• Kayıt Ol
    • Giriş
    • Arama
    • Kategoriler
    • Güncel
      • Popüler Konular
      • Beğenilen İletiler
    • Popüler Konular
    • Beğenilen İletiler
    • Takip Duvarı
    • Takip Edilen Başlıklar
    • Yer İmleriniz
      • Kullanıcılar
      • Gruplar
    • Kullanıcılar
    • Gruplar
    • Harita
    • Takvim
    • Social Media
      • Facebook Group
      • YouTube Channel
      • Facebook Page
      • Twitter Page
      • Instagram Page
    • Arama
    1. Ana Sayfa
    2. Nehir Siyamm
    Üyelik oluşturma, email adresi onayı veya foruma giriş konusunda sorun yaşayan üyelerimiz [email protected] adresine email gönderebilirler!
    • Profil
    • Takip Edilenler 4
    • Takipçiler 1
    • Konu 0
    • İleti 11
    • En İyi 7
    • Tartışmalı 0
    • Gruplar 0

    Nehir Siyamm

    @Nehir Siyamm

    63
    İtibar
    49
    Profil Görüntülemeleri
    11
    İleti
    1
    Takipçiler
    4
    Takip Edilenler
    Katılım Tarihi: Son Çevrimiçi Zamanı:

    Nehir Siyamm Takip etme Takip Et

    Nehir Siyamm tarafından gönderilen en iyi iletiler

    • RE: Göçmen Vize ile ABD'ye ilk giriş

      Okumak istemeyenler için özet: Pul almadım, sorunsuz girdim, sarı zarfı komple teslime ettim ve cd alınmadı.

      Vizeyi aldıktan sonra, çantada bir sarı zarfla bir süre beklemek en zor olanlardan biriydi. Bu sürede birkaç kez tekrarlayan kabuslarda bu zarfın yandığı da oldu kaybolduğu da unutulduğu da… Neyse, vizenin süresi altı ay ve ben hayatımın en zor dönemlerinden birindeyim, istesem de istemesem de yapmak zorunda olduğum ve çok uzun zamandır emek harcadığım bir işin de sonlarındayım. Bu nedenle ilk girişi baya bir geç tarihe erteledim. Bir de iki doz aşım tamamlanmamıştı, ikinci doz aşı 31 Aralık’ta olacak bunun üstüne bir de 14 gün daha beklemem gerekecekti. Neyse iki dozu da yaptırmış oldum o arada. Son gelişmeler, kurdaki acayip hareketler, zamlar filan olmasa muhtemelen bir iki hafta daha beklemeyi göze alabilirdim ama alamadım. Eylül ayında 5600-6500 tl aralığında olabilen gidiş-dönüş biletleri THY’de önce 8’lere sonra 9’lara sonra…12’binlere çıktı. O sürede benim gelirimde böyle muazzam bir artış olmadığı gibi olanın da bir işe yaramamaya başladığı bir seviyeye geçiş yaptık. Bu durumun yarattığı panikle 20 aralık haftası biraz takip biraz araştırmayla ilk giriş için 2-3 günlük de olsa bilet almaya karar verdim. İlk girişi, sürekli kalmayı düşündüğüm şehre değil, ama muhtemelen bir daha gitmek istemeyeceğim az da olsa gezilebilecek bir yere olmasını tercih ettim. Havaların giderek soğuyacak olmasının da etkisiyle daha kuzeydeki eyaletlere hiç bakmadım. Öyleydi böyleydi derken, New York’a karar verdim, bileti aldım, toplam 2 gece 3 gün sürecek şekilde airbnb’den Brooklyn-Williamsburg ortası bir yere rezervasyon yaptım.
      New York’u tercih etmeye en önemli etken, toplu taşıma ve havaalanından merkeze metro ve otobüs gibi seçeneklerin olmasıydı.
      Geldik gidiş gününe… Ankara’dan yola çıktığımda saat 02:00 sularıydı, 2 saat dışında uyuyamadan taksiye atlayıp havaalanına geçtim. THY 04.35 uçağı için şaşırtıcı bir biçimde tam zamanında uçağa aldı ve işlemleri tamamladı. Ne ki, uçağın içinde 1 saat bekledikten sonra pilot efendi uçağın arızalı olduğunu yeni uçağa aktarılacağımızı söyledi. Saat 05:40. NYC uçağı 08.35’te. İnmesi, koridor toplaşmasıydı, kapıydı derken saat 06:00. Yeni uçak geldi, açıklama elbette yok, özür yok, aktarmaya ne olacak bilgi yok. Uçak 06:50 havalandı. İniş saati 07:40. NYC uçağına 1 saatten az kalmış, daha uçağın park mevzusu var, git git bitmedi. Neyse Kabin Şefi’ne sordum yetişir mi? Onların planı hazırdı 15:00’de başka uçuş var ona binersiniz. Yok dedim bana izin verin ben bu uçuşa yetişirim, gerekirse de koşarım. Peki dedi, inmeden uçağın ön kapısının önündeki koltuğa gitmemi istediler. Ve başladım, neye olacak tabi ki koşmaya. O gün koşamadığım için içimde azcık dert olacaksa da kalmadı. Herhalde o koştur koştur hal, tıka basa dolu pasaport, pasaport kontrol memuru pul filan sormadı. Sorsa da savaşa hazırdım. Geçtim. Gözen güvenlik de pek ilgilenmedi, oradan geçiş de kısa sürdü ve uçağa zamanında bindim…

      Dikkat! : Kişisel tecrübeyle sabittir. Yabancı bir ülkeye giderken, özellikle uçaktan inmeye yakın tanımadığını kimseyle mümkün olduğu kadar iletişime geçmeyin. Size soru soranları da kısa cevaplarla mümkünse yanıtsız geçiştirin. İllaki cevap verecekseniz, gümrük girişi sonrasında, pasaport memurundan sonraya bırakın.! Yanlarında yasaklı maddeler taşıyor olabilirler, girişlerinde sorun yaşayacaklarsa sizi de peşlerinden sürükleyebilirler falan filan…

      İnerken yanıma yanaşan biri birkaç soru sordu. Önce kısaca cevap verdim baktım yanımda yürümeye başladı, lütfen artık dedim, kontrole gidiyoruz diyerek uzaklaştım.
      US-Citizens bölümünden girdim ve memura evraklarımı verdim. Memur Türkçe Merhaba XX. Nasılsın dedi? Aa dedim, Türkçe biliyor musunuz? Evet dedi. Memur bizden çıktı. Evrakları hızlıca inceledi, CD alınmadı, vizeye mührü vurdu ve işlem tamam. ABD’ye Hoş geldiniz!
      Hemen ardından bavul beklemeye başladım, bavulumda gıda yoktu. Yaptığım sandviçi de yolda yemiştim. Bavulu beklerken, bir yandan telefonla konuşuyorum, bu arada arkadan iki minik patinin bacaklarıma ve sırtıma vurduğunu hissettim. Arkamı döndüm minicik bir köpek, aa ne tatlısın sen diyecekken, pek de tatlı bir sahibi olmadığını gördüm. Polis: Çantanda ne var! Hiçbir şey yok bakabilirsiniz, panikle çantayı açmaya çalışırken, polis: Yiyecek var mı? Hayır ama sandviç yapmıştım onun poşeti var yedim. P: Nerede yedin? -Uçakta. P: İçinde ne vardı: Peynir, zeytin, avokado, ceviz… P: Et var mıydı? -Hayır et yoktu. P: Yani avokado diyorsun, -evet. P: Peki gidebilirsin. Arkadaşlar siz siz olun, keçi-koyun tulum peynirinden ekmek arası bir şeyler yapmayın, polis bilmiyordu ama ben köpeğin neyi kokladığını anladım 😊
      Not: JFK’dan Airtrain + Normal metro 7.75 USD +2.75 USD tutuyor. Otobüsler hemen havaalanı dışında, tek başınıza gidiyorsanız otobüs f/p açısından en uygun seçenek.
      Metrodan indikten sonra, şaşkınlıklarla etrafa bakındım. Her yer çöplük içindeydi, balya balya esrar yakılmış gibi kokular tek bir insandan çıkıyordu. Metro vagonlarında, walking dead sahnelerini aratmayacak zombi görünümlü tipler… Korktum. Sağda solda uzanmış evsizler, bağırıp çağıranlar, çöplükten beter leş gibi sokaklar, koca lağım fareleri… Brooklyn böyle bir yer değildir herhalde ben kötü yerine denk geldim diye düşündüm. Moralim bozuldu.
      İlk gün, check-in planı sonrası etrafı gezmeyi düşünüyordum. Ama hava soğuktu ve moralim baya bozulmuştu. Bu yorgunluk ve kafa dağınıklığıyla dışarı çıkmak moral bozukluğunu en fazla pekiştirirdi. NYC saatiyle 4 pmde çoktan uyumuştum.
      Tabii ki 01:30 gecenin bir yarısında uyanarak, garip bir biçimde altı saat kadar sabah olmasını bekledim. Uyarılara göre -12 olan hava hissedilen rüzgarla birlikte -18. Hazırlıklı gitmiştim veya ben öyle sanıyorum. İlk gün kısa bir koşuya çıktım, sabah 06:45’te evden çıktım. Sokaklardaki çöplük 5 kmlik bir alan boyunca nerdeyse aynı şiddetteydi. Spor yapan filan da yoktu. Parmaklarım kısa bir süre içinde acıyla buz kesti. Hızlıca eve dönmeye çalıştım. Hayatımda böyle soğuk görmedim!
      Cumartesi günü: Evden çıktım, ilk hedefim Brooklyn Köprüsü. Dünkü moral bozukluğu yoktu daha çok merak içindeydim. Dilimde de bir şarkı mırıldanıyorum… “What a feeling!” (Flash Dance filminin ünlü sahnesi. Evet o köprü muhtemelen bu köprü değil ama yine de “What a feeling, Being's believin', I can have it all, now I'm dancing for my life…”
      Neyse, o köprü bu köprü değilmiş arkadaşlar. Çorak çöllerin ortasındaki dev binalar yeşile hasret ağır metal yığınları arasından süzülüp giden ince bir su parçası… Sağdan sola ileriye geriye her yer aynı göğe uzanan taş yığınları arasında nefessiz kalmış bir su parçası. Tuhaf bir buruklukla şehrin kuzeyine doğru uzun yolculuğuma başladım.
      Chinatown, little Italy, Midtown derken evet hepsini yürüye yürüye o havada kısa bir kahve molasıyla Manhattan’ın ortasına geldim. Bir Starbucks’a geçtim, sütlü filtre orta boy kahve 3.20 usd. Oturacak yer yok gibi, kafenin içi buz gibi, sanki evsizler doluşmasın diye kasıtlı şekilde soğuk üfleyen klimalar. Neyse dış mekanda güneşin vurduğu bir taburede dinlendim. Wifi var ve tuvaletleri kullanabiliyorsunuz. Günün sonunda Central Park’a vardım. Saat öğleden sonra üç suları, parkta biraz gezinip, eve dönmeye karar verdim. Hava çok soğuktu ve yün eldiven kesinlikle bir işe yaramıyordu. Dahası telefon bataryası donduğu için şarjı bir anda yarılanmıştı. Daha fazla dışarıda kalınamazdı.
      Pazar günü: Sabah yüksek ateşle uyandım. Evde 11’e kadar dinlensem de kar etmedi. Kalan gün boyunca sokakta olacak ve gecesi uçuşa gidecektim. Yanımda iki adet parol almıştım. Ama hiçbir işe yaramadı. Newark havaalanı için aktarma durağı World Trade Center civarında bir starbucksa geçtim ve yaklaşık 3 saat kadar orada bekledim. Aynı gece sorunsuz bir biçimde uçağa bindim ve aynı gün gece Ankara’daydım. Şu anda bir hafta tamamlanmak üzere ve yakalandığım ağır grip etkisi azalarak da olsa sürüyor.
      Bir Akdenizli için bunca soğuk bunca beton yığını estetik yoksunu bu şehir sevilemezdi- üzgünüm New Yorklu kadeşlerim- berbattı!.
      Evsizler ekstra soğuk havalarda, tüm kapalı alanlara doluştuğu için ortaya tuhaf görüntüler çıkıyor. Tam da cumartesi günü deli olduğu iddia edilen biri, 42. Cadde civarında bir kadını gelen metronun önüne ittiği haberlerini alırken, birkaç saat sonra oradan geçtiğimi hatırlıyorum ve bu aşırılık beni şaşırtmıyor. Bindiğim metroların bazı vagonları sadece evsizlere aitti, topluca banklarda uyuyorlardı ve bu vagonlar insan sağlığı için pek iyi durumda değildi. Ben boş görüp bindiğimde, neden sonra kimsenin bunlara binmediğini fark ediyordum. Pazar arabası gizli bir tarikat sembolü gibi (şaka şaka), pazar arabalı biri görsem anlıyorum ya evsiz ya da “çarşıya” giden bir Latin veya Asyalı teyze…
      Tüm bu yola gitmeden bir gün önce 1976 yapımı olan ve NYC’de geçen bir film izlemiştim. “Taxi Driver” filmi. Ne eksik ne fazla, NYC, kara belaları, sosyal problemleri, çöplüğüyle ve evsizleriyle biraz o günlerdeki gibiydi. Bir sosyopatı oynayan Robert De Niro’nun şehri kökünden temizleme isteğini biraz da olsa anlıyorum şimdi… Aynı filmden herkese şu şarkıyla veda ediyorum, “late for the sky” Jackson Browne.
      Işıkla kalın…

      Yolculuk içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 Mulakat Deneyimleri

      19 Agustos 08.45 randevusu için iki gün önce Unganlarda muayne oldum. Önce 4. Katta kayıt ve ardından üçüncü katta testler yaptıktan sonra tekrar verilen saatte muayne icin 4. Kata gittim. Tansiyon, şeker, tiroid hastalığı, ameliyat oldun mu veya başka bir hastalık var mi ve sigara içip içmediğim dışında hiçbir soru sormadi. Sadece çıkarken saçlarımın on kısmındaki beyazı görüp, stresli bir yaşantın mi oldu diye (bence öylesine sordu bunu) sordu. Yoo öyle bişey olmadı dedim, sadece akademik son eğitimin zorlayıcı olduğunu söyledim. O da, o yeter diyorsun Yani dedi evet dedim. Sonuçları ertesi gün aldım.

      Mülakat günu:

      Sabah onceden anlaştığım taksici sabahın 6.50'sinde (gerçekten de öyle) gelip kapıda beklemeye başlamış. Yedide lan bu bizim taksici mi diye camdan bakmamla araması bir oldu, yarım saattir kapıdayım dedi. Hızlıca çıktık. Sabah Ankara trafiği çok olur ama yine de 7.30 da konsolosluk iki nolu kapının önündeydik. ( Ana cadde değil iç tarafta kaliyor). O sırada bizden önce mülakatı olan arkadaşları görüp yanlarına gittik. Gayet neşeli, gülmeli bir muhabbet sonrası onları ugurlayarak beklemeye başladık.
      Binaya giriş :
      Binaya girerken kapıdaki güvenlik gorevlilerine kendi enerjinizi yansitmamizla çok hoş gülmeli bir giriş yaptık. Ancak bekleme salonu dışarıdaki tüm sıcaklığı süpüren bir havadaydı. Gerçekten tuhaf bir sogukluk çöktü. Önce numara verildi. Numarayla ilk olarak belgeleri verdim. Belgeleri hazırlarken her belge ikişer adet, hem orijinal hem e-devlet şeklinde uç ayrı şekilde hazırlamıştım. Sırasıyla sadece yazılı evraklari aldıktan sonra, adres değişimi için kağıt verdim ve öğrenci belgemi de verdim. Öğrenci belgemi de aldı. Sadece master diplomasini geri verdi ve çok büyük zarar görmesin, mülakatta yeniden verirsiniz dedi. Sonra tekrar ödeme için bekledik. Ödeme 330 (330 da yedek getirmiştim) usd olarak ödedim. Sonra mülakat için beklemeye başladık. Bu arada 8 15 randevusu olan arkadaşlarımız hala mülakat yapmamisti, 8.45 ise 4 kisiydik. Onlarin pasaportlariyla mulakattan ayrıldığını görmek moral bozucu oldu, AP'ye kalmışlardı. Hem onlar için üzülurken hem de oluşan gerilimle sabahki güzel enerji baya kara kuru birşey kalmisti. Neyse mülakat için numara yandı, gittim, bir de ne göreyim, Asya-Amerikan hanımefendi.( buna sevinmiştim onun Mulakatlari sanki daha soft geçiyor gibi geldi, [ yani önlerinde dostlarımızı tarayan müthiş bir yazılımları olduğunu ve mulakatin biraz da formalite olduğunu düşünsem de neyse ]) günün ilk mulakatina benle başladı. Yan bankolarda suregiden mulkatlar vardı. Önce ma diplomasini istedi o sırada lisans diplomasini da verdim. Yemin, parmak izi ve sorular: Nereye gideceksin, Austin; neden Austin büyüyen bir işgucu piyasası ve sosyal açıdan aktif bir şehir; tanidigin var mi, arkadaşlarim var; Ne iş yapacaksin, kısa dönemde geçici isler, orta ve uzun dönemde akademi; su an ne iş yapıyorsun, öğrenciyim; peki hangi aşamadasin, bitti sayılır eylül gibi savunmam var, kesinlikle okulu bırakmayacağım zaten son dönemim diye vurguladım. (bunu sorarken gözümün içine baktı, bunun dışında neredeyse hiç göz temasimiz olmadı), hesabında Ne kadar para var, nereden geldi, kendi birikimi olduğunu söyledim. Peki dedi (tüm bunlar maks 5 dk surmedi, zaten benle pek ilgilenmedi tam bir profesyonel gibi sadece sordu ve yazdı. Hatta neredeyse mimik dahi yapmadı. (Zaten benim dosya da sıkıcıdır 😅 ne sorsun ) , vizeni onaylıyorum dedi. Teşekkür ettim. Bu arada bana bir sorun var mi dedi. Hayır dedim. Bir hafta içinde pasaportunu yolariz dedi. Ve bitti. İlginçtir ki ne doktor ne vize memuru hiçbir şekilde irdeleyen sorular vb sormadi. Mülakatı ingilizce yaptık, sormadılar, sorsalardi da İngilizce isteyecektim zaten. Herkese bol sans.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 Mulakat Deneyimleri

      @gucarslan sizin ve @Muhtaradana 'nin muazzam bilgi paylaşma çabası gerçekten çok kıymetli. Teşekkür ederim.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 Mulakat Deneyimleri

      @Sono çok tesekkur ederim. 😊

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 Mulakat Deneyimleri

      @crazycells çok tesekkur ederim.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: Göçmen Vize ile ABD'ye ilk giriş

      @kryptonite Çok teşekkür ederim.

      Yolculuk içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 (2021 Green Card Lotosu) Asamalari

      @knnrn, içinde söyledi: DV2021 (2021 Green Card Lotosu) Asamalari

      @Ulysses-Gaze, içinde söyledi: DV2021 (2021 Green Card Lotosu) Asamalari

      @crazycells Merhaba, ds-260 formuyla ilgili birkaç sorum olacaktı. Yanıtlamanız mümkünse çok sevinirim.

      1. Doktora öğrencisiyim, işsizim, Work/Education/Training bölümüne student yerine, "social sciences" altta da üniversite adı yazmışım.

      2. Annemin kızlık soyadını İ harfi giremediğim için does not apply olarak bıraktım.

      3. Eski adresler bölümüne (farklı yıllarda, 3 kere erasmus yaptım ve 5 aydan uzun kalmadım) yurtdışında kaldığım adresleri eklemedim.

      4. Adres kısımlarında State/Province kısmı hep does not apply, city kısmına ise il yazdım.

      5. ABD'de greencard'ın teslim edileceği adres kısmına hiçbir ilişkim olmayan bir üniversite adresi girdim. (bunu mülakat gününde kadar adres bulup değiştirebirim diye öyle yaptım)

      6. ABD yasalarına uygun aşı belgesine evet demişim ama öyle bir belgem yok. Olduğum aşıların tek belgesi omuzumda kalan izleri 🙂

      Sorum şu, bunlar için ds-260 formunu açtırmalı mıyım?

      @crazycells sorulara yanıt yazar ama ben genel olarak fikrimi yazmak istedim. Resmi formlara ve göçmenlik ile ilgili başvurulara bu şekilde yaklaşırsanız çok başınız ağrır. Bu konunun ilk mesajını iyice okuyun, paketi inceleyin. Sorulara bu şekilde "rastgele" yanıtlar vermeyin. "İ" harfi yazamıyorsanız "does not apply" yazmak yerine küçük "i" kullanmalıydınız. ABD'de rastgele bir adres vermek daha sonra başınıza büyük dert olabilir, ben dahil çoğu kişinin green kartları (konsoloslukta farklı bir adres verip ilk girişte teyid ettiğimiz halde) ilk verdikleri adrese gitti. Formda bu kısmı uygun şekilde boş bırakmanın yolu ilk mesajda tarif edilmişti. Adres konusunda "province=il", "city=ilçe" şeklinde yapmak doğru olur. Yurt dışında kaldığınız adresleri yazmamak da bence doğru değil.
      Özetle, formu açtırıp hepsini düzeltin.

      Merhaba, öncelikle yanıt için teşekkür ederim. Formu durdurduğumda forumdan bihaberdim. Biraz zaman geçtikten sonra keşfettim, i harfi l harfi muhabbetini de çok geç farkettim, formu doldururken herhangi bir ön çalışma yapmadım. Yurtdışında ortalama 4 er ay kaldım bu adresleri yazmam gerekli mi? Bir de ABD'de verilecek adres mülakatta degistirilebilir gibi birçok yorum okudum forumda. Öyleyse önce ABD için adres bulmam gerekli.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm

    Nehir Siyamm tarafından gönderilen son iletiler

    • RE: Göçmen Vize ile ABD'ye ilk giriş

      @kryptonite Çok teşekkür ederim.

      Yolculuk içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: Göçmen Vize ile ABD'ye ilk giriş

      @kartalveat çok tesekkur ederim.

      Yolculuk içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: Göçmen Vize ile ABD'ye ilk giriş

      @gucarslan iyi dileğiniz için çok teşekkür ederim.

      Yolculuk içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: Göçmen Vize ile ABD'ye ilk giriş

      @melcem çok teşekkür ederim, size katılıyorum.

      Yolculuk içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: Göçmen Vize ile ABD'ye ilk giriş

      Okumak istemeyenler için özet: Pul almadım, sorunsuz girdim, sarı zarfı komple teslime ettim ve cd alınmadı.

      Vizeyi aldıktan sonra, çantada bir sarı zarfla bir süre beklemek en zor olanlardan biriydi. Bu sürede birkaç kez tekrarlayan kabuslarda bu zarfın yandığı da oldu kaybolduğu da unutulduğu da… Neyse, vizenin süresi altı ay ve ben hayatımın en zor dönemlerinden birindeyim, istesem de istemesem de yapmak zorunda olduğum ve çok uzun zamandır emek harcadığım bir işin de sonlarındayım. Bu nedenle ilk girişi baya bir geç tarihe erteledim. Bir de iki doz aşım tamamlanmamıştı, ikinci doz aşı 31 Aralık’ta olacak bunun üstüne bir de 14 gün daha beklemem gerekecekti. Neyse iki dozu da yaptırmış oldum o arada. Son gelişmeler, kurdaki acayip hareketler, zamlar filan olmasa muhtemelen bir iki hafta daha beklemeyi göze alabilirdim ama alamadım. Eylül ayında 5600-6500 tl aralığında olabilen gidiş-dönüş biletleri THY’de önce 8’lere sonra 9’lara sonra…12’binlere çıktı. O sürede benim gelirimde böyle muazzam bir artış olmadığı gibi olanın da bir işe yaramamaya başladığı bir seviyeye geçiş yaptık. Bu durumun yarattığı panikle 20 aralık haftası biraz takip biraz araştırmayla ilk giriş için 2-3 günlük de olsa bilet almaya karar verdim. İlk girişi, sürekli kalmayı düşündüğüm şehre değil, ama muhtemelen bir daha gitmek istemeyeceğim az da olsa gezilebilecek bir yere olmasını tercih ettim. Havaların giderek soğuyacak olmasının da etkisiyle daha kuzeydeki eyaletlere hiç bakmadım. Öyleydi böyleydi derken, New York’a karar verdim, bileti aldım, toplam 2 gece 3 gün sürecek şekilde airbnb’den Brooklyn-Williamsburg ortası bir yere rezervasyon yaptım.
      New York’u tercih etmeye en önemli etken, toplu taşıma ve havaalanından merkeze metro ve otobüs gibi seçeneklerin olmasıydı.
      Geldik gidiş gününe… Ankara’dan yola çıktığımda saat 02:00 sularıydı, 2 saat dışında uyuyamadan taksiye atlayıp havaalanına geçtim. THY 04.35 uçağı için şaşırtıcı bir biçimde tam zamanında uçağa aldı ve işlemleri tamamladı. Ne ki, uçağın içinde 1 saat bekledikten sonra pilot efendi uçağın arızalı olduğunu yeni uçağa aktarılacağımızı söyledi. Saat 05:40. NYC uçağı 08.35’te. İnmesi, koridor toplaşmasıydı, kapıydı derken saat 06:00. Yeni uçak geldi, açıklama elbette yok, özür yok, aktarmaya ne olacak bilgi yok. Uçak 06:50 havalandı. İniş saati 07:40. NYC uçağına 1 saatten az kalmış, daha uçağın park mevzusu var, git git bitmedi. Neyse Kabin Şefi’ne sordum yetişir mi? Onların planı hazırdı 15:00’de başka uçuş var ona binersiniz. Yok dedim bana izin verin ben bu uçuşa yetişirim, gerekirse de koşarım. Peki dedi, inmeden uçağın ön kapısının önündeki koltuğa gitmemi istediler. Ve başladım, neye olacak tabi ki koşmaya. O gün koşamadığım için içimde azcık dert olacaksa da kalmadı. Herhalde o koştur koştur hal, tıka basa dolu pasaport, pasaport kontrol memuru pul filan sormadı. Sorsa da savaşa hazırdım. Geçtim. Gözen güvenlik de pek ilgilenmedi, oradan geçiş de kısa sürdü ve uçağa zamanında bindim…

      Dikkat! : Kişisel tecrübeyle sabittir. Yabancı bir ülkeye giderken, özellikle uçaktan inmeye yakın tanımadığını kimseyle mümkün olduğu kadar iletişime geçmeyin. Size soru soranları da kısa cevaplarla mümkünse yanıtsız geçiştirin. İllaki cevap verecekseniz, gümrük girişi sonrasında, pasaport memurundan sonraya bırakın.! Yanlarında yasaklı maddeler taşıyor olabilirler, girişlerinde sorun yaşayacaklarsa sizi de peşlerinden sürükleyebilirler falan filan…

      İnerken yanıma yanaşan biri birkaç soru sordu. Önce kısaca cevap verdim baktım yanımda yürümeye başladı, lütfen artık dedim, kontrole gidiyoruz diyerek uzaklaştım.
      US-Citizens bölümünden girdim ve memura evraklarımı verdim. Memur Türkçe Merhaba XX. Nasılsın dedi? Aa dedim, Türkçe biliyor musunuz? Evet dedi. Memur bizden çıktı. Evrakları hızlıca inceledi, CD alınmadı, vizeye mührü vurdu ve işlem tamam. ABD’ye Hoş geldiniz!
      Hemen ardından bavul beklemeye başladım, bavulumda gıda yoktu. Yaptığım sandviçi de yolda yemiştim. Bavulu beklerken, bir yandan telefonla konuşuyorum, bu arada arkadan iki minik patinin bacaklarıma ve sırtıma vurduğunu hissettim. Arkamı döndüm minicik bir köpek, aa ne tatlısın sen diyecekken, pek de tatlı bir sahibi olmadığını gördüm. Polis: Çantanda ne var! Hiçbir şey yok bakabilirsiniz, panikle çantayı açmaya çalışırken, polis: Yiyecek var mı? Hayır ama sandviç yapmıştım onun poşeti var yedim. P: Nerede yedin? -Uçakta. P: İçinde ne vardı: Peynir, zeytin, avokado, ceviz… P: Et var mıydı? -Hayır et yoktu. P: Yani avokado diyorsun, -evet. P: Peki gidebilirsin. Arkadaşlar siz siz olun, keçi-koyun tulum peynirinden ekmek arası bir şeyler yapmayın, polis bilmiyordu ama ben köpeğin neyi kokladığını anladım 😊
      Not: JFK’dan Airtrain + Normal metro 7.75 USD +2.75 USD tutuyor. Otobüsler hemen havaalanı dışında, tek başınıza gidiyorsanız otobüs f/p açısından en uygun seçenek.
      Metrodan indikten sonra, şaşkınlıklarla etrafa bakındım. Her yer çöplük içindeydi, balya balya esrar yakılmış gibi kokular tek bir insandan çıkıyordu. Metro vagonlarında, walking dead sahnelerini aratmayacak zombi görünümlü tipler… Korktum. Sağda solda uzanmış evsizler, bağırıp çağıranlar, çöplükten beter leş gibi sokaklar, koca lağım fareleri… Brooklyn böyle bir yer değildir herhalde ben kötü yerine denk geldim diye düşündüm. Moralim bozuldu.
      İlk gün, check-in planı sonrası etrafı gezmeyi düşünüyordum. Ama hava soğuktu ve moralim baya bozulmuştu. Bu yorgunluk ve kafa dağınıklığıyla dışarı çıkmak moral bozukluğunu en fazla pekiştirirdi. NYC saatiyle 4 pmde çoktan uyumuştum.
      Tabii ki 01:30 gecenin bir yarısında uyanarak, garip bir biçimde altı saat kadar sabah olmasını bekledim. Uyarılara göre -12 olan hava hissedilen rüzgarla birlikte -18. Hazırlıklı gitmiştim veya ben öyle sanıyorum. İlk gün kısa bir koşuya çıktım, sabah 06:45’te evden çıktım. Sokaklardaki çöplük 5 kmlik bir alan boyunca nerdeyse aynı şiddetteydi. Spor yapan filan da yoktu. Parmaklarım kısa bir süre içinde acıyla buz kesti. Hızlıca eve dönmeye çalıştım. Hayatımda böyle soğuk görmedim!
      Cumartesi günü: Evden çıktım, ilk hedefim Brooklyn Köprüsü. Dünkü moral bozukluğu yoktu daha çok merak içindeydim. Dilimde de bir şarkı mırıldanıyorum… “What a feeling!” (Flash Dance filminin ünlü sahnesi. Evet o köprü muhtemelen bu köprü değil ama yine de “What a feeling, Being's believin', I can have it all, now I'm dancing for my life…”
      Neyse, o köprü bu köprü değilmiş arkadaşlar. Çorak çöllerin ortasındaki dev binalar yeşile hasret ağır metal yığınları arasından süzülüp giden ince bir su parçası… Sağdan sola ileriye geriye her yer aynı göğe uzanan taş yığınları arasında nefessiz kalmış bir su parçası. Tuhaf bir buruklukla şehrin kuzeyine doğru uzun yolculuğuma başladım.
      Chinatown, little Italy, Midtown derken evet hepsini yürüye yürüye o havada kısa bir kahve molasıyla Manhattan’ın ortasına geldim. Bir Starbucks’a geçtim, sütlü filtre orta boy kahve 3.20 usd. Oturacak yer yok gibi, kafenin içi buz gibi, sanki evsizler doluşmasın diye kasıtlı şekilde soğuk üfleyen klimalar. Neyse dış mekanda güneşin vurduğu bir taburede dinlendim. Wifi var ve tuvaletleri kullanabiliyorsunuz. Günün sonunda Central Park’a vardım. Saat öğleden sonra üç suları, parkta biraz gezinip, eve dönmeye karar verdim. Hava çok soğuktu ve yün eldiven kesinlikle bir işe yaramıyordu. Dahası telefon bataryası donduğu için şarjı bir anda yarılanmıştı. Daha fazla dışarıda kalınamazdı.
      Pazar günü: Sabah yüksek ateşle uyandım. Evde 11’e kadar dinlensem de kar etmedi. Kalan gün boyunca sokakta olacak ve gecesi uçuşa gidecektim. Yanımda iki adet parol almıştım. Ama hiçbir işe yaramadı. Newark havaalanı için aktarma durağı World Trade Center civarında bir starbucksa geçtim ve yaklaşık 3 saat kadar orada bekledim. Aynı gece sorunsuz bir biçimde uçağa bindim ve aynı gün gece Ankara’daydım. Şu anda bir hafta tamamlanmak üzere ve yakalandığım ağır grip etkisi azalarak da olsa sürüyor.
      Bir Akdenizli için bunca soğuk bunca beton yığını estetik yoksunu bu şehir sevilemezdi- üzgünüm New Yorklu kadeşlerim- berbattı!.
      Evsizler ekstra soğuk havalarda, tüm kapalı alanlara doluştuğu için ortaya tuhaf görüntüler çıkıyor. Tam da cumartesi günü deli olduğu iddia edilen biri, 42. Cadde civarında bir kadını gelen metronun önüne ittiği haberlerini alırken, birkaç saat sonra oradan geçtiğimi hatırlıyorum ve bu aşırılık beni şaşırtmıyor. Bindiğim metroların bazı vagonları sadece evsizlere aitti, topluca banklarda uyuyorlardı ve bu vagonlar insan sağlığı için pek iyi durumda değildi. Ben boş görüp bindiğimde, neden sonra kimsenin bunlara binmediğini fark ediyordum. Pazar arabası gizli bir tarikat sembolü gibi (şaka şaka), pazar arabalı biri görsem anlıyorum ya evsiz ya da “çarşıya” giden bir Latin veya Asyalı teyze…
      Tüm bu yola gitmeden bir gün önce 1976 yapımı olan ve NYC’de geçen bir film izlemiştim. “Taxi Driver” filmi. Ne eksik ne fazla, NYC, kara belaları, sosyal problemleri, çöplüğüyle ve evsizleriyle biraz o günlerdeki gibiydi. Bir sosyopatı oynayan Robert De Niro’nun şehri kökünden temizleme isteğini biraz da olsa anlıyorum şimdi… Aynı filmden herkese şu şarkıyla veda ediyorum, “late for the sky” Jackson Browne.
      Işıkla kalın…

      Yolculuk içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 Mulakat Deneyimleri

      @crazycells çok tesekkur ederim.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 Mulakat Deneyimleri

      @Sono çok tesekkur ederim. 😊

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 Mulakat Deneyimleri

      @gucarslan sizin ve @Muhtaradana 'nin muazzam bilgi paylaşma çabası gerçekten çok kıymetli. Teşekkür ederim.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 Mulakat Deneyimleri

      19 Agustos 08.45 randevusu için iki gün önce Unganlarda muayne oldum. Önce 4. Katta kayıt ve ardından üçüncü katta testler yaptıktan sonra tekrar verilen saatte muayne icin 4. Kata gittim. Tansiyon, şeker, tiroid hastalığı, ameliyat oldun mu veya başka bir hastalık var mi ve sigara içip içmediğim dışında hiçbir soru sormadi. Sadece çıkarken saçlarımın on kısmındaki beyazı görüp, stresli bir yaşantın mi oldu diye (bence öylesine sordu bunu) sordu. Yoo öyle bişey olmadı dedim, sadece akademik son eğitimin zorlayıcı olduğunu söyledim. O da, o yeter diyorsun Yani dedi evet dedim. Sonuçları ertesi gün aldım.

      Mülakat günu:

      Sabah onceden anlaştığım taksici sabahın 6.50'sinde (gerçekten de öyle) gelip kapıda beklemeye başlamış. Yedide lan bu bizim taksici mi diye camdan bakmamla araması bir oldu, yarım saattir kapıdayım dedi. Hızlıca çıktık. Sabah Ankara trafiği çok olur ama yine de 7.30 da konsolosluk iki nolu kapının önündeydik. ( Ana cadde değil iç tarafta kaliyor). O sırada bizden önce mülakatı olan arkadaşları görüp yanlarına gittik. Gayet neşeli, gülmeli bir muhabbet sonrası onları ugurlayarak beklemeye başladık.
      Binaya giriş :
      Binaya girerken kapıdaki güvenlik gorevlilerine kendi enerjinizi yansitmamizla çok hoş gülmeli bir giriş yaptık. Ancak bekleme salonu dışarıdaki tüm sıcaklığı süpüren bir havadaydı. Gerçekten tuhaf bir sogukluk çöktü. Önce numara verildi. Numarayla ilk olarak belgeleri verdim. Belgeleri hazırlarken her belge ikişer adet, hem orijinal hem e-devlet şeklinde uç ayrı şekilde hazırlamıştım. Sırasıyla sadece yazılı evraklari aldıktan sonra, adres değişimi için kağıt verdim ve öğrenci belgemi de verdim. Öğrenci belgemi de aldı. Sadece master diplomasini geri verdi ve çok büyük zarar görmesin, mülakatta yeniden verirsiniz dedi. Sonra tekrar ödeme için bekledik. Ödeme 330 (330 da yedek getirmiştim) usd olarak ödedim. Sonra mülakat için beklemeye başladık. Bu arada 8 15 randevusu olan arkadaşlarımız hala mülakat yapmamisti, 8.45 ise 4 kisiydik. Onlarin pasaportlariyla mulakattan ayrıldığını görmek moral bozucu oldu, AP'ye kalmışlardı. Hem onlar için üzülurken hem de oluşan gerilimle sabahki güzel enerji baya kara kuru birşey kalmisti. Neyse mülakat için numara yandı, gittim, bir de ne göreyim, Asya-Amerikan hanımefendi.( buna sevinmiştim onun Mulakatlari sanki daha soft geçiyor gibi geldi, [ yani önlerinde dostlarımızı tarayan müthiş bir yazılımları olduğunu ve mulakatin biraz da formalite olduğunu düşünsem de neyse ]) günün ilk mulakatina benle başladı. Yan bankolarda suregiden mulkatlar vardı. Önce ma diplomasini istedi o sırada lisans diplomasini da verdim. Yemin, parmak izi ve sorular: Nereye gideceksin, Austin; neden Austin büyüyen bir işgucu piyasası ve sosyal açıdan aktif bir şehir; tanidigin var mi, arkadaşlarim var; Ne iş yapacaksin, kısa dönemde geçici isler, orta ve uzun dönemde akademi; su an ne iş yapıyorsun, öğrenciyim; peki hangi aşamadasin, bitti sayılır eylül gibi savunmam var, kesinlikle okulu bırakmayacağım zaten son dönemim diye vurguladım. (bunu sorarken gözümün içine baktı, bunun dışında neredeyse hiç göz temasimiz olmadı), hesabında Ne kadar para var, nereden geldi, kendi birikimi olduğunu söyledim. Peki dedi (tüm bunlar maks 5 dk surmedi, zaten benle pek ilgilenmedi tam bir profesyonel gibi sadece sordu ve yazdı. Hatta neredeyse mimik dahi yapmadı. (Zaten benim dosya da sıkıcıdır 😅 ne sorsun ) , vizeni onaylıyorum dedi. Teşekkür ettim. Bu arada bana bir sorun var mi dedi. Hayır dedim. Bir hafta içinde pasaportunu yolariz dedi. Ve bitti. İlginçtir ki ne doktor ne vize memuru hiçbir şekilde irdeleyen sorular vb sormadi. Mülakatı ingilizce yaptık, sormadılar, sorsalardi da İngilizce isteyecektim zaten. Herkese bol sans.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm
    • RE: [Arşiv] DV2021 (2021 Green Card Lotosu) Asamalari

      @crazycells İşin aslı, formu açtırmak istememe sebebim, belge gönderdim ve onay da aldım. Ds-260'ı açtirdiğimizda yeniden belge göndermek ve onay beklemek gerekiyormuş . Bundan ötürü ikilem yaşıyorum. Cevaplariniz için ayrıca teşekkür ederim.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      Nehir Siyamm
      Nehir Siyamm