Selam arkadaşlar,
Size 1.5 senelik Amerika deneyimimi, yaşadığım problemleri ve kendime göre edindiğim tecrübeleri anlatmaya çalışacağım. Açıkçası bu yazı bir deneyim paylaşımından çok, “Green Card topluluğu ne yapıyor, hayat nasıl gidiyor, benim yaşadığım problemleri yaşayanlar var mı, varsa bunları nasıl aştılar?” minvalinde bir paylaşım olacak.
Ne oluyor arkadaşlar? Çevremde, ister Green Card’lı olsun ister F1 vizesiyle burada bulunanlar olsun, herkes bir buhran içinde Amerika’da hayatta kalmaya çalışıyor. Evet, “hayatta kalmaya çalışıyor” diyorum. Çünkü burada hayatını sorunsuz ve stressiz sürdüren çok az insan tanıdım, en azından kendi çevremde.
Ne değişti? Biz mi beklentilerimizi çok yükselttik, yoksa gerçek Amerika bu muymuş? Şimdi bu cümleleri çoğul şekilde kuruyorum, belki yanlış anlaşılır ama lütfen samimiyetime verin.
1.5 yıl önce buraya geldiğimde İngilizcemi geliştiririm, okula yazılırım, kendime yatırım yaparım diye hayaller kuruyordum. Ama geçim kaygısı, çalışmak zorunda kalmak derken buna hiç vakit ayıramadım. (Daha bugün, yeni taşındığım Austin’de dil kursu başvurusu yaptım mesela.) Konuşma dilinde belli bir seviyeye gelmiş olsam da, “Amerikalı” biriyle arkadaşlık kurmanın ne kadar zor olduğunu yeni yeni anlamaya başladım. Üstelik bunun sadece bana özel olmadığını, İngilizcesi çok iyi olanların bile benzer sıkıntılar yaşadığını gördüm.
Sosyallik… bilmiyorum, sanırım burada bu kavramı unuttum. Zamanı nasıl kullanacağımı, her saati hesaplamanın yorgunluğunu, her gün “ne yapıyorum ben burada” diye kendimi sorgulamanın ağırlığını yaşıyorum. Buradaki yaşam biçimini ve insan ilişkilerini tanıdıkça, kendimi buraya daha fazla yabancı hissetmeye başladım.
Amerika’daki bireyselci zihniyetin, bizim gibi daha kolektif düşünen doğu toplumlarıyla ne kadar zıt olduğunu fark ettikçe bu yabancılık hissi daha da derinleşiyor. İnsanlar sanki otomatik pilottaymış gibi, yüzeysel ilişkiler içinde yaşıyorlar. Gerçek bir bağ kurmak, samimi bir sohbet etmek neredeyse imkânsız gibi. Ve bazen düşünüyorum… Belki de bu zihniyete hiçbir zaman tam anlamıyla sahip olamayacağım. Belki de bu yüzden kendimi hep bir “misafir” gibi hissedeceğim.
Öyle bir yaşta geldim ki (26), ne tam Türkiye’de kendimi var edebildim ne de burada. Günlerim Uber ve Lyft gibi işler yaparak geçiyor. Belki bu yazıdan sonra “başka iş ara” diyenler olacaktır. Ama FedEx, Amazon, Hertz gibi yerlerde de çalıştım. Hepsinde benzer sıkıntıları yaşadım.
İşin en garip ve düşündürücü tarafı ise, Türkiye’deki arkadaşlarımın gündelik hayatlarının benimkinden daha dolu ve daha mutlu geçiyor gibi görünmesi.
Sahi, biz burada ne yapıyoruz? Özellikle buraya gelmeden önce belli bir iş tecrübesi olmayan ya da Türkiye’deki işini burada yapamayan insanlar için soruyorum: Amerika’ya garsonluk, Uber şoförlüğü, dasher’lık, kasiyerlik, Amazon’da depo işçiliği yapmak için mi geldik? Bu işler geçici mi? Eğer geçiciyse, o süre zarfında biz neler kaybediyoruz?
Bir arayış içerisinde olmak, burada bir gelecek inşa etmeye çalışmak bizden bir şeyler götürüyor mu? Eğer götürüyorsa, hangisi ağır basıyor — kazandıklarımız mı, kaybettiklerimiz mi?
Biz Amerika’da ne yaşıyoruz?
Siz ne yaşıyorsunuz?

bakalım şimdi ben de eylül sonu gitmeyi düşünüyorum ve dediğiniz gibi aslında çokta büyük bir beklentiyle gitmiyorum ilk bir kaç sene kendimi idame ettiriyim, aldığım parayla refah seviyesinde yaşayım yeter kafasındayım açıkcası 
