonra ABD vatandasi oldum. Ayrica 2 sene de orduda gorev aldim. Honduras, Turkiye (Malatya radar ussu'nde tercuman olarak) ve Filipinler'de bulundum. Ordudan ayrilip tazminatimi aldiktan sonra Venezuella'ya yerlestim. Su anda Venezuella'da yasiyorum esim de burali. Venezuella'nin genelinde 80-100 kadar Turk var. 2 senelik bir kontratim daha var, ardindan tekrar ABD'ye donecegim. Simdilik durum bu arkadaslar...
      7 yil sonra yapilan durum guncellemesi

      mihir palas rumuzlu kişinin tecrübeleri
      Temmuz 2012
      ALINTIDIR.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: ABD Vatandaşlığı Başvuru Süreci (Naturalization)

      mesela burada if ile başlayan cümlelerin hepsine no diyorum, hatta eğer ödemeyi online yapacağımdan dolayı, buraya baktığımda benden istenen tek evrak, greencardımın önlü arkalı fotokopisi. acaba, ben green carda başvururken tüm evrakları daha önceden benden aldıkları için yeni evrakları istemiyor olabilirler mi?

      Vatandaşlık Süreci ve İşlemleri içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Uber ve Lyft Şoförlüğü

      @semavi kenara attığınız 500$'ın vergisini vereceğinizi unutmayın o yüzden kenarda duran 500$'ın hepsini harcamayın, ayrıca full time çalışıtığınız işinizde bir geliriniz var, uber ve lyftten gelen paranın vergi diliminizi yükseltmemiş olmasına da dikkat edin, eğer uber ve lyft yaptığınız için vergi diliminiz tam ucu ucuna bir üst vergi dilimine girerse gereksiz fazla vergi vermiş olursunuz.

      Ulaşım içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri

      Herkese selam,Dv-2004 greencard talihlisiyim gecen yaz basinda 3 ayligina gittim amerikaya ama is yok,is ortami cok zor.Unv. mezunu olmama ragmen copculuk,bekcilik ve metro istasyonunda jeton satarak calistim.Tabi sonunda dayanamayarak Turkiye'ye dondum.Amerikaya gitmek isteyenlere tavsiyem,sadece 1 konuda isin uzmani olun.O isi en iyi siz yapin.O zaman orada is bulursunuz,ama bizim klasik turk mantigiyla ne is olsa yaparim seklindeki yaklasimlarla ac kalirsiniz oralarda.
      Yasadigim bir cok olay oldu Amerika'da,bu yaz yine gidecegim,bu sefer kalici olmayi amacliyorum.

      Amerika'da aralikli olarak kaldim su ana kadar ama toplarsak 6 ay kadar bulunmusumdur orada.Su anda da Turkiye'de Amerika'da cok gecerli bir dil olan ispanyolca kursuna yazildim ve ipanyolca dersleri aliyorum.bir yanda da part time muhendislik isleri yapiyorum dogalgaz firmalarina.Sizlere yardimci olmasi icin orada neler yaptigimdan biraz bahsedeyim.

      Amerika’nın Texas eyaleti Killeen şehrine “greencard gocmeni” olarak geldiğimde başıma geleceklerden haberim yoktu. Bir yere turist olarak belli bir süre için gelmekle, orada yaşamını kurmaya çalışmak çok farklı. Çünkü turist olarak geldiğinizde, geri döneceğinizi bildiğiniz için zaman içinde sizi rahatsız edebilecek noktaları görmüyorsunuz, ayrıca gündelik yaşamın rutinleri de sizi sıkmadığından sadece anınızı yaşıyorsunuz; günlük yaşam ve gerçekler ise çok daha farklı.
      Girişimden olumsuz bir yazı yazacağımı düşünmenizi istemem, zira her yerin kendine özgü artıları ve eksileri var. Elma ile armutu da karşılaştırmak doğru olmaz diye düşünüyorum. Ankara’da doğmuş büyümüş ve üniversiteden sonra İstanbul’a yerleşip 11 yılını orada geçirmiş bir “city girl”ün Texas’a taşınmasıyla “cowgirl”e dönüşme sürecini ve nihayetinde sekiz aydır Texas’ta küçük bir şehirde yaşayan biri olarak gözlediklerini ve izlenimlerini sizlerle paylaşmak istedim. Tabii ki yazacaklarım sadece kişisel gözlemlerime dayalı olup, tüm Amerika’yı kapsa(ya)maz. Zaten benim ışıklı-büyüleyici, şık ve genelde ince yapılı insanların gezindiği Los Angeles sokaklarından sonra “bigger is better” anlayışından hareketle böceklerinden, kamyonlarına, hatta insanına herşeyin ortalama 2 kat büy]uk olduğu Texas arasında gözlediklerim bile epeyce farklı.
      Çevremde öncelikle ilk dikkatimi ceken, 7 tepeli, sokakları labirent ve canlı bir organizmaymışçasına sürekli (fakat maalesef plansız) büyüyen İstanbul’umdan sonra yerleşim alanları ile merkezi iş alanlarının birbirinden ayrı planlandığı, cadde ve sokakların kareli metod defterinde çizilmişçesine birbirine dik ve paralel sistemde bloklardan oluşan bir yapılaşmanın varlığı oldu. Kendiliğinden ve zaman içinde değil, önceden çizilmiş-planlanmış olduğu belli, içinde yaşaması kolay ama süprizi ve tadı olmayan mekanik bir yapılaşma… Tarifler doğu-batı gibi yönlere ya da 2 blok sonra sağa, 1 blok sonra sola şeklinde bloklara dayalı yapılıyordu. Benim yaşadığım bölge, coğrafi açıdan çok düz olduğu ve en yüksek bina 7 katlı olduğu için de başlangıçta etraf gözüme çok düz ve yavan göründü. Nerede Beşiktaş’ın Boğaz’a, Balat’ın Haliç’e nefis vistalar veren gizemli dar sokakları, dik yokuşları… Ayrıca betonarme apartmanlar yerine, bahçeli ahşap evleri de gözüm başta yadırgadı.
      İkinci farklılık, sokakların oldukça boş ve temiz olmasıydı. “Nerede bu insanlar, sokaklarda oynayan çocuklar yok mu?” diye aklımdan geçirdiğimi anımsıyorum. Tabii herşey gibi insanların hayatları da o kadar sistemli ve programlı ki, çocukların okulları yoksa bale kursları ya da beyzbol antremanları oluyor. Çalışmayan annelerin en birincil vazifesi, aile tipi bir arabayla çocukları programlarına getirip götürmek. Çünkü burada toplu taşımacılık yok denecek kadar az, bir de sokaklarda çöpün arkasından fırlayarak ödünüzü koparan ve adrenalinizi yükselten kedi-köpekler yok (yerine bol bol sincap görebilirsiniz ya da arabanızın önüne bir geyik fırlayabilir). Yollarda gördüğüm “geyik” tabelaları beni başta epey güldürmüştü. Burada korna sesi duymak neredeyse imkansız, insanlar trafikte inanılmaz sabırlı ve bizdeki uygulamanın tersi, yayalara öncelik tanınıyor.
      Amerika güzel, gerçekten heyecan verici. Herşey sistemli çalışıyor, ama bence eksik olan birşeyler var. İnsanlar birbirlerini tanımıyorlar, zaten buna istek ya da zamanları da yok. Burada iletişim cok sahici değil ve insanlar içten değiller sanki. Korkunç bir izole edilmişlik, üst düzeyde bireyselleşme, konu-komşuluk yok, herkes "kendi" hayatını yaşayıp, "kendi" hedeflerinin peşinden koşuyor, o yüzden de zamanlar kısıtlı, yemekler fast food, arkadaşlıklar yüzeysel, konuşmalar "chat", uykular "nap". Herşey hızlı ve "light" yani, derinlik ve gereksiz ayrıntı yok.
      Amerikalılar, objektif olmak gerekirse, herkesin hakkına-özgürlüğüne çok saygılı ve sözlerine sadık, dakik insanlar. Ayrıca güleryüzlüler. İlk geldiğimde en yadırgadığım, hatta hala zaman zaman tuhafıma giden şey, sokakta ya da markette yürürken, tanımadığım insanların “merhaba” demesi, hal hatır sorması, hapşırdıklarında ya da yanınızdan geçerken hafifçe dokunduklarında bile özür dilemeleri oldu. “Tanışıyor muyuz” dememek için kendimi zor tutuyordum ama zamanla gördüm ki, toplumsal bir alışkanlık bu; yani adetten soruluyor. Yoksa gerçekte “who cares?”… Yine de hoşuma gitmediğini söyleyemem. İletişimle ilgili bir not da, kişilerin mahremiyet alanlarına saygılı olmanız gerektiği, yani kuyrukta beklerken (kuyruk ihlali sözkonusu bile olmaz) insanlara fazla yaklaştığınızda rahatsız oluyorlar ve bunu beden dilleriyle belirtiyorlar. O yüzden Türkiye’deki yaklaşma mesafesinin en az 2 katını baz almanızı öneririm. Arkadaşlarla da ya tokalaşılıyor ya da sadece yanaktan 1 kere öpüşülüp bir kucaklaşılıyor, bizdeki gibi 2 yanaktan değil yani : ) Ayrıca “gesture” denen vücut hareketlerinize dikkat etmek gerekiyor, her kültürün kendine özgü bir iletişimi oluyor ne de olsa. Ancak genellemek gerekirse, iletişimde bizim kadar el-kol hareketi yapmadıklarını ve birbirlerine fazla dokunmadıklarını gözlediğimi söyleyebilirim.
      Temizlik anlayışları bizdekinin tersi gibi. Herkes bahçesine bakmakla ve kapısının önünü temiz tutmakla yükümlü (bizim şehirde çimler 2 foot’u geçmeden kesilmezse gelip ceza kesiyorlar), haftanın belli günü herkes çöp bidonunu yola çekiyor, çöpler düzenli toplanıyor (herkesin belli çöp limiti var, fazla çöpe para alıyorlar). Burada, bizdekinin tersi, sokaklar çok temiz, evlerde ise ayakkabı ile dolaşılıyor (belki de sokakların temizliğinden), klozetlerde taharet musluğu yok ve genelde her ailede kedi ya da köpek var. Herhalde sokaklarda göremediğimiz kedi-köpek ırkı ev içine alınmış, ailenin bir ferdi gibi kabul ediliyorlar, mezarlıkları bile var.
      Değindiğim gibi toplu taşımacılık gelişmemiş (New York, Los Angelas, San Francisco, Chicago gibi büyük şehirleri kasdetmiyorum) ama 1,5 saat uzaklıkta yaşadığım ve büyük şehir addedilen Texas eyaletinin başkenti Austin’de bile gelişmiş bir otobüs sistemi ve metro yok. O yüzden burada araba, ayakkabınız gibi. Bir evde kaç nüfus varsa, o kadar da araba olmak durumunda. Türkiye’de arabasız ve ehliyetsiz yaşamak mümkün olduğu halde, burada insanların ehliyetsiz olmalarına tuhaf bakılıyor. Sadece turistler ve genelde yabancı öğrencilerin arabaları yok, diyebiliriz. Arabalar da Türkiye’deki gibi ulaşılması zor nesneler değil, ikinci el bir arabayı makul fiyatlara alabiliyorsunuz (zaten 1. el araba da pek tercih edilmiyor, ayrıca pazarlıksız araba alana “yeni gelen” ya da “saf” gözüyle bakılıyor). Bu konuda son bir not da, kaldırımlarda arabalar yok ve “değnekçilik” sistemi (!) burada yok.
      Sosyal hayata gelince… Büyük metropolitanlar dışında yapılacaklar çok çeşitli değil. "Outdoor" aktiviteleri seviyorsanız şanslısınız. Texas’ın % 80’i sular üzerine kurulu olduğundan (tabii bunun nefes almanıza etkisi başka bir yazı konusu) çok büyük ve güzel gölleri var. Dalma, balıkçılık ya da kamp yapabilirsiniz. Arkadaşlarla göl kenarı barbekü ya da evde mangal partileri çok yaygın. Ama kültürel aktiviteler derseniz, Austin’de seçenekler maalesef İstanbul’daki kadar çeşitli değil. Çok fazla müze yok ama Austin Tarih Müzesi ziyarete değer, insan “yüzlerce yıllık tarihimize rağmen biz niye bunları yapamıyoruz?” diye düşünmeden edemiyor. Burada sinemaya gidebilirsiniz, Texas Üniversitesi’nde bir oyun izleyebilirsiniz ya da (tüm USA için geçerli) BlockBuster’dan bir film kiralar evde izlersiniz. Sinemalarda enteresan birşey, koltuk numarası yok, mola / film arası da yok. Biletini alıp kafana göre oturuyorsun. İlk sinemaya gittiğimde 3 saat kalkmadan oturmak zorunda kaldım ve epey zorlandım. Alaska-Frigo da yok tabii… Allahtan koltuklar rahat ve kocaman (Texas standartlarında) ve de patlamış mısırlar çok lezzetli. Üstüne peynir tozu dökebilirsiniz. Zaten marketlerde de herşeyin tozu-tuzu var (soğan tuzu vs.). Sinemadan sonra markete alışverişe gittik, gece 1’de alışveriş yapmak çok ilginç geldi, en azından kalabalık yoktu (hoş, ben kalabalıklara hasretim ya . Burada büyük marketler 24 saat açık. Çünkü talep var. İnsanlar farklı vardiyalarda çalışabiliyorlar, dolayısıyla birinin gecesi öbürünün gündüzü olabiliyor. Marketlerde envayi çeşit ürünü bulmak mümkün ama çekirdekli tuzlu zeytin ya da Türk kahvesi için büyük şehirlerdeki etnik marketlere gitmek ya da interneti kullanmak gerekiyor. (Yine de tiryakilerinin çaydanlık ve cezvelerini yanlarında getirmeleri şiddetle tavsiye olunur.) Meyve ve sebzeler genelde yıkanmış oluyor ve organik (hormonsuz) olanları pahalı. Bizdekinin tersi, dönmuş ürünler burada daha ucuz, tazeler pahalı. Meyve-sebze konusunda ülkemizin değerini daha bir anladım. Taze meyveler “Flea Market” denen “Bit Pazarları”nda daha uygun bulunabiliyor. Tüketici hakları çok gelişmiş, beğenmediğiniz malı belli süre içinde (bazen hiçbir neden göstermeksizin) iade edebiliyorsunuz, müsteri daima haklı.
      Konserlere gelince… San Antonio’da gittiğim Justin Timberlake-Christina Aguilera konseri tek deneyimim ama şunu söyleyebilirim “şov” dünyası nelere müktedir anladım. 30.000’den fazla kişi en ufak itişme-kakışma olmadan yerlerimize yerleştik ve 3,5 saat gerçek dünyadan kopmuşuz. Biz sahada olduğumuz için ayaktaydık ama herkes numaralı yerinde durmak zorunda idi. Bizden 2 sıra arkaya düşmüş arkadaşımız yanımıza gelmek istediğinde görevliler gelerek uyardı ve arkadaşımız yerine yollandı. Omuzlara çıkmak yasak (düşüp de yaralanırsanız dava açabilirsiniz çünkü). Yani teknoloji ve atmosfer çok güzel ama herşey kurallara bağlanmış. Coşkunuzu yaşayamıyorsunuz ya da kurallar çerçevesinde yaşıyorsunuz. Öte yandan o kalabalıkta ezilen, yaralanan da olmuyor. İhtimal dahilinde ilk yardım odası ve ambulans hazır, bekliyor.
      Restoranlara gelince… Bizde suya para veririz ya, burada su genelde ücretsiz. Birşey içmek istediğinizde belirtmezseniz “buzlu” geliyor. İçeceklere genelde bir kere para ödeyip sonra doldurup doldurup tekrar içebiliyorsunuz. “All you can drink” deniyor. Porsiyonlar çok büyük ve maalesef zamanla mideniz genişlediğinde size de normal gelmeye başlıyor. Bizdeki gibi herşeyi ekmekle yemek alışkanlığı yok. Burada insan emeğinin sözkonusu olduğu her yerde (sadece restoranlarda değil, garip gelecek ama taksilerde bile) tutarın yaklaşık %15’i kadar bahşiş vermeniz gerekiyor. Yemeğin artanını da “dog bag” deyip (köpeğime paket yaptırıyorum gibilerinden) paketletme ve eve götürme şansınız var. “All you can eat” açık büfelerde ise istediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz. Söylemeye gerek yok, fast food’un ana vatanındayız. Ucuz ve her yerde oluşları ile zaman sorunu yaşayanların (=tipik Amerikan) kurtarıcısı olsa da, fast food yemek sağlıksız bir seçim ve burada zincir restoranlar Türkiye’deki kadar temiz değil demek haksızlık olmaz. Bir farklılık da, sokaklarda gezen dondurma arabaları var (bizdeki gibi yayan gezmiyorlar), müziğini uzaktan duyan kapısının önüne çıkıyor.
      Toplumsal hayatta ilgimi çeken 1-2 nokta ise… aslında sokakların burada çok da güvenli olmadığı, “homeless” denen bir grubun varlığıydı. Bizde de "Sokak Cocukları" vs. var ama burada kimileri bunu kendi tercihiyle yaşam biçimi olarak seçmiş, kimileri de gerçekten evsiz. Aile bağları Türkiye’deki kadar sıkı değil (ben fazla evsizimizin olmamasını buna bağlıyorum) ve herkesin belli yaştan sonra “kendi” hayatı var. Çocuklara erken yaşta kendi işlerini yapmaları öğretiliyor ve aile içi işlerde de katkıları bekleniyor, bizdeki “dokunmayalım ders çalışsın” anlayışı yok. Genelde 18’inden sonra kolej, iş ya da orduya katılarak yaşantılarını çiziyor ve aileleriyle ancak "Christmas" gibi özel günlerde bir araya geliyorlar. Ebeveynler de çok yaşlanınca çocuklarının evine torun bakmaya değil de, “nursing house”lara gidiyorlar. Herkes maddi-manevi sıkıntısından kendisi sorumlu, ben bu anlamda Türkiye’nin çok daha iyi durumda olduğunu ve bu değerlerimizi yitirmemeye çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Texas’ta olduğum için söylemiyorum, gerçekten genelde belli saatten sonra sokakta çok rahat dolaşamıyorsunuz, tehlikeli olabiliyor.
      Gündelik hayatta bana ilginç gelen kavramlar ise ilki, "laundrymat"lar, yani çamaşırhaneler. Türkiye’de hemen herkesin evinde beyaz eşyası vardır ama burada öyle değil, çamaşırlarınızı götürüp yıkayabileceğiniz ortak çamaşırhaneler var. İkincisi, GYM’ler çok yaygın. Sağlıklı yaşam trendinin çıkışa geçmesiyle ‘gym’e gitme neredeyse herkesin gündelik olarak yaptığı bir aktivite olmuş. Yerel yönetimin sağladığı ücretsiz tenis kortları vs. de var. Üçüncü olarak, kütüphaneler ücretsiz. Sadece Sosyal Güvenlik Numarası ve adresinizi vererek üye olup bir seferde 3 haftalığına, 20 taneye kadar kitap, kaset, CD, DVD ya da video kaset alabiliyorsunuz. Burada rastlamadım ama kütüphanelerin, büyük şehirlerde evsizlerin rağbet ettiği mekanlar olduğunu duydum. Kütüphanelerde internet olanağı da var. İnternet demişken… Burada internet kullanımı hayatın içine o kadar işlemiş ki; bizdeki gibi sadece fatura ödeme ya da e-mailleşme amacıyla kullanılmıyor, hemen her hizmeti internet üzerinden alma / verme imkanınız var. Local chatroom’larda sanal arkadaşlar edinip sonra gidip şahsen tanışabiliyorsunuz. Uzaktan çalışma (tele-working), home office kavramları çok yaygın. İşinizi evden internet üzerinden yürütmek, kendi işinin sahibi olmak Amerikalılar'ın tercih ettiği çalışma biçimleri. Bunun yanısıra hemen her meslekte “licensed / registered” (lisansli / kayıtlı) olmanız gerekiyor. Masör ya da mimar, farketmiyor, mesleğinizde belli testlerden geçmiş ve yeterliliğinizi ispatlamış olmanız gerekiyor. Bu sınavlar da eyaletten eyalete farklılık gösteriyor. Yani burada herhangi bir hizmet aldığınızda yüklüce para ödemeniz gerekse bile (avukat da tutsanız, doktora ya da masöre de gitseniz) insanların işinin ehli olduğuna güvenebiliyorsunuz, biliyorsunuz ki bu kişiler defalarca test edilmiş. Aklıma gelen bir farklılık da, arabanızla yanaşabileceğiniz ATM’ler var (ilk bakışta benzin istasyonuna benziyor), bir de araba bankacılığı var (-ki o daha da ilginç, arabanızla yanaştığınız istasyonlarda para ve dokümanınızı silindirik bir tüpün içine koyup düğmeye basıyorsunuz, havalandırma kanalı gibi kanallar ile banka içine ulaşıyor, gerekli işlemi yaptıktan sonra aynı kanalla size geri yolluyorlar) ya da arabadan fast food ısmarlayabiliyorsunuz. Bir diğer farklılık da, benzin istasyonlarında kendi benzininizi kendiniz dolduruyorsunuz, Türkiye’deki lüksünüz burada yok. “Kendi işini kendin gör” mantığı. Bayan okuyucular için söyleyeyim, Türkiye’deki lükslerimizden biri olan ev temizliğine yardımcı hanım almak, burada çok pahalı, kuaförler ve güzellik hizmetleri de öyle, ShortCuts adlı zincir kuaförde bir kesim-fön $42 (bu fiyat alışveriş merkezi ici kuaförlerde daha da pahalı). Ev tipi ürünler çok gelişmiş ama işçilik pahalı olduğu için salona gitmek gerçek bir “lüks”.
      Biraz uzunca bir yazi oldu ama yeterince detayli sanirim.Kisacasi Amerika’da yaşamak tam bir macera ve ciddi cesaret istiyor.Ben bu sene temelli olarak gidiyorum Amerika’ya ama Türkiye gibi bir ülkenin değerini herkes bilsin.Ve çaresi olmayanlar dışında sırf macera olsun diye düzeninizi bozmayın.

      mihir palas rumuzlu kişinin tecrübeleri
      mart 2005
      ALINTIDIR.

      Valla USA'de yasamak hic kolay degil,sinekten yag cikarmk gerekiyorsa onu da yapacaksin tabii ki.Ben buradaki listeden ozellikle lokantacilarin bazilarini tanirim,gitmistim cunku.Simdi Amerika'ya gelmek isteyenlere Amerika'da yasam ile ilgili biraz daha detayli bilgi vereyim.
      Amerikaya ilk defa gelip yasayacaksaniz mutlaka homesick olacaksiniz. kendi yemeklerinizi ozleyecek, kendi insanlarinizi arar olacaksiniz sokaklarda. Bu tabiki gecici bisey. Birde surekli kendi ulkenizi ve sehirinizi ozleyeceksiniz iste bu gecici bisey degil malesef.

      Burda amerikali erkekler opusmez dogrudur. yalnizca el sikisir yada soyle hafif yana kayarak sariliyormus gibi yapilir ama omuz omuza degdirilir esasinda. Hatta burda bazi kadinlar, kadin kadina bile opusmuyorlar. Amerikaya geleceklere en onemli tavsiye ise cok acik ve durust olmalari. burda hayat durustluk uzerine kurulmus.

      Karsinizdakinden asla beklentiniz olmasin Amerika da her koyun kendi basina ona gore. Dostluk arkadaslik kavrami cok farkli burda TR ye gore. beklentilerinizi yaninizda getirmeyiniz. Burda her milletten her cesit insan var dolayisi ile herkesinde cesit cesit huylari adetleri var bunlari hosgoru ile karsilamanizi tavsiye ederim. onu elestirip bunu elestirip hic bir yere varamazsiniz.

      Insanlarla konusurkenimali yada ustu kapali seyler soyleyip insanlarin sizi anlamasini beklemeyin TR deki gibi, siz kendinizi acikca anlatmadikca yada ifade etmedikce onlar sizi anlayamayacaklardir. ( bu ornek benim basimdan gecti).

      Bazi eyaletlerde araban olmazsa olmaz,mutlaka araba edinilmeli.

      Burda kiyafet cok ucuz gozlerinize inanamiyacaksiniz, sayet alis verisi seviyor ve yeni seyler almak sizi eylendiriyorsa bence hic valiz getirmeyin agirlik yapmasin. Ayakkabilar 15-30 dolar arasi tshirtler falan 7-15 dolar arasi elbiseler falan filan.(tabi parasi olup harcayabilicekler icin)

      Agiz tadimiz farkli oldugu icin yemekleri hic begenmeyeceksiniz basta, cok yagli yada sekerli gelecek tatlari, ama dogru marketleri bulup oralardan alis veris yaparsaniz kendi zevkinize uygun seyler bulacaksiniz.

      Ilk basta kilo alinabilir ucuz yemeklere saldirmaktan ekonomi yapmaya calismaktan 1 dolara koca hamburgerler yemeklerden dolayi sonra normale doneceksiniz.

      Bazi eyaletlerde sigara cok pahali onun icin internetten siparis edebilirsiniz.

      Halk kutuphanelerinde internet var herkese acik ve bedava elini kolunu sallaya sallaya iceri girip eger internet meskulsa listeye adini yazip sira sana geldiginde sinirsizca internet kullanabilirsiniz. zaman sinirlamasi yok.

      Ingilizce ogrenmek icin amerikaya gelecekseniz ingilizceyi universitelerden almaya calisin ve okul yurdunda kalin. unv. ingilizceyi daha iyi ogretiyorlar ve yurtta arkadas edinirsiniz.

      Amerikada kacak yasamak cok zor kacaga dusmemenizi tavsiye ederim. SSN siz hayat nerdeyse imkansizlasti. Kacaklarin cogunun yok ve bu yuzden eskiden ehliyet alanlar simdi ehliyetlerini bile yeniletemiyor. SSN siz zaten ne ev kiralayabilirsin nede telefon alabilirsin kisacasi ssn cok onenli.

      TR den kisa gecici olarak geliyorsaniz mutlaka seyahat sigortasi yaptirin dunyanin binbir turlu hali var. Burda saglik cok cok pahali. Simdi bir cok seyahat sirketi ugrasiyor bu sigorta isiyle.

      Aamerikadan TR yi aramanin en ucuz yolu calling card lardir ve bunu mezun dan yada tulumba.com dan alabilirsiniz. nasil arama yapacaginizla ilgili butun ayrintilar e mail la size yollaniyor.

      Sayet amerikada hastalanir ve acile giderseniz sizi paraniz yoksa bedava tedavi etmek zorundalar.

      Amerikada hemen hemen herkes unv. mezunu yada master yapmis yada doctora yapmis. en azindan Austinda benim gozlemledigim oyle.

      Amerikada her is istir para kazandirir. TR deki gibi siniflandirma yada bu assagilik is bu yukarilik is kavramlari yok. onlar bizim kompleksli millet olmamizdan kaynaklaniyor. garsonluk, kasiyerlik, tamircili,elektrikcilik bunlar burda iyi isler.

      TR den gelirken elektrikli aletlerinizi bosuna getirmeyin bir sure sonra voltaj farkindan bozulacaktir. burda her turlu elektrikli aleti cok ucuza alirsiniz. utu 15 dolar, sac kurutma makinasi 10-15 dolar civarinda. hemde iyi seyelr oyle uyduruk falanda degil. begenmediginiz calismayan seyi herzaman iade etme yada degistirme sansiniz var. tuketici haklari super burda, bir mali iade ederken sebebini soylemenize bile gerek yok paranizi geri oduyorlar.

      insanlar sokakta ve alis veris merkezlerinde goz goze geldiklerinde bir birine gulumsuyor ve nasilsiniz diye soruyor. yadirgamayin sakin cok normal. yada bir dukkana giriyorsunuz direk nasilsiniz nasil gidiyor diye soruyorlar.

      Amerikada kimse kimsenin evine cat kapi gitmez zaten masafalerde cok uzak oldugu icin kimse bunu yapmaya cesaret edemez.

      burda herkesin kendi ozel hayati vardir ve kimse kimseninkini elestirmez yada mudahale edemez.

      21 yasin altindakilere ne sigara nede icki satilmaz. 21 yas alti bara ve discoya da giremez.

      irkcilik cok buyuk suctur. sakin allahin pis yunanlisi demeyin bir yunanliya yada diger ulkeden birine, sahit gosterirse herif siz onu ona derken. bu lafinizdan dolayi hapse girersiniz. burda hapis cezalari cok agir ve isliyor.

      polis sizi durdurdugu zaman mutlaka isbirligi yapin.

      sakin uyusturucu bulundurmayin aracinizda yada bir baskasini aracini odunc aldiysaniz ve arkadasiniz da esrar piposu kullaniyor ve onuda arabada birakmis diyelim ve poliste sizi durdurdu aramada arkadasinizin arabasinda arkadasinizin piposunun buldu ama su anda arabayi siz kullaniyorsunuz. cezayi siz yersiniz, position of drug pipe tan.

      mihir palas rumuzlu kişinin tecrübeleri
      mart 2005
      ALINTIDIR.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: ABD Vatandaşlığı Başvuru Süreci (Naturalization)

      @sedef teşekkür ederim bilgi için

      Vatandaşlık Süreci ve İşlemleri içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Uber ve Lyft Şoförlüğü

      @maranty hayır sayılmıyor. emeklilik işini kendinizin halletmesi gerekiyor.

      Ulaşım içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: ABD Vatandaşlığı Başvuru Süreci (Naturalization)

      @Ege ben, o soruya hayır demeyi düşünüyorum, sorun olursa ben soruyu yanlış anlamışım derim :)

      Vatandaşlık Süreci ve İşlemleri içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Uber ve Lyft Şoförlüğü

      @gkhanfeez tabi günde kaç saat çalışıyor

      Ulaşım içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Amerika'da Green Cardla Yaşayanların Tecrübeleri

      @sobrero Aynen ben de sizin gibi olaya pozitif bakıyorum, nasılsa vatandaşlığım var, bir şekilde yolumun tekrar düşeceğine inanıyorum.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: ABD Vatandaşlığı Başvuru Süreci (Naturalization)

      @sedef geçmiş yazılarınızı okurken gördüm, geç oldu ama hayırlı olsun :)

      Vatandaşlık Süreci ve İşlemleri içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: California

      @Betfair39 Hele bir de çocuk varsa, kaymaklı ekmek kadayıfı, burası inanılmaz pahalı bir yer. Biz 2015 den beri burada yaşıyoruz ve geldiğime o kadar pişmanım ki anlatamam. keşke Amerika'ya uçakla geldiğim ilk güne dönsem, arkamı döner kaçardım buradan. IT sektöründe çalışanlar çok para kazanıyor ve tüm şehir yaşanılamayacak kadar pahalı bir hale geldi. 6 yılda tüm birikimlerimi tükettim, hem maddi hem manevi. Artık enerjim kalmadı, eğer bir kaç ay içinde vatandaşlık işimi halledersem, Türkiye'ye döneceğim. Hatta Amerikan pasaportunu bile konsolosluktan alabilir miyim diye bakıyorum.

      California içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • RE: Uber ve Lyft Şoförlüğü

      @maranty hayır öbür eyalete kayıt yaptırmanız gerekecektir ancak new york ve new jersey veya virginia, maryland gibi yerlerde çalışan arkadaşlara sormak daha iyi olur bu eyaletler bir birine çok yakın olduğu için muhtemelen iki eyalettende müşteri alıyorlardır.

      Ulaşım içinde yayımlandı
      Malkoç ÖmerM
      Malkoç Ömer
    • 1 / 1